Blog Arşivleri

Müsahiplik Nedir / Kimden Kaldı / Nasıl Olunur !!

Müsahiplik Muhammed ve Ali´den kaldı. Ali ile Muhammed´in nasıl müsahip oldukları ve amaçları konusunda bir açıklama yapmayı faydalı buluyorum:

Alevi inancina göre Muhammed miraca gitti. Mirac dönüşü bir yeşil kubbe gördü. Gayıptan bir nida geldi “Ya Muhammed, git o kapıyı çal” dedi. Muhammed gitti, o kapıyı çaldı. içeriden bir ses geldi: “Kimsiniz?” diye sordu. Muhammed cevap verdi: “Ben Peygamberim! Açin kapıyı içeri gireyim!” dedi. Aynı ses “Bizim aramıza Peygamber giremez. Sen git ümmetine Peygamberlik yap.” Dedi. Peygamber geri dönüp giderken aynı nida tekrar geldi: “Ya Muhammed git kapıyı bir daha çal.” Dedi. Muhammed tekrar kapıya vardı ve çaldı. İçerden aynı nida “Kimsiniz?”, Muhammed “Açın kapıyı, gül cemalinizi göreyim. Ben Resulüm!” dedi. İcerideki nida “Bizim aramıza Resul sığmaz” dedi. Muhammed çaresiz geri döndü, giderken tekrar nida geldi “Ya Muhammed, geri dön o kapıyı çal! Şöyle cevap ver!” dedi; “Sırrılı kayyum, haddümül fıkrayım, yani ena biatihim, ena miskinim, ena fukarayım”. Türkçesi; “Siz yaratıcısınız, biz yaratılmışız!” diye cevap ver dedi. Muhammed ayınısını yaptı ve kapı açılı. Muhammed içeri girdi, selam verdi, yer gösterildi ve oturdu. Burada ilk Kirklar Cemi yapıldı. Selman engürü getirdi, engur ezildi. Kırklara paylaştırıldı. Muhammed´din ilk paylaşımcıliğı burada görüldü. Medine´ye döndü. Bütün ashabelerini topladı, herkese birer ahiret, birer tarikat kardeşi edinmelerini söyledi. Mümkün olduğu kadarıyla bir yerli ile bir muhacirin, bir zengin ile bir fakirin müsahip kardeşi olmasını kural koydu. Herkes birer müsahip buldu. Ali´yi çağırdı „Sen de benim müsahibim ve kardeşimsin” dedi.

MÜSAHIPLIK VE KURALLARI

Muhammed, Ali için su hadisi okudu: “Lahmike Lahmi, Demmike Demi, Ruhike Ruhi, Cismike Cismi” yani ” Ali benim, ben Ali´yim, beni seven Ali´yi sevsin, Aliyi seven Allah´ı Tealayı sever” dedi. Bazı çevreler mayasını koydu: “Hem kardeşim dedi, hem de kızını verdi” dediler. İlk musahiplik böyle gerçekleşti. Muhammed´in amacı halkı birbiriyle kaynaştırmak, birleştirmek, paylaşımcılığı ön saffaya çıkarmaktı. İnsanların birbirlerine kötü gözle bakmaması için bazı kuralları koydu. I şöyle sayabiliriz:

1. Ergenlik çağına ermis bulunmak

2. Evli olmak, eşinin rızaliğını almak

3. Çiftlerin birbirlerini iyi tanımaları

4. Iki ailenin birbiriyle dost olması

5. Müsahip olam çiflerin baskı altında kalmamaları

6. Müsahip çiftlerin alevilik kurallarıni bilmeleri: „Eline diline, beline, Pirine, Mürşidine sadık kalması”

7. Dört Kapı- Kırk makama uyması

8. Kurban kesip Mürşidine, Pirine teslim olması

9. Ata hakkını bilmeleri

10. Komşu hakkını bilmeleri

11. Birbirleri ile dostça geçinmeleri

12. Tecella – Tamenna´ya ikrar vermeleri, yani Ehli-Beyt´in dostu olup, düşmanını düşman bilmesi.

Müsahip olan canlar bu krallara dikkat etmeli, kuralların gereğini yerine getirmelidirler.

KİM İLE MÜSAHİP OLABİLİR, KİMLER OLAMAZLAR?

Her çift kendi akranı ile müsahip olabilir. Bu yol ver erkana uygundur. Akranı ve emsali olmayan ile musahip olmak yol ver erkana uygun değildir.

Alim ile cahilin musahip olmasi erkan degildir, zalim ile mazlumun musahip olması caiz değildir. Çünki, zalim kurttur, mazlum kuzudur. Seyyid-i Saadet evladı ile talip müsahip olamaz, erkan değildir. Mümin ile münafık müsahip olamaz, erkan değildir. Pirli ile pirsiz kişiler müsahip olamazlar. Pirli kişi rahman, pirsiz şeytandır. Müsahbi Hakka yürümüş kişinin tekrar müsahip tutması erkan değildir.

Kısacası: Her müsahip olacak çift anlaşacağı kişilerle yada çiftlerle müsahip olmaları erkandır. Müsahiplik kurallarını yerine getirebilenler müsahip olabilirler. Sözlerimi Imam Cafer-i Sadık Hazretlerinin sözleri ile bağlıyorum: „Muhammed-Ali´nin yolunda, Din-i Küm, İman-ı Küm” yani: „Pir dindir, müsahip imandır. O kimdir ki dininden döndü, Pirinden döndü ve müsahibiden döndü, imanından döndü.” Imam Cafer-i Sadık Hazretleri “Muhamed iman, Ali dindir. Dininden dönen, imanından dönen Muhammed-Ali´nin yolundan dönmüştür” der. Allah kimseye göstermesin.photo (1)

Reklamlar

Achilles’i Aleviler mi Öldürdü? Şaşıracaksınız!

Achilles veya Yunan mitolojisindeki ismiyle Akhilleus’u sanırız Truva filminden dolayı herkes tanımakta. Yine de tanımayanlara hatırlatalım. Achilles, Truva filminin başrol oyuncusu ve Brad Pitt tarafından canlandırılan karakter. Achilles’in ismine ve hayat hikayesine ilk olarak Helen şairi Homeros’un şiirlerinde rastlanıyor. Efsaneye göre yarı tanrı olan Achilles, Truva Savaşı’na katılıyor ve bu savaşta Truva Prensi Hektor’u öldürünce, kardeşi Paris tarafından topuğundan vurularak öldürülüyor. Avrupa mitolojisini derinden etkilemiş olan bu şahsiyet, gücü ve savaşçılığıyla tanınıyor. Hatta yine rivayete göre Büyük İskender’in de Achilles’in soyundan geldiği iddia ediliyor. Ancak biz onu daha çok Truva filmindeki “psikopat” tavırlarından tanıyoruz. Eminiz; milyonlarca sinemasever Achilles’in Hektor’u öldürdüğü sahnede; Achilles’i Yunan kültüründe yer almayan küfürlerle anmıştır. İşte bu psikopatın Alevi tarihiyle ilgisi olabilir. Neden mi? Merakınızın anahtarı bu yazıda. Anadolu’nun Hitit ve Öncesi Dönemine Uzanalım Bu tartışmanın kaynağı için Anadolu’nun çok eski tarihine bakmak gerekiyor. Bugünlerde sıkça tartışılan Erdoğan Çınar’ın teorilerine uzanmak… Erdoğan Çınar; son yıllarda ortaya attığı teori ile oldukça tartışma yaratmıştı. Çınar; Anadolu’da İslamiyet’ten ve hatta tüm semavi dinlerden önce yaşayan Aleviler olduğunu iddia ediyordu. Luvi ve Paulikan ismi verilen toplulukları da buna örnek olarak gösteriyordu. Çınar’ın bir çok kitabına konu olan bu iddiası; büyük tartışma yarattı. Bazı çevreler bu iddiaları “saçma” ve “masalsı” bulurken, bazı çevreler “araştırmaya değer” olarak niteledi. Çınar’ın iddialarının doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak elbette Bizim Gazete’nin işi değil. Bu tarihçilerin ve din bilimcilerin işi. Lakin uzun yıllardır tartışılan bu konu etrafından Bizim Gazete’nin dikkatini çeken noktayı paylaşmamız gerekiyor. Luviler Kimdir? Erdoğan Çınar’ın kitaplarında; isim benzerliğinden, dinsel inançlara, ibadetlerden, müzik kültürüne kadar bir çok noktada Alevilerle bağ kurduğu Luvi halkı; Anadolu’da Hititler öncesinde ve devamında yaşayan halklardan bir tanesi. Her ne kadar tarih derslerinde ve tarihsel araştırmalarda yeterli ilgiyi görmese de; 20. yüzyılda yapılan arkeolojik kazılar; Anadolu’da Yunan göçünden bile önce Luvi isimli yerli bir halkın yaşadığını ortaya çıkarmıştır. Luviler’in izine ise ilk olarak Hitit kaynaklarında rastlanmıştır. Luvi dilinde yazılmış bir Hitit hiyeroglifi halen Ankara’daki Anadolu Uygarlıkları Müzesi’nde sergilenmeye devam ediyor. (Kaynak:Kayıp Yazılar ve Diller, Johannes Friedrich) Yine çeşitli araştırmalar; Yunanlıların dini inanışlarının Luvilerden etkilendiğini ortaya koyuyor. Hürriyet yazarı Mehmet Yaşin’in 31 Ocak 2004 tarihli yazısında Anadolu’nun güneyindeki Sagalossos kentinden söz edilir. Yazıda Luvi inancına mensup şehir halkının Büyük İskender’in MÖ IV. yüzyılda şehri ele geçirmesine kadar kendi inanışını sürdürmüştür. İskender’in istilasından sonra dinler arasında bir etkileşimden söz edilmektedir. Yunanlıların en büyük tanrısı Zeus ile Luvi dinindeki Tarkhunt’un benzerliği göze çarpar. Ağlasun’daki Büyük Sır Tarihçilerin bir Luvi şehri olduğunu kabul ettikleri Sagalossos bugün Burdur’un Ağlasun ilçesi sınırları içerisinde kalmaktadır. Hatta ilçe ismini bu antik kentten alıyor. Sagalossos 8 bin yıl öncesine dayanan tarihi ile dünyanın en eski antik kentlerinden birisi olma özelliğini elinde bulunduruyor. Bizim Gazete’nin dikkatini çeken bir iddiaya değinmek istiyoruz, tam bu noktada. Gerek Wikipedia’daki Luviler maddesinde, gerekse Alevi forumlarında Sagalossos’daki kazıdaki bir olaydan söz edilmekte. İddiaya göre kazı sırasında çok önemli bir keşif yapılarak MÖ 3500 yılına ait cesetler bulunuyor. Bu önemli keşfin de etkisiyle, kazı çalışmasına katılan Ağlasunlu işçilerin “İşte bunlar bizim atamız” şeklindeki şakasını, kazıyı yürüten Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens ciddiye alıyor. Çıkan kemiklerden ve Ağlasunlu işçilerden aldığı DNA’ları Belçika’ya analiz için gönderdiğinde geri dönen sonuç şaşırtıcı oluyor. Cesetlerin ve işçilerin DNA’larında bir miktar benzerlik saptanıyor ve bu işçilerin, bu cesetlerle akrabalığı olabileceği ortaya çıkıyor. Tabi bu iddiayı doğrulamak da gerek. Bizim Gazete, kazı ekibinden herhangi birine ulaşıp iddiayı doğrulamaya çalışmadı. Zaten bu yazı da bir tür beyin jimnastiği olacağı için çok da gerek yok. Adı üzerinde bir “polemik” yazısı. Ancak iddia konusunda araştırma yapmak isterseniz Google’a Ağlasun, Luvi ve DNA kelimelerini yazarak başlayabilirsiniz. Ağlasun’daki Aleviler Biz, ulaştığımız bu verilerden sonra Ağlasun’da Alevi yaşayıp yaşamadığını araştırmayı uygun gördük. Ve araştırmamız sırasında 4 Ekim 1575 tarihinde Osmanlı Padişahı Sultan III. Murad’dan, Isparta Beyi’ne giden bir ferman karşımıza çıktı. Fermanın içeriğiyle ilgili şu bilgi verilmiş: “Ağlasun’da Karagöz denen Yörük taifesinden İstanbul’a yollanacak zahireler için deve istemeye giden görevliler Yörükler tarafından feci şekilde dövülüp sakatlandıkları bu kavga çıkaran kişilerin kimler olduğu bildirilmesi istenmektedir.” (Kaynak: Osmanlı Belgelerinde Aleviler, Kizildelisultan.com) Truva İle Bunların İlgisi Ne? Yazının bu bölümüne kadar, bir polemik yazısına uygun olarak, kafa karıştırıcı ve şüphe uyandırıcı bilgiler paylaştık. Yukarıdaki verilerin doğruluğu yanlışlığı konusunda Bizim Gazete ekibinden net bilgiler verecek arkadaşımız bulunmuyor. Zaten bizim işimiz de değil. Biz sadece iddia ve bilgileri aktarmakla yetindik. Luviler ile, Ağlasunlular arasındaki akrabalığın derecesi nedir; bu akrabalık Luviler ile Alevilerin ilgisi konusunda ne kadar büyük bir delildir, şimdilik bilmiyoruz. Ancak beyin fırtınasını sürdürüyoruz. Uzatmadan konuyu Truvalılar ile Luvilerin ilgisine getirmek istiyoruz. Bu ilginin sırrı Truva’da yapılan kazılarda ortaya çıkan bir hiyeroglifik mühre dayanıyor. Yanda resmini gördüğünüz bu mührün önemi ise Luvi dilinde olması. Bilim adamları buradan hareketle Truva (Troy) kentinde Luvi dilinin konuşulduğuna inanıyor. Bazı bilim adamları ise Etkürikslerin bir Luvi kolu olduğunu düşünmekte. Luviler Alevi, Truvalılar Luvi İse… Yukarıda kesinliği kanıtlanmamış iddialardan ortaya çıkıp bir bir varsayım üretelim. “Luviler Alevi, Truvalılar Luvi ise” dediğimiz anda, polemiğin başlığına ulaşmış oluyoruz. Truvalıların Luvi, Luvilerin de Alevi olması iddiaları doğruysa eğer; Achilles tarafından öldürülen Truva Prensi Hektor’un da Alevi olduğu sonucu ortaya çıkabilir. Eski Yunan destanlarında ve tarihsel kaynaklarda Achilles’in Hektor’un intikamını almak isteyen Truvalılar tarafından öldüğü kabul edildiğine göre; Yunan savaşçısı ve yarı tanrı Achilles’i Alevilerin öldürmüş olabileceği sonucuna ulaşılmakta. İşte Bizim Gazete okuyucusuna bir dokungaçlı götürgeç

Hallac-ı Mansur kimdir ve Aleviler için ne gibi bir öneme sahiptir?

Alevi inancının felsefesini derinden etkileyen ve şekillendirenlerin başında Hallac-ı Mansur gelmektedir. Hallac-ı Mansur, düşüncesiyle, eylemiyle sadece İslami coğrafyalarda değil, bütün dünyada çeşitli inançlara mensup insanları tarafından da saygınlık görmüş, etki bırakmıştır. Tabii ki en büyük sahiplenme Aleviler tarafından gösterilmiştir.

Hallac-ı Mansur, 857 Tur’da doğmuştur. (Şahadeti: Mart 922 Bağdat).

Bütün Alevi önderlerinde olduğu gibi Hallac-ı Mansur hakkında da sağlam ve güvenilir bilgi yoktur. Hallac-ı Mansur hakkındaki bütün bilgiler sözlü gelenekle yaşatılmıştır. Yazılı kaynaklar tahrip edilmiş, Hallac-ı Mansur gerçeği yok edilmek istenmiştir.

Bütün tahribatlara rağmen Hallac-ı Mansur düşüncesi günümüze dek gelmiştir. Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan felsefesi bütün boyutlarıyla Alevi öğretisinde yer almıştır. Örneğin Cem töreninin en önemli aşamalarından biri olan ve haklıyı, gerçeği ortaya koyan “Dar-ı Mansur” en büyük kanıttır. Dar-ı Mansur bir noktada mahkeme işlevi görmektedir. Ama bu öyle bildiğimiz mahkemelerden olmayıp, halk mahkemesi şeklindedir. Böyle olduğu için de haklı ve gerçek her zaman daha yoğun gerçekleşmiştir.

Hallac-ı Mansur, düşüncesi için darağacını göze almış ve hiç bir karanlıktan çekinmeden düşüncesini açıklamıştır. Düşünce(si)leri ne kadar “aykırı” olsa da onları ölümüne savunmuştur.

Hallac-ı Mansur kendisini kırbaçlara, darağacına götüren düşüncesini iki kelime ile özetlemiştir: Enel Hak. Enel Hak, ben Hakkım, hakikatim anlamına gelmektedir. Şüphesiz bu iki kelimenin altında yüzlerce cilt kitaba sığmaz derin anlamlar yatmaktadır. Hallac-ı Mansur düşüncesine göre; insan Tanrının bir yansımasıdır. İnsan Tanrıdan ayrı düşünülemez ve eğer insan kalbini kötülüklerden arındırırsa Tanrı ile bütünleşebilir.

Aradan 1000 bin yıl geçmesine rağmen Hallac-ı Mansur’un düşünceleri tartışılmaya ve etkilemeye devam ediyor. Anlaşılan daha da devam edecek.
Bütün tahribatlara rağmen Hallac-ı Mansur düşüncesi günümüze dek gelmiştir. Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan felsefesi bütün boyutlarıyla Alevi öğretisinde yer almıştır. Örneğin Cem töreninin en önemli aşamalarından biri olan ve haklıyı, gerçeği ortaya koyan “Dar-ı Mansur” en büyük kanıttır. Dar-ı Mansur bir noktada mahkeme işlevi görmektedir. Ama bu öyle bildiğimiz mahkemelerden olmayıp, halk mahkemesi şeklindedir. Böyle olduğu için de haklı ve gerçek her zaman daha yoğun gerçekleşmiştir.

Değerli Can; Dar’ı Mansur Baba Mansur’u sembolize eder, Halaç’ı Mansur’u değil. Genelikle böyle bir kanı yaygınlaşmışsada doğru değil. Baba Mansur’un idam edildiği insanlar tarafından unutulmuş olsa gerek ki böyle bir kanaat gelişmiştir. Kimbilir belkide Baba Mansur unutulmuştur. Sanırım Pir Sultan Abdal şu mısralarla çok önceden görmüştür bu günleri.

Bülbül figan eder bağ-ı gülşende
Mansur’un kimsesi yoktur meydanda

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû