Blog Arşivleri

İran Alevileri

İran Alevileri
Ötekileşen Kendimiz; İran ve Aleviler Hasan Harmancı Ehli Haklar (Ehli Hak; gerçek insan, doğruya inananlar) toplumsal, inançsal ve kültürel yapısı nedeniyle kapalı bir özellik taşır. Batıni birçok topluluk gibi onların bu ?sır? koruma özellikleri tanımlanmaları konusunda sorun olmuştur. Anadolu da Alevilerin yaşadığı sorunlar neredeyse benzer biçimde Ehli Haklarda da yaşanıyor. Eski İran dinleri Zerdüştlük, Manicilik ile Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet ve Asyalı inanç ve dinlerden etkilenmiş ve karışmış bir inanç olarak tanımlanmıştır. Alevilerden farklı bir topluluk olduğu yönünde yapılan çalışmalar olmasına karşın, Ehli Haklar Alevidir. Son dönemlerde yaşadıkları bölgelerde araştırma yapanlar ve Alevilikle karşılaştıranlar onların da Alevi olduklarını dile getirmektedirler. Ayrıca onlar da diğer iç adlandırmalardan daha çok, artık kendilerini Alevi olarak ifade etmektedirler. Aleviliğin senkretik yapısı Ehli Haklar açısından da tartışmalıdır. Bu niteliğin Kalenderilikten alındığı belirtilerek, Kalenderiliğin mistik bir kolu sayılmaya çalışılmıştır. Ehli Haklar; Ali İlahi, Yarsanilik, Tayıfasanlık, Kakailik (Irak?ta) gibi adlarla anılmaktadır yayıldığı coğrafyalarda. Bazı bölgelerde Şeytanperest veya Davudi olarak da tadlandırılmışlardır. Ehli Haklar farklı bir din veya inanç, İslami bir cemaat, mezhep, kol veya yol olmaya kadar çok çeşitli biçimde görülmüşlerdir. Türkiye?de Alevilik için yaşanan karmaşa onlar için de açık bir biçimde öne çıkmıştır. Bu nedenle ayrı bir dinden, İslami bir yol ya da İslam?ın bir koluna kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirilmişlerdir. Ehli Hak inancının kurucusu olarak Sultan Şahak (tahmini ölüm tarihi 1506) Babai Savaşı?nın önderi Baba İshak olarak gösterilmiştir. Baba İshak?ın Sultan Şahak donunda geldiğine inanılmıştır. Kuşçuoğlu?nun Kelamları?nı yayımlayan İranlı araştırmacı M. H. Sıddık ise Ehli Hak?ı şöyle tanımlamaktadır: ?Ehli Hak ismini, irfan takipçisi büyük dağınık derviş guruplarına vermişlerdir ve bunlar sufi değildirler. Vusule inanan sufilerin tersine süluka inanmışlardır.? Ehli Hak inancında tanrının kendisini göstermesi yedi beden içinde gerçekleşir. Alevi terminolojisine göre söylersek ?don? değiştirir. İlk önceleri bir ?inci? içinde gizli olan Khawandigar (Havendigar) yani yaratıcı (dünyanın yaratıcısı) uluhiyet cevheri, ikinci aşamada yerini Ali?ye bırakır. Her tecelli zinciri bir büyük melekle, bedenle başlar; Cebrail ile başlayan bu zincir Mikail, İsrafil, Azrail, Rezbar, Abdal Beg ve Han Abdal olarak sıralanır. Bu zincire katılanlar zaman zaman yer değiştirir ve zincire Hacı Bektaş, Kaygusuz Abdal, Kalenderi Şeyhi Baba Tahir-i Üryan, Balım Sultan gibi kişilikler de katılır. Bu yeralmayı Aleviliğin Anadolu bölgelerinde yedi ulu ozana ve devamına farklı Batıni inançlardan, süreklerden bilge ve ozanların, inanç önderi ve felsefi düşün yaratıcılarının katılması ile aynı özellikler taşımaktadır. (Nesimi ve Fuzili gibi) Sınırların Değiştiremediği Kültür Alevilik ile Ehli Hak öğretisi Dört Kapı Kırk Makam, ruhun ölmezliği ve geri dönüşü tasarımı, 12 İmam; 12 Hanedan, 12 Ocak, Musahiplik; Şhart-ı İkrar, Kırklar Meclisi; Kırk Güç (Cihiltan), 72 millet tasarımı; yetmişikiler Grubu, Cem; Cıwat, Meclis, Cem?e kadın erkek katılımı (şu anda dinsel baskılar nedeniyle ygulanamamaktadır), Derviş, Pir, Mürşit makamları, Zikr; Dhikr ve Zakir, Derviş ve Dedelerin elle kazan karıştırması, ateşte yürümesi, ateşi tutması, bıyık kesmeme, tek bir kutsal kitabın veya kutsal belirgin bir kitabın (Kuran, İncil vb.) bulunmaması gibi birbirine paralel ve belirleyici ortak özellikler taşımaktadır. Hacı Bektaş Veli ve Sultan Şahak kurgusu, Sultan Şahak ile Baba İshak ilişkisi ortak ritüel ve tarih birikiminin aynı yapılanmada olduğunu göstermektedir. Hacı Bektaş Veli?nin Alevilere düsturu olan Hac ilkesi İran?da da şu biçimde öne çıkmıştır; Bir kişi ki ceme vara öz huyunu değişmeye / Min kere Kabeye varmış olsa da tavafı yoh (Kuşçuoğlu) Cem?de tanbur (bağlama), def ve kemançe eşliğinde nefesler ve duvazlar okunur. Bir Yol Buluşması Yol Tv. Muharrem Sohbetleri için Hacıbektaş?ta bulunan Cavit Mürtezaoğlu ile tanışmamız bu konuyu daha derin ve anlaşılır biçimde tartışmamızı sağladı. Hasan Harmancı: Biraz kendinizden bahseder misiniz? Cavit Mürtezaoğlu: Tebrizliyim. Ateşbey (Şah İsmail torunlarından; Ateşbeyliyiz) Ateşbey Şah İsmail?den sonra zuhur eden Ali?nin donundandır. H.H.: Türkiye Aleviliğini öğrendiniz. Bize biraz karşılaştırma yapar mısınız? C.M.: Pirlerimizden Pir İsmail Köhlami: ?Ben Hacı Bektaş?ım, O da bendir? biçiminde ifade etmiştir. Biz Hacı Bektaş?ın yanındaki dervişleri, babaları melek olarak değerlendiririz ( yukarıda adını verdiğimiz yedi melek). İran?da Ahmet Yesevi?yi o kadar tanımıyorlar. Aydınlar biraz bilirler, Pir olarak bilirler. Ancak Alevi değil. İran Aleviliği açısından silsile olarak bir yere bağlanmaz ve pek yetkili değildir. İran Alevi toplulukların da Alevizm ile tasavvuf çok iç içedir. Vahdet-i vücud ortak duruşumuzdur. ?Nefehtu fihe min ruhi?; ?ben kendi ruhumdan üfürdüm Adem?e biçiminde geçer. Orada bir anlamda tasavvufi anlamda vucudcularla mevcudcular bir aradalar. Dört Kapı Kırk Makam sistemini benimseyenler (Tarikatları da Alevi sayarız, Mevleviler vb.) birbirlerine aşırı derecede düşkündürler. Mevlevi törenlerine katılırız. Bizde Şeriattan çıkanlara Alevi deriz. Şeriatı katedip de geçenlere, yani Tarikat?a yükselenler. İran?daki Ehli Haklar Şii, Elyullahi, Kızılbaş, Göran ve artık Alevi (Hakkımızdaki kitaplar son zamanlarda daha çok bu adla yazılmaktadır.) olarak adlandırılmaktadır. Bizde kendimize Alevi diyoruz. H.H.: Alevi olmak için ne yapılır? C.M.: Alevi olmak için yola başvurmak yeterlidir. Pir?e başvuranlar Alevi olabilir. Musahiplik var. Musahiplik çok zordur. Çocukları evlenemez. Birbirleri için kötü söz söyleyemezler. H.H.: İran?da Alevilerin kutsal günleri, belirli zamanları ve törenleri var mı? C.M: Kirmanşah şehrinde Baba Yadigar?da pir döver yapılır. Tören yapılır. Cemler, lokmalar dağıtılır. Herkes bunu bilir. Gerreban ( Kirmanşah yolunda) Pir-Padişah (Postnişin) ve pirleri de orada bulunmaktadır. Hacıbektaş törenlerine benzer içerikte bir etkinliktir. Bizde her gün kutsaldır. Kutsal olmayan an yoktur Hak için. Şah bayramı, Şah?ın bizim içimizde de yeniden dirilmesidir (sembolik) yapılır. Bir hafta cem yapılır, zikr olur, kurbanlar kesilir. İhsan?la Hak?ın kavuşma bayramıdır. İmam Hüseyin?e Yası Tutmayız H.H.: Muharremde neler yaparsınız? Alevilik İran?da da Şiiliğin etkisindedir. Ancak Aleviler bir yandan da takiye yaparlar. Böyle olunca da İmam Hüseyin?e ezadarlık ve matem uygulamaları devam ediyor. İmam Hüseyin?e yas tutulmaz bizde. İran Alevileri Türkiye?deki Alevileri ?geçit yolu?nda (Tarikat) sanıyorlar. Sizin bu yöndeki uygulamalarınız (takiye) nedeniyle Tarikat aşamasında olduğunuzu düşünüyorlar. İran?a döndüğümde Türkiye Alevilerinin Cemevleri olduğunu söylemiştim, şaşırdılar. Alevilerdeki bu tarihsel ve coğrafik kopukluğun olmasının nedeni, ülkeler arasında çizilen sınırların yarattığı bir durum. Günün birinde bir araya geleceğiz ve aynı toplum olduğumuzu göreceğiz. Bizim ayrı ve birbirinden kopuk olmamız biraz şöyle bir şey; Karıncaları seyrediyordum bir gün. İki parmağımla toprakta bir yol çizdim, karıncalar birbirinden ayrıldı ve yolları kayboldu. Birbirlerini kaybettiler. Sonra biri bir yönden diğerlerini gördü ve diğerleri de oraya yöneldiler. Bizde bu hale getirildik. Biraraya gelmek durumundayız. Alevilik bir bedendir yarısı o tarafta, yarısı bu tarafta. İran?da Alevilerin değerli el yazmaları ve kitapları var. İran deyince Türkiye?deki Aleviler Şiileri görmemeliler. İran?da 30 milyon Türk, 4-5 milyon Kürt Alevi, 12 milyon Hak Yolu?nu (Aleviliği) sürdüren bulunmaktadır. H.H.: Alevi kadınların durumu nedir? C.M.: İran?da ?mum söndü? iftirası ve baskısı yüzünden kadınlar Cem?e giremiyor. Cemlerde içki içilmez oldu. İçkiye bakış açısı iki türlüdür. Bu İslam?ın egemenliğinden oldu. Alevilikte içki var diyenler de var, yok diyenler de. Yok diyenler; Aleviler o kadar temiz ki kullanmazlar. Var diyenler ise; Aleviler çok temizdir, içki bir Alevi?yi etkilemez. İçkide kötülük yoktur. Kötülük insanda vardır. Benim felsefemde, -ben içmem ancak şunu düşünürüm-; bir bıçakla elma soyup bir çocuğa da verebilirsin, adam da öldürebilirsin. İçkinin etkileri ve insanın içki içmesi de bu durumu kapsar. Şiilikte getirip içkiyi mazeret olarak koymuşlar. Bu bizim yaşamımızı da, ritüellerimizi de etkiliyor. H.H.: İran Alevilerinde Cemde Kuran?ın yeri var mıdır? C.M.: Kuran?ın beyazını (sefideha) okuyoruz. Cemde Kuran olmaz. H.H.: Cemlerinizi hangi dilde yapıyorsunuz? C.M.: Cemde Kürtçe Türkçe?dir dil. En büyük Alevi gruplarını Kürtler ve Türkler oluşturur. Hiçbir Cemde Kürt veya Türk denmez. Ortak gireriz; ?Bir ya Ali? deriz. Bu hepimizin Alevi olduğuna yeterli işarettir. Ayrıca İran?da dinsel anlamda ayrım olur, ırksal anlamda değil. H.H.: Ne tür Cemler var İran?da C.M.: Yediler Cemi, Kırklar Cemi ve dedenin adıyla görülen cemler vardır. Bu cemlerin içerikleri ne kadar benzer bilmiyorum ama amaç aynı cemlerimizde. Bizde onbir ?ulu soy? vardır. Her birinin dergahı da yaşar. Bunların üçü İmamlara bağlanır (Haşimilere), diğerleri Sultan Şahak?a bağlıdırlar. Don ba don (don değiştirmek) Ali?nin birisinin suretinde geleceği inancı. Bu şu anlama da gelir; donun, soyun Araplarla sürmediği. Dedelerin bazıları kendilerini şecere olarak Ehl-i Beyt?e bağlarlar. Bazıları da Sultan Sahak?a bağlarlar. Biri Padişah olarak görülürse O?nun oğulları dede olarak görülmeye başlanır. Dedelik yok. ( Pirler; ilim veraseti) Dedelik, soy bağlılar ancak paralel çalışırlar. Ayrıca buradan farklı olarak dedeler cemde başlarını örterler (şapka, takke), bir de kuşak (kemerbest) bağlarlar. Baskıdan Kadınsız Cemler H.H: Bu Pirler arasında kadın var mı? C.M.: Sultan?ın onbir pirlerinden biri kadındır. Rezbar (Fatma Ana) rolündedir; yükü sırlı (hamile) doğurganlığı olan, herşeyin zeminidir. Ancak Cemlere kadınlar katılamıyorlar, İrandaki baskılardan dolayı. Bizde kadın bunun dışında da önemlidir. Kız verilmez yadlara (Şiilere). Kızı gelip tabi, Alevi olursa (pir izin verirse) olur. Kız verirken titiz davranırız. H.H.: Kültürel ve inançsal göstergeleriniz nelerdir? C.M.: Zülfikar değerlidir, önemlidir. Bizde en büyük nişan bıyıktır. Bizde bıyığın değeri önemlidir. Bıyık kesilmez. Ben Bakü?de öğrenciyken bıyıklı insanlar gördüm. Onlara sordum, siz Alevi misiniz diye, şaşırdılar. Ancak tanıştık, çeşitli referanslar verdim ve anlaştık. 70 yıldır cem yapmamışlar Bakü?de. Cem yapmak için sözleştik ve ilk cemi korkuyla yaptık (1993?te) Karabağ?dan kaçan Aleviler bunlar. 95 hafta, her hafta cem yaptık. Sonra yerimize sığılmaz oldu ve onlar şimdi Bakü Cemevini kurdular. H.H.: Sizde Nefesler, Duazlar okuyorsunuz. Nasıl başladı? C.M.:Cemlerde tambur kullanılır, Zakirler aşıklar, dedeler çalar. Ondört yaşındayken hatırlıyorum; zakirler nezaket olsun diye birbirlerine, sen kelam söyle diyorlardı. Bu üç-beş kişiyle sürdü. ?Hü, evveli ahir yar? der cemde kelam söylemek isteyen; ben söyleyince birden herkes sustu; cemde ben kelam söyledim. Bitince cemi yapan Dede beni çağırdı. Yüzümden öptü, cemde bu genç yaşıyla ilk kelam söyleyensin dedi. Böyle bir durum diğer cemlere de duyuruldu ve gençler de aktifleştiler. Bazı yörelerde ?kutsal kelam?, kimin aşkı var, kelam söylesin denir. Bizde semah yoktur, esrime vardır. Semah takiye yüzünden yoktur. Toplumsal baskılardan dolayı yapılmaz. H.H.: İran Türkiye arasında ortak bir değerden bahseder misiniz? C.M.: Ehli Haklar Mevlana?ya çok saygı duyarlar. Şems bizde önemlidir. O?nun sözleri ezbere bilinir. H.H.: Aleviler?in bu baskı ve tutumlara karşın dinleyici olarak müziğe ilgisi nasıldır? C.M.: Alevi müziği bizde tarikat müziği olarak geçer. Alevi müziği sadece cemevinde ifade edilebiliyor. Şimdilerde yurtdışında vardır. Bağımsız olarak müzik yapanlar vardır ve İran Alevileri onları dinlerler. Bunlar arasında beni sayabilirsiniz. Ali Ekber Muradi, Seyit Emrullah, Şah İbrahimi, Rezbar Grubu (bu grupta kadınlar vardır) Emir Hayati, Nurali İlahi vb.leri Alevi müziğinde geçmişten gelen (geleneksel) müzik vardır. Tarikat müziğiyle ortak bir yanı vardır. Bunlar piyasaya çıktığında Aleviler onları dinlerler. Örneğin, Şehram Naziri(Alevidir, Yedilerden; Yediler Alevisidir). İran?da Türkçe deyişler var, Kürtçe yazanlar var. Yeni basılan (az olmasına rağmen) Aleviliği anlatan Türkçe, Kürtçe kitaplar vardır. İran?da da Aleviliği farklı yorumlayanlar vardır. Ancak kabul gören açık bazı noktalar vardır. Bunlardan birisi örneğin; Aleviler Muharremde oruç tutmazlar, ihsan yaparlar; kurban keserler. Üç gün oruç tutulur. Bu oruç Gevaltas – erenler aşkına tutulan oruçtur. Cenazeler Şiiler gibi kaldırılır. Yalnız, pirler ölenin ağzına biraz su dökerler, cenazeyi kaldırmazlar. H.H.: Kurban yapıyor musunuz? C.M.:Kurban olarak koç ve kelezert(sarı kele, erkek geyik) var bizde. Kanlı kurbanlar, kansız kurbanlar olarak iki tür kurban sunulur. Nar, Hindistan cevizi baştapşıranda(yola girende), baş verme töreninde sunulur. Bu kansız kurbandır. H.H.: Dedelerin etkisi, etkinliği sürüyor mu? Dede cemde en aşağıda, kapının yanında sağ yanda oturur. Özel bir yeri yoktur. Cemde kandil, kırkbudak veya mum kullanılır. Ancak çok yaygın değildir. Bazı Aleviler hiç oruç tutmazlar inançları ve felsefelerinden dolayı. Felsefeleri şöyledir kısaca; Kamil olan, hakikat kapısına giren oruç tutmaz. Enel Hak diyene oruç lazım değildir. Beden zaten senin değildir. Cemlerde dedeler pirler çeşitli bilgiler verirler taliplerine, katılanlara. Pirimizin yanına oturduğumuzda sorusu olmayan kalkıp gitsin, sorusu olan kalsın derdi. Tartışmamızı, soru sormamızı isterdi. Aleviler: Sonsuz Muhalefet H.H.: İran yönetimi Alevileri tanıyor mu, İran yönetimine tutumunuz nasıldır? C.M.: İran?da bıyık çok önemlidir. Alevi olduğu ve bıyık bırakma biçimi yüzünden kardeşim işten atıldı. İranlılar da bizi sapkın görüyorlar. Yavaş yavaş İran aydınları derin ve geniş felsefemizi yaymaya başladılar ve bazı şeyler değişti. Suçun bir kısmı bizim, anlatmaya kalkmadık. H.H.: İran?da açık olarak siyaset yapan Alevi örgütü veya bireyleri var mı? C.M.:İran?da siyaset yapan Alevi yok ancak siyasete alet etmekte olanlar vardır. Seçim dönemlerinde burada olduğu gibi biz Alevileri hatırlayan politikacılar oluyor doğal olarak. Ancak Aleviler destekleyebileceği ve ifade edebileceği bir parti bulunmadığı için bu tür durumlara maruz kalmaktalar. Devletin baskısı sadece Alevilere yönelik değil. Herkese yöneliktir. Sadece Ehli Haklara yönelik değildir. ?Bizden değilsin? teoremi uygulanır. La ihrahe fittin; dinde zorlama yoktur yöntemini uygular görünürler. Ancak kurunun yanında yaş da yanar. İran, Alevileri kültürel olarak tanımamaktadır. Siyaseten Alevileri kullanmak isterler. Politikacılar gelip Alevi büyükleriyle görüşüyorlar. Bu da Alevileri yavaş yavaş tanımak olarak görülmeli. Okuma, üniversiteye gitme oranı yüksektir. İş başvurularında kimlik saklama olur. Baskı yüzünden bıyıklarını kesenler bile olur. Bana sahne yasağı uyguladılar. Gerekçesi bizden değildi. Bu sözün çok yönlü anlamı vardır. İran?da açık muhalifiz ama aktif değiliz. Çoğunlukla ?değme bana, değmeyeyim sana? kuralı uygulanıyor. Aleviler İran?da da geri kalmış bölgelerde yaşarlar. Aleviler kendi aralarında gizli bir dayanışma uygularlar. Bir Alevinin fabrikası varsa, Alevi birini çalıştırmak ister. H.H.: Böylesi bir yoğunluk arasında programsızda olsa karşılaşmak ve konuşmak güzel oldu. Teşekkür ederim. Ehl-i Hak Adı Batı İran’da yaşayan Goranlar’ın inancı bu adla bilindi. Ehl-i Hak adıyla Ehli Hakikat (Hakikat Ehli) şeklinde de karşılaşırız. Sufi terminolojide bilgilenme sürecinde Hakikat aşamasına varmış kişileri tanımlar. W. Iwanov, Alamut İsmailileri’nin de kendilerine Ehl-i Hakikat dediklerini yazmaktadır. Örgütlenmesi Ehl-i Hak, gizli bir dindi. Bu nedenle örgütlenmesi hakkında çok az şey bilinmektedir. İwanov’un çalışmasına göre Ehl-i Hak’ın belli bir karargâhı, merkezi bir örgütlenmesi yoktu. Kitapları, standart görüşleri veya tanınan bir liderleri de mevcut değildi. Bunun anlamı, Ehl-i Hak’ta örgüt ve kodların (inanç kodları) eksik olduğu ya da bulunmadığıdır. Minorsky, Ehli Hakk’ı “Ocak (Ujaq) adı verilen bölümlere dayalı gevşek bir konfederasyon olarak tarif eder. Bu ocakları ana gövdeden farklılaşmış fırkalar, doktrin ve pratikte farklılaşmış alt-sektler gibi gören yabancı gözlemcilerin yanıldıklarını düşünür. Ehl-i Hak’ta bu tür alt-bölümlerin bulunmadığını, ocaklar arasında güçlü bir birlik ve dayanışmanın mevcut olduğunu kayddeder. Ehl-i Hak Ocakları Bu inancın mensupları ocakların sayısı konusunda daima kutsal addedilen bir rakam vermiş, bazen 7, bazen de 12 adet olduğunu söylemişlerdir. Ocakların sayıları gibi, adlarında da bir karşıklık varolmuştur hep. Adları verilen ocaklar şunlardır: Khamushi (Kamuşi, Hamuşi, Hamuş-i Pir-Cin) Seyit Celali Şeyh Habib (Şeyh Habib Şah) Kaka : Bu ad sözcük olarak kardeş anlamlıdır. Seyit Bol-Wefa : Bu ad, Seyit Bal, Seyit Bal-Wefa veya Seyit Ebu’l Wefa olabilir (SC). Seyit Ghanime Balu Tahir: Iwanov, Baba Tahir adının aslının Balu Tahir olabileceğini düşünür. Baba Tahir (935-1010/1055?), ünlü bir Ehli Hak seyididir. Deylem orijinli hanedanlıklardan Büveyhiler çağında yaşadı. Aşireti “Bara Şahi”, dili Gorani’dir. Bir “Kalenderi” olduğunu söyler. Mezarı Hemedan’dadır. Öykülerde sık sık Fatima Lara (Fatima Laila) adında bir kadınla birlikte anılır. Aralarındaki ilişki gizemli. Fatima Lara, bir yoruma göre, Baba Tahir’in bacısıdır. Seyit Muhammed (Muhammed Gawre-Sawar): Bazı listelere göre Ehl-i Hakk’ın ilk 7 ocağından biridir. Bu ad İwanov’da “Seyyid Mahmud Gawre-Sawar” olarak verilir. “Gawre” sözcüğü, “Gor” diye de geçer. Serhalka ve Şah Mihman Yediler’in başına “Serhalka (Sarhalqa)” deniliyor. Arta kalan altı ocağa ise toptan “Şah Mihman” dendiği oluyor. “Mihman”, sözcük olarak misafir demektir. Tanrı, inanca göre, bu “Mihman” denenlerde nüksetmiştir.

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..1

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..1
Bismillâhirrahmânirrahim (*) Hak Taalâ’ya sonsuz şükür, minnet ve övgüler olsun. İnsanlar için nasip kıldığı tüm şeylere şükürler olsun. (a) Hak Taalâ, peygamberler önderi ve ulusu peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâm adına yarattı bütün alemi. (b) Peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâmın sehabelerine ve ehl-i beytine de selam olsun. Onlar bela ve skıntı kabında, cihad meydanında pişerek olgunlaşmış, vicdanlarını, gönüllerini arındırmış mübareklerdir.(c) Ol kutb-ı âlem-i malûm, Sultan Hacı Bektaş-ı Veli Horasanî Rahmetullahu aleyh, ol din çerağı böyle buyurur ki. (d) ——————————————————————————– I. BÖLÜM İNSANLARIN YARATILIŞLARI Hak Sübhane ve Taalâ Adem oğullarını dört dürlü nesneden yarattı. Ve hem dört bölük kıldı. Ve hem dört bölüğün dahi dört dürlü taatleri vardır. Dört dürlü arzuları ve dört dürlü halleri vardır. Pes, edekkim dört dürlü nesneden yarattı. Evvel, topraktan; ikincisi, sudan; üçüncüsü oddan; dördüncüsü, yelden. Ve dört güruhkim vardır, yani dört bölük kıldı. II. BÖLÜM EVVEL BÖLÜK ÂBİTLERDİR Evvel bölük âbidlerdir. Bunlar Şeriat kavmidir asılları Yel’dir. Yel hem sâfidir ve hem kavidir. Zira ki, yel esmeyince daneler samanından ayrılmaz. Eğer yel esmeyeydi mecmu âlem kokudan helak olayıdı. Pes imdi, helâl ve harâm, mısmıl ve murdar, kamusu şeriat birle malûm olur. Zira ki, şeriat kapıdır. Nitekim Çalap Celle Celâle cümle türlü nesnenin varlığını Kur’ân içinde yad kıldı. Kavlehu Taalâ “… Ve lâ râtbin ve lâ yâbisin illa fiy kitabin mübiyn” (1) Pes, azizmen ki, sakınmak gerekkim Hak Taalâ buyurduğun ceht kılıp elden komamak gerek. Ve yığlanın dediği nesneden yığlanmak gerek. İlm-i Kur’ân senin içinde olup sen taşra kalmayasın. Ya sen içinde olup Kur’ân taşrada kalmasın. Dava bütün olsun. Kur’ân şartın tutsun. İblis emrin dutmadı lânet oldu. İlim, iblis içinde idi, kendi taşra kaldı. Pes imdi, anlar kendülerün temüz etti bileler. Ve bu resme olan kişilerin ameli nüdigün, marifet gelüben canı diri kıldığı yerde yad kılur inşallah-ü Taalâ. Pes, imdi, âbitlerin taatleri namazdır, oruçtur, zekâttır ve hacdır. Nefr-i âm olıcak gaza eylemektir. Ve cenabetten gusl eylemektir. Ve arzuların istemyüp dünyayı terk etmektir. Ve âhireti sevmektir. Ve halleri birbirin incitmemektir. Pes, kibir ve haset ve buhul ve adavet bunlarda hemandır. III. BÖLÜM İKİNCİ GÜRUH ZAHİTLERDİR İkinci güruh zahitlerdir. Bunların aslı oddandır. Bunlar tarikat kavmidir. Pes od gibi dün ü gün yansalar gerektir. Kendülerin göyündürseler gerektir. Pes, her kim bu dünyada kendü özün göyündürse, yarın ahirette dürlü dürlü azaptan kurtulur. Pes, şöyle bilün kim, bir kez yansa ayruk yanmaz. Kavlehu Taalâ “..Ve kuduhennasaü ve’lhıracetü” (2) Pes imdi, Zahitlerin taatı dün ü gün Tanrı zikrin yad kılmaktır. Ve hem İsmaullahı yad kılmaktır. Ve hem havf u reca içinde olmaktır. Arzuları dünyayı terk etmektir. Ahiret için halleri İlmü Ledün’dür. Ve kendi bilirler ne olmuştur. Bilmezler kim kandan gelediler ve kanceru varırlar. Zira kim bunlara hidayet kapısı açılmadı. Tanrı’yı yad kılmakları kendü cehtleridür. Bunların güruhu hemandır. ——————————————————————————– IV. BÖLÜM ÜÇÜNCÜ GÜRUH SUDANDIR BUNLAR MARİFET KAVMİDİR Üçüncü güruh sudandır. Bunlar marifet kavmidir. Pes, su arıdır. Hem arıdıcıdır. Evvel sual salsalar, arısı nedir ve arıttığı nedir? Cevap: Arifler katında her sözün üç yüz yüzü vardır ve her bir ardı vardır. Ayruk kişi katunda her sözün yetmiş iki yüzlü ve bir ardı vardır. Pes, cahiller bilmezliklerinden kelimenin ardın söylerler, kendülerin odlu eylerler. Lakin arifler her kelimenin ardın söylerler odlu olmazlar. Pes imdi, su arılığı tahirdir. Hangi kaba girerse ol kab kim suya döne. Ve hem kendünden ayrık nesneye benzemez, levni malum olur. Ve hem murdarı taşra bırakır. Pes imdi ârifler arılığı tahirdir. Gerus aslına erer. Ve hem ârifler katında şirk murdardır. İçlerinde komazlar, taşra çıkarırlar, kendulerinden arıdırlar. Hem ayrukları dahi arıdırlar. Pes, şöyle bilgıkim, kenduyi arıtmayan ayruğı dahı arıtmaz. Amma, şeriat kavlince dona ve tene arısız bir nesne değse su ile yunucak hem donu hem teni arıttırır ve cenabeti dahi giderir. Andan sonra abdest reva olur. Lakin ârifler katında ne don, ne ten arı olur, ne cenabet giderir, ne abdest reva olur. Zira, kim, yunucu arınmayıcak, yumağ ile arı olmaz. Pes imdi, adem gerekkim suya yaraya, su gerekkim abdeste yaraya, abdest gerekkim namaza yaraya, namaz gerekkim Hak Taalâ’ya yaraya. Nitekim, Hak Sübhane ve Taalâ buyurur: Değme dil mi yarar beni yad kılmağa ve değme ten mi yarar bana taad kılmağa veya değme taat mı yarar benim marifetim bilmeğe. Pes imdi azizmen, ki sakınmak gerek. Adem arısız olduğuna sebep budurkim, içinde şeytan fiili olmaktandır. Bu noktayı bimek gerek ise, bir kaba murdar bir nesne koy, ağzını berkit ve denize bırak, içinde dursun. Ol kabın günde on kez dışarıusın yu, ta hatta on yıla değin günde bin kez yursan gene bayağı, murdardır. Ve hem kuyuya bir damla murdar nesne damlarsa, ol kuyunun suyunu bir kezden çıkarsalar, yabana dökseler, ol döktükleri yerde ot bitse, ol otu koyun yese; ekl-i takva katında ol koyunun eti haramdır. Anun çün kim, murdar nesne haramlığı ve murdarlığı şeytan fiilindendir. Pes imdi, bir damla murdar nesne kuyuya damladığı çün, suyun hep arıtmak gerek. … sebep, şeytan fiili olduğuçündür. Yani her nesne aslına döner demek olur. Vay ona kim, içinde kibir ve buğuz ve buhulluk ve tamah ve öfke ve gaybet ve kahkaha ve maskaralık, bunlardan maada nice dürlü şeytan fiili ola; dışardan su ile yunup arınır mı? Şöyle bilesin kim, arınmaz. Ve bu dediğimiz nesnenin biri bir kişide olsa, onun cümle ibadeti ve taatı ve ameli cümlesi boşuna olur. Vay ona ki, sekiz dürlüsü dahi bir kişide olursa hali nice ola. Pes, olkimse mutlak şeytan olur. Zira şeytanın şeytanlığı bu sekiz dürlü nesnededir. Pes imdi, ârifler aslı sudandır. Âriflerin içinde murdar nesne eğlenmez. Ve hem suyun aslı yeşil güherdendir. Ol güherin aslı Çalap Tanrı’nın kudretindendir. Pes, anın çün kim, ârifler Tanrı Taalâ’yı sever. Zira kim asıldır. Asıllû asılını sevmek acep değüldür. Ve dahi âriflerin ilmini er kenduzin bildügi yirde yad kılır. Pes imdi, böyle bilmek gerek, kim âriflerin taatı tefekkürdür. Ve hem seyirdir. Ve sahib-i nazar olmaktır. Ve hem dünya ve âhireti terk etmektir. Ve nazar ile edep beklemektir. Ve hem arzulayıp Hak Taalâ’dan yana varmaktır. Ve hem Çalap, ârifleri sever. Ve hem ârifler hallerini cümle varlığa değişirler. Ve yavuz endişe kılmazlar. Bunların dahi güruhu hemandır. V. BÖLÜM DÖRDÜNCÜ GÜRUH MUHİBLERDİR BUNLAR ASLI TOPRAKDUR Dördüncü güruh muhiblerdir. Bunlar aslı toprakdan olur. Pes, toprak teslim-i rıza olmakdur. Pes, muhib dahi teslim-i rıza olmakdur. Nitekim Resulullah buyurur: “Küllî şey’in yerciu ilâ aslihi” yani her nesne aslına döner demektir. Pes, muhib ârif’e sual eder kim: Ya ârif! Tanrı Tebareke ve Taalâ Kur’ân içinde buyurur: “Minhâ halâknâküm ve fiyha nu’iydüküm ve minhâ muhricüküm târeten uhra) Manası budurkim, “Şundankim yaradıldık gerü ona dönerüz, ahir gerü ondan çıkarız” demek olur. Pes imdi, toprak toprağa, su suya, yel yele, od oda gitti. Men seninim, sen ki haber verirsün, ben bayağı kimesneyüm, yine olum dersün. Ârif cevap verirkim, bu söz hakdır. Ve muhalefet yoktur. Ama, benüm üç eyü dostum vardır. Kaçan kim ben ölicek biri evde kalır. Biri yolda kalır ve biri benümle gider. Evde kalan maldır. Yolda kalan hısımdır. Ve benümle gelen iyiliğimdir. İmdi, fena hulkün, yavuz amelin varsa, pes bildikim aslı aslına döndüğü, benzediğidir. Ve hem ârif dahi muhibbe sual eder: Asılda ana mı yeğdir, ata mı yeğdir. Çoklar ederlerkim ana asıldır, ata köktür. Ama, muhiblerin cevabı budur kim, bizim katımızda ata asıldır, ana köktür. Zira kim, asıl tohumdur, yere dikilecek kök olur. Amma, muhiblerin taatı münacattır, seyirdir, müşahededir, arzularına ermektir. Ve Çalab Tanrı’yı bulmaktır. Ve kendulerin yavu kılmaktır. Canları muradlarına ermektir. Ve halleri biriküp bir olmaktır. Bunların dahi hemandır. Ve muhiblerin üç yerde ıssı vardır: Evvel seyrede Çalab sun’una, ikinci münacat kıla Çalabına, üçüncü müşahadeye otura Çalap aşkına. Eğer muhiblere sorsalarkim, Tanrı’yı nice bildiniz? Pes, muhibler cevap verelerkim, kendi özümüzden bildik ve hem kendi özümüzü Çalab Tanrı’dan bildik. Sözümüzün delili, şartı budurkim, Hazreti Resul buyururkim: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” Yani kim kenduyi bildi, büyük Tanrı’yı bildi. Pes muhiblerin sözü, salığı adem sureti içindedir, ayruk yirde nice bulusar? İmdi kişi kenduyi bilmeyince Hak Taalâ’yı kaçan bilüser, kaçan görüser? Kavlehu Taalâ “Ve nahnü akrebü ileyhi min hablil veriydi…” (3) Amma, can anunçün dirilir. Zira kim dördüncü can marifettir. Beşinci can aşktır. Nitekim ol fahr-i din çerağı Hz.Muhammed Mustafa buyurur: Kaçankim bir veli “Ya Rab!” dise, Hak Sübhane ve Taalâ “lebbeyk!” âvâzın ol velinin kulağını değirir. Pes, ol velinin “Ya Rab’” demekliği ile Allahü Taalâ Hazretinin “lebbeyk’” demekliği, arşa birikür, ikisinün arasında bir nûr çıkar. Ve ol nûrun şulesinden, yedinci gök altında yüz bin ve hezaran bin, günagün çiçekler biter. Ta hatta altıncı gök arası ol çiçeklerin latif kohusundan dolar. Beşinci gök arası anber misk kohusundan dolar. Evvel gök arası gül kohusundan dolar. Pes, ol sebepten dünya içi rahmetle dolar, âlem münevver olur. Pes, yedi kat gök feriştehleri birbirlerine beşaret kılarlar ve hem birbirlerine kağrışırlar, ederler kim: Bugün ne mübarek gündür, deyü çiçekleri derler, sekiz uçmağın içini bezerler. Lâkin ol çiçeklerin arasında bir çiçek olur, ol çiçeklere reyhan derler. Kaçankim, veli’lerden bir veli’ye vaade erse, ol veli’ye yeldirirler. Ve hem ışık gösterirler. Ol veli’nin tamarlarına yayılıpser, ol veli’nin canın ışık ile alırlar. Hergiz can teslim kıldığını duymaz. Lâtife: nitekim Mısır hatunları Yusuf’u görüp ellerin toğradılar, duymadılar. Pes, dost dostum ışkından can acısı duymasa acip değildir. Pes, dosta dost cefa kılmak nitedir ve nice reva ola. Aceb budur ki arifler can vermezler kendi muradların gidermeyince. Ve hem bir polat demiri taşa urarlar. Ol taştan od çıkar, yanar ve tütünü göğe gider. Odu ocakta kalır. Pes, ol gülü, reyhan dedikleri aşk çiçeğidir. Işk didiklerü Allahu Taala’nın kendülüğü odur kidügeli alemi dudupturur. Hem ol od’un ocağı erenlerün gönlüdür. Pes, ışk cana hareket görürür, göğündürür. Ve bu od muhabbet odudur. Bu kadar acibler Allahu Taalâ’nın “lebbeyk!” demekliği ile ve bir veli’nin “Ya Rab!” demekliği ile kopar. Nitekim ol Fahr-i âlem Hz.Muhammed Mustafa buyurur: “kimin taatı yoğ ise kamu ettiği hayırlar kabul olunmaz”.

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..2

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..2
Pes, Ulu Taat “Ya rab!” demektir, ihlas ile. Pes imdi, ihlas ile “Ya Rab!” demeklüğünüzde değildir. Her kiminiz derse yanluş söyler. Bir günkü meğer, azizmen, Allahü Taalâ Hazretlerinden nasibi ola. Ve bu kadar sözden anlaya. Dün ü gün Allah zikrine meşgul ola. Her türlü zahmetlerden kurtula. Rametlere ulaşa, inşallahü Taalâ. VI. BÖLÜM BU BAB ŞEYTAN AHVALİN BEYAN EDER İkinci İblis, şeytandır dedik. Ve hem nefs şeytanın naibidir. Ve hem subaşları kindir, haset, buhul, öfke, gıybet, masharalıktır. Bu sekiz nesne kim dizdirlarıdır, yani kapuculardır. Pes, yüreğin sol kulağında yedi kal’a vardır. Her bir kal’ada bir dizdar vardır. Ol kal’alara müvekkeldir. Değme bir dizdarın yüz bin haşedi vardır. Değme haşedin yüz bin subaşısı vardır. Bunlar kamusu iman evleridir. Pes imdi, haset, buhulluk, tamaj dünyayı terk etmekle gider. Ve hem öfke, gaybet, kahkaha, maskaralık perhizkarlıkla gider. Bular kamusu, sabur ile iman olur. Amma, kibrin aslı şeytandır. Miskinliğin aslı Rahmandır. Kaçan kibir gelse miskinliği ona havale gerek. Ve hem haset ehli şeytandır. Ve İlim aslı rahmandır. Kaçan haset gelse, ilmi ona havale etmek gerek. Ve buhul aslı şeytandır. Ve cömertlik aslı rahmandır. Kaçan buhul gelse cömertliği ona havale kılmak gerek. Pes imdi, cömertlik dörttür. Evvel mal cömertliği baylarındır. İkinci ten cömertliği zahitlerindir. Üçüncü can cömertliği aşıklarındır. Dördüncü gönül cömertliği âriflerindir. Pes imdi azizmen: sureti, Hak Taalâ’nın dileğine döndürmek gerek. Zira, korku dileğin edeb sever. Sabır dileğin utanmak sever. Utanmak dileğin cömertlik sever. Cömertlik dileğin miskinlik sever. Miskinlik dileğin ilim sever. İlim dileğin marifet sever. Marifet dileğin can sever. Can dileğin akıl sever. Akıl dileğin Hak Taalâ sever. Pes, Hak Taala buyruğuna beşaret bu on iki türlü nesnedir. Bunlar birbirlerine müvekkeldir. Pes, iman çerisinin serverleri bunlardır. İmdi ki, sakınmak gerekkim, bunlardan biri eksik olursa iman dürüst olmaz. Pes, gayet yeğrek makam hod bunlardır. Bunları sakınmayan Çalab’dan ırak olur. Hem Allah didarından mahrum olur. Amma, masharalık dileğin gülmek sever. Gülmek dileğin gaybet sever. Gaybet dileğin öyke sever. Öyke dileğin tamah sever. Tamah dileğin buhulluk sever. Buhulluk dileğin haset sever. Haset dileğin kibir sever. Kibir dileğin ten sever. Ten dileğin hava sever. Hava dileğin nefs sever. Nefs dileğin iblis sever. İblis dileğin Hak Taala sevmez. Zira kim, bu on iki dürlü nesneye iblis müekkeldir. İmdi azizmen, Hak Taalâ buyurur kim, dörd nesne dörd nesneye söykendü. Benvenlik kıldı. Ahir helak kıldım. Evvel iblis aleyhülla’ne od’a söykendü, dostum dedi. Hak Sübhane ve Taalâ katında güç yoktur. Dostu dosttan ayırmayın dedi. Ahir iblisi od içinde kodu, “…. halakteyin min narin ve halaktehü min tıyn” (4) İkinci, Fravun benlik dâvâ kıldı. Mısır şehrim, Nil kal’am, kıbdî’ler yardımcım dedi. Kıbdîlerle Firavun’un Nil’de boğdurdu. Mısır’ı harab kıldı. “…. ve ağraknâ ale fir’avne ve entüm tenzûrun” (5) Üçüncü Karun malına söykendü, akıbet malı ile helak oldu. Dördüncü, Hz.Muhammed Mustafa Aliyhisselâm, Allah’ü Taalâ’nın yakınlığına ve dostluğuna söykendü, pes, Hak Taalâ buyurdu kin, dostu dosttan ayırmayın, dedi “… Yuhibbenehüm kehubbillâhi velleziyne âmenü eşeddü hubbâ..” (6) Ve hem Hak Taalâ kerem lûtfunda buyurur kim, ya sevgili kullarım! Ben sizinim, sizler benimsiniz. Şükretmek gerekir. Nitekim, Kelâm-ı Kadim içinde yad kılur: “lilleziyne ahsenülhüsna ve ziyadeh…” (7), “… felya’mel amelen salihan ve lâ yüşrik bi-ibadeti Rabbihi ehadâ” (8) Pes, kendü özün bilmekliği bunda yad kıldı. Zira kim, biregu rahmanla şeytan seçildiğin bilinmeyince hem kenduyi dahi bilmez. İmdi, her kim bu sözleri anlarsa rahmanla şeytan seçüldiğin bilse, pes ol kişi kendiyu bilmiş olur. Kaçankim bir kişi kenduyi bilse ışk gelür. Ol kişi Hak Taalâ’dan yana akar. Ne kadar kim devleti vardır. İncaları vardur. Pes imdi, her kim bu sözleri anlamadı, kenduyi bilmedi; her çent ki adem suretindedir, lâkin ademilik mertebesinde değildir. Henüz endişeleri içinde gark olmuşlardır. Ta hatta hayvan ılkiler olur, anın gibidir. Amma, tasarruf yetmiş yıllık kal ü kıyl davası bir saat havf ü recaya beraber geldi. Yetmiş yıllık havf ü recaya bir saatlik ismullahı yad kılmaklık beraber geldi. Ve yetmiş yıllık sohbet-i tefekkür bir saat münacat ü müşahadeye beraber geldi. Zira kim, kal-ü kıly dava-yı gümandır. Pes imdi, zahid ibadeti bilmeden muameledir. Ârif tefekkürü Halik’e sun’ile muameledir. Ve hem Halik muhibbi münacaat-ı mûsâ, münacat-ı Mevlâ ile muamelet eyler. Lâkin riya, tamah, eri terk etmez. Pes, er olan kişi, daima gönül şehrini arayadursa gerek. Gafil olmasa gerek. Azizmen, âkilin üç hasekisi vardır. Evvel haseki sabırdır. Ve dahi ikinci haseki kanattır. Üçüncü haseki utanmaktır. Pes, şeytanın korktuğu bu üç nesnedir. Ve hem şeytanın yanıldığı bu üç nesne ile malum olur. Bunlar ki, farislerdir. Akıl çerisindendir. Ve dahi ademîler makamı üçtür. “…. min necüvî selâsetün illa hurabihüm…” (9). Amma değme kişileri adem saymadık. Her çent ki adem suretindedir, lâkin belhüm adaldir, hasutlardır ve kenduyi bilmeyenlerdir. Ve dahi, âbidlerin, zahidlerin, âriflerin taatleri ve arzuları ve halleri birbiri katında reva olmaz. Lâkin, muhiblerin katında reva olur. Zira kim, zahitler, âbidler, ârifler dava kavmidirler. Ve lâkin muhibler mâna kavmidir. İmdi azizmen, muhiblerin şerhi çoktur. İşi delümdür. Lâkin akıl ermeğe, gönül dolanmağa, suret duymağa bu kadar sözler yeterkim. VII. BÖLÜM EVVEL BAB Evvel Bab oldur kim, Adem, Tanrı Taalâ Hazretlerine kaç makamda ere, dost olur, anı beyan eder. Ol Kub-ı Âlem ederkim, kul çalab Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır dost olur. Onu şeriat içinde, onu tarikat içinde, onu marifet içinde, onu hakikat içinde. Şeriatta evvel makam iman getirmektir. “Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resulihi ve’lyevmil ahir..” Amma, her kişi kim iman ten üzredir derse hatadır. Eğer can üzredir derse hatadır. Pes, şöyle bilmek gerekkim, iman akıl üzredir. Ârifler katında amma, maruf bir dil üzredir, ikinci gönül üzredir. Her kim Hak Taalâ’ya gönülden tanıklık vermese mutlak kâfirdir. Yahut dil tanıklık verüb gönül inanmasa münafıktır “İnnel münafıkıyne fiydderk-il-esfeli minennar…” (10) Pes, bu iki söz kişilerle dosttur “İnnallahe la yağfirû en yüşreke bihî yağfirü mâdûne zalike limen yeşâ…” (11) Amma, taat-ı amel imandan ayrudur. Pes, değme taat imana ermez. Küfr, muasiyettir. Değme muasiyet küfre emraz. Bu sözler kişilerle dosttur “… Min zuhurihim zürriyetehüm ve eşhedühüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâl belâ..” (12) Pes, iman budur. Amma bizim sözümüz budurkim, rahman aslı kangidir, şeytan aslı kangidir? Bunu bilmek gerek. Pes, imdi gerekkim, rahman aslı imandır. Şeytan aslı gümandır. Velakin imana güman katmak düşvardır. Zirakim, iman akıl üzredir. Akıl sultandır. Ve ten içinde naibdir. Pes, sultan gitse naib nite dura. Mesela, iman bir hazinedir. İblis uğrudur. Akıl hazinedardır. Hazinedar gitti, uğru hazineyi nitti? Ve dahi bir kavilde iman koyundur, akıl çobandır, iblis kurttur. Çoban gitti, kurt koyunu nitti? Dahi bir kavilde iman sütütr, akıl bekçidir, iblis ittir. Üçü dahi bir evde ve bir yerdedir. Bekçi evden gitti. Süt bekçisiz kaldı. İt sütü nitti? Pes, ey miskin biçare, iman içinde sergerdardır. Zira Hak Taalâ’ya inanmak imandandır ve buyruğın tutmak imandandır. Ve yığlının dediğinden yığlınmamak Tanrı’ya inanmamaktır. Ve hem Tanrı’nın feriştehlerine ve kitaplarına ve Peygamberlerine inanmak imandandır. Pes imdi azizmen, her bir kişiye üçyüz altmış ferişteh müekkeldir. Pes bunca feriştehler arasında edebsizlikler edersin. Ve senin gibi kişi katında edebsizlik etmezsin kani feriştehler inandığın?

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû