Blog Arşivleri

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..1

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..1
Bismillâhirrahmânirrahim (*) Hak Taalâ’ya sonsuz şükür, minnet ve övgüler olsun. İnsanlar için nasip kıldığı tüm şeylere şükürler olsun. (a) Hak Taalâ, peygamberler önderi ve ulusu peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâm adına yarattı bütün alemi. (b) Peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâmın sehabelerine ve ehl-i beytine de selam olsun. Onlar bela ve skıntı kabında, cihad meydanında pişerek olgunlaşmış, vicdanlarını, gönüllerini arındırmış mübareklerdir.(c) Ol kutb-ı âlem-i malûm, Sultan Hacı Bektaş-ı Veli Horasanî Rahmetullahu aleyh, ol din çerağı böyle buyurur ki. (d) ——————————————————————————– I. BÖLÜM İNSANLARIN YARATILIŞLARI Hak Sübhane ve Taalâ Adem oğullarını dört dürlü nesneden yarattı. Ve hem dört bölük kıldı. Ve hem dört bölüğün dahi dört dürlü taatleri vardır. Dört dürlü arzuları ve dört dürlü halleri vardır. Pes, edekkim dört dürlü nesneden yarattı. Evvel, topraktan; ikincisi, sudan; üçüncüsü oddan; dördüncüsü, yelden. Ve dört güruhkim vardır, yani dört bölük kıldı. II. BÖLÜM EVVEL BÖLÜK ÂBİTLERDİR Evvel bölük âbidlerdir. Bunlar Şeriat kavmidir asılları Yel’dir. Yel hem sâfidir ve hem kavidir. Zira ki, yel esmeyince daneler samanından ayrılmaz. Eğer yel esmeyeydi mecmu âlem kokudan helak olayıdı. Pes imdi, helâl ve harâm, mısmıl ve murdar, kamusu şeriat birle malûm olur. Zira ki, şeriat kapıdır. Nitekim Çalap Celle Celâle cümle türlü nesnenin varlığını Kur’ân içinde yad kıldı. Kavlehu Taalâ “… Ve lâ râtbin ve lâ yâbisin illa fiy kitabin mübiyn” (1) Pes, azizmen ki, sakınmak gerekkim Hak Taalâ buyurduğun ceht kılıp elden komamak gerek. Ve yığlanın dediği nesneden yığlanmak gerek. İlm-i Kur’ân senin içinde olup sen taşra kalmayasın. Ya sen içinde olup Kur’ân taşrada kalmasın. Dava bütün olsun. Kur’ân şartın tutsun. İblis emrin dutmadı lânet oldu. İlim, iblis içinde idi, kendi taşra kaldı. Pes imdi, anlar kendülerün temüz etti bileler. Ve bu resme olan kişilerin ameli nüdigün, marifet gelüben canı diri kıldığı yerde yad kılur inşallah-ü Taalâ. Pes, imdi, âbitlerin taatleri namazdır, oruçtur, zekâttır ve hacdır. Nefr-i âm olıcak gaza eylemektir. Ve cenabetten gusl eylemektir. Ve arzuların istemyüp dünyayı terk etmektir. Ve âhireti sevmektir. Ve halleri birbirin incitmemektir. Pes, kibir ve haset ve buhul ve adavet bunlarda hemandır. III. BÖLÜM İKİNCİ GÜRUH ZAHİTLERDİR İkinci güruh zahitlerdir. Bunların aslı oddandır. Bunlar tarikat kavmidir. Pes od gibi dün ü gün yansalar gerektir. Kendülerin göyündürseler gerektir. Pes, her kim bu dünyada kendü özün göyündürse, yarın ahirette dürlü dürlü azaptan kurtulur. Pes, şöyle bilün kim, bir kez yansa ayruk yanmaz. Kavlehu Taalâ “..Ve kuduhennasaü ve’lhıracetü” (2) Pes imdi, Zahitlerin taatı dün ü gün Tanrı zikrin yad kılmaktır. Ve hem İsmaullahı yad kılmaktır. Ve hem havf u reca içinde olmaktır. Arzuları dünyayı terk etmektir. Ahiret için halleri İlmü Ledün’dür. Ve kendi bilirler ne olmuştur. Bilmezler kim kandan gelediler ve kanceru varırlar. Zira kim bunlara hidayet kapısı açılmadı. Tanrı’yı yad kılmakları kendü cehtleridür. Bunların güruhu hemandır. ——————————————————————————– IV. BÖLÜM ÜÇÜNCÜ GÜRUH SUDANDIR BUNLAR MARİFET KAVMİDİR Üçüncü güruh sudandır. Bunlar marifet kavmidir. Pes, su arıdır. Hem arıdıcıdır. Evvel sual salsalar, arısı nedir ve arıttığı nedir? Cevap: Arifler katında her sözün üç yüz yüzü vardır ve her bir ardı vardır. Ayruk kişi katunda her sözün yetmiş iki yüzlü ve bir ardı vardır. Pes, cahiller bilmezliklerinden kelimenin ardın söylerler, kendülerin odlu eylerler. Lakin arifler her kelimenin ardın söylerler odlu olmazlar. Pes imdi, su arılığı tahirdir. Hangi kaba girerse ol kab kim suya döne. Ve hem kendünden ayrık nesneye benzemez, levni malum olur. Ve hem murdarı taşra bırakır. Pes imdi ârifler arılığı tahirdir. Gerus aslına erer. Ve hem ârifler katında şirk murdardır. İçlerinde komazlar, taşra çıkarırlar, kendulerinden arıdırlar. Hem ayrukları dahi arıdırlar. Pes, şöyle bilgıkim, kenduyi arıtmayan ayruğı dahı arıtmaz. Amma, şeriat kavlince dona ve tene arısız bir nesne değse su ile yunucak hem donu hem teni arıttırır ve cenabeti dahi giderir. Andan sonra abdest reva olur. Lakin ârifler katında ne don, ne ten arı olur, ne cenabet giderir, ne abdest reva olur. Zira, kim, yunucu arınmayıcak, yumağ ile arı olmaz. Pes imdi, adem gerekkim suya yaraya, su gerekkim abdeste yaraya, abdest gerekkim namaza yaraya, namaz gerekkim Hak Taalâ’ya yaraya. Nitekim, Hak Sübhane ve Taalâ buyurur: Değme dil mi yarar beni yad kılmağa ve değme ten mi yarar bana taad kılmağa veya değme taat mı yarar benim marifetim bilmeğe. Pes imdi azizmen, ki sakınmak gerek. Adem arısız olduğuna sebep budurkim, içinde şeytan fiili olmaktandır. Bu noktayı bimek gerek ise, bir kaba murdar bir nesne koy, ağzını berkit ve denize bırak, içinde dursun. Ol kabın günde on kez dışarıusın yu, ta hatta on yıla değin günde bin kez yursan gene bayağı, murdardır. Ve hem kuyuya bir damla murdar nesne damlarsa, ol kuyunun suyunu bir kezden çıkarsalar, yabana dökseler, ol döktükleri yerde ot bitse, ol otu koyun yese; ekl-i takva katında ol koyunun eti haramdır. Anun çün kim, murdar nesne haramlığı ve murdarlığı şeytan fiilindendir. Pes imdi, bir damla murdar nesne kuyuya damladığı çün, suyun hep arıtmak gerek. … sebep, şeytan fiili olduğuçündür. Yani her nesne aslına döner demek olur. Vay ona kim, içinde kibir ve buğuz ve buhulluk ve tamah ve öfke ve gaybet ve kahkaha ve maskaralık, bunlardan maada nice dürlü şeytan fiili ola; dışardan su ile yunup arınır mı? Şöyle bilesin kim, arınmaz. Ve bu dediğimiz nesnenin biri bir kişide olsa, onun cümle ibadeti ve taatı ve ameli cümlesi boşuna olur. Vay ona ki, sekiz dürlüsü dahi bir kişide olursa hali nice ola. Pes, olkimse mutlak şeytan olur. Zira şeytanın şeytanlığı bu sekiz dürlü nesnededir. Pes imdi, ârifler aslı sudandır. Âriflerin içinde murdar nesne eğlenmez. Ve hem suyun aslı yeşil güherdendir. Ol güherin aslı Çalap Tanrı’nın kudretindendir. Pes, anın çün kim, ârifler Tanrı Taalâ’yı sever. Zira kim asıldır. Asıllû asılını sevmek acep değüldür. Ve dahi âriflerin ilmini er kenduzin bildügi yirde yad kılır. Pes imdi, böyle bilmek gerek, kim âriflerin taatı tefekkürdür. Ve hem seyirdir. Ve sahib-i nazar olmaktır. Ve hem dünya ve âhireti terk etmektir. Ve nazar ile edep beklemektir. Ve hem arzulayıp Hak Taalâ’dan yana varmaktır. Ve hem Çalap, ârifleri sever. Ve hem ârifler hallerini cümle varlığa değişirler. Ve yavuz endişe kılmazlar. Bunların dahi güruhu hemandır. V. BÖLÜM DÖRDÜNCÜ GÜRUH MUHİBLERDİR BUNLAR ASLI TOPRAKDUR Dördüncü güruh muhiblerdir. Bunlar aslı toprakdan olur. Pes, toprak teslim-i rıza olmakdur. Pes, muhib dahi teslim-i rıza olmakdur. Nitekim Resulullah buyurur: “Küllî şey’in yerciu ilâ aslihi” yani her nesne aslına döner demektir. Pes, muhib ârif’e sual eder kim: Ya ârif! Tanrı Tebareke ve Taalâ Kur’ân içinde buyurur: “Minhâ halâknâküm ve fiyha nu’iydüküm ve minhâ muhricüküm târeten uhra) Manası budurkim, “Şundankim yaradıldık gerü ona dönerüz, ahir gerü ondan çıkarız” demek olur. Pes imdi, toprak toprağa, su suya, yel yele, od oda gitti. Men seninim, sen ki haber verirsün, ben bayağı kimesneyüm, yine olum dersün. Ârif cevap verirkim, bu söz hakdır. Ve muhalefet yoktur. Ama, benüm üç eyü dostum vardır. Kaçan kim ben ölicek biri evde kalır. Biri yolda kalır ve biri benümle gider. Evde kalan maldır. Yolda kalan hısımdır. Ve benümle gelen iyiliğimdir. İmdi, fena hulkün, yavuz amelin varsa, pes bildikim aslı aslına döndüğü, benzediğidir. Ve hem ârif dahi muhibbe sual eder: Asılda ana mı yeğdir, ata mı yeğdir. Çoklar ederlerkim ana asıldır, ata köktür. Ama, muhiblerin cevabı budur kim, bizim katımızda ata asıldır, ana köktür. Zira kim, asıl tohumdur, yere dikilecek kök olur. Amma, muhiblerin taatı münacattır, seyirdir, müşahededir, arzularına ermektir. Ve Çalab Tanrı’yı bulmaktır. Ve kendulerin yavu kılmaktır. Canları muradlarına ermektir. Ve halleri biriküp bir olmaktır. Bunların dahi hemandır. Ve muhiblerin üç yerde ıssı vardır: Evvel seyrede Çalab sun’una, ikinci münacat kıla Çalabına, üçüncü müşahadeye otura Çalap aşkına. Eğer muhiblere sorsalarkim, Tanrı’yı nice bildiniz? Pes, muhibler cevap verelerkim, kendi özümüzden bildik ve hem kendi özümüzü Çalab Tanrı’dan bildik. Sözümüzün delili, şartı budurkim, Hazreti Resul buyururkim: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” Yani kim kenduyi bildi, büyük Tanrı’yı bildi. Pes muhiblerin sözü, salığı adem sureti içindedir, ayruk yirde nice bulusar? İmdi kişi kenduyi bilmeyince Hak Taalâ’yı kaçan bilüser, kaçan görüser? Kavlehu Taalâ “Ve nahnü akrebü ileyhi min hablil veriydi…” (3) Amma, can anunçün dirilir. Zira kim dördüncü can marifettir. Beşinci can aşktır. Nitekim ol fahr-i din çerağı Hz.Muhammed Mustafa buyurur: Kaçankim bir veli “Ya Rab!” dise, Hak Sübhane ve Taalâ “lebbeyk!” âvâzın ol velinin kulağını değirir. Pes, ol velinin “Ya Rab’” demekliği ile Allahü Taalâ Hazretinin “lebbeyk’” demekliği, arşa birikür, ikisinün arasında bir nûr çıkar. Ve ol nûrun şulesinden, yedinci gök altında yüz bin ve hezaran bin, günagün çiçekler biter. Ta hatta altıncı gök arası ol çiçeklerin latif kohusundan dolar. Beşinci gök arası anber misk kohusundan dolar. Evvel gök arası gül kohusundan dolar. Pes, ol sebepten dünya içi rahmetle dolar, âlem münevver olur. Pes, yedi kat gök feriştehleri birbirlerine beşaret kılarlar ve hem birbirlerine kağrışırlar, ederler kim: Bugün ne mübarek gündür, deyü çiçekleri derler, sekiz uçmağın içini bezerler. Lâkin ol çiçeklerin arasında bir çiçek olur, ol çiçeklere reyhan derler. Kaçankim, veli’lerden bir veli’ye vaade erse, ol veli’ye yeldirirler. Ve hem ışık gösterirler. Ol veli’nin tamarlarına yayılıpser, ol veli’nin canın ışık ile alırlar. Hergiz can teslim kıldığını duymaz. Lâtife: nitekim Mısır hatunları Yusuf’u görüp ellerin toğradılar, duymadılar. Pes, dost dostum ışkından can acısı duymasa acip değildir. Pes, dosta dost cefa kılmak nitedir ve nice reva ola. Aceb budur ki arifler can vermezler kendi muradların gidermeyince. Ve hem bir polat demiri taşa urarlar. Ol taştan od çıkar, yanar ve tütünü göğe gider. Odu ocakta kalır. Pes, ol gülü, reyhan dedikleri aşk çiçeğidir. Işk didiklerü Allahu Taala’nın kendülüğü odur kidügeli alemi dudupturur. Hem ol od’un ocağı erenlerün gönlüdür. Pes, ışk cana hareket görürür, göğündürür. Ve bu od muhabbet odudur. Bu kadar acibler Allahu Taalâ’nın “lebbeyk!” demekliği ile ve bir veli’nin “Ya Rab!” demekliği ile kopar. Nitekim ol Fahr-i âlem Hz.Muhammed Mustafa buyurur: “kimin taatı yoğ ise kamu ettiği hayırlar kabul olunmaz”.

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..2

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..2
Pes, Ulu Taat “Ya rab!” demektir, ihlas ile. Pes imdi, ihlas ile “Ya Rab!” demeklüğünüzde değildir. Her kiminiz derse yanluş söyler. Bir günkü meğer, azizmen, Allahü Taalâ Hazretlerinden nasibi ola. Ve bu kadar sözden anlaya. Dün ü gün Allah zikrine meşgul ola. Her türlü zahmetlerden kurtula. Rametlere ulaşa, inşallahü Taalâ. VI. BÖLÜM BU BAB ŞEYTAN AHVALİN BEYAN EDER İkinci İblis, şeytandır dedik. Ve hem nefs şeytanın naibidir. Ve hem subaşları kindir, haset, buhul, öfke, gıybet, masharalıktır. Bu sekiz nesne kim dizdirlarıdır, yani kapuculardır. Pes, yüreğin sol kulağında yedi kal’a vardır. Her bir kal’ada bir dizdar vardır. Ol kal’alara müvekkeldir. Değme bir dizdarın yüz bin haşedi vardır. Değme haşedin yüz bin subaşısı vardır. Bunlar kamusu iman evleridir. Pes imdi, haset, buhulluk, tamaj dünyayı terk etmekle gider. Ve hem öfke, gaybet, kahkaha, maskaralık perhizkarlıkla gider. Bular kamusu, sabur ile iman olur. Amma, kibrin aslı şeytandır. Miskinliğin aslı Rahmandır. Kaçan kibir gelse miskinliği ona havale gerek. Ve hem haset ehli şeytandır. Ve İlim aslı rahmandır. Kaçan haset gelse, ilmi ona havale etmek gerek. Ve buhul aslı şeytandır. Ve cömertlik aslı rahmandır. Kaçan buhul gelse cömertliği ona havale kılmak gerek. Pes imdi, cömertlik dörttür. Evvel mal cömertliği baylarındır. İkinci ten cömertliği zahitlerindir. Üçüncü can cömertliği aşıklarındır. Dördüncü gönül cömertliği âriflerindir. Pes imdi azizmen: sureti, Hak Taalâ’nın dileğine döndürmek gerek. Zira, korku dileğin edeb sever. Sabır dileğin utanmak sever. Utanmak dileğin cömertlik sever. Cömertlik dileğin miskinlik sever. Miskinlik dileğin ilim sever. İlim dileğin marifet sever. Marifet dileğin can sever. Can dileğin akıl sever. Akıl dileğin Hak Taalâ sever. Pes, Hak Taala buyruğuna beşaret bu on iki türlü nesnedir. Bunlar birbirlerine müvekkeldir. Pes, iman çerisinin serverleri bunlardır. İmdi ki, sakınmak gerekkim, bunlardan biri eksik olursa iman dürüst olmaz. Pes, gayet yeğrek makam hod bunlardır. Bunları sakınmayan Çalab’dan ırak olur. Hem Allah didarından mahrum olur. Amma, masharalık dileğin gülmek sever. Gülmek dileğin gaybet sever. Gaybet dileğin öyke sever. Öyke dileğin tamah sever. Tamah dileğin buhulluk sever. Buhulluk dileğin haset sever. Haset dileğin kibir sever. Kibir dileğin ten sever. Ten dileğin hava sever. Hava dileğin nefs sever. Nefs dileğin iblis sever. İblis dileğin Hak Taala sevmez. Zira kim, bu on iki dürlü nesneye iblis müekkeldir. İmdi azizmen, Hak Taalâ buyurur kim, dörd nesne dörd nesneye söykendü. Benvenlik kıldı. Ahir helak kıldım. Evvel iblis aleyhülla’ne od’a söykendü, dostum dedi. Hak Sübhane ve Taalâ katında güç yoktur. Dostu dosttan ayırmayın dedi. Ahir iblisi od içinde kodu, “…. halakteyin min narin ve halaktehü min tıyn” (4) İkinci, Fravun benlik dâvâ kıldı. Mısır şehrim, Nil kal’am, kıbdî’ler yardımcım dedi. Kıbdîlerle Firavun’un Nil’de boğdurdu. Mısır’ı harab kıldı. “…. ve ağraknâ ale fir’avne ve entüm tenzûrun” (5) Üçüncü Karun malına söykendü, akıbet malı ile helak oldu. Dördüncü, Hz.Muhammed Mustafa Aliyhisselâm, Allah’ü Taalâ’nın yakınlığına ve dostluğuna söykendü, pes, Hak Taalâ buyurdu kin, dostu dosttan ayırmayın, dedi “… Yuhibbenehüm kehubbillâhi velleziyne âmenü eşeddü hubbâ..” (6) Ve hem Hak Taalâ kerem lûtfunda buyurur kim, ya sevgili kullarım! Ben sizinim, sizler benimsiniz. Şükretmek gerekir. Nitekim, Kelâm-ı Kadim içinde yad kılur: “lilleziyne ahsenülhüsna ve ziyadeh…” (7), “… felya’mel amelen salihan ve lâ yüşrik bi-ibadeti Rabbihi ehadâ” (8) Pes, kendü özün bilmekliği bunda yad kıldı. Zira kim, biregu rahmanla şeytan seçildiğin bilinmeyince hem kenduyi dahi bilmez. İmdi, her kim bu sözleri anlarsa rahmanla şeytan seçüldiğin bilse, pes ol kişi kendiyu bilmiş olur. Kaçankim bir kişi kenduyi bilse ışk gelür. Ol kişi Hak Taalâ’dan yana akar. Ne kadar kim devleti vardır. İncaları vardur. Pes imdi, her kim bu sözleri anlamadı, kenduyi bilmedi; her çent ki adem suretindedir, lâkin ademilik mertebesinde değildir. Henüz endişeleri içinde gark olmuşlardır. Ta hatta hayvan ılkiler olur, anın gibidir. Amma, tasarruf yetmiş yıllık kal ü kıyl davası bir saat havf ü recaya beraber geldi. Yetmiş yıllık havf ü recaya bir saatlik ismullahı yad kılmaklık beraber geldi. Ve yetmiş yıllık sohbet-i tefekkür bir saat münacat ü müşahadeye beraber geldi. Zira kim, kal-ü kıly dava-yı gümandır. Pes imdi, zahid ibadeti bilmeden muameledir. Ârif tefekkürü Halik’e sun’ile muameledir. Ve hem Halik muhibbi münacaat-ı mûsâ, münacat-ı Mevlâ ile muamelet eyler. Lâkin riya, tamah, eri terk etmez. Pes, er olan kişi, daima gönül şehrini arayadursa gerek. Gafil olmasa gerek. Azizmen, âkilin üç hasekisi vardır. Evvel haseki sabırdır. Ve dahi ikinci haseki kanattır. Üçüncü haseki utanmaktır. Pes, şeytanın korktuğu bu üç nesnedir. Ve hem şeytanın yanıldığı bu üç nesne ile malum olur. Bunlar ki, farislerdir. Akıl çerisindendir. Ve dahi ademîler makamı üçtür. “…. min necüvî selâsetün illa hurabihüm…” (9). Amma değme kişileri adem saymadık. Her çent ki adem suretindedir, lâkin belhüm adaldir, hasutlardır ve kenduyi bilmeyenlerdir. Ve dahi, âbidlerin, zahidlerin, âriflerin taatleri ve arzuları ve halleri birbiri katında reva olmaz. Lâkin, muhiblerin katında reva olur. Zira kim, zahitler, âbidler, ârifler dava kavmidirler. Ve lâkin muhibler mâna kavmidir. İmdi azizmen, muhiblerin şerhi çoktur. İşi delümdür. Lâkin akıl ermeğe, gönül dolanmağa, suret duymağa bu kadar sözler yeterkim. VII. BÖLÜM EVVEL BAB Evvel Bab oldur kim, Adem, Tanrı Taalâ Hazretlerine kaç makamda ere, dost olur, anı beyan eder. Ol Kub-ı Âlem ederkim, kul çalab Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır dost olur. Onu şeriat içinde, onu tarikat içinde, onu marifet içinde, onu hakikat içinde. Şeriatta evvel makam iman getirmektir. “Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resulihi ve’lyevmil ahir..” Amma, her kişi kim iman ten üzredir derse hatadır. Eğer can üzredir derse hatadır. Pes, şöyle bilmek gerekkim, iman akıl üzredir. Ârifler katında amma, maruf bir dil üzredir, ikinci gönül üzredir. Her kim Hak Taalâ’ya gönülden tanıklık vermese mutlak kâfirdir. Yahut dil tanıklık verüb gönül inanmasa münafıktır “İnnel münafıkıyne fiydderk-il-esfeli minennar…” (10) Pes, bu iki söz kişilerle dosttur “İnnallahe la yağfirû en yüşreke bihî yağfirü mâdûne zalike limen yeşâ…” (11) Amma, taat-ı amel imandan ayrudur. Pes, değme taat imana ermez. Küfr, muasiyettir. Değme muasiyet küfre emraz. Bu sözler kişilerle dosttur “… Min zuhurihim zürriyetehüm ve eşhedühüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâl belâ..” (12) Pes, iman budur. Amma bizim sözümüz budurkim, rahman aslı kangidir, şeytan aslı kangidir? Bunu bilmek gerek. Pes, imdi gerekkim, rahman aslı imandır. Şeytan aslı gümandır. Velakin imana güman katmak düşvardır. Zirakim, iman akıl üzredir. Akıl sultandır. Ve ten içinde naibdir. Pes, sultan gitse naib nite dura. Mesela, iman bir hazinedir. İblis uğrudur. Akıl hazinedardır. Hazinedar gitti, uğru hazineyi nitti? Ve dahi bir kavilde iman koyundur, akıl çobandır, iblis kurttur. Çoban gitti, kurt koyunu nitti? Dahi bir kavilde iman sütütr, akıl bekçidir, iblis ittir. Üçü dahi bir evde ve bir yerdedir. Bekçi evden gitti. Süt bekçisiz kaldı. İt sütü nitti? Pes, ey miskin biçare, iman içinde sergerdardır. Zira Hak Taalâ’ya inanmak imandandır ve buyruğın tutmak imandandır. Ve yığlının dediğinden yığlınmamak Tanrı’ya inanmamaktır. Ve hem Tanrı’nın feriştehlerine ve kitaplarına ve Peygamberlerine inanmak imandandır. Pes imdi azizmen, her bir kişiye üçyüz altmış ferişteh müekkeldir. Pes bunca feriştehler arasında edebsizlikler edersin. Ve senin gibi kişi katında edebsizlik etmezsin kani feriştehler inandığın?

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..3

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..3
Pes, Tanrı’nın Kur’ân’ına ve kitaplarına inanmak imandandır. Pes imdi, için dolu kibirdir ve hasettir ve bahıllıktır ve tama ve öyke ve gaybet ve kahkaha ve masharalıktır. İmdi, hangi kitapta buyurdu kim, bunların biri iman ehli içinde olur? Kanı kitaplarına ve haberlerine inandığın? Ve dahi Tanrı dostlarına inanmak imandandır. Zira Tanrı Taalâ dostları miskinliği kabul ettiler. İkiliği koyup birikuben birlik birle yola gittiler “İnne ma’al usri yüsra” (13) Tanrı dostları bir gün tok geçerler, iki gün ac geçerler. Lakin Allah-u Taala bunların hataların kıldan kıla geçirdi, geri yüzlerine urdu. Sen bunca füzulluk edersin. Yüzüne urmaya mı dersin? Senden korkar mı dersin? kanı dostlarına inandığın? İmdi ey mü’minler, kendinizi bidinizse bu kapı iman kapısıdır. Sizlere rahmet dokuna. Ve eğer kendi özünüzü bilmedinizse, bu kapı nevmidlik kapısıdır. Hem sizlere hışmı dokuna. Zira kim, Padişah-ı Kerim ederkim, ben ol padişahım ki, yüzbin ve hezaran yüzbin isteyici isterin. Ta hatta, kapımda ömürleri geçince zarı zarı ağlasalar, istemedikleri riya ile olursa, sonu sergerdan olurlar. Pes, bunlar kamu imandandır. Korkusuz yürümek, imana gümandır. Azizmen, marifet madeni bu kadar, muhtasar kıldık. Zirakim, gerçek canlara bu denlü yeter. VIII. BÖLÜM BU BAB ŞERİAT MAKAMLARIN BİLDİRİR Amma şeriatın evvel makamı iman getirmektir: “ya eyyehüllezine âmenû, âminû billahi ve Resülühü…” (14) İkinci makam: İlim öğrenmektir. Üçüncü makam: Namaz, oruç, zekat ve hacca varmaktır. Ve gaza eylemektir. Ve hem cenabetten arınmaktır. “Ve ekıymu’sselâvate ve âtu’zzekâte ve sâvmû şehri ramazan ve haccilbeyti men isteta’a ileyhi sebîlâ” (Hadis-i Şerif) Dördüncü makam helal kisbetmektir. Ve ribayı haram eylemektir. “…. Ehallalâhül-bey’a ve harramer ribâ…” (15) Beşinci makam: Nikah kılmaktır. “Ve in eredtümüstibdâle zevcin mekâne zevcin…” (16) Altıncı makam: Hayzın ve nifasın nikahını haram eylemektir: “Hurrimet aleyke ümmehâtükûm” (17) Yedinci makam sünnet-i cemaattır “Sünnetallah-illetî kad halet min kabl…” (18) Sekizinci makam şefkattir “Elleziyne yenkudûne ahdallahi min ba’di miysakihi…” (19), Kaalennebî aleyhisselâm “Eşşefkatu minel iman” (20) Dokuzuncu makam: arı giyinmek, arı yemektir “…. küllî min tayyibâti mâ rezaknâküm..” (21) Onuncu makam: emr-i maruftur. Ve yaramaz işlerden sakınmaktır. “….ye’mürûne bi’l mârûfi ve yenhevne an’il-münker..” (22) Bu kadar ayatı beyyinat iman ehliyçin gelmiştir. Vallahü alemü bissevab. ——————————————————————————– IX. BÖLÜM BU BAB TARİKAT MAKAMLARIN BİLDİRİR Azizmen, tarikatin evvel makamı, el alıp tövbe kılmaktır. “Va’tesimü bihabilillâhi cemiy’a” (23), “…. tabu lillahi tevbeten nasüha..” (24) Pes, kul yavuz halden dönicek tövbe veren Allah’tır. Ey mü’minler, tövbeyi şöyle kılın, menfaat gele. Zira kim, tövbe kılmak püşmanlıktır. Pes püşmanlığın ıssı budur kim, yetmiş günah bir özre satılır. Tevekküle özrü pişe tutunkim hatalarınız az olan. Yüzünüz taze ola. Hemişe özür dilemek sizden kabul kılmak Allah’tan “… ve-men yetevekkel Alâllâhi fehüve hasbûh…” (25) Şükür kılmak sizden, artırmak Allah’tan “ ..lein şekertüm le’eziydenneküm…” (26) Sabır kılmak sizden, hesapsız sevap vermek Allah’tan “… inne-mâ yüveffessabirûne ecrehüm bigayrı hisap” (27) Şehadet sizden derecat yükseltmek Allah’tan “Hel cezaülihsa-nü ilelihsan” (28) Yetmiş yıllık günaha özür dilemek sizden, kabul kılmak Allah’tan “ve hüvelleziy yakbelüttevbete an ibâdihi..” (29) Tarikatın ikinci makamı: Mürid olmaktır “…fes’elû ehlezzikri in küntüm la ta’lemun” (30) Pes, mürid üç dürlü olur: Evvel mürid-i mutlaktır. İkincisi, mürid-i mecazdır. Üçüncüsü, mürid-i mürtedir. Amma, mürid-i mutlak oldur kim, her dürlü halden şeyhine niçin deyüp hüccet getürmeye. Mürid-i mecazi oldur kim, zahirde şeyh dileğinde ola, batında kendi dileğinde ola. Mürid-i mürted oldur kim, şeyhin bir dürlü halin görecek, derhal yüzün döndüre. Üçüncü makam; saçın gidermektir ve libasın giydirmektir “.. muhallikıyne rûüseküm ve mukassırıyne lâ tehafûn..” (31) Dördüncü makam; mücahade, göyünmektir “…ve kudühennâsü velhicâre üiddet li’lkâfirym” (32) Beşinci makam; hizmet etmektir. Altıncı makam; havftir, yani korkudur. Yedinci makam; umut tutmaktır. Sekizinci makam; Hırkadır, zembildir, makastır, seccadedir, ibrettir, hidayettir. Pes, azizlere verilir “…İnnallahe baligu emrih, kad ce’alallahü likuli şey’in kardâ” (33) Dokuzuncu makam; Sahib-i makamdır, sahib-i cemiyettir. Ve sahib-i nasihattır. Sahibi muhabbet olmaktır “…yuhibbühüm ve yuhibbûnehû..” (34) Onuncu makam; Aşkdır ve şevktir ve fakirliktir “…teveffeniy müslimen ve elhıkniy bissalihiyn” (35). Kelennebi: “El fakrı fahrı ve bi iftehur âla sayiril enbiyai ve mürselin” (36). Zira bu makam candır. Can cane dokunsa sevinmek, oynamak ve zevk ile şevk ile hareket kılmak acib değüldür. Ol hareket Halik dostluğuçündür, helâldir. Zira nasib-i ilâhidir. Her kime dokunsa belürtse gerektür vallahü âlem. ——————————————————————————– X. BÖLÜM BU BAB MARİFET’İN MAKAMLARIN BİLDİRİR Marifet’in evvel makamı; edebdir. İkinci makam; korkudur. Üçüncü makam; perhizkarlıktır. Dördüncü makam; sabr ü kanattır. Beşinci makam; utanmaktır. Altıncı makam; cömertliktir. Yedinci makam; ilimdir. Sekizinci makam; miskinliktir. Dokuzuncu makam; marifettir. Onuncu makam; kendü özün bilmektir. Nitekim Hazret-i Resul buyurur: “Men arefe nefse, fekat arefe Rabbe” (37) Manası budur kim; herkim kenduyi bildi bayık Tanrı’yı bildi. XI. BÖLÜM BU BAB HAKİKAT’İN MAKAMLARIN BİLDİRİR Amma, Hakikat’in evvel makamı toprak olmaktır. İkinci makamı; yetmiş iki milleti ayıplamamaktır. Üçüncü makam; elinden geleni men kılmaktır. Dördüncü makam; dünya içinde yaratılmış mecmu nesne andan emin olmaktır. Beşinci makam; Mülk Issı’na yüzün sürüp, yüzün suyu bulmaktır; zira kim bahdet andadır. Altıncı makam; sohbetir; sohbette hakikat esrarın söylemektir. Yedinci makam; seyirdir. Sekizinci makam; sırdır. Dokuzuncu makam; münacattır. Onuncu makam; müşahadedir; Çalab Tanrı’ya ulaşmak makamıdır. Hevil bundadır. ——————————————————————————– XII. BÖLÜM BU BAB, ARİF SUAL EDERKİM Ârif sual eder kim: Bu kırk makamın yirmisi tanıklıkdır, yirmisi tanıksızdır. Aceba nedir. Cevap: Tanık kal mülkünde olur. Lâkin hal mülkünde olmaz. Ve hem tanık inkar evinde olur, beli evinde olmaz. Ve hem dahi tanık taşra olur, içeru olmaz. Pes, kırk makam budur kim dedik, eğer bilirsen eyüdür. Lâkin bu kırk makamın birisi eksik olursa hakikatlık tamam olmaz. Zira kim şart eksük olur. Meselâ, biregû diliyle iman getirse, gönlü inanmasa; yahut, öşürü ve zekâtı tamam vermese; yahut hacca gitmiş iken yoldan geru dönse; Tanrı Taalâ hükümlerinden birini batıl tutsa, ya Muhammed’e inkar ile inanmasa; yahut sahabelerin birin nahak dutsa dügeli işledügi ameller heba-yı menşurdur “… fece’alnahü hebaen mensûra” (38) Pes azizmen, kırk makamdan birisi eksik olsa, sahih olmaz. Zira kırk makamda hiç eksik yoktur. İmdi azizmen, sevinmek var güvenmek var “Allâhü nezzele ahsen’ül hadiys..” (39) Görek var “Ve lev enne ma fiyl-ardı min şeceretin aklâmün…” (40) Hem nişan var “Lev enzelna hâze’l Kur’ân…” (41) Hem umud var “… la taknetû min rahmetillâh…” (42) Ve hem korkuncu var “Ve’adallahül münafıkıyne…” (43) Ve hem hüccetler var “… kul hâtû bürhaneküm in küntüm sadıkıyn” (44) Ve hem helalık var “Uhille leküm sayd-ül bahri … berri ..” (45) Ve hem karak belirtmek var “Hürrimet aleyküm ümmehatûküm…” (46) Ve hem hürmet var “Ya eyyühe’lleziyne âmenü lâ terfe’û esvâteküm fevka savti’n nebiyi..” (47) Ve hem fazl var “… femen afâ ve aslehâ…” (48) Ve hem şifa var “Ve nünezzilû min’el-Kur’âni ma hüve şifâün ve rahmettün lil-mü’miniyye..” (49) Ve hem rahmet var “… haza rahmetün min Rabbiy…” (50) Ve hem bişaret var “Elleziyne yenkudûne ahdallâhü min ba’di miysakihi..” (51) Ve hem hasret var “Ve innehu lehasretün alelkâfiriyn..” (52) Pes akıllılara bu kadar söz yeter velbaki maûum. (53) XIII. BÖLÜM BU BAB, MARİFETİN, MARUF CEVABIN BEYAN KILUR Ol kutb-ı âlem buyurur kim, gönülde bir şehristan var. Hak Sübhane ve Taalâ, arşyan ta saraya değin nekim yaraddı ise ol şehristanda vardır. Ve hem ol şehristanın iki sultanı var. Biri rahmanîdir, biri şeytanîdir. Rahmanî sultanın adı “Akıl”dır. Naibi imandır. Subaşısı miskinliktir. Ve hem yüreğin sağ kulağında yedi kal’a vardır. Her bir kal’aya Hak Sübhane ve Taalâ, bir dizdar müekkel kılmıştır. Ve ol dizdarların adı bir bir malûmdur. Evvel dizdarın adı ilimdir. İkincinin adı, cömertliktir. Üçüncünün adı, sabırdır. Dördüncü dizdarın adı, marifettir. Beşinci dizdarın adı, perhizkârlıktır. Altıncı dizdarın adı, kotkudur. Yedinci dizdarın adıi edebtir. Pes, değme bu dizdarların yüzbim haşedi var. Değme bir haşedin yüzbin subaşısı var. Bunlar kamusu, iman bekçileridir. Azizmen, oldem ki bu işleri tamam kıldık. Hak Taalâ’dan diledik. Marifet yari kıldı ve hem beş hil’at duta geldi. Evvel hil’at ilham, ikinci hil’at fehm. Üçüncü hil’at aşk. Dördüncü hil’at şevk. Beşinci hil’at muhabbettir. Pes, bunlar cana kondu, can dirildi, akıl muvaffak oldu. Geleni, varanı bildi ve anladı. Zirakim, cümle nesne can ile dirilir. Can marifet ile dirilir. İmdi azizmen, marifetli can, erenler canıdır. Marifetsiz can hayvan canıdır. Azizmen, canlar dersin kaç dürlüdür? ve hem can dirildi dersin, can ölümü idi? Ölü nite diri ola? Hoş sordun ya can ârif. Anlarkim, üç canlardır. Ne dirüdir, ne ölüdür. Eğer ölmüş ise, ölüler makamında olayıdı. Amma ölüm iki dürlüdür. Bir nicelerin canı ölür, bir nicelerin teni ölür. Anlarınkim canı ölür, diriliğinde başlıdır, gögünleri süküldür “Fiy, kulûbihim marudun fezadehüm’ullahü marad..” (54) Ve anlarınkim tenleri ölür, âşıklarındır. Canları ölmez “Ve lâ tah-sebenneleziyne kutilû fiy sebiylillahi emvâtâ bel ahyâun” (55) Amma ederler; can bir; cihan mânidir. Zira, bir canın ve hem canın canı var. İmdi azizmen, can ikidir. Biri candır, biri can-ı candır “ve yes’elûneke anirruh, kalirrûhu min emri Rabbiy..” (56) Anlarısan hem hoşdur, amma katımızda can beşdir. Velâkin bu sözü anlamak gerek delim işdir. ve hem manası üçdür. Kendözün bilmek yolu güçdür. Kenduyi bilmeyenlere bu sözler hiçdir. Bilmek dilerisen kitaba yazdım “… minkum men yuriydüddünya ve minkum men yuriydül’ahireh..” (57) Pes âyetin manası: Mülke yeter bulunursa ol Kadim-i lemleyezel buyurur: Ey kullarım her nesne ki görürsünüz, göz ile mi görür sanırsınız? Söğlemeği dil mi söyler sanırsınız? Yarlıganmaklığı tatla mı sanırsınız? od’a göyünmekliği od ile mi sanırsınız? Adem’e uçmak içinde bir azab işledüm kim, tamu içinde ol azab yoğidü. İbrahim’e od içinde bir bostan virdüm ki uçmakda ol bostan yoğidi. Ve hem Firavn’ı Nil ırmağında boğdurdum. Musa’yı Firavn’dan kurtardım. Zira dostumu sakladım, düşmanımı helâk eyledim. Ve hem yüzbin hezaran bin feriştehler göyündürdüm kim, hergiz himseninbir zerre günahı yoğidi. Her ne kim işlerisem kadirim, kudretim yeter. Kimi gerekise ağladırım, kimi gerekse güldürürüm. Nittigüm ben bilirim, siz bilmezsiniz. Benim inayetim havf ve raca ortasındadır, dedi. Haliya bizüm sözümüz can beyan kılmakdur. Anlarınkim gönülleri mütekebbirdir. Canları müddeidir. Elest bezminda “yok” diyen hayvanlar gidir. Pes, üç canlılar bunlardır: Dutmayanlar belhüm adeldir. Haliye bularu âdem ilminde yad kılun. Evvel can; cisim dirler, teni dirü kılur, diken battığın bilir, kıl çektüğün duyar. İkinci can, ekl-ü şürb derler. Hem yedürürler, hem içürürler. İçmek, susamak bilir. Üçüncü cana, revan dirler. ten uyucak, ol can uyanır “ve ce’elna nevmekün sübâten” (58) Amma, uyku rahatımızdır. hem ten maslahat değildür. Pes, dahi mânâ var: Üç kişiyekalem yoktur: evvel, nevreside oğlana. İkinci, uyuyana. Üçüncü, deli olana. Zirakim, gecelerde olan ırak gider. Kendü özün ırak gitmez. Anunçünkim, âdem oğlanı dünya günahundan arınur. On ırak var. Perde az olur. Pes, gündüz günahlar birbirlerine ulaşur, perde olur. Anunçün ırak gitmez. İmdi bildikim, uyku bir nicelere ten rahatıdır. Ve hem can katında ten ılkıya benzer. ten canın merkebidir. Issı suyu, tatlıyı, acıyı can sebebinden dahi duyar. Ve hem ılkiler dikene düşmezler. Köy yolun bilirler, azmanlar. Velâkin Hak Taalâ yolun bilmezler. Zira kim, bunlarun gönül gözü kördür. Pes imdi, sular kim kâl ademdür, havya ılkiler gibidir. Hak yolun nice göreler? Nitekim, Hazret-i Resul buyurur: Hak Taalâ insana dört göz verdi. İkisi baş gözüdür. İkisi gönül gözüdür. Baş gözüyle halkı görür, gönül gözüyle Hak’kı görürler. Pes, anuncün, Halik’i sevmek, şevk, zevk gönül içinde od gibidir, konar tene yayılır. Ol suretten hareket kopar. Ol hareket Halik dostluğuyçün helaldir. Ve hem ten, cana merkebdir. Sükut deminde can nite kılursa, ten dahi öyle sükut ider. Pes, bilmeyene bu söz m’an’a “Feminküm men yürid’üddünya ve minkür yürid’ül ukbâ ve minküm men yürid’ül Mevlâ” (59) ——————————————————————————– İmdi, anlarkim dünyayı isterler ılkiden kemdir “… kel’en’ami belhun adall.. “ (60). Anlarkim ahiret isterler, bunlar reca ve havf kavimleridir. Ve anlarkim Mevlâ’yı isterler, bunlar müşahade kavmidir. Pes imdi, biregûnun gönül gözü olmasa, gönülden ne haberi var. Zirakim biregû sükker yemedik olsa, adın işitmekle tadın ne bilür. Anıncünkim, hidayet azizdir Halik katında “… Vel’aşiyyi yüridûne vecheh, mâ aleyke min hisabihim min şey’in ve m amin hisabike aleyhim min şey’in fetatrüdehüm fetekûne minezâlimiyn” (61) Amma, benüm sözüm can beyan kılmakdur. Üç can beyan kılındı. Dördüncü can marifettir. Azizmen, can bostandır. Marifet, sudur. Pes, susamış bostana su ne kadar irerse, marifet cana öyle irer “İnne’d-dine indallah’il İslam” (62). Pes, Hak Taalâ sizlere iki bostan araste kıldı. Biri din, biri iman bostanı. Marifet suyun, gönül gözünden akıttı “elemtere ennallahe enzele minessemaî maen fetusbihul-ardu muhdarneh…” (63) Pes, bostanlarkim, sizde var, sanmankim bekçisüzdür. Bir kimesne bostan ekse, evvel dıvar eyler. Andan yerin yumuşadır. Sonra döner nimetler eker. Döner gerü suvarır. Döner gerü yad otlarun arıdur. Andan ortadan bir kurubaş diker. Yemişi tamam olucak ol kurubaş yabana atar. Ol yemişi dostlara verür. Dostlar da Tanrı’ya şükür kılar. Çalab celle-celâle buyururkim; ol sizlerdeki iki bostan benümdür. İnayetümle beklerüm, çevresine rahmet birle dıvır eyledim. Meskenetle gönlünüzü yumuşattım. Gönlünüzde tevhid bitirdim. Ve hem tevhid ağacında hakikat yemişlerin bitirdim. Marifet suyu ile suvardım. Düşmanlardan bağ ıssını ırak bıraktım. Günahınızı yok kıldım. Lâkin iblis aleyhini’âne gözedir. Girmeğe gelir. Çevre günahınızı görür, Çalabınıza asi imişsiniz der, Tamaın keser. Kaçan kıyamet günü olıcak, ol günahunuzu yabana bıragan. Kendü fazlımla kulluğunuzu afv ve terkin kılam. Dahi alemler gösderdüm, uçmağın içinde kağırdım. Dizdarlarımı sizlere keramet birle gösterdim. Şadıman olasız “Sıbgetallah ve men ahsenü minallahü sıbga ve mahnü lehü ağabeydun” (64) Pes, Bübhane ve Taalâ Kerem lUtfundan buyururkim, Ey kullarım! İsten beni, sizlerle bulunayım. Ve ey âsiler! Özür dileyin afv kılayım. Zira kim, gök ağlar, yer güler; gökten yağar, yerden biter. Yani, sizden ağlamak, benden günahlarınızı afv kılmak demek olur. Meselâ, bir padişah hasekisinin biri bir lâtif yerde oda düzekim, ol padişah odayı beğene. Zirakim, padişaha lâyık odayı haseki bilir. Pes imdi, marifet, Çalab Tanrı’nın hasekisidir. Lâyık gördüğü kişilerin gönlüne verir. Bir niceler ol kişinin mübarek ağzından marifet işidür, rahat olur. Ve anlarkim, Hak’ka lâyık değüldür, gönüllerine rahat vermez. Hergiz kimesneler ol kişiden rahat olmazlar. Ya ârif, sordunkim can ölü müdür, ya diri midir, dedin. Cevap budurkim: Canın ölümü, nefsin başında değildir. Lâkin can içinde bir baş vardır. Ol Başa inkâr başı derler. Marifetkim, ulu hasekidir, ol hekimdir, heybetle varır, ol canın içindeki inkâr başun keser. İlacıyla can taze olur. Ve Tamu kapısında yedi dağ vardır; ol dağı toğrar, pareler. Sekiz uçmak kapısında yol eyler. Bir niceler her çendkim adem suretindedir. Lâkin manide havyamdır. Ve hem zahitler dün ü gün korkudan göyünürler. İmdi, herkim kenduyi bilmez, Hak Taalâ’yı dahi bilmez. Bir niceler bereguden lâtif haberler işidirler, evet dirler. Hemin adların bilürler; İlm-el yakîn ile. İmdi beregu, sükker demekle ağzı tad bulmaya. Velâkin ârifler kendulerin bildüler. İlm-el-yakîn içinde “Men arefe nefse, fekad arefe Rabbe”. Haliya bu sözden terk yok. Muradınca muhibler Hak Taalâ’yı buldular Hakk-el-yakîn içinde. Ve canları muradlarına erdiler. Bu kelimeler mânâsı dügeli mülke yeter. Zirakim, ilm-el-yakîn ve Hakk-el-yakîndir. Güman ile yakîndir. Kıyl-ü kâl davisi ve -el-yakîn, asilerdir. İbadet, havfü reca, Ayn-el-yakîn, zahitlerindir. Lâkin tefekkür ve sohbet, vilâyet bilmek Hakk-el-yakîn âriflerindir. Amma münacat ve müşahade muhiblerindir. Vallahu âlem bissevab XIV. BÖLÜM BU BAB TEVHİD-ÜL MAARİFİ BEYAN KILUR Ol Padişah-ı Kadim, evvel bize birliğin bildirdi: “Ve ilâhüküm ilâhün vâhid ….” (65) Andan heybetin bildirdi: “…. Ve hüvel’aliyyül-âziym” (66) (Bakara 2/255) Andan kahrın bildirdi: “Ve hüvel-kaahirü fevka ibadih…” (67) Andan izzetin bildirdi: “.. fe-lillâh-il izzetü cemiâ…” (68) Andan celâlin bildirdi: “Tebarekesmü Rabbike zülcelâli ve’l ikrâm” (69) Andan muhabbetini bildirdi: “… fettebi’ûni yuhbibkûm-ullah…” (70) Andan nusretin bildirdi: “.. Hakan aleyna nasr-ül-mü’miniyn..” (71) Andan kısmetin bildirdi: “… nahnü kasemna beynehüm..” (72) Andan hısbetin bildirdi: “..Ve men yetevekkel âlallahi fehüve hasbüh..”(73) Ve andan rahmetin bildirdi: “… ve kâne bilmü’miniyne rahiymâ..” (74) Ve kullarını ilim öğrenmek bildirdi: “..allemeküm mâ lem tekûnû ta’lemûn..” (75) Ve anda hikmetin bildirdi: “.. ve men yü’tel-hikmete fekad ûtiyr hayren kesîyrâ..” (76) Anda dürlü nesneler bildirkim, hisabolunmaz. (77) Her nekim bildirdi ise inanıb, şükredip fariğ olmak gerek. Anda kişi kenduyi bilse, gerekkim bayık Tanrı’yı bile. Nitekim Peygamber aleyhüsselâm buyurur: “Men arefe nefse, fekad arefe Rabbe”. Pes, devlet o kişiyekim canını gafletten uyara, halini bile ve lâkin, beregû muradınca kenduyi bilür. Falandır ve falan oğludur ve falan yerlidir. İmdi gafil olan kimsene, ilm ve irade-yi ezeliyeyi isteye, gözleye. Arştan ta tahtıssaraya değin nekim varsa kendude bile ve bula. Arş u ferş arasında çok nesneler vardur. İllâ âdemden ulusu yoktur. Dügeli âlem, adem için halk olunmuştur. Ve cümle nesneden yukaru, arş da onsekiz bin kandil asılıdur. Değme bir kandilin genişliği yetmiş kez bu dünyadan artukdur. Ol kim, Hak Taalâ’nın hazineleridir, on sekiz bin âlemdir. Amma, kamudan yukaru başdır. Can hazineleri dahi başdadır. İmdi, us-akıl, ilham, fehim, sevişmek, aşk ve didar, marifet biliniz bin arş gibidir. Ve dahi aslıdırkim, neler vardır, mülkten yeğdir. Pes imdi, baş arşa benzer. Gönül uçmağa benzer. Yahya bin Maaz eder. Benim gönlüm dünyadan, ahiretten yeğdir. Zirakim, dünya muhabbet evidir. Pes, marifet; dünyadan, âhiretten yeğdir. Ve hem yedi kat gök var. Uş ten dahi yedi kattır. Et, kan, damar, sinir, söğük, ilk, deri, yedi kat gök’e benzer. Ve hem dünyada dört od vardır. Evvel daş odu “… fettekunnar elettiy ve kudühennâsü ve’l-hicare..” (78). İkinci ağaç odudur “Elleziy ce’ale leküm mineşşeceril’ahdari nâren..” (79). Üçüncü yıldırım odudur “… Ve ra’dün ve berkan yec’alûne asabi’âhüm fiy âzâbihim..” (80). Dördüncü tamu odudur “.. Efere etyüm-ün nâr elletî türün” (81) Amma, âdemde dahi od vardır. Evvel, mide odu. İkincisi; şehvet odu. Üçüncüsü; suokluk odu. Dördüncüsü; muhabbet odu.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû