Blog Arşivleri

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..1

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..1
Bismillâhirrahmânirrahim (*) Hak Taalâ’ya sonsuz şükür, minnet ve övgüler olsun. İnsanlar için nasip kıldığı tüm şeylere şükürler olsun. (a) Hak Taalâ, peygamberler önderi ve ulusu peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâm adına yarattı bütün alemi. (b) Peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâmın sehabelerine ve ehl-i beytine de selam olsun. Onlar bela ve skıntı kabında, cihad meydanında pişerek olgunlaşmış, vicdanlarını, gönüllerini arındırmış mübareklerdir.(c) Ol kutb-ı âlem-i malûm, Sultan Hacı Bektaş-ı Veli Horasanî Rahmetullahu aleyh, ol din çerağı böyle buyurur ki. (d) ——————————————————————————– I. BÖLÜM İNSANLARIN YARATILIŞLARI Hak Sübhane ve Taalâ Adem oğullarını dört dürlü nesneden yarattı. Ve hem dört bölük kıldı. Ve hem dört bölüğün dahi dört dürlü taatleri vardır. Dört dürlü arzuları ve dört dürlü halleri vardır. Pes, edekkim dört dürlü nesneden yarattı. Evvel, topraktan; ikincisi, sudan; üçüncüsü oddan; dördüncüsü, yelden. Ve dört güruhkim vardır, yani dört bölük kıldı. II. BÖLÜM EVVEL BÖLÜK ÂBİTLERDİR Evvel bölük âbidlerdir. Bunlar Şeriat kavmidir asılları Yel’dir. Yel hem sâfidir ve hem kavidir. Zira ki, yel esmeyince daneler samanından ayrılmaz. Eğer yel esmeyeydi mecmu âlem kokudan helak olayıdı. Pes imdi, helâl ve harâm, mısmıl ve murdar, kamusu şeriat birle malûm olur. Zira ki, şeriat kapıdır. Nitekim Çalap Celle Celâle cümle türlü nesnenin varlığını Kur’ân içinde yad kıldı. Kavlehu Taalâ “… Ve lâ râtbin ve lâ yâbisin illa fiy kitabin mübiyn” (1) Pes, azizmen ki, sakınmak gerekkim Hak Taalâ buyurduğun ceht kılıp elden komamak gerek. Ve yığlanın dediği nesneden yığlanmak gerek. İlm-i Kur’ân senin içinde olup sen taşra kalmayasın. Ya sen içinde olup Kur’ân taşrada kalmasın. Dava bütün olsun. Kur’ân şartın tutsun. İblis emrin dutmadı lânet oldu. İlim, iblis içinde idi, kendi taşra kaldı. Pes imdi, anlar kendülerün temüz etti bileler. Ve bu resme olan kişilerin ameli nüdigün, marifet gelüben canı diri kıldığı yerde yad kılur inşallah-ü Taalâ. Pes, imdi, âbitlerin taatleri namazdır, oruçtur, zekâttır ve hacdır. Nefr-i âm olıcak gaza eylemektir. Ve cenabetten gusl eylemektir. Ve arzuların istemyüp dünyayı terk etmektir. Ve âhireti sevmektir. Ve halleri birbirin incitmemektir. Pes, kibir ve haset ve buhul ve adavet bunlarda hemandır. III. BÖLÜM İKİNCİ GÜRUH ZAHİTLERDİR İkinci güruh zahitlerdir. Bunların aslı oddandır. Bunlar tarikat kavmidir. Pes od gibi dün ü gün yansalar gerektir. Kendülerin göyündürseler gerektir. Pes, her kim bu dünyada kendü özün göyündürse, yarın ahirette dürlü dürlü azaptan kurtulur. Pes, şöyle bilün kim, bir kez yansa ayruk yanmaz. Kavlehu Taalâ “..Ve kuduhennasaü ve’lhıracetü” (2) Pes imdi, Zahitlerin taatı dün ü gün Tanrı zikrin yad kılmaktır. Ve hem İsmaullahı yad kılmaktır. Ve hem havf u reca içinde olmaktır. Arzuları dünyayı terk etmektir. Ahiret için halleri İlmü Ledün’dür. Ve kendi bilirler ne olmuştur. Bilmezler kim kandan gelediler ve kanceru varırlar. Zira kim bunlara hidayet kapısı açılmadı. Tanrı’yı yad kılmakları kendü cehtleridür. Bunların güruhu hemandır. ——————————————————————————– IV. BÖLÜM ÜÇÜNCÜ GÜRUH SUDANDIR BUNLAR MARİFET KAVMİDİR Üçüncü güruh sudandır. Bunlar marifet kavmidir. Pes, su arıdır. Hem arıdıcıdır. Evvel sual salsalar, arısı nedir ve arıttığı nedir? Cevap: Arifler katında her sözün üç yüz yüzü vardır ve her bir ardı vardır. Ayruk kişi katunda her sözün yetmiş iki yüzlü ve bir ardı vardır. Pes, cahiller bilmezliklerinden kelimenin ardın söylerler, kendülerin odlu eylerler. Lakin arifler her kelimenin ardın söylerler odlu olmazlar. Pes imdi, su arılığı tahirdir. Hangi kaba girerse ol kab kim suya döne. Ve hem kendünden ayrık nesneye benzemez, levni malum olur. Ve hem murdarı taşra bırakır. Pes imdi ârifler arılığı tahirdir. Gerus aslına erer. Ve hem ârifler katında şirk murdardır. İçlerinde komazlar, taşra çıkarırlar, kendulerinden arıdırlar. Hem ayrukları dahi arıdırlar. Pes, şöyle bilgıkim, kenduyi arıtmayan ayruğı dahı arıtmaz. Amma, şeriat kavlince dona ve tene arısız bir nesne değse su ile yunucak hem donu hem teni arıttırır ve cenabeti dahi giderir. Andan sonra abdest reva olur. Lakin ârifler katında ne don, ne ten arı olur, ne cenabet giderir, ne abdest reva olur. Zira, kim, yunucu arınmayıcak, yumağ ile arı olmaz. Pes imdi, adem gerekkim suya yaraya, su gerekkim abdeste yaraya, abdest gerekkim namaza yaraya, namaz gerekkim Hak Taalâ’ya yaraya. Nitekim, Hak Sübhane ve Taalâ buyurur: Değme dil mi yarar beni yad kılmağa ve değme ten mi yarar bana taad kılmağa veya değme taat mı yarar benim marifetim bilmeğe. Pes imdi azizmen, ki sakınmak gerek. Adem arısız olduğuna sebep budurkim, içinde şeytan fiili olmaktandır. Bu noktayı bimek gerek ise, bir kaba murdar bir nesne koy, ağzını berkit ve denize bırak, içinde dursun. Ol kabın günde on kez dışarıusın yu, ta hatta on yıla değin günde bin kez yursan gene bayağı, murdardır. Ve hem kuyuya bir damla murdar nesne damlarsa, ol kuyunun suyunu bir kezden çıkarsalar, yabana dökseler, ol döktükleri yerde ot bitse, ol otu koyun yese; ekl-i takva katında ol koyunun eti haramdır. Anun çün kim, murdar nesne haramlığı ve murdarlığı şeytan fiilindendir. Pes imdi, bir damla murdar nesne kuyuya damladığı çün, suyun hep arıtmak gerek. … sebep, şeytan fiili olduğuçündür. Yani her nesne aslına döner demek olur. Vay ona kim, içinde kibir ve buğuz ve buhulluk ve tamah ve öfke ve gaybet ve kahkaha ve maskaralık, bunlardan maada nice dürlü şeytan fiili ola; dışardan su ile yunup arınır mı? Şöyle bilesin kim, arınmaz. Ve bu dediğimiz nesnenin biri bir kişide olsa, onun cümle ibadeti ve taatı ve ameli cümlesi boşuna olur. Vay ona ki, sekiz dürlüsü dahi bir kişide olursa hali nice ola. Pes, olkimse mutlak şeytan olur. Zira şeytanın şeytanlığı bu sekiz dürlü nesnededir. Pes imdi, ârifler aslı sudandır. Âriflerin içinde murdar nesne eğlenmez. Ve hem suyun aslı yeşil güherdendir. Ol güherin aslı Çalap Tanrı’nın kudretindendir. Pes, anın çün kim, ârifler Tanrı Taalâ’yı sever. Zira kim asıldır. Asıllû asılını sevmek acep değüldür. Ve dahi âriflerin ilmini er kenduzin bildügi yirde yad kılır. Pes imdi, böyle bilmek gerek, kim âriflerin taatı tefekkürdür. Ve hem seyirdir. Ve sahib-i nazar olmaktır. Ve hem dünya ve âhireti terk etmektir. Ve nazar ile edep beklemektir. Ve hem arzulayıp Hak Taalâ’dan yana varmaktır. Ve hem Çalap, ârifleri sever. Ve hem ârifler hallerini cümle varlığa değişirler. Ve yavuz endişe kılmazlar. Bunların dahi güruhu hemandır. V. BÖLÜM DÖRDÜNCÜ GÜRUH MUHİBLERDİR BUNLAR ASLI TOPRAKDUR Dördüncü güruh muhiblerdir. Bunlar aslı toprakdan olur. Pes, toprak teslim-i rıza olmakdur. Pes, muhib dahi teslim-i rıza olmakdur. Nitekim Resulullah buyurur: “Küllî şey’in yerciu ilâ aslihi” yani her nesne aslına döner demektir. Pes, muhib ârif’e sual eder kim: Ya ârif! Tanrı Tebareke ve Taalâ Kur’ân içinde buyurur: “Minhâ halâknâküm ve fiyha nu’iydüküm ve minhâ muhricüküm târeten uhra) Manası budurkim, “Şundankim yaradıldık gerü ona dönerüz, ahir gerü ondan çıkarız” demek olur. Pes imdi, toprak toprağa, su suya, yel yele, od oda gitti. Men seninim, sen ki haber verirsün, ben bayağı kimesneyüm, yine olum dersün. Ârif cevap verirkim, bu söz hakdır. Ve muhalefet yoktur. Ama, benüm üç eyü dostum vardır. Kaçan kim ben ölicek biri evde kalır. Biri yolda kalır ve biri benümle gider. Evde kalan maldır. Yolda kalan hısımdır. Ve benümle gelen iyiliğimdir. İmdi, fena hulkün, yavuz amelin varsa, pes bildikim aslı aslına döndüğü, benzediğidir. Ve hem ârif dahi muhibbe sual eder: Asılda ana mı yeğdir, ata mı yeğdir. Çoklar ederlerkim ana asıldır, ata köktür. Ama, muhiblerin cevabı budur kim, bizim katımızda ata asıldır, ana köktür. Zira kim, asıl tohumdur, yere dikilecek kök olur. Amma, muhiblerin taatı münacattır, seyirdir, müşahededir, arzularına ermektir. Ve Çalab Tanrı’yı bulmaktır. Ve kendulerin yavu kılmaktır. Canları muradlarına ermektir. Ve halleri biriküp bir olmaktır. Bunların dahi hemandır. Ve muhiblerin üç yerde ıssı vardır: Evvel seyrede Çalab sun’una, ikinci münacat kıla Çalabına, üçüncü müşahadeye otura Çalap aşkına. Eğer muhiblere sorsalarkim, Tanrı’yı nice bildiniz? Pes, muhibler cevap verelerkim, kendi özümüzden bildik ve hem kendi özümüzü Çalab Tanrı’dan bildik. Sözümüzün delili, şartı budurkim, Hazreti Resul buyururkim: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” Yani kim kenduyi bildi, büyük Tanrı’yı bildi. Pes muhiblerin sözü, salığı adem sureti içindedir, ayruk yirde nice bulusar? İmdi kişi kenduyi bilmeyince Hak Taalâ’yı kaçan bilüser, kaçan görüser? Kavlehu Taalâ “Ve nahnü akrebü ileyhi min hablil veriydi…” (3) Amma, can anunçün dirilir. Zira kim dördüncü can marifettir. Beşinci can aşktır. Nitekim ol fahr-i din çerağı Hz.Muhammed Mustafa buyurur: Kaçankim bir veli “Ya Rab!” dise, Hak Sübhane ve Taalâ “lebbeyk!” âvâzın ol velinin kulağını değirir. Pes, ol velinin “Ya Rab’” demekliği ile Allahü Taalâ Hazretinin “lebbeyk’” demekliği, arşa birikür, ikisinün arasında bir nûr çıkar. Ve ol nûrun şulesinden, yedinci gök altında yüz bin ve hezaran bin, günagün çiçekler biter. Ta hatta altıncı gök arası ol çiçeklerin latif kohusundan dolar. Beşinci gök arası anber misk kohusundan dolar. Evvel gök arası gül kohusundan dolar. Pes, ol sebepten dünya içi rahmetle dolar, âlem münevver olur. Pes, yedi kat gök feriştehleri birbirlerine beşaret kılarlar ve hem birbirlerine kağrışırlar, ederler kim: Bugün ne mübarek gündür, deyü çiçekleri derler, sekiz uçmağın içini bezerler. Lâkin ol çiçeklerin arasında bir çiçek olur, ol çiçeklere reyhan derler. Kaçankim, veli’lerden bir veli’ye vaade erse, ol veli’ye yeldirirler. Ve hem ışık gösterirler. Ol veli’nin tamarlarına yayılıpser, ol veli’nin canın ışık ile alırlar. Hergiz can teslim kıldığını duymaz. Lâtife: nitekim Mısır hatunları Yusuf’u görüp ellerin toğradılar, duymadılar. Pes, dost dostum ışkından can acısı duymasa acip değildir. Pes, dosta dost cefa kılmak nitedir ve nice reva ola. Aceb budur ki arifler can vermezler kendi muradların gidermeyince. Ve hem bir polat demiri taşa urarlar. Ol taştan od çıkar, yanar ve tütünü göğe gider. Odu ocakta kalır. Pes, ol gülü, reyhan dedikleri aşk çiçeğidir. Işk didiklerü Allahu Taala’nın kendülüğü odur kidügeli alemi dudupturur. Hem ol od’un ocağı erenlerün gönlüdür. Pes, ışk cana hareket görürür, göğündürür. Ve bu od muhabbet odudur. Bu kadar acibler Allahu Taalâ’nın “lebbeyk!” demekliği ile ve bir veli’nin “Ya Rab!” demekliği ile kopar. Nitekim ol Fahr-i âlem Hz.Muhammed Mustafa buyurur: “kimin taatı yoğ ise kamu ettiği hayırlar kabul olunmaz”.

Reklamlar
The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû