Blog Arşivleri

Dersimde Asiret Oymaklarinin Yerleri Ve Dili

Dersimde Asiret Oymaklarinin Yerleri Ve Dilleri Aşiretlerin Adı Dili Yerleşim Yerleri Abdalanlar Zazaca Kurmanca Türkçe Pülümür-Hozat-Ovacık Ağucanlılar Kurmanca Hozat(Bargini),Elazığ-Erzincan-Kemah-Sivas-Malatya-Adıyaman-Elbistan-Pazarcık(Girne),Arapkir Alanlar Kurmanca Zazaca Mazgirt, Mazımiye,İranı Kuzey Horosan bölgesi,Erzincan Merkez İlçesi (Çamurdere, Çamlık, Karataş, Başköy, Çilhoroz, Yayla kent, Sertaş, Askartallı, Kılıçkaya, Endere köylerinde)Erzurum Çat ilçesi,Beşiktaş Komu, Tuzluca mah.Diyarbakır Piran Yöresi, Van- Ağrı çevresi. Ali Abbas Evladı Zazaca Ovacık-Kemah-Erzincan Alhanlı Aşireti Zazaca Pülümür ,Tercan Arililler Zazaca Nazimiye-Pülümür-Mazgirt-Kelkit(Akdoğdu Köyü) Erzincan Tercan ilçesi(Sarıkaya, Yenibucak,Kavaklık,Küçük Ağa Köyleri)Çayırlı ,Çamurdere, Başköy, Karataş, Çilhoroz, Yayla Kurt, Sarıtaş,Kartallı, Çağlayan Bucağı,Kılıçkaya,Erdene köylerinde Hınıs(Başköy) Baba Mansurlu Zazaca Kurmanca Pülümür-Mazgirt-Muhindi-Nazimiye-Tercan-Sivas-Erzincan Bahtiyarlı Zazaca Kurmanca Hozat-Muş-Kuzey Horosan Zağros Dağları Balabanlı Zazaca Kurmanca Pülümür-Erzincan-Tercan-Hınıs(Güzelder Köyü) Raka, ruha,Kırşehir, Malatya(Doğan Şehir) Badilli Kurmanca Zazaca Petek -KIğı-Kelkit-Halo-Refahiye Beles Kurmanca Zazaca Nazimiye-Tercan-Kığı-Amasya-Çorum Balçikanlı Zazaca Pülümür-Erzincan-Nazimiye Beritan Kurmanca Erzurum-Erzincan-Dersim Botanlı(Balyanlı) Kurmanca Mazgirt Caferanlı Zazaca Kurmanca Pülümür-Erzincan-Kemah-Hınıs-Dersime Yakın Bölgeler Bozukanlı Ovacık-Pülümür Çarekli Kurmanca Zazaca Pülümür(Ağaşenliği)-Erzurum-Erzincan,Yelekli Köyü-Tercan ve Çayırlı Çinan Aşireti Zazaca Tunceli Demananlılar Kurmanca Zazaca Ovacık-Pülümür-Tunceli-Mazgirt-Pertek-ERzincan-Mazgirt-Derviş Cemal Derviş Cemal Zazaca Pülümür(Şengül,Bulmuş Tosunlar Köyü)-Hozat-Erzincan-Çayırlı Elhanlılar(Elganlılar) Zazaca Erzincan,İran(Albuz Dağları,Mazandara Bölgesi) Hadikenli Kurmanca Zazaca Ovacık-Kemah Haydaran Kurmanca Soranca Zazaca Nzaimiye,Pülümür,Mazgirt,Erzincanın Tercan İlçesi,Bulanık İlçesi, Erbil Yöresi, Diyarbakır, Hayranlı Kurmanca Zazaca Nazimiye,Pülümür Hemenanlı Zazaca Tunceli Hesenanlı Kurmanca Dersim,Mazgirt,Kığı Hiranlı Zazaca-Kurmancaİran, Mazgirt, Muhundu, Pertek-Derenahiyesi, Haran Bölgesi, Varto nahiyesi, Üstükara, Karlıova, Erzincan, Dalav, Şavşek, Refahiye, Kığı İlçesi, Sütlüce , Doluteknek, Kabacalı, Tilkitaşı, Doluca, Çamlıca, Sarıdibek, Akbinek, merkez ilçede Dallıtepe, Orta çanak, Oğuldere, Karapınar, Gözele, Karlıova ilçesi, Tuzluca, Çiftiköy, Sarıkuşak, Kaynarpınar, Soğukpınar, Kaynak Köyleri, Gümüşakar, Halitler, Yeniyurt, Eskikonak Köyleri, Tercan ilçesi Küçük Ağa, Gök Pınar köyleri ve Tanyeri bucağı, Kelkit, Yarbaşı köyü Ardahan ve Kars/Selim Yöresi. Mazgirtte Harran Yöresi Köyleri Azerbaycan, Özbekistan ( İran Safevi Savaşları sırasında göç ettirilmişlerdir ) Holikan Kurmanca Zazaca Pertek, Erzincan,Pülümür Hormekli Zazaca Kurmanca Tunceli Merkez Köyleri, Nazimiye, Pülümür İlçeleri, Ardahan, Kayseri, Erzincan Merkez ve Tercan, Bingöl Kığı ve Karer, Muş Varto İlçesi , Erzincan Kuruçay Refahiye, Erzurum Hınıs Çevresi, Sivas İmranlı Zara Divriği Akıncılar GHölova İlçeleri.Aşiretin bilinen Köyleri Tuncelide;Zenmek Sen’enk Ruşan Dinyar Tar Meheldi Xozan Hösnek Velikan Xiç Mecaran Xelilpekari Tapdik Rebaik Rebat Çixik Kanoğlu, Nazmiyede Civark, Balık, Melkiş, Gemiş, Pülümürde Karagöl, İmranlıda Zeriki/Xormek/Vartodan Mazgirt Zerik Köyü üzerinden gelenler Kuzköy, Çalıyurt, Yenice, Karataş, Maden, Sinek köy, Hasköy, Delimahmut, Piredede, Altınca, Aşağıboğaz, Karacahisar, Koyunkaya ve çevresi, Erzincan Refahiyede;Gavur-yurdu, Halitler, Eski-konak,Gemecik, ( Zerikiler )Kadıköy, ( Zerikiler ) Kandil, ( Zerikiler ), Gölovada Uluçukur Köyü, Divriğide Çimen Köy, Akıncılar ilçesinde Altıntepe Köyünün bir kısmı, Tercan İlçesinde Yukarı ağusen, Göller ve Hölenek, Erzincan silepürde; Büyükköy,Şavsek,Dalav, Erzurum Hınısda;Kosan,Suvaran, Konik, Harabe, Karamola, Bingöl Karir Yöresinde;Darabi, Yekmal, Kürikan, Pircan,Hirçik, Kurdan, Maskan,Sagiyan, Sirnan,Yekmal, Teymurtas, Agbinek, Çerme, Varto da; Caneseran, Kasman, Civarik, Badan,Hamuk, Tatan, Danzig, Rakasan, Sofyan, Saman, Sorik, Muskan,Hashas, Zengena, Harik,Zengel, Mengel,Kuzik,Ameran, Büyük üstükran, Küçük üstükran, Çorsan, Pertek İlçesinde Kacarlar köyü. Hıfen Kurmanca Pertek [color=”Red”] Hüzmekli Uşağı Zazaca Nazimiye İzollu Kurmanca Tunceli, Erzincan, Mardin, Urfa, Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Kırıkkale Kalan Uşağı Zazaca-Kurmanca Malazgirt,Ovacık,Malatya Kamsuran Kurmanca Nazımiye Karsanlı Zazaca Kurmanca Pülümür, Nazımiye ,Tercan, Karakoçan Maraş Kığı Kavi Kurmanca Çorum Sivas Mazgirt Adıyaman Kekertiyanlı Zazaca Ovacık Kefelan Zazaca Kurmanca Ovacık, Pertek Kevanlı(Kevo) Zazaca Ovacık Kemanlı Zazaca Kurmanca Pülümür, Erzincan Merkez, Turna derre Kalıntaş, Çoban Yıldızı, Turluk, Ergani İlçesi Köyleri, Kığı İlçesi, Akımlı, Yazgünü, Gözdibi Köyleri Keskehoran Kurmanca Pertek Kırğan Zazaca Hozat, Desk, Ovacık Kolik Kurmanca Kemg. Ovacık Kodern Kurmanca Zazaca Mazgirt Kimsorlu Kurmanca Zazaca Hozat, Kığı Çemişgezek, Ovacık, Nazımiye,Dereova, Sivas Divriği Bölgesinde, Adıyaman, Tuzla Yöresinde bir kısmı zorunlu iskana tabii tutulmuştur. Koçkiri Kurmanca Tunceli, Erzincan, Sivas, Kahraman Maraş, Tokat Almus, Adıyaman, Adana, Kayseri illerinde, Sivas’ın İmranlı ve Zara İlçelerinde yoğun olmakla birlikte, Divriği, Hafik, Kangal, Gölova Bölgelerinde daha seyrektir Koçgiri Köyleri.. İmranlı ve Zaradaki ezici çoğunluk, özellikle İmranlıdaki Köylerin çoğunluğu Koçgiri Aşiretindendir.Tuncelide, Maraş İlinde Göksün Yöresinde, Erzincan’ın Batı Bölgeleri, Adıyaman Kahta Yöresi, Kayseride Sarız, Develi İlçeleri, Adanada da Tufanbeyli ve çevresi Koçgirili Köyleri bulunmaktadır.. Kurmeşli Kurmanca Pertek, Erzincan , Sivas Kubanlı(Kudenli) Kurmanca Zazaca Mazgirt, Kığı, Karlıova, Erzurum, Çat ve Karakoçan İlçeleri Kulikan Kurmanca Çemişgezek, Ovacık Kabaklı Kurmanca Çemişgezek, Ovacık Kureyşan Zazaca Kurmanca Nazımiye, Mazgirt, Ovacık, Tercan, Varto, Kiği, Sivas, Hınıs Mansur Lertikli Kurmanca Zazaca Erzincan Lolanlı Zazaca Kurmanca Soranca Pülümür, Çemişgezek, Vartu ilçesi,Nazımiye-Hınız,Esenli, Aşkale,Gürkeynak Köyü,Muş-Varto,Bayburt,Erzurum,Kelkit , İran-Irak sınırı Memokan(Memekan) Zazaca Tunceli Meskanlı(Mestanlı) Kurmanca Zazaca Nazımiye,Ovacık,Pertek Millan Kurmanca Pertek, Ovacık,Tunceli(Milköyü),Urfa-Viranşehir, Suriye’nin Resückayın yöresine yerleşmişlerdir. Nenikan Kurmanca Çemişkezek, Ovacık Panikan Zazaca Ovacık Parçikanlı Kurmanca Zazaca Ovacık,Malatya Sivas Pezgevran(Pevzugerililer) Zazaca Kurmanca Ovacık, Pertek, Hozat Perihanlı Zazaca Ovacık Pilvenkli Kurmanca Zazaca Pertek Hozat Mazgirt Gümüşhane Piranlı Kurmanca Pertek (Yamaşoba Köyü) Perikanlı Zazaca Nazımiye Rekşait(Reskan Uşağı) Kurmanca Ovacık, Hozat, Çemişkezek Rutanlı Kurmanca Zazaca Hozat, Nazımiye, Pülümür,Kuzey Horosan Mazderen bölgesinde ,Erzincan- Çağlayan Bucağı, Yalınca Uluköy, Melihtekli Köyleri Şadilli Kurmanca Zazaca Mazgirt ilçesi (Kızılkale, Aydınlık, Özdek, Beşoluk, Çatköy, Gelinpınar, Akkavak, Kepektaşı, Obrukbaşı, Güneyharman, Örsköy, Yazevi, Beşoluk), Kığı, İran, Mardin, Refahiye Sağcılar Zazaca Tunceli Sarı Saltuklular Türkçe Kurmanca Zazaca Hozat Şadanlı Kurmanca Pülümür Şavak Kurmanca Pertek, Hozat, Çemişkezek Şavalanlı Zazaca Kurmanca Tunceli, Nazımiye, Pülümür, Erzincan Kığı Karakoçan Seyyidalan Zazaca-Kurmanca Tunceli, Nazımiye, Hozat, Çemişgezek Seyyid Sabunlar Kurmanca Pertek Sultan Munzur Zazaca Ovacık, Erzincan Seyhan Zazaca Kurmanca Mazgirt Sisanlı Zazaca Pülümür Sekakan Kurmanca Pertek, Tunceli, Tercan, Afganistan Seydanlı(Sidanlı) Kurmanca Mazgirt Semkan Zazaca-Kurmanca Çemişkezek, Ovacık, Pertek Seyit Kemalan Zazaca Ovacık, Erzincan Seyit Ahmet Dedeler Zazaca Ovacık, Erzincan Silanlı Zazaca Ovacık, Erzincan Suranlı Zazaca-Kurmanca Mazgirt Süleymaniler Zazaca Tunceli Şeyh Hesananlı Zazaca-Kurmanca Ovacık, Mazgirt, Pülümür, Gümüşhane, Erzincan-Çayırlı Şeyh Mehmedanlı Kurmanca Zazaca Mazgirt, Pülümür, Nazumiye, Tunceli merkez Titanik Uşağı Zazaca Hozat Yusufanlı Kurmanca Zazaca Tunceli, Mazgirt,Kamut Sütlüce bucağı ve köylerinde, Merğo ve Çihik Zekeran Kurmanca Çemişkezek Zerkanlı Kurmanca Çemişkezek, Erzurum, Hınıs, Marat, Mardin, Aksaray üzere beş kola ayrılır. Zerkevik Zazaca Dere Çıkaran-Tembin dağlarında otururlar.

Reklamlar

Alevi Kürtler kimlerdir? Türk mü, Kürt mü? -1

Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalniz Türkçe kullanan ve hatta çogu Türkçe asiret adlarinasahip olan Kürtçe ve Zazaca konusan Alevi asiretlerin varligi, birçok yazarin izahat kabilinden hayal gücünü mesgul etmis bir vakiadir. Hem Türk hem de Kürt milliyetçilerin bu gruplarin muglak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmus ve bunlar sikici ayrintilari örtbas etmeye çalismislardir. Kürtçe ve Zazaca’nin esasen Türk dilleri oldugunu kanitlamaya yönelik çabalar son bulmamis ve hatta 1980’den sonra güç kazanmistir. 1 Öte yandan, Kürtler Aleviler’in dinindeki Iranî unsurlarin altini çizmisler ve hatta Alevi Türkler’in bile dinlerini Kürtler’den almis olmalari gerektigini öne sürmüslerdir.2 Sözü edilen asiretlerin düsüncelerini rahatça ifade edebilen kimi mensuplari, eski sözel gelenege dayandiklarini iddia ederek, genellikle, açikça siyasal amaca ulasmak için basvurulan çarelerden esinlenerek kendi yorumlarini eklemislerdir.3 Asiretler, Kürt milliyetçiligi ve Türkiye Cumhuriyeti hususunda farkli zamanlarda farkli tavirlar benimsediler. Kürt milliyetçiliginin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin (ve Zaza ve Alevi ulusu gibi daha küçük sözde uluslarin) Alevi Kürtler’in sadakatlerine dair birbirleriyle çatisan münacatlari, bu cemaatleri ayirmistir. Çatisma böylece 1994 sonbaharinda Tunceli ve Bingöl’ün batisindaki Türk askeri harekati ile en yüksek noktasina varmistir.

Alevi Kürtler kimlerdir?

‘Alevi Kürtler’ terimini, kendilerini Kürt olarak tanimlayip tanimlamadiklarina bakmaksizin, Zazaca ve Kurmanci konusan tüm Aleviler için kullanacagim. Bu terimi kullanmam, onlarin ‘gerçekte’ ya da ‘esasen’ Kürt ya da baska bir sey olduklari iddiasini tasimaz. Alevi Kürtlerin merkezi, Dersim’den (Tunceli ili ve ona komsu olan Erzincan’in Kemah ve Tercan ilçeleri ile Bingöl’ün Kigi ilçesinden) ibarettir. Dersimliler, Bati Dersim’in (Çemisgezek ve Pertek’in de kismen içinde bulundugu Ovacik ve Hozat’in) (Zazaca konusan) Seyhhasan asiretleri ile aralarinda hem Zaza hem de Kurmanci dillerini konusanlarin bulundugu Dogu Dersim (Pülümür, Nazimiye, Mazgirt) asiretleri arasinda kültürel bir fark görürler.

Bir dizi Alevi yerlesim bölgesi Dersim’den Bingöl, Kuzey Mus, Varto boyunca Kars’a kadar doguya uzanir. Bu asiretlerin en büyükleri ve en iyi bilinenleri, Kurmanci konusan Hormek (Xormek, Xiromek) ve Zazaca konusan Lolan (zikredildikleri sira ile bkz.: Firat 1970, Kocadag 1987) Dersim kökenli oldugunu iddia ederler ve bu asiretlerin gerçekten halen Dogu Dersim’de (zikredildikleri sira ile Nazimiye ve Pülümür) yasayan mensuplari vardir.

 

Daha batida, Sivas’in Zara bölgesi ve çevresinde önemli bir Alevi Kürt nüfusu ile, Koçgiri asireti ile karsilasiriz. Zaza lehçesinden çok Kurmanci lehçesi kullanmalarina ragmen, Koçgiri asireti Bati Dersimli Seyhhasan asireti ile akraba olduklari iddiasindadirlar.4 Dersimli asiretlerin baska

bazi mensuplari, hem Zazaca hem de Kurmanci konusanlar, Sivas’ta diger yerlesim bölgelerini olustururlar. Dersim Alevileri ile akrabaliklarinin diger bir belirtisi, aralarinda yasayan ayni soydan seyitlerin (özellikle Kureysliler’in) varligidir.5

 

Diger bir dizi yerlesim bölgesi Malatya, (Maras’ta) Elbistan ve Antep boyunca Suriye ve Adana’ya dek güneye uzanir. En önemlilerinin adlarindan baska bu asiretler hakkinda çok az sey bilinir. Dersimi’ye göre sözde tümü Kurmanci konusan bu asiretler de Dersim ile eski bir baglantilari oldugunu iddia ederler (1952: 59-60). Dinlerinin Dersimliler’in dinleri ile ne ölçüde uyustugunu ve Yezidi ve Nusayri komsularininki ile nasil bir iliskisi oldugunu bilmiyoruz. En azindan, bu cemaatlerin bazilarina Dersim’de yerlesik soydan seyitler hizmet vermistir; ama, aralarinda ayni zamanda baska ocaklar (seyit soylari) da vardir.6 Amerikali misyoner Trowbridge, gayet iyi

tanidigi Antepli Alevilerin (Kermansah’in batisinda, Kirint’in yakindaki) Tutsami’nin Ehl-i Hak seyitlerini en yüksek dinsel otorite olarak kabul ettiklerini söylüyor.7

 

Yalnizca Dersim ve Koçgiri Alevileri’nin dinleri hakkinda yüzeysel bilgiden daha fazlasina sahibiz; bu inanç ve pratiklerin diger Alevi Kürtler’ce ne ölçüde paylasildigini bilmiyoruz.8 Bilgimizin çogu, eski gezginlerin ve misyonerlerin raporlarindan ya da Bumke’nin yerinde bir sekilde belirttigi gibi, Dersimliler’in “uygulanmayan bir inanç”a bagli gibi görünmelerinden ötürü “inandiklari” ya da “yaptiklari”na dair anilardan kaynaklanir (Bumke 1989: 515). Her ne kadar belki küçük bir azinlik istirak ediyor olsa da, dag mabetlerini ziyaret, kötü sansi engellemek

için esrarli mahallerde ve kutsal yerlerde adak adamak gibi belirli eylemler hala yasadigindan ötürü bu ifade belki biraz mübalagalidir.9 Bununla birlikte birçok Dersimli için yiyecek tabularinin ve günese, aya ve atese gösterilmesi gereken hürmetin, sikça vurgulanan ancak fiiliyatta nadiren yerine getirilen adetler oldugu dogrudur.10

19. ve 20. yüzyil kaynaklarindan ögrendigimiz kadariyla, Dersim Alevileri’nin inançlari ve fiiliyati, Tahtaci ve Iç Anadolu Alevi Türkleri’nin inanç ve fiiliyatindan daha “asiri” ve “syncretist” (daha çok Iranî unsuruna sahip) görünür (bu tabii ki, daha çok, berikilerin inaçlarini daha iyi gizlemis olduklari ya da tedricen daha çok Islamlastirildiklari gerçegine bagli olabilir).11 Ruh göçümüne (metempsychosis) inanç daha çok anilir; Ermeni yazar Andranig (1900), insan ruhlarinin hayvanlarda nasil yeniden dogduguna dair birtakim sasirtici hikayeler nakleder.12 Dersimliler de, Ehl-i Hak gibi, Ali’de ve muhtemelen Haci Bektas’ta tezahürden, daha ilimli ancak kesinlikle daha önemsiz olmayan seyitlerin kutsal varligina kadar, kutsal yeniden vücut bulmanin çesitli türlerine açikça inanirlar. Hiç de saf olmayan Mark Sykes, Dersim asiretlerinin ismen Sii olmakla birlikte, kendisine panteist gibi göründügünü yazar.13

 

Günese ve dogaya tapinma Dersimliler’in hayatinda en az ayin-i cem ve diger Alevi ritüelleri kadar önemli bir yer tutmusa benziyor.14 Andranig buna gezegenlere, simsege ve yagmura, atese, suya, kayalara, agaçlara ve digerlerine tapinmayi da ilave eder (1900: 169). Anlatima göre, Dersimliler her sabah günes isinlarinin degdigi ilk noktada tapinmaya baslarlardi.15 1920’lerde bir geceyi Malatya yakinindaki bir Alevi Kürt köyünde geçiren Melville Chater, bu sabah tapinmasinin çok az farkli bir tasvirini yapar: Köylüler günesin dogusundan önce kalktilar ve tarlalarinda çalismaya basladilar. “Günes yükseldikçe, bütün erkekler, kadinlar ve çocuklar doguya döndü; günesin önünde egilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük islerine yeniden devam ettiler.” (Chater 1928: 498) Ayni köylüler ayni zamanda (belki sadece belli gecelerde) aya da taparlar: Geceleyin tüm köylüler, ayin görünmesini beklemek için, damlara çiktilar. Ay görünür görünmez, “Kürtler, önünde yavasça baslarini egmek ve yükselen gezegeni derinden selamlamak üzere ayni anda ayaga kalktilar; daha sonra tas merdivenlerinden indiler ve gecede kayboldular.” (Chater 1928: 497) Dersimliler’in günese tapinmasi, özellikle asagida söz edilecek olan Yezidiler’in benzer adetlerini kuvvetle hatirlatir. Bu ayni zamanda, en azindan 19. yüzyila kadar Mardin ve Diyarbakir bölgelerinde varolduklari bilinen, simdi nesli tükenmis Semsî (günese tapanlar?) mezhebini de akla

getitir.16

 

Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri Dersimliler’i Alevi Türkler’e yakinlastirir. Gülbank ya danefes’lerinin çogu Türkçe’dir; ve 1920’den önce de kesinlikle öyleydi. Erzincan valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali’ye göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur (Kemali 1992: 154-155); Nuri Dersimi bunu dogrular ve Kureysli ve Bamasor (Baba Mansur) soylarinin seyitlerinin gülbank’i “Zazaca’nin eski bir biçiminde” okuduklarini iddia eder (Dersimi: 1952: 24). 1949’da yazan Hasan Tankut Resit, Dersimliler’in ancak çok yakin zamanda, Aliser ve Seyyid Riza’nin

kiskirtmalari ile, Türkçe nefes’i kendi dillerinden siirlerle ikame etmeye basladiklarini öne sürer.17

 

Dersim Alevileri’ni Alevi Türkler’e yakinlastiran bir diger adet, merkezi Haci Bektas tekkesi ile olan iliskileridir. Burasi Molyneux-Seel (1914: 66) tarafindan Dersim disindaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmistir.18 Kuramsal olarak, ortak asiretlere rehber ve pir olan Dersimli seyitler, Haci Bektas’taki çelebi’yi mürsid’leri kabul ederler; ama fiiliyatta diger soylarin seyitlerini pir ve mürsid olarak benimserler ve Haci Bektas’la çok fazla ilgileri yoktur. Bununla birlikte Bati Dersim’deki üç küçük seyit soyu, Aguçan, Dervis Cemal ve Saru Saltik, Haci Bektas’ça tayin edilen halife’nin neslinden geldiklerini iddia ederler (Dersimi 1952: 27-28; Birdogan 1992:

152-157).

Türk mü, Kürt mü?

 

Alevi Kürtler komsularinca genellikle Kizilbas olarak adlandirilirlar. Cuinet’in geç 19. yüzyil nüfus istatistiklerinde de, baska etno-linguistik ünvanlar kullanilmaksizin ayni adla yer alirlar. Bu ad onlari, tabii ki, takipçileri çogunlukla Türkmen olan Safaviler’le yakinlastirir. Sümer, Safaviler’in Kizilbas destekçileri üzerine çalismasinda (1976) sadece iki Kürt asiret cemaatinden söz eder; ki bunlar görece önemsizdirler: Hinisli ve Çemisgezekli cemaatleri. 16. yüzyilda bugünkü Tahran’in güneyinde yasayan, daha sonra Özbek saldirilarina karsi Iran’in kuzeydogu sinirini

korumak üzere Sah Abbas’ca Horasan’a gönderilen büyük bir Çemisgezek konfederasyonu oldugundan ötürü, ikincilerin çogu Sah’in ardindan Iran’a gitmis olmalidirlar.

 

Alevi Kürtler, sadece bu iki asiretten arda kalanlarin ardillari olamayacak kadar çokturlar. Bu, akla Dersimliler’in nereden geldikleri sorusunu getirir ve hem resmi tarih ekolüne bagli olanlar hem de liberaler olmak üzere, birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunlarin Kürtlestirilmis (ya da Zazalastirilmis) Kizilbas Türk asiretleri oldugudur. Bu varsayim o kadar mantikli görünür ki, bazi Batili akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmistir (örnegin Mélikoff 1982a: 145). Bununla birlikte, Safi Kurmanciler ile Zazalar arasinda neredeyse hiç

toplumsal iliski varolmadigi gerçegi gözönünde bulundurulursa, bu asiretlerin Kürtçe ya da Zazaca’yi kimden ögrenmis olabileceklerini tahayyül etmek güçtür. Öte yandan Sivas’ta, Kürt ve Zaza Aleviler’in, Türkçe’yi hiç terketmemis olan Alevi Türkler’le yakin iliskileri vardir.

Osmanli öncesi ve erken Osmanli tarihinde Heterodoks Kürtler

Kürt asiretlerin (mutlaka Safavi türünün olmasa da) Alevi dinsel fikirlerinin yayilmasindaki rolüne uzun süre degerinin altinda paha biçilmis gibi görünmektedir. Irène Beldiceanu-Steinherr’in arsiv arastirmasindan elde ettigi bilgilere göre, ilk Betasiler göçmen asiret kabileleridir.19 Osmanli metinlerinde (Bektas, Bektaslu, Bektasogullari adlarindaki) bu asiret gruplarina sayisiz atifta bulunulur; ve bu metinler onlarla Sivas’tan Malatya, Maras, Antep kavisi ile Halep ve Adana’ya uzanan ve hatta fazladan daha batidaki mekanlar arasinda iliski kurar. Belki de daha sasirtici olan, bu asiretlerdeki Kürt unsura yapilan sarih atiftir. Cevdet Türkay onlari Konar-göçer Türkmân Ekrâdi taifesinden, “göçmen Türkmen Kürtler” olarak tasnif eder.20 Asiretler listesinde sikça yer alan bu terim, karma yapili asiretlere atif yapar görünmektedir.

Xavier de Planhol’un ilk gözlemcilerinden biri oldugu üzere, 11. yüzyil ve daha sonrasinda sayisiz Türkmen asiretlerinin Dogu Anadolu’ya varisi, yogun kültürel degisime ve (Kürtler’in iyi otlaklara dogru yaptiklari kisa mesafeli düsey göç ile Türkmenler’in yatay gezginligini birlestiren) yeni bir tür pastoral göçebelige ve farkli kökenlerden küçük gruplari birlestiren yeni asiret olusumlarina hiz verdi. Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, Kürt klanlari, görünüse göre Türk unsurlu kendi asiretlerine dahil etmis olmalidir; ve Osmanli döneminde genis bir asiret konfederasyonu olan Boz Ulus’un Türk unsurlar kadar Kürt unsurlara da sahip oldugu bilinir. Yüzyillar boyunca izleri sürülebilecek olan bazi asiretler dillerini Türkçe’den Kürtçe’ye, ya da tam aksi sekilde degistirdiler; bu asiretlerin mensuplarinin kompozisyonlari da zamanla kaymis olabilir.21

Sözde Bektasi asiretler, daha sonra Alevi Kürtler’le karsilasacagimiz bölgelerde bulunurlar. Ancak bunlar, simdiki Alevi Kürtler’in olusumunda yer alan sayisiz Kürt asiret unsurlarindan yalnizca biri olmalidirlar. Osmanli kaynaklarinda bazi temel Dersimli asiretler adlariyla yer alir. Örnegin Türkay, Lolan, Dirsimli ve (19. yüzyilda Dersimli asiretlere atifta bulunmak için kollektif olarak kullanildigini gördügümüz) Dujik/Dusik asiretlerine dair sayisiz vakiadan söz eder ve hepsini Ekrâd taifesinden olarak siniflandirir; yalnizca tek bir büyük Dersim asiretinin, Balaban’in, Türk oldugu, Yörükan taifesinden oldugu söylenir -Balaban asiretinin Zazaca konusmasina ragmen, bugünkü komsularinin kabul eder göründükleri bir ad.

Türkmen asiretlerin heterodoks fikirlere karsi giderilmesi olanaksiz bir egilimi varken, Kürt asiretlerin, en azindan Osmanli Imparatorlugu’na dahil olduklari dönemde (kabaca 1515), sadik Sünniler oldugu fikri genellikle muhakkak addedilir. Kürtler’in mutaassip Sünniler olduklari fikrini önde gelen Kürt aileleri ile Sultan Selim ve haleflerinin arasindaki ittifaki bozan diplomat Idris Bitlisi ortaya atmis olabilir. Idris ve ogullari Ebü’l-Fazl, Sa´dettin, Hüseyin ve Müneccimbasi gibi onun izindeki diger Osmanli tarihçilerinin yanisira egemen Kürt ailelerinin tarihçisi Seref Han Bitlisi, Kürtler’in Safaviler’e karsi Osmanlilar’i tercih etmesinin nedenini onlarin dinsel inançlarina baglar.22 Sünni ortodokslugun açiklanmasi Sultan’a sadakatin asikar bir taahhütüydü; bu yüzden, Kürt tarihçilerin Kürtler’in ortodoks oldugu konusundaki israri, kendilerinin ne oldugunu bildikleri seyden çok, Sultan’in inanmasini diledikleri seyi yansitiyor olabilir. Hayatinin hatiri sayilir bir bölümünü Safaviler’in hizmetinde harcayan Seref Han bile, -(Osmanlilar’a açikça bir siyasal bir tehdit teskil etmeyen) sayisiz Yezidi’den söz etmekte tereddüt göstermemesine ragmen- Kürtler’in (Sii) heterodoksisinden nefret ettigini vurgulamistir.

 

Ileride Yezidiler’e dair birkaç sey söyleyecegim, ama önce Kürtler arasinda asiri Sii fikirlerin varligina dair bir iki yorum yapmak isterim. Aslinda bunlarin, sözü geçen Kürt yazarlarin kabul eder göründüklerinden çok daha yaygin olduguna dair belirtiler vardir. Hem Seref Han’in, hem de Idris’in memleketi olan Bitlis, kendi payina düstügü oranda ortodoks olmayan düsünür yetistirmistir. 1450 civarinda Giyathuddin al-Astarabadi’ce yazilan Hurifi metni Istivaname, serî yükümlülüklerin halihazirda cennete yasandiklarindan dolayi gerçek müminleri baglamadigini iddia

eden sapkin bir ögretinin kaynagi olarak Dervis Haci `Isa Bidlisi’den söz eder.23 Simav kadisinin oglu Seyh Beddreddin’in fikriyati üzerindeki etkilerin izi de ayni bölgeye dogru sürülebilir: Bedreddin’in asil mistik hocasi, Bitlis yakinindaki bir bölgeden gezgin bir alim olan Hüseyin Ahlati’dir.24

 

Bugünkü Yezidi önderlerinin bazilarinin dinlerini asiri Ali karsiti bir mezhep olarak sunmalari (hatta emirlerinin ailesine mensup bir kisinin adi Mu`aviye’dir), Alevi Kürtler’in ve Güney Kürdistan’daki Ehl-i Hak /Kaka’i’lerin fikir ve fiiliyatlarindaki yakin benzerlikleri görmemize engel olmamalidir. Bugün soylari tükenmis olan Semsîler’in muhtemelen ziyadesiyle benzer bir \dördüncü dine sahip olduklarina yukarida deginilmisti.25 Her dinsel grup arasindaki iliski, su ana kadar varsayilandan daha içten olabilir. Bu yüzyilin ilk yillarinda Anadolu’yu dolasarak

kafataslarini inceleyen Alman antropolog Felix von Luschan, Aleviler’in ve Yezidiler’in, en azindan bazi komsularinca, bir ve ayni mezhepten olarak algilandigini farkeder: Bati Kürdistan’da bazi yerlerde aynen Kizilbaslar’a benzeyen insanlara Yezidi deniyor ve bunlar Kizilbaslikla hiçbir ilgileri olmadigini iddia ediyorlar; diger yerlerde, Kahta’da Böilam Nehri’nde* ve yine Diyarbakir yakinlarinda bana söylenenlere göre, Yezidi ve Kizilbas ayni seyi tanimlamak için kullanilan, biri Arapça digeri Türkçe iki ayri kelime. Bunun dogru olup olmadigini bilmiyorum; ancak, tahkik edebildigim kadariyla her iki grubun da itikat ve toplumsal durumlari tamamen benzer. (von Luschan 1911: 231) (Erzincan’in dogusunda) Tercan’da bir köyde söylestigim yasli bir Alevi Zaza, Yezidiler’le herhangi bir iliskiyi reddetmekle birlikte, Melek Ta’us’un adini ve beni o zaman etkileyen Yezidi menseli efsaneleri bilir görünüyordu. Luschan’in Yezidiler’in “tamamen Kizilbaslar gibi” olduguna dair gözlemi, onlarin üzerindeki kafataslari incelemelerine dayanir. Anadolu’nun tüm sekter Sii gruplarinin -Likya’nin Tahtaci ve Bektaslari’nin, Iç Anadolu’nun Kizilbaslari’nin (ve onlari çok andiranYezidiler’in) oldugu kadar, Ansariye’nin (örnegin Nusayri’nin)- kafataslarina ait indekslerin birbirlerine çok benzer olduklarini bulmus ve komsulari olan Arap ve Kürt gruplarla aralarindaki farki göstermek için karsilastirmistir. Kafataslarini inceledigi tüm mezhepler kisakafalidir (brachycephalic) ve tüm Sünni komsulari da uzunkafali (dolichocephalic). Von Luschan, sözlerini ilk anilanlarin “dinlerini korumus ve bu yüzden yabancilarla dis evlilikten sakinmis, böylece eski karakteristik özelliklerini korumus olan eski homojen bir nüfusun arda kalanlarini” temsil ettigini söyleyerek bitirir. (von Luschan 1911: 232)

Benligin yer degistiren hayalleri

 

Alevi Kürt asiretlerin bazi yerel tarihçileri, özellikle Firat, Risvanoglu ve Kocadag, kendilerini en azindan kismen sözel gelenege dayandirmaya çalisarak, asiretlerinin Türk kökenlerini siddetle vurgulamislardir. Eserleri faydali bilgi kirintilari içerir; ancak, bu asiretlerin resmi Kemalist tarih görüsü uyarinca Türklüklerini ‘kanitlama’ya yönelik siyasal saikli arzulari nedeniyle asiri ihtiyatla kullanilmalidirlar. Öte yandan Dersimi gibi diger yerel tarihçiler Kürtlüklerini

vurgulamislardir ve yakin zamanlarda Dersim kökenli insanlar arasinda Kürtlükten farkli bir unsur olarak Zazaliga vurgu yapan bir fikir ekolü vardir (Pamukçu, Selcan, Dedekurban).

Cumhuriyet döneminden önce bu asiretleri Kürt ya da Kizilbas’tan baska bir sekilde adlandiran herhangi bir kaynaga rastlamadim.26 Erzurum’daki Rus konsolosu Jaba’nin kullandigi 19. yüzyil ortalarina ait bir Kürt kaynagi, onlari (merkezî Dersim’de bir dagin adi ve Dersim’in daglik bölgesinin tümüne verilen bir ad olan Dujik Baba’dan sonra) Dujik Kürtler olarak adlandirir ve sunu ekler: “Türkler onlari Dujik Kürtler ya da basit Kürtler (Ekrad) olarak adlandirirlarken, gerçek Kürtler de onlara Kizilbas derler.”27 Dersim’i 1866’da ziyaret eden Diyarbakir’daki Britanya konsolosu Taylor, münhasiran Kizilbaslar’dan (ama özellikle alt gruplar olarak Seyhhasanli ve Dersimliler’den); bölgeye 1879’da giden Avusturyali görevli Butyka, Dersim Kürtleri’nden ve daha dar anlamiyla “Seyit Hasanli Kizilbas Kürtleri”nden söz eder.

 

Bununla birlikte, bu asiretlerden en azindan bazilarinin yabanci kökenleri oldugunu ima eder görünen sözel gelenekler vardir. Taylor’a (1868: 318) halihazirda Seyhhasan asiretinin aslen Horasan’dan oldugu ve Dersim’e yakin zamanda Malatya yakinindaki Alacadag bölgesinden geldigi söylenmistir. (Taylor’a göre Dersimliler “aslen pagan bir Ermeni neslin” ardillaridirlar.) Kürt milliyetçisi Nuri Dersimi de çok daha yaygin oldugunu gördügü bu gelenege -zerre süphe duymadan- isaret eder. Yalnizca Seyhhasan degil ama bazi baska Dersim asiretleri (Izoli, Hormek ve Sadi) de, temel seyit soylari Kureysli ve Bamasoran gibi yüzyillarca önce Horasan’dan gelmis olduklarini iddia ederler (1952: 24-25). Dersimi bu Horasan kökenini, çogu Kürdün Kürt olduguna inandigi

popüler Alevi kahramani Horasanli Ebu Müslim ve ikincil olarak Haci Bektas ile ilintilendirir. Bu, süphesiz, söz konusu gelenegin bu kadar popüler olmasinin ve seyitlerden onlarin ‘müritleri’ olan asiretlere yayilmasinin bir nedenidir: Horasan Aleviler’in anayurdu olarak bilinir. Dersimi bunun yanisira, bu asiretlerin bölgeye vardiklarinda halen Zazaca konustuklarini, hatta kendi zamaninda bile sözde seyitlerin Türkçe konusamadiklarini vurgular. Bu az bir ihtimalle, bu asiretlerin Türk oldugunu iddia ederek teyit için Horasan baglantisini gösteren resmi Türk tarih tezine üstü kapali bir tepkidir. (Cumhuriyet döneminden önce insanlarin Horasanlilar’i Türk kökenli saymadiklari

görülmektedir.)

1930’larda, birkaç asiretin kendilerini Mogol isgalinden önce Dogu Anadolu’ya gelen askerî bir maceraci olan Celaleddin Harzemsah’in askerlerinin ardillari saydiklari söylenir.28 1930’larin basina ait bir Türk istihbarat raporu, Pülümür bölgesindeki yasli erkeklerin hala Celaleddin Harzemsah’a dair efsaneleri hatirladiklarini, Dujik Baba Dagi’nin onun mezari olarak sayildigini ve bu yüzden ayni zamanda Sultan Baba olarak da bilindigini kaydeder.29 Bunun yasayan bir efsane mi; yoksa yakin zamanda, Horasan temasina tarihsel olarak mümkün Türk soylari ile aslinda olmayan seyler ilave eden amatör bir tarihçi tarafindan icat edilen bir sey mi oldugu benim açimdan sarih degildir.30

 

Her ikisinde de Sünni Müslüman dayanismasina kuvvetli bir münacaatin yapildigi Birinci Dünya Savasi ve Türkiye’nin Bagimsizlik Savasi, bir bütün olarak Dersim toplumu üzerinde bir etki yaratmamistir. Ruslar’a ve Ermeniler’e karsi mücadelede güçlerini Dersimliler’le ikmal etmek isteyen ve Dersimli Aleviler’in Bektasi köylüler gibi olduguna inanan Jön Türkler, Dersimliler’i savasa tesvik etmesi için Bektasi Çelebi Celaleddin Efendi’nin yardimina müracaat ederler. Çelebiye eslik eden Nuri Dersimi’ye göre, bu çabalar, merkez Bektasi tekkesinin Dersim’de çok az bir etkiye sahip oldugunu kanitlayacak sekilde neredeyse tamamen basarisiz olmustur (1952:

94-103). Firat (1970) kendi asireti olan Hormek’in, aktif olarak yer aldigini öne sürer; ancak, kitabinin savunma mahiyetinde olan niteligi bundan bir miktar süphe duyulmasini hakli kilar.

 

Bagimsizlik Savasi’na da olsa olsa isteksiz bir katilim vardir. Baki Öz’ün Dogu Anadolu Alevileri’nin bu erken dönemde Mustafa Kemal’i Ali’nin ve Haci Bektas’in don degistirmesi olarak kabul ettiklerine dair iddiasi (1990: 29) muhtemelen bir tarih hatasidir ve daha sonraki bir döneme atifta bulunur. Bölgenin ilk cumhuriyet valilerinden biri olan ve kitabini savastan sadece on yil sonra yazan Ali Kemali, daha güvenilir bir kaynaktir ve o sadece Ankara hükümetine karsi bölücü Kürt isyanlarindan söz eder. Mustafa Kemal’in kimi önemli asiret reislerini atamaya ve milletvekili yapmaya çalistigi dogrudur. Ancak Kemalist hareket (Sünni) Müslüman bir hareket

olarak göründügü müddetçe, Dersim’de çok fazla sevk yaratmamis; yeni bir hükümet olmasi, siradan Dersimli Alevi için onu sadece daha az çekici kilmistir.

 

Kürt milliyetçiligi bu dönemde Dersim ve Sivas halklari arasinda belirgin bir takipçi kitlesi bulmustur. Yeni dogan Türkiye’de kesinlikle milliyetçi Kürt kimligi olan ilk ayaklanma, Dersim’den de bir miktar yanki bularak, Koçgiriler arasinda zuhur etmistir.31 Kürdistan Te`ali Cemiyeti’ni örgütleyenlerden biri olan Nuri Dersimi, Sivas’ta sadece Kurmanci ya da Zazaca konusan Aleviler’in degil; ama ayni zamanda -Türk olarak görülen yeni Ankara hükümetine açikça muhalefet eden- Alevi Türkler’in de Kürt milliyetçi birligine katildigini ve kendilerini Kürt olarak adlandirmaya basladiklarini nakleder (Dersimi 1952: 64-65). Bunun bir Kürt isyani oldugu, (Kürt’e Kürt diyen

son Türk yazarlardan biri olan) Ali Kemali tarafindan da kabul görür. Ama, Dersimi’nin Alevi Türkler’e dair gözlemleri ve isyanin Sünni Kürtler arasinda destek bulmamasi göz önünde bulunduruldugunda, bu bir Kürt isyani oldugu kadar açikça bir Alevi isyanidir da. En karizmatik önder olan Alisêr, yukarida söylendigi gibi, ayni zamanda yöneliminin laik Kürt milliyetçisi degil, Alevi ve Kürt oldugunu gösterir bir sekilde, Türkçe yerine Kurmanci dilinde nefes derlemeye baslar.

 

Uzun bir çatisma tarihine sahip olduklari Sünni Zazalar ve Kurmanci konusanlarla çevrilmis olan daha doguda (Bingöl, Mus, Varto) yasayan Alevi Kürtler, kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler. Geleneksel düsmanlari, hem milliyetçi hem Sünni Kürt nitelikli Seyh Sait isyaninda yer aldiklari zaman, bu asiretler, özellikle Hormek ve Lolan, Kürtler’e karsi çikarak Kemalist hükümetle kaderlerini birlestirdiler (Firat 1970[1945]). Bu asiretlerin egemen seçkinlerinin bir kismi, en azindan 1930’lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanimladilar; bunun sadece Kürtler’in yoklugunu iddia eden resmi görüse bir cevap mi oldugu, yoksa eski bir kökene mi dayandigi henüz bilinememektedir. (Bununla birlikte, Osmanli kaynaklarinda bu asiretler Kürt

olarak anilirlar.)

Resmi tarih Alevi Kürtler’i tanimliyor

 

Kemalizm’in Kürtler hakkindaki görüsü, her zaman içsel çeliskilerle dolu olmustur. Bir yandan resmi görüs onlarin Türk olduklarini iddia ederken; öte yandan, Türk olmadiklari için onlara hiçbir zaman güvenilmemis ve onlari asimile ederek Türk olmayan özelliklerini kaybettirmek için kasti girisimlerde bulunulmustur. Alevi Kürtler’e karsi tutum çok daha paradoksal ve tutarsiz olmustur. Alevi olduklarindan ötürü, bir yandan Islam’in gerçek bir Türk versiyonuna bagli olduklari için ve Kemalistler’in laiklesme programinin dogal müttefikleri olarak selamlanmislar;

öte yandan, Zazaliklari ve Kürtlükleri onlari yabanci ve güvenilmez kilmistir. Alevi Kürtler’in dinsel törenlerde kullandiklari dilin Türkçe oldugu gerçegi, onlarin kolay asimile olacaklarina dair umut verici ihtimaller sunar görünmekle birlikte, Alevi Kürtler’in devlete muhalefetlerinin tarihi onlari ziyadesiyle süpheli kilmistir. Nitekim, 1930’larin basinda Jandarma tarafindan Dersim üzerine hazirlanan bir çalismada su gözlemler yer almistir: [Zaza alevilere gelince:] Bunlarda mezhep ve adet dili Türkçedir. Ayinlerde istirak edenler Türkçe konusmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettirki alevi zazalik asirlardan beri ihmal edildigi halde türklükten pekte uzaklasmamis Dersim alevileri arasinda cevap istememek sartile Türkçe meram anlatmak mümkündür. Sayani nazar ve esef olan nokta sudurki 20-30 yasindan yukari yasli her fertle Türk dili ile mütekabilen anlasmak ve dertlesmek mümkün oldugu halde bunun [… (?)] türk dili tamamen Zazalasmakta ve hale 10 yasinda küçük çocuklarda ise türk diline rastlamak imkâni kalmamaktadir. Bu netice Dersim alevi türklerinin de benliklerini kaybetmeye basladiklarina ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konusana tesadüf edilemeyecegine delildir. (Jandarma Umum Kumandanligi ty: 38-39) Böylece Alevi Zazalar tedricen Zazalastirilmis, Türk kökenliler

olarak sunulurlar. Bununla birlikte, hemen ardindan gelen paragraf onlari Türklük’ten ayiranin dilin ötesinde bir sey oldugunu iddia eder: Aleviligin en kötü ve tefrika deger cebhesi Türklükle aralarinda derin uçurumdur. Bu uçurum kizilbaslik itikatidir. Kizilbas, Sünni müslimini sevmez, bir kin besler, onun ezelden düsmanidir. Sünnileri rumi diye anar. Kizilbas ilahi kuvvetin hamili bulundugunu ve imamlarin sünnilerin elinde iskence ile öldügüne itakat ederler. Bunun için sünnilere düsmanidir. Bu okadar ileri gitmistirki kizilbas Türk ile sünni ve Kürt ile kizilbas kelimesini ayni telâkki eder. (Jandarma Umum Kumandanligi ty: 38-39; vurgular bana ait.) Bu son gözlem, Firat’in iddiasi gibi daha sonra özür diler mahiyette yazilanlarin tam tersidir: Dersimliler için, Kürt ile Kizilbas ve Türk ile Sünni özdestir.

Alintilanan rapor, resmi tarihin asli mimarlarindan biri olan Hasan Resit Tankut’un eserine çok sey borçludur.32 Hasan Resit Tankut, 1920’lerin sonlarindan 1960’lara dek, ‘etnopolitika’ üzerine birçok arastirma raporu ve diger etnik gruplarin nasil Türklestirilecegi gibi siyasa önerileri yazdi. Daha önce yayimlanmamis, büyük ölçüde gizli eserlerinin bir kismi yakin zamanda Mehmet Bayrak tarafindan yayimlanmistir (1993, 1994). Yukaridaki alintilar, 1928 yilinda, muhtemelen Tankut tarafindan Birinci Umum Müfettisi (o dönemin ‘olaganüstü hal valisi’) Ibrahim Tali’ye sunulan anonim raporda yer alan görüsleri tekrar eder. Dogu Anadolu’yu çok iyi bilen Tankut, gizli raporlarinda Kürtler’in Türk olduklarini asla iddia etmedi; ancak, Aleviler’in dinsel törenlerde Türkçe kullanmalarinin, -Safi Zazalar’a nispeten- onlari asimile etmeyi kolaylastiracagini yazdi (Bayrak 1993: 510-523; özellikle 515).

 

Tankut, tümünü Kürt terimi altinda toplamakla birlikte, bütün yazilarinda Sünniler ile Aleviler, Kürtler ile Zazalar arasinda belirgin bir ayrim yapti. Hem Safi, hem Alevi Zazalar’a dair bir çalismasinda (1994a), bunlarin dinlerinin (Tanri için ‘Homay’ kelimesini kullanmalarinin misal teskil ettigi) Iranî arkaplanini vurguladi. Aleviler’in inancindaki Zerdüstçü etkileri açikça benimsemesine ragmen, onlarin kökensel olarak Türk olduklarini ve yeniden Türk yapilabileceklerini (yapilmalari gerektigini) düsünmüstür. Tavsiyesi, daha kolay Türklestirilebilmeleri için, (Sünni)

Zazalar’in, Kurmanciler’in ve Dersim Alevileri’nin mümkün oldugu kadar birbirlerinden ayri tutulmalaridir. 1960 darbesinin safaginda yazilmis bir siyasa raporunda, Zazalar ile Kurmanciler’in yerlesim bölgeleri arasindaki 50 kilometrelik genis koridora Türkler’i yerlestirerek, aralarina kelimenin tam anlamiyla bir takoz konmasini önermistir (1994c).

Kendini Zaza, Alevi ve Dersimli olarak tanimlayan etnik kimlikler

 

Kürt milliyetçiliginin 1960’larin sonu itibariyle kitlesel bir hareket ortaya çikisi, birçok Alevi Kürt’ü öncelikli olarak Kürtlük’lerini öne sürmeye ikna etti. Dersimliler güya bütün Kürt yapilanmalarinda çok iyi temsil edildiler; gerilla savasina hazirlandigina ve 1971’de Irak’ta gizemli bir sekilde öldürüldügüne inanilan karizmatik solcu milliyetçi önder Dr. Sivan (Sait Kirmizitoprak), sadece bir Dersimli degildi; ayni zamanda Hormek asiretine mensuptu ki, ayni asirete mensup olan M. S. Firat Türk olduklari konusunda israr etmistir. Birçok genç Alevi Kürt’ün

(TIKKO/TKP-ML’nin en etkilisi oldugu) özgül olarak Kürt olmayan sol örgütlerde etkin olarak yer almayi tercih ettikleri dogrudur; ancak Kürtlüklerinden asla süphe etmemislerdir. Kuskusuz, en azindan kismen Kürt ve solcu partilerin altyapilarindaki tahribatin ve yeniden yapilanmadaki sorunlu sürecin bir sonucu olarak, bu durum 1980’lerde degismeye basladi.

 

Türkiye’de yeni ortaya çikan Zaza ve Alevi milliyetçilikleri, Kürt milliyetçiliginin gelismesiyle diyalektik bir iliskinin parçasidir. Büyük sehirlerde modern bir Kürt bilinçliligine ivme kazandiran sehirlesme ve göç süreci, ayni zamanda Alevi köylüleri de (Türkçe konusanlar gibi, Kürtçe ve Zazaca konusanlari da) bölgenin Sünni kasabalarina getirmis ve kisitli kaynaklar için Sünni komsulariyla dogrudan mücadele etme durumunda birakmistir. 1970’lerin siyasal kutuplasmasi, sagci ve solcu radikallerin bu cemaatleri ikmal bölgeleri olarak seçerek, karsilikli seytanlastirmaya katkida bulunmalariyla (“fasist” Sünnilere karsi “komünist” Aleviler) Sünni-Alevi ziddiyetini siddetlendirdi. Bir dizi kanli Sünni-Alevi çatismasinin, ki belki Alevi karsiti katliamlar olarak adlandirmak daha dogru olur, ortak bir Alevi bilinçliligini güçlendirmede etkisi büyük oldu.33 Bu çatismalarin yer aldigi bölgede, Kürt ya da Türk olmak çok da önemli degildi; kisinin asli kimligi dinsel olandi. Bu ayrismanin iki her tarafinda da -Pan-Türkçü Milliyetçi

Hareket Partisi’ni destekleyen Kürtler’in ve Kürt olduklarini iddia eden Türkçe konusan genç Aleviler’in durumunda oldugu gibi sasirtici bir olguya ivme kazandiran- hem Türkler hem Kürtler vardi.

 

1980’ler Aleviligin, Bati Avrupa’daki Türk ve Alevi göçmen cemaatler arasinda gerçek bir kültürel ve dinsel yeniden dogusuna taniklik etti. Farkli egilimlerden eylemciler, -solcular, Sünni Müslümanlar, fasistler, Kürt milliyetçileri- daha önceden bu cemaatleri örgütleme girisimlerinde bulunmuslardi, ancak Türkiye’deki 1980 askeri darbesi gerçek bir dönümü simgeler. Öngörülemeyen sayida tecrübeli örgütçü, siginmaci olarak Bati Avrupa’ya geldi. Bunlar arasinda en basarili olanlar, radikal Sünni Müslümanlar ve daha sonra içlerinden PKK’nin tedricen baskin hale gelecegi Kürt milliyetçileriydi. Bu arada Türkiye’deki rejim, belli basli cami federasyonlarini alarak ve

Sünni Islam’in “Türk-Islam sentezi” olarak bilinen asiri muhafazakar ve milliyetçi kanadini destekleyerek göçmen cemaatler üzerinde yeniden denetim saglama çabasina girdi.

 

Dersim Aşiretleri’nde Zazalık

Dersim Aşiretleri’nde Zazalık

Dersim bölgesinde Zazaca ve Kurmançca konuşan aşiretlerle ilgili bir yazı buldum. Ancak yazı daha çok Zazaları kapsamakta. Akademik seviyede bir yazı. İddaa’dan öte kanıtların yazıldığı bir metin. Lakin önceden söylemek istiyorum amacım Kürt olanı Türk, Türk olanı Kürt göstermek filan değildir. Yararlı olacağını düşündüğüm için paylaşıyorum. Buyrun canlar.
Zazalar’ı incelerken ikiye ayırarak incelemek gerekir. Bu ayırım: 1) Alevi olup Zazaca konuşanlar 2) Sünni İslam’ı benimseyen Zazalar.Bu grubu da kendi içinde 2’ye ayırmak gerekiyor: a) Hanefi Zazalar b)Şafii Zazalar. Zazalar arasındaki görünüşte basit gözüken bu İslam içindeki dinsel farktan kaynaklanan ayrım ayırt edici bir öneme sahiptir.Bir araştırmacının dediği gibi; “Alevi ve Şafii” Zazalar taban tabana zıt iki toplumsal yapıyı gösteriyorlar.”(6) Bu taban tabana zıt denen tesbit o denli isabetli görünüyorki Alevi Zazalar’ı Deylem’den 1100-1200 yıllarında Anadolu (Dersim)ya getiren tarihten beri Alevi Zazalar ile Sünni (Şafii) Zazalar birbirine hiç dost olmamışlardır. Bin yıllık bir toplumsal tepki vardır. Bu iki yapı nasıl aynı milliyetin parçaları olabilirler.
ZAZALAR

Zazalar, Türkiye’deki özgün etnik gruplardan biridir. Nufusları 1 milyon civarında tahmin edilmektedir. Dini inanç olarak yarıya yakını Alevi, çoğunluğu Sünnidir.

Zazalar yerleşik olarak yoğunlukla Tunceli, Bingöl, kısmen Erzincan ve Sivas, Urfa, Mardin arasına serpiltilmiş olarak, Diyarbakır merkez ve değişik oranlarda ilçelerinde yaşarlar. Göç nedeniyle çok sayıda Zaza büyük şehirlere yerleşmiş durumdadır. Malatya, Erzurum, Elazığ, illerinde de Zazalar mevcuttur.

Birçok kaynak yanlış olarak Zaza’ların Kürt ve Zazaca’nın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu belirtir. Bu kaynaklar ciddi bir araştırmaya dayanmazlar.
Konunun uzmanı ciddi araştırmalar ise Zaza’ların Kürtlüğünü kesinlikle reddederler.

V. Minorsky; İslam Ansiklopedisi’nin daha doğru olan İngilizce nüshasında açıkça "kesinlikle" ibaresini kullanarak "20. yy.’da Kürtler arasında KESİNLİKLE Kürt olmayan bir unsurun -Zaza- tespit edildiğini" belirtir, "Zazaların Kürtçeden çok farklı bir Kuzey – batı lehçesi konuştuklarına" değinir, Zaza kelimesinin geçtiği her yerde "gerçek Kürt olmayan" notunu düşer.

Minorsky aynı şekilde Zazalarla ilişkilendirilen Güran’larında Kürtlüklerini kesinlikle reddeder. Esasen Güranlar bir Türk boyudur ve Zazaca’nın en yakın olduğu dil Güranca’dır.

Ayrıca bu konunu en yetkili uzmanları kabul edilen O. Mann, David McKenzie ve Haddank, Hollandalı araştırmacı M.V. Bruinessen’in Ağa Şeyh ve Devlet isimli kitabında belirtildiği gibi Gran, Hewrami ve Zazaların Kürtlüklerini KARARLILIKLA reddetmektedir.

İlaveten Japon asıllı araştırmacı ünlü Prof. Goichie Kojima Zazaca’yı ayrı bir dil olarak sınıflandırmakta, hatta daha ileri giderek bir Kürt dil grubunun bulunmadığını, diğer lehçelerin de ayrı bir dil hüviyeti taşıdığını belirtmektedir.

Doç. Yalçın Küçük; Kürtler Üzerine tezler adlı kitabında "Zazaca çokça sanıldığının aksine Kürtçe’nin bir lehçesi değildir. Zazaca Kürtçe dışı kalıyor" demektedir, Ayrıca, Zazaların kültürel değerler yönünden de Kırmanç’lardan (Kürt) farklı yönleri oldukları tespit edilmiştir. Örneğin köklü bir bahçe kültürleri vardır ve yerleşik düzene aşinadırlar.

Zazalann; Deylemliler’e bağlayanlarda mevcuttur. (Deylemlikler Türklük karışından tartışmak bir topluluktur.) Bunun nedeni uzak bir ses çağrışımı olup kendilerine ‘dimili’ demelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa Minorsky’nin dediği gibi ilke olarak ulusların kökenlerini etimoloji yoluyla kanıtlamak tehlikelidir; etimolojiler tarihi ve coğrafi olgulara da-yandırılmalıdır.
Türkiye dışında yerli olarak Zaza’ya rastlanmaz.

Zazaların kökenleri, Horasan, Harezm, Gür Türkleriyle ilişkilendirilir. Zazanların yaşlılarının önemli bir bölümünü kendilerinin bu kökenlerden geldiklerine inanır.

1937 Tunceli’de incelemelerde bulunan Nazmi Sevgen burada bir çok yaşlıların kendisine biz Horasan Türkmenleriyiz dediğini belirtiriz.
Zaza kimliği üzerinde geniş bir araştırma yapmış olan, kendisi de Hormek aşiretine mensup alevi bir Zaza olan M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi isimli eserinde, yörenin Zazalarının bir kısmının İç Anadolu’dan bir kısmının ise daha eski zamanlarda Horasan ve Harezmden geldikleri belirtmiştir. M Şerif Fırat aynı eserinde Hormek aşiretinin kökeninin Türk olduğunu ortaya koyan Orhan Gazi ve Sultan Murat tarafından onaylanmış, 12 nesilik soy kütüğünü kanıt olarak göstermekte ve Zaza bölgesindeki pek çok yer, aşiret, kişi, türbe isminin öz Türkçe olduğunu belirtmektedir, 1938 yılındaki Tunceli (Dersim) isyanının Alevi Zaza lideri Seyit Rıza, devlete yazdığı mektupta "….şayet hükümet, hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse abavu ecdadınızın eskiden geldikleri Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubini aşiretimizle hicret etmeğe himmet buyursun" diyerek Zazaların ana yurtlarının yukarı Türkistan’da olduğunu belirtmiştir.

Ayrıca ,Tunceli Koçgiri aşiretlerinden olan Alişir’de bir şiirinde " "ceddimiz Şeyh Hasan, Şah-ı Horasan" dizesinde Zazaların Horasan kökenli olduğunu söylemektedir.

Aynı eserde, kendisi Zaza ve Tunceli’li olan (Pertek, 1880- 1959)ve Tunceli’de yıllarca kaymakamlık yapmış olan M. Zülfü Yolga, Timur’un Horasan’ı ele geçirmesinden sonra büyük bir topluluğun bu bölgeden Anadolu’ya geldiklerini ve Dersimlilerin de kendilerini Horasanlı olarak tanımladıklarını belirtir, Kendide de Zaza ve Alevi olan değerli araştırmacı Cemal Şener, Alevilerin Etnik kimliği adlı eserinde (2. baskı), hem alevi Zazaların hem de Kürtlerin köken olarak Türkmen olduklarını tartışılmaz şekilde ortaya koymaktadır. 400’den fazla köy dolaşmış Binlerce Zaza ve Kürt’le görüşmüş olan Cemal Şener bu gerçeği şöyle ifade ediyor. " Özellikle 60 yaş ve üzerindekiler kendilerinin ısrarla ama ısrarla Kürt ya da Zaza olmadıklarını, Türk olduklarını ifade ediyorlardı. Kürtçe ya da Zazaca konuşanların veya Kürtçe ve Zazacanın yanında ikinci dil olarak Türkçe konuşan Alevilerin neden ısrarla Kürt olmadıklarını ifade ettiklerini anlamaya çalıştım. Bu çalışma BU ÇIĞLIĞI anlamaya yönelik bir çabadır."

Yazar bu değerli eserinde özellikle Alevi Zazaların ve Kürtlerin kökenine ilişkin sağlam kaynaklara dayalı şu bilgileri vermektedir.

"Martin Van Bruinessen; "Alevi Kürtlerin Etnik Kimliği Üzerine Tartışma" başlıklı yazısında şöyle demektedir:

"Ritü-el dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Alevilerin varlığı birçok yazarın izahat kabilinde hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır. Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerinin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır."

"Dersimli’lerin nereden geldikleri sorusunu akla getiren ve hem resmi tarih ekolüne bağlı olanlar, hem de liberaller olmak üzere, birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki bazı Batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir. Örneğin Melikof 1982, a:145."

"Bruinessen; Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir raporda şu bilgilerin yer aldığını yazıyor:
"Zaza Aleviler’e gelince:

Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe’dir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklük’ten pek de uzaklaşmamış, Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür." Açıklamasından sonra raporda 2030 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir dendiği yazıyor. Raporun sonlarına doğru ise; "Bu netice, Dersim Alevi Türkleri’nin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir" açıklaması yapılıyor, Cemal Şener, ayrıca kitabının 25. sayfasında, "Alevilikte dedelik, ocak geleneği ile yaşar. Babadan oğula geçerek yaşar. Sahte dede veya ocakzadeler türemediği sürece dede ocaklarının bozulma şansı çok azdır. Bu nedenle Dersim bölgesinde dede ocaklarının tümü kendilerinin Horasan’dan gelen Türkmen Aşireti olduğunu savunur." demekte ve Alevi Zaza ve Kürtlerin Horasan Türkmeni olduklarını vurgulamaktadır.

Cemal Şener, kitabında Zazaların ve Kürtlerin Türkmenliğini kanıtlayan belgeler olarak Melinkof ve Moltke’nin tespitlerine de yer vermektedir.
"Melinkof diyorki, Araştırmalarım beni Kurmanca denen ve Kürtler olarak tanınan insanlar arasında kalmaya götürdü. Töreleri Orta Asya’ya kadar uzanan Türk töreleri idi. Ölümle ilgili adetler… Al inanışı . . . Türklerin On İki Hayvanlı takvimlerine, eski yeni yıl bayramları olan Hızır bayramının kutlanması vb. Sorduğumda, kaynaklarımdan birisi bana soy olarak biz Kürt değiliz, fakat inançlarımız dolayısıyla çok eza gördük, dağlara sığındık, Kürtlere karıştık ve Kürtler olarak adlandırıldık,

"Alman Feldmareşal Moltke, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Doğu Anadolu’nun birçok yerlerini gezer ve gözlemlerini "Türkiye Mektupları" adlı kitapta toplar.

Konumuzla ilgili bir gözleminde General Moltke 6 Nisan 1837’de yazdığı mektupta bazı kesimlerce Kürt-Alevi olduğu iddia edilen Maraş ve yöresinde yaşayan Alevi aşiretleri için bakın ne yazıyor:

"Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi: Atmalı, Kılıçlı, Sinemililer konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa, en nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler de hükümete karşı olan sevgi ve bağlıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salyana (yani vergi) ödüyorlardı."

Görüldüğü gibi bu yöredeki üç büyük Alevi aşiret olan Atmalı, Kılıçlı ve Sinemililerin Türkmen aşireti olduklarını Alman Mareşal ifade ediyor. Üstelik bu tanımı bilinçli yaptığını cümlenin devamından anlıyoruz. Çünkü Reşit Paşa’nın nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra Türkmenlerden alınan vergiden söz ediyor, Alman mareşal Moltke’nin 178 yıl önce söz ettiği Türkmen Rişvan aşireti bugün Adıyaman, Maraş ve Gaziantep’te yaşamaktadır.

Küçük bölümü Ankara’nın Haymana ve Bala ilçelerindedir. Dr. Mahmut Rişvanoğlu’nun araştırmasına göre Rişvanlar, Ciğil ve Çepni Türkmenidirler.

İki boya ayrılırlar:

a) ATMALI,
b) SİNEMLİ.

ATMALI aşiretinin Maraş ve Adıyaman’daki köylerinin isimleri hiç değiştirilmemiştir ve öz Türkçe olup Oğuz boylarının, totemlerinin isimleridir. Bunlar, TİLKİLER, HAYDARLI, SADAKALAR, KARAHASANLAR, AĞCALAR, KABALAR, KİZİRLİ, KIZKAPANLI, KETİLER, KARALAR, TURUÇLU, MAHKANLI’dır.

Adıyaman merkez ilçeye bağlı bir köyün de eski adı Kartı’dır. (Yeni adı Ağaçkonak) Kartı ismi Kardu’dan gelmektedir. Karduların Saka Türklerinin bir kolu olduğu düşünülür. Kartı, Orta Asya’da Tiyenşan’da bir Türk köyünün adıdır.

Yine Adıyaman’da merkez ilçeye bağlı Aşağı Sakallı ve Yukarı Sakallı köyleri mevcuttur. Sakallı Orta Asya’da Yomut Türkleri’nin bir boyunun adıdır. Altay Türklerinde de SAKALLI bir oymaktır.

Asli kökenleri Türkmen olan bu köylerin halkı Alevi olup bugün kendilerini Kürt olarak tanımlamaktadırlar.
Bütün bu bilgiler alevi Zazaların asli köken itibariyle Türk olduklarını belgeleyen kanıtlardır.
Alevi Zazaların bir kısmı ise kendilerini Harezm Türkü olarak tanımlar. Dersim (Tunceli) milletvekili Hasan Hayri bey, 1921 yılında TBMM’de yaptığı konuşmasında, alevi Zazalann kökeninin Harzem (harezm) Türkleri olduğunu ifade eder.

Bu konuşmasında Hasan Hayri Bey; Harzem’den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın buralara yerleşme izni verdiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında Harzem’li Alevi Türklerin can güvenlikleri nedeni ile, Dersim dağlarına çekilmek zorunda kaldıklarını ve bu tecrit neticesinde kendilerini gizlemek için Kürtçe öğrendiklerini, süreç içinde Türkçe’den uzaklaşarak Kürtleştikle-rini belirtmesi çok anlamlıdır,

Kendisi Dersimli (Pertek) ve Zaza olan ve bu bölgede 1896 ve 1926 yılları arasında kaymakamlık yapmış olan Mehmet Zülfü Yolga’da Dersim Tarihi adlı eserinde,Zazaların kökenlerinin Horasan Türklerine, Karakoyunlular ve Akkoyunlulara ve Harezm Türklerine dayandığını belirtir ve Haydaran, Hormek, Balaban, Çarik, Bulan, Bahtiyar, İzolu gibi 12 aşiretin Harezmilik hususiyetini sıkı sıkıya koruduklarını belirtir,

M. Z. Yolga aynı zamanda, Bölgenin Türklüğünü, bölgedeki coğrafya, dağ, köy aşiret adlarını Türkçe, gelenek ve adetlerinin Türk gelenek ve adetleri olduğunu geniş biçimde açıklar ve de Pertek kalesindeki Karakuş heykelinin Türklüğün sembolü olduğunu belirtir, Araştırmacı Ali Kaya’da Dersim Tarihi adlı eserinde Zazaların Türklüğünü savunuyor ve Hasan Hayri Bey’in sözlerini doğrulayan şu bilgileri veriyor.
"İbni Batuta’nın 1333-34 yıllarında Kuzey Dersim’e uğradığında iki Türkmen kabilesi olan Karakoyunlu ve Akkoyunlular’ın birlikte Moğollarla sürekli savaştıklarını belirtiyor, (s.125) Bu kalıntıları bugün Dersim yöresinde mezar taşlarındaki koç resimlerinde izlemek mümkün. Yine Ali Kaya aynı araştırmasında; "Alaattin Keykubat, Bağm’ı ziyaretinde Şeyh Mansur’a bir seçere vermiştir. Bu seçere, Mazgirt ilçesinin Şöbek köyünde Seyyit Cafer oğullarının evinde muhafaza edilmektedir.

Seçere ile ilgili ise okuyucuya şu bilgiyi vermektedir:

"Bu şecerede 12 aşiretin Türk aşiretleri olduğu söylenmektedir. Bunlardan Hıran (Cafer’in kardeşi olup Ali dost oğullarıdır) Koçgiri, İzol aşiretlerinin yanı sıra Hormek aşiretinin de Şöbek köyünde oldukları söylenmektedir" diyerek Ali Kaya bu konuda verilen bilgileri doğrulamakladır.

Alevi dedesi Pir Ahmet Dikme dede de, Alevi Zazaların ve Kürtlerin kökenini Harzemlilere bağlamakta ve 1999 yılında yayaınladığı Haykırıp Duyuramadıklarım adlı eserinde bu konuda şu bilgileri vermektedir.

"Moğolların baskılarına dayanamayarak yurdunu terk etmek zorunda kalan Muhammet oğlu Celalettin Harzemşah’ta yer yer çarpışarak, batıya doğru ilerler ve bir çatışmada yaralanır. Yaralı olarak dostu ve sırdaşı olan Şeyh Hasan’ın yanma gelir ve orada bir Kürt tarafından öldürülür. Öldürüldüğü haberini alan 2. Alaattin Keykubat şöyle der "Celalettin Harzemşah bir Kürt babayiğidinin elinde can verdi. Allah’a hamdü senalar olsun."

"İşte bu şekilde öldürülen Celalettin Harzemşah, bizdeki kaynaklara göre, beraberindeki oğlu Mehmet’i Şeyh Hasan’a emanet eder. Şeyh Hasan evvela saygı duyduğu dostu Celalettin’in naaşmı götürüp Dojik Dağının zirvesine defneder ondan sonra da Celalettin’in oğlunu kendi himayesine alır, üç dört yıl sonra da Mehmet’i kendi kızı ile evlendirir."

Cemal Şener de konuyla ilgili olarak şu notu ekliyor.
Harzemşahlar’ın Türkistan’dan gelen Türkmen boylarından Beydilli Türkmen aşiretine mensup bir kol olduğu da bu yazılara eklenirse durum daha açıklık kazanabilir.Pir Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek, "Munzur dediği dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur. Orada yaşayan Şeyh Hasan Aşireti tamamen Horasan kökenli Türkmenlerdir. Daha doğuya, Pülümür’e doğru gelindiğinde ise, Areli, Lolanlı, Şahvelanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha birçok aşiret oturmaktadır. Bu aşiretlerden hiçbiri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tanışmaya hazırım" diye yazıyor,
Bütün bu bilgiler alevi Zazaların asli köken olarak Türklüğünü belgeleyen kanıtlardır.

Bugün Zazaların yoğun olduğu bölgelerdeki halkın aslen Türk oldukları, Türkçe konuştukları ve 20’nci yüzyıl başlarındaki Osmanlı kayıtlarında da mevcuttur. Bu belgeler Doç Dr. İbrahim Yılmazçelik’in 19’uncu yy. İkinci Yansında DERSİM SANCAĞI isimli eserinde yer almaktadır.

Dersim Mutasarrıfı Arif Bey’in 1903 yılındaki raporunda "Dersim öteden beri şayi ve zan olunduğu gibi umumen Kürt değildir. Çemişkezek ve Çarsancak kazaları halkı kamilen Türk’tür. Hozat kasabası ile İnceağa kariyesi ve Torot aşireti halkı Türk’tür ve fakat ihtilaflar neticesinde Kürtleşiyorlar. Mazgirt kasabası ile Ovacık Kazası’nın ova köyleri halkı da neslen Türk’tür. Ve halen lisan-ı Türki üzerine mütekellimdirler. Yalnız teessüf olunur ki Ovacık Türkleri hem Kürtleşmiş hem de Şiileşmişlerdir. Kızılkilise (Nazimiye) kamilen Şii ve Kürt’tür. Dersim sancağı Türklerin pek kadim mevasıdır. Türklerden gayri hiçbir neslin asar ve hatıratına tesadüf olunmaz"

Dersim Mutasarrıfı Celal Bey de 1906 tarihli raporunda daha da geniş bilgi vererek, Erzincan sancağı merkezinin, Kemah, Erzurum’un Kiğı, Diyarbakır’ın Palu, Elazığ’ın Harput ve Eğin kazalarının Dersime bağlı Çemişgezek ve Çarsancak halkımın Türk olduklarını belirtir, Zazalar’ın Gür Türkleri ile bağı da üzerinde durulacak bir husustur. Bugün İran’ın güneyinde yaşayan Güranlar’la Zazaların dini inanç ve dil bakımından yakınlıkları mevcuttur.
Hint Tarihi isimli eserinde Y. Hikmet Bayur, Gür Türkleri ile ilgili şu bilgileri verir.

"El-Utki"nin Kitabü-1 Yemini’sinde Kalaçların Hindikuş güneyinde yerleşmiş olduklarını ve Orta Asya’dan gelen diğer Türklerin Hindistan’ı fethinde çok önemli rol oynadıklarını yazarken, Gür devleti sultanı Alaüddin Cihansuzun Türk – Selçuk Sultanı Sancar tarafından esir edilmiştir." der.

"Orta Asya’da Türk uğurları arasında bulunan Gürler oldukça önemli bir yer tutar. Nitekim Oğuz Kağan destanında Oğuz Han’ın Hindistan seferinde Gürler ülkesine girip buradan Doğu Avrupa’ya Bulgar ülkesine hareket ettiği, seferden sonra Gürların reislerinin kendilerini Semarkant’ta karşıladığı belirtilir. Güran Türkman Taifesinden bahseder."

Yazar İran’daki Güranların da menşe itibariyle gürler anlamından Türkler olduğunu öne sürer, -an farsçada çoğul ekidir. Dolayısıyla Guran, "Gürler" anlamındadır der. Şeyh Sadi’nin ünlü Bostan adlı eserinde bir İranlı köylünün Gür hükümdarına "ey Türk" diye hitap etmesi de Gürlerin Türklüğüne bir kanıt olarak gösterilir.

İbn-i Haldun’da Mukaddime adlı kitabında Gurilerin Türklüğünü katı olarak ifade eder. Müneccim başı ve diğerleri Guri’lerin Hota (hita) Türklerinden olduğunu kabul ederler.

Dr. Mahmut Rişvanoğlu’da Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm adlı eserinde Zaza Aşiretlerinin Türklüğü konusunda geniş bilgi verir, (sf.113-131) Zazalar ve Gurların köken birliğini şu şekilde açıklar.

"Ortaçağda Afgan ile bugünkü Taberistan ve Yeni Delhi (Hindistan’ın kuzeyi)ne kadar geniş bir sahada imparatorluk kurmuş olan Gazneliler’in yıkılmasından sonra yerlerine "GUR-LUG" adlı güçlü bir yeni Türk uruğu geçmiştir. Guriler devletini kurmuşlardır (1284-1304). Ayrıca 1526-1830 seneleri arasında büyük Türk hükümdarı Babür Şah’dan sonraki Babüriğ hakanlarının devam ettirdiği Gurkaniye devleti de bunun devamı idi. Bu bakımdan daha evvelce yukarıda bir nebze kendilerinden bahsettiğimiz Kikiler ve Kalaçlar İslam fethi esnasında birleşik Uruğlar olarak Gurilerdir. Ayrıca Tabakat-ı Naşiri de Bengal Fatihi Melikü’l Gazi İhtiyaruddin Muhammed’den bahsederken bu kişinin Gur ve Keşmi/deki Kalaçlardan olduğunu yazar ki, bundan da Gurlu ve Kalaç-lafm bir arada bulunduğu anlamaktayız."

"Bugün Bingöl, Tunceli, Siverek’te bulunan ve Zaza, Çarekli, Dersim adıyla adlandırılan oymaklar işte bu Gurlu(Guran-ı )’larla gelenlerdir. Bir manada Toplayıcı bir ad olarak Zaza diye anılmaktadırlar."

Bütün bu tarihi gerçeklerin ışığı altında görmekteyiz ki, bugün Doğu Anadolu da hem Kürmanç ve hem de Zaza lehçeleriyle konuşan, aslında ilk geldikleri yerdeki eski Türkçeyi koruyan bu Türkleri Gürani Türkleriyle beraber, Afganistan ve kuzeyinde bulunan Karluk Türk devletinin yıkılmasından sonra Orta Asya Türk kavimlerinin göçleri ile Hazar’ın kuzeyinden, güneyinden Anadolu’ya gelmişlerdir. Özellikle Zaza Türklerinin konuştuğu lisanda Gurani Türkçe’sine ait kelimelerin fazla oluşu bunu belgelemektedir.

Ancak bugün hala Zazalar içinde Kürtlüğü reddeden, Kürtlük konusunda kararsız, Kürtlüğü bir üst kimlik olarak benimsemiş olmalarına rağmen özgün kimliklerini eşdeğer tutan Zazalar mevcuttur.

Toplum ve devlet olarak hala Zazalara Zaza gerçeğini anlatabilmek imkanına sahibiz. TV, basın ve eğitim imkanları bilinçli bir şekilde seferber edilerek bu sorunun çözümlenmesi zaman içinde hala mümkündür. Bunun için bir propaganda kampanyasına ihtiyaç yoktur, bilimsel verilerin yansız olarak ortaya konması yeterlidir.

Ancak ne yazık ki bugün hala hatada ısrar edilmekte, vatanseverliklerinden kuşku duyulamayacak önemli ve etkin kişiler hala geniş kitlelere hitab eden TV programlarında, basında hala Zazalara Kürt demekte ve Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi olarak tanımlamaktadırlar. Aynı hata devlet TV’sinde de tekrarlanabilmektedir. Asırlardır süren, toplumun ve devlet kurumlarının böylesine yoğun bir beyin yıkama kampanyası karşısında eğitimsiz ve Tunceli acısını da yaşamış Zazalar Kürtleşmeyip de ne yapsınlar!

Unutmamak gerekir ki 1938’de Tunceli sorunu çözülürken yaralar da açılmış ve bölgenin sorunları bugüne kadar çözümlenememiştir. Ve 1938 daha dün sayılır. Tunceli olaylarını 10-15 yaslarında yaşamış insanlar bugün dedeler olarak hayattadır ve çocuklarına, torunlarına acı hatıralar nakletmektedirler ve biz bu topluma haksız olarak hala siz Kürtsünüz demekteyiz. PKK terörü ve ona lojistik destek sağlayanlar içinde bugün bir grup Zaza da varsa bunun suçlusu bizleriz.

Yabancı kaynaklar dahi Kürtçü kesimin güçbirliği sağlamak yolunda Zazaların Kürtleştirilmesine ne denli önem verdiklerini, bu yolda gerçekleri nasıl tahrif ettiklerini açıkça belirtirken, ilgililerin, yetkililerin duyarsızlıklarına, gafletine, dalaletine isyan etmemek mümkün değildir.
Devlet bu konuya derhal eğilmeli ve tahrik niteliği ortada olan yanlışlara meydan vermeyi önleyecek önlemleri derhal almalıdır. Kaldı ki bilimsel gerçekte de bunu emretmektedir.

Türkiye, kültür politikasının önemini, kültür politikalarının temellendiren sosyal bilimlerin değerini idrak etmedikçe bunun ağır bedelini ödemek zorundadır. Kültür politikasındaki duyarsızlık ve ihmallerin sonuçları sadece milli birlik ve beraberliği tehdit eden gelişmelere değil daha pek çok yıkıma yol açar.
Kalkınmanın, milli birliğin, huzurun temeli kültürdür. Ekonomi ve teknoloji sadece sonuçlardır. Türkiye bu gerçeği artık kavramalıdır.

Kaynakça

Kitap: TÜRKİYE’NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû