Blog Arşivleri

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..3

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..3
Pes, Tanrı’nın Kur’ân’ına ve kitaplarına inanmak imandandır. Pes imdi, için dolu kibirdir ve hasettir ve bahıllıktır ve tama ve öyke ve gaybet ve kahkaha ve masharalıktır. İmdi, hangi kitapta buyurdu kim, bunların biri iman ehli içinde olur? Kanı kitaplarına ve haberlerine inandığın? Ve dahi Tanrı dostlarına inanmak imandandır. Zira Tanrı Taalâ dostları miskinliği kabul ettiler. İkiliği koyup birikuben birlik birle yola gittiler “İnne ma’al usri yüsra” (13) Tanrı dostları bir gün tok geçerler, iki gün ac geçerler. Lakin Allah-u Taala bunların hataların kıldan kıla geçirdi, geri yüzlerine urdu. Sen bunca füzulluk edersin. Yüzüne urmaya mı dersin? Senden korkar mı dersin? kanı dostlarına inandığın? İmdi ey mü’minler, kendinizi bidinizse bu kapı iman kapısıdır. Sizlere rahmet dokuna. Ve eğer kendi özünüzü bilmedinizse, bu kapı nevmidlik kapısıdır. Hem sizlere hışmı dokuna. Zira kim, Padişah-ı Kerim ederkim, ben ol padişahım ki, yüzbin ve hezaran yüzbin isteyici isterin. Ta hatta, kapımda ömürleri geçince zarı zarı ağlasalar, istemedikleri riya ile olursa, sonu sergerdan olurlar. Pes, bunlar kamu imandandır. Korkusuz yürümek, imana gümandır. Azizmen, marifet madeni bu kadar, muhtasar kıldık. Zirakim, gerçek canlara bu denlü yeter. VIII. BÖLÜM BU BAB ŞERİAT MAKAMLARIN BİLDİRİR Amma şeriatın evvel makamı iman getirmektir: “ya eyyehüllezine âmenû, âminû billahi ve Resülühü…” (14) İkinci makam: İlim öğrenmektir. Üçüncü makam: Namaz, oruç, zekat ve hacca varmaktır. Ve gaza eylemektir. Ve hem cenabetten arınmaktır. “Ve ekıymu’sselâvate ve âtu’zzekâte ve sâvmû şehri ramazan ve haccilbeyti men isteta’a ileyhi sebîlâ” (Hadis-i Şerif) Dördüncü makam helal kisbetmektir. Ve ribayı haram eylemektir. “…. Ehallalâhül-bey’a ve harramer ribâ…” (15) Beşinci makam: Nikah kılmaktır. “Ve in eredtümüstibdâle zevcin mekâne zevcin…” (16) Altıncı makam: Hayzın ve nifasın nikahını haram eylemektir: “Hurrimet aleyke ümmehâtükûm” (17) Yedinci makam sünnet-i cemaattır “Sünnetallah-illetî kad halet min kabl…” (18) Sekizinci makam şefkattir “Elleziyne yenkudûne ahdallahi min ba’di miysakihi…” (19), Kaalennebî aleyhisselâm “Eşşefkatu minel iman” (20) Dokuzuncu makam: arı giyinmek, arı yemektir “…. küllî min tayyibâti mâ rezaknâküm..” (21) Onuncu makam: emr-i maruftur. Ve yaramaz işlerden sakınmaktır. “….ye’mürûne bi’l mârûfi ve yenhevne an’il-münker..” (22) Bu kadar ayatı beyyinat iman ehliyçin gelmiştir. Vallahü alemü bissevab. ——————————————————————————– IX. BÖLÜM BU BAB TARİKAT MAKAMLARIN BİLDİRİR Azizmen, tarikatin evvel makamı, el alıp tövbe kılmaktır. “Va’tesimü bihabilillâhi cemiy’a” (23), “…. tabu lillahi tevbeten nasüha..” (24) Pes, kul yavuz halden dönicek tövbe veren Allah’tır. Ey mü’minler, tövbeyi şöyle kılın, menfaat gele. Zira kim, tövbe kılmak püşmanlıktır. Pes püşmanlığın ıssı budur kim, yetmiş günah bir özre satılır. Tevekküle özrü pişe tutunkim hatalarınız az olan. Yüzünüz taze ola. Hemişe özür dilemek sizden kabul kılmak Allah’tan “… ve-men yetevekkel Alâllâhi fehüve hasbûh…” (25) Şükür kılmak sizden, artırmak Allah’tan “ ..lein şekertüm le’eziydenneküm…” (26) Sabır kılmak sizden, hesapsız sevap vermek Allah’tan “… inne-mâ yüveffessabirûne ecrehüm bigayrı hisap” (27) Şehadet sizden derecat yükseltmek Allah’tan “Hel cezaülihsa-nü ilelihsan” (28) Yetmiş yıllık günaha özür dilemek sizden, kabul kılmak Allah’tan “ve hüvelleziy yakbelüttevbete an ibâdihi..” (29) Tarikatın ikinci makamı: Mürid olmaktır “…fes’elû ehlezzikri in küntüm la ta’lemun” (30) Pes, mürid üç dürlü olur: Evvel mürid-i mutlaktır. İkincisi, mürid-i mecazdır. Üçüncüsü, mürid-i mürtedir. Amma, mürid-i mutlak oldur kim, her dürlü halden şeyhine niçin deyüp hüccet getürmeye. Mürid-i mecazi oldur kim, zahirde şeyh dileğinde ola, batında kendi dileğinde ola. Mürid-i mürted oldur kim, şeyhin bir dürlü halin görecek, derhal yüzün döndüre. Üçüncü makam; saçın gidermektir ve libasın giydirmektir “.. muhallikıyne rûüseküm ve mukassırıyne lâ tehafûn..” (31) Dördüncü makam; mücahade, göyünmektir “…ve kudühennâsü velhicâre üiddet li’lkâfirym” (32) Beşinci makam; hizmet etmektir. Altıncı makam; havftir, yani korkudur. Yedinci makam; umut tutmaktır. Sekizinci makam; Hırkadır, zembildir, makastır, seccadedir, ibrettir, hidayettir. Pes, azizlere verilir “…İnnallahe baligu emrih, kad ce’alallahü likuli şey’in kardâ” (33) Dokuzuncu makam; Sahib-i makamdır, sahib-i cemiyettir. Ve sahib-i nasihattır. Sahibi muhabbet olmaktır “…yuhibbühüm ve yuhibbûnehû..” (34) Onuncu makam; Aşkdır ve şevktir ve fakirliktir “…teveffeniy müslimen ve elhıkniy bissalihiyn” (35). Kelennebi: “El fakrı fahrı ve bi iftehur âla sayiril enbiyai ve mürselin” (36). Zira bu makam candır. Can cane dokunsa sevinmek, oynamak ve zevk ile şevk ile hareket kılmak acib değüldür. Ol hareket Halik dostluğuçündür, helâldir. Zira nasib-i ilâhidir. Her kime dokunsa belürtse gerektür vallahü âlem. ——————————————————————————– X. BÖLÜM BU BAB MARİFET’İN MAKAMLARIN BİLDİRİR Marifet’in evvel makamı; edebdir. İkinci makam; korkudur. Üçüncü makam; perhizkarlıktır. Dördüncü makam; sabr ü kanattır. Beşinci makam; utanmaktır. Altıncı makam; cömertliktir. Yedinci makam; ilimdir. Sekizinci makam; miskinliktir. Dokuzuncu makam; marifettir. Onuncu makam; kendü özün bilmektir. Nitekim Hazret-i Resul buyurur: “Men arefe nefse, fekat arefe Rabbe” (37) Manası budur kim; herkim kenduyi bildi bayık Tanrı’yı bildi. XI. BÖLÜM BU BAB HAKİKAT’İN MAKAMLARIN BİLDİRİR Amma, Hakikat’in evvel makamı toprak olmaktır. İkinci makamı; yetmiş iki milleti ayıplamamaktır. Üçüncü makam; elinden geleni men kılmaktır. Dördüncü makam; dünya içinde yaratılmış mecmu nesne andan emin olmaktır. Beşinci makam; Mülk Issı’na yüzün sürüp, yüzün suyu bulmaktır; zira kim bahdet andadır. Altıncı makam; sohbetir; sohbette hakikat esrarın söylemektir. Yedinci makam; seyirdir. Sekizinci makam; sırdır. Dokuzuncu makam; münacattır. Onuncu makam; müşahadedir; Çalab Tanrı’ya ulaşmak makamıdır. Hevil bundadır. ——————————————————————————– XII. BÖLÜM BU BAB, ARİF SUAL EDERKİM Ârif sual eder kim: Bu kırk makamın yirmisi tanıklıkdır, yirmisi tanıksızdır. Aceba nedir. Cevap: Tanık kal mülkünde olur. Lâkin hal mülkünde olmaz. Ve hem tanık inkar evinde olur, beli evinde olmaz. Ve hem dahi tanık taşra olur, içeru olmaz. Pes, kırk makam budur kim dedik, eğer bilirsen eyüdür. Lâkin bu kırk makamın birisi eksik olursa hakikatlık tamam olmaz. Zira kim şart eksük olur. Meselâ, biregû diliyle iman getirse, gönlü inanmasa; yahut, öşürü ve zekâtı tamam vermese; yahut hacca gitmiş iken yoldan geru dönse; Tanrı Taalâ hükümlerinden birini batıl tutsa, ya Muhammed’e inkar ile inanmasa; yahut sahabelerin birin nahak dutsa dügeli işledügi ameller heba-yı menşurdur “… fece’alnahü hebaen mensûra” (38) Pes azizmen, kırk makamdan birisi eksik olsa, sahih olmaz. Zira kırk makamda hiç eksik yoktur. İmdi azizmen, sevinmek var güvenmek var “Allâhü nezzele ahsen’ül hadiys..” (39) Görek var “Ve lev enne ma fiyl-ardı min şeceretin aklâmün…” (40) Hem nişan var “Lev enzelna hâze’l Kur’ân…” (41) Hem umud var “… la taknetû min rahmetillâh…” (42) Ve hem korkuncu var “Ve’adallahül münafıkıyne…” (43) Ve hem hüccetler var “… kul hâtû bürhaneküm in küntüm sadıkıyn” (44) Ve hem helalık var “Uhille leküm sayd-ül bahri … berri ..” (45) Ve hem karak belirtmek var “Hürrimet aleyküm ümmehatûküm…” (46) Ve hem hürmet var “Ya eyyühe’lleziyne âmenü lâ terfe’û esvâteküm fevka savti’n nebiyi..” (47) Ve hem fazl var “… femen afâ ve aslehâ…” (48) Ve hem şifa var “Ve nünezzilû min’el-Kur’âni ma hüve şifâün ve rahmettün lil-mü’miniyye..” (49) Ve hem rahmet var “… haza rahmetün min Rabbiy…” (50) Ve hem bişaret var “Elleziyne yenkudûne ahdallâhü min ba’di miysakihi..” (51) Ve hem hasret var “Ve innehu lehasretün alelkâfiriyn..” (52) Pes akıllılara bu kadar söz yeter velbaki maûum. (53) XIII. BÖLÜM BU BAB, MARİFETİN, MARUF CEVABIN BEYAN KILUR Ol kutb-ı âlem buyurur kim, gönülde bir şehristan var. Hak Sübhane ve Taalâ, arşyan ta saraya değin nekim yaraddı ise ol şehristanda vardır. Ve hem ol şehristanın iki sultanı var. Biri rahmanîdir, biri şeytanîdir. Rahmanî sultanın adı “Akıl”dır. Naibi imandır. Subaşısı miskinliktir. Ve hem yüreğin sağ kulağında yedi kal’a vardır. Her bir kal’aya Hak Sübhane ve Taalâ, bir dizdar müekkel kılmıştır. Ve ol dizdarların adı bir bir malûmdur. Evvel dizdarın adı ilimdir. İkincinin adı, cömertliktir. Üçüncünün adı, sabırdır. Dördüncü dizdarın adı, marifettir. Beşinci dizdarın adı, perhizkârlıktır. Altıncı dizdarın adı, kotkudur. Yedinci dizdarın adıi edebtir. Pes, değme bu dizdarların yüzbim haşedi var. Değme bir haşedin yüzbin subaşısı var. Bunlar kamusu, iman bekçileridir. Azizmen, oldem ki bu işleri tamam kıldık. Hak Taalâ’dan diledik. Marifet yari kıldı ve hem beş hil’at duta geldi. Evvel hil’at ilham, ikinci hil’at fehm. Üçüncü hil’at aşk. Dördüncü hil’at şevk. Beşinci hil’at muhabbettir. Pes, bunlar cana kondu, can dirildi, akıl muvaffak oldu. Geleni, varanı bildi ve anladı. Zirakim, cümle nesne can ile dirilir. Can marifet ile dirilir. İmdi azizmen, marifetli can, erenler canıdır. Marifetsiz can hayvan canıdır. Azizmen, canlar dersin kaç dürlüdür? ve hem can dirildi dersin, can ölümü idi? Ölü nite diri ola? Hoş sordun ya can ârif. Anlarkim, üç canlardır. Ne dirüdir, ne ölüdür. Eğer ölmüş ise, ölüler makamında olayıdı. Amma ölüm iki dürlüdür. Bir nicelerin canı ölür, bir nicelerin teni ölür. Anlarınkim canı ölür, diriliğinde başlıdır, gögünleri süküldür “Fiy, kulûbihim marudun fezadehüm’ullahü marad..” (54) Ve anlarınkim tenleri ölür, âşıklarındır. Canları ölmez “Ve lâ tah-sebenneleziyne kutilû fiy sebiylillahi emvâtâ bel ahyâun” (55) Amma ederler; can bir; cihan mânidir. Zira, bir canın ve hem canın canı var. İmdi azizmen, can ikidir. Biri candır, biri can-ı candır “ve yes’elûneke anirruh, kalirrûhu min emri Rabbiy..” (56) Anlarısan hem hoşdur, amma katımızda can beşdir. Velâkin bu sözü anlamak gerek delim işdir. ve hem manası üçdür. Kendözün bilmek yolu güçdür. Kenduyi bilmeyenlere bu sözler hiçdir. Bilmek dilerisen kitaba yazdım “… minkum men yuriydüddünya ve minkum men yuriydül’ahireh..” (57) Pes âyetin manası: Mülke yeter bulunursa ol Kadim-i lemleyezel buyurur: Ey kullarım her nesne ki görürsünüz, göz ile mi görür sanırsınız? Söğlemeği dil mi söyler sanırsınız? Yarlıganmaklığı tatla mı sanırsınız? od’a göyünmekliği od ile mi sanırsınız? Adem’e uçmak içinde bir azab işledüm kim, tamu içinde ol azab yoğidü. İbrahim’e od içinde bir bostan virdüm ki uçmakda ol bostan yoğidi. Ve hem Firavn’ı Nil ırmağında boğdurdum. Musa’yı Firavn’dan kurtardım. Zira dostumu sakladım, düşmanımı helâk eyledim. Ve hem yüzbin hezaran bin feriştehler göyündürdüm kim, hergiz himseninbir zerre günahı yoğidi. Her ne kim işlerisem kadirim, kudretim yeter. Kimi gerekise ağladırım, kimi gerekse güldürürüm. Nittigüm ben bilirim, siz bilmezsiniz. Benim inayetim havf ve raca ortasındadır, dedi. Haliya bizüm sözümüz can beyan kılmakdur. Anlarınkim gönülleri mütekebbirdir. Canları müddeidir. Elest bezminda “yok” diyen hayvanlar gidir. Pes, üç canlılar bunlardır: Dutmayanlar belhüm adeldir. Haliye bularu âdem ilminde yad kılun. Evvel can; cisim dirler, teni dirü kılur, diken battığın bilir, kıl çektüğün duyar. İkinci can, ekl-ü şürb derler. Hem yedürürler, hem içürürler. İçmek, susamak bilir. Üçüncü cana, revan dirler. ten uyucak, ol can uyanır “ve ce’elna nevmekün sübâten” (58) Amma, uyku rahatımızdır. hem ten maslahat değildür. Pes, dahi mânâ var: Üç kişiyekalem yoktur: evvel, nevreside oğlana. İkinci, uyuyana. Üçüncü, deli olana. Zirakim, gecelerde olan ırak gider. Kendü özün ırak gitmez. Anunçünkim, âdem oğlanı dünya günahundan arınur. On ırak var. Perde az olur. Pes, gündüz günahlar birbirlerine ulaşur, perde olur. Anunçün ırak gitmez. İmdi bildikim, uyku bir nicelere ten rahatıdır. Ve hem can katında ten ılkıya benzer. ten canın merkebidir. Issı suyu, tatlıyı, acıyı can sebebinden dahi duyar. Ve hem ılkiler dikene düşmezler. Köy yolun bilirler, azmanlar. Velâkin Hak Taalâ yolun bilmezler. Zira kim, bunlarun gönül gözü kördür. Pes imdi, sular kim kâl ademdür, havya ılkiler gibidir. Hak yolun nice göreler? Nitekim, Hazret-i Resul buyurur: Hak Taalâ insana dört göz verdi. İkisi baş gözüdür. İkisi gönül gözüdür. Baş gözüyle halkı görür, gönül gözüyle Hak’kı görürler. Pes, anuncün, Halik’i sevmek, şevk, zevk gönül içinde od gibidir, konar tene yayılır. Ol suretten hareket kopar. Ol hareket Halik dostluğuyçün helaldir. Ve hem ten, cana merkebdir. Sükut deminde can nite kılursa, ten dahi öyle sükut ider. Pes, bilmeyene bu söz m’an’a “Feminküm men yürid’üddünya ve minkür yürid’ül ukbâ ve minküm men yürid’ül Mevlâ” (59) ——————————————————————————– İmdi, anlarkim dünyayı isterler ılkiden kemdir “… kel’en’ami belhun adall.. “ (60). Anlarkim ahiret isterler, bunlar reca ve havf kavimleridir. Ve anlarkim Mevlâ’yı isterler, bunlar müşahade kavmidir. Pes imdi, biregûnun gönül gözü olmasa, gönülden ne haberi var. Zirakim biregû sükker yemedik olsa, adın işitmekle tadın ne bilür. Anıncünkim, hidayet azizdir Halik katında “… Vel’aşiyyi yüridûne vecheh, mâ aleyke min hisabihim min şey’in ve m amin hisabike aleyhim min şey’in fetatrüdehüm fetekûne minezâlimiyn” (61) Amma, benüm sözüm can beyan kılmakdur. Üç can beyan kılındı. Dördüncü can marifettir. Azizmen, can bostandır. Marifet, sudur. Pes, susamış bostana su ne kadar irerse, marifet cana öyle irer “İnne’d-dine indallah’il İslam” (62). Pes, Hak Taalâ sizlere iki bostan araste kıldı. Biri din, biri iman bostanı. Marifet suyun, gönül gözünden akıttı “elemtere ennallahe enzele minessemaî maen fetusbihul-ardu muhdarneh…” (63) Pes, bostanlarkim, sizde var, sanmankim bekçisüzdür. Bir kimesne bostan ekse, evvel dıvar eyler. Andan yerin yumuşadır. Sonra döner nimetler eker. Döner gerü suvarır. Döner gerü yad otlarun arıdur. Andan ortadan bir kurubaş diker. Yemişi tamam olucak ol kurubaş yabana atar. Ol yemişi dostlara verür. Dostlar da Tanrı’ya şükür kılar. Çalab celle-celâle buyururkim; ol sizlerdeki iki bostan benümdür. İnayetümle beklerüm, çevresine rahmet birle dıvır eyledim. Meskenetle gönlünüzü yumuşattım. Gönlünüzde tevhid bitirdim. Ve hem tevhid ağacında hakikat yemişlerin bitirdim. Marifet suyu ile suvardım. Düşmanlardan bağ ıssını ırak bıraktım. Günahınızı yok kıldım. Lâkin iblis aleyhini’âne gözedir. Girmeğe gelir. Çevre günahınızı görür, Çalabınıza asi imişsiniz der, Tamaın keser. Kaçan kıyamet günü olıcak, ol günahunuzu yabana bıragan. Kendü fazlımla kulluğunuzu afv ve terkin kılam. Dahi alemler gösderdüm, uçmağın içinde kağırdım. Dizdarlarımı sizlere keramet birle gösterdim. Şadıman olasız “Sıbgetallah ve men ahsenü minallahü sıbga ve mahnü lehü ağabeydun” (64) Pes, Bübhane ve Taalâ Kerem lUtfundan buyururkim, Ey kullarım! İsten beni, sizlerle bulunayım. Ve ey âsiler! Özür dileyin afv kılayım. Zira kim, gök ağlar, yer güler; gökten yağar, yerden biter. Yani, sizden ağlamak, benden günahlarınızı afv kılmak demek olur. Meselâ, bir padişah hasekisinin biri bir lâtif yerde oda düzekim, ol padişah odayı beğene. Zirakim, padişaha lâyık odayı haseki bilir. Pes imdi, marifet, Çalab Tanrı’nın hasekisidir. Lâyık gördüğü kişilerin gönlüne verir. Bir niceler ol kişinin mübarek ağzından marifet işidür, rahat olur. Ve anlarkim, Hak’ka lâyık değüldür, gönüllerine rahat vermez. Hergiz kimesneler ol kişiden rahat olmazlar. Ya ârif, sordunkim can ölü müdür, ya diri midir, dedin. Cevap budurkim: Canın ölümü, nefsin başında değildir. Lâkin can içinde bir baş vardır. Ol Başa inkâr başı derler. Marifetkim, ulu hasekidir, ol hekimdir, heybetle varır, ol canın içindeki inkâr başun keser. İlacıyla can taze olur. Ve Tamu kapısında yedi dağ vardır; ol dağı toğrar, pareler. Sekiz uçmak kapısında yol eyler. Bir niceler her çendkim adem suretindedir. Lâkin manide havyamdır. Ve hem zahitler dün ü gün korkudan göyünürler. İmdi, herkim kenduyi bilmez, Hak Taalâ’yı dahi bilmez. Bir niceler bereguden lâtif haberler işidirler, evet dirler. Hemin adların bilürler; İlm-el yakîn ile. İmdi beregu, sükker demekle ağzı tad bulmaya. Velâkin ârifler kendulerin bildüler. İlm-el-yakîn içinde “Men arefe nefse, fekad arefe Rabbe”. Haliya bu sözden terk yok. Muradınca muhibler Hak Taalâ’yı buldular Hakk-el-yakîn içinde. Ve canları muradlarına erdiler. Bu kelimeler mânâsı dügeli mülke yeter. Zirakim, ilm-el-yakîn ve Hakk-el-yakîndir. Güman ile yakîndir. Kıyl-ü kâl davisi ve -el-yakîn, asilerdir. İbadet, havfü reca, Ayn-el-yakîn, zahitlerindir. Lâkin tefekkür ve sohbet, vilâyet bilmek Hakk-el-yakîn âriflerindir. Amma münacat ve müşahade muhiblerindir. Vallahu âlem bissevab XIV. BÖLÜM BU BAB TEVHİD-ÜL MAARİFİ BEYAN KILUR Ol Padişah-ı Kadim, evvel bize birliğin bildirdi: “Ve ilâhüküm ilâhün vâhid ….” (65) Andan heybetin bildirdi: “…. Ve hüvel’aliyyül-âziym” (66) (Bakara 2/255) Andan kahrın bildirdi: “Ve hüvel-kaahirü fevka ibadih…” (67) Andan izzetin bildirdi: “.. fe-lillâh-il izzetü cemiâ…” (68) Andan celâlin bildirdi: “Tebarekesmü Rabbike zülcelâli ve’l ikrâm” (69) Andan muhabbetini bildirdi: “… fettebi’ûni yuhbibkûm-ullah…” (70) Andan nusretin bildirdi: “.. Hakan aleyna nasr-ül-mü’miniyn..” (71) Andan kısmetin bildirdi: “… nahnü kasemna beynehüm..” (72) Andan hısbetin bildirdi: “..Ve men yetevekkel âlallahi fehüve hasbüh..”(73) Ve andan rahmetin bildirdi: “… ve kâne bilmü’miniyne rahiymâ..” (74) Ve kullarını ilim öğrenmek bildirdi: “..allemeküm mâ lem tekûnû ta’lemûn..” (75) Ve anda hikmetin bildirdi: “.. ve men yü’tel-hikmete fekad ûtiyr hayren kesîyrâ..” (76) Anda dürlü nesneler bildirkim, hisabolunmaz. (77) Her nekim bildirdi ise inanıb, şükredip fariğ olmak gerek. Anda kişi kenduyi bilse, gerekkim bayık Tanrı’yı bile. Nitekim Peygamber aleyhüsselâm buyurur: “Men arefe nefse, fekad arefe Rabbe”. Pes, devlet o kişiyekim canını gafletten uyara, halini bile ve lâkin, beregû muradınca kenduyi bilür. Falandır ve falan oğludur ve falan yerlidir. İmdi gafil olan kimsene, ilm ve irade-yi ezeliyeyi isteye, gözleye. Arştan ta tahtıssaraya değin nekim varsa kendude bile ve bula. Arş u ferş arasında çok nesneler vardur. İllâ âdemden ulusu yoktur. Dügeli âlem, adem için halk olunmuştur. Ve cümle nesneden yukaru, arş da onsekiz bin kandil asılıdur. Değme bir kandilin genişliği yetmiş kez bu dünyadan artukdur. Ol kim, Hak Taalâ’nın hazineleridir, on sekiz bin âlemdir. Amma, kamudan yukaru başdır. Can hazineleri dahi başdadır. İmdi, us-akıl, ilham, fehim, sevişmek, aşk ve didar, marifet biliniz bin arş gibidir. Ve dahi aslıdırkim, neler vardır, mülkten yeğdir. Pes imdi, baş arşa benzer. Gönül uçmağa benzer. Yahya bin Maaz eder. Benim gönlüm dünyadan, ahiretten yeğdir. Zirakim, dünya muhabbet evidir. Pes, marifet; dünyadan, âhiretten yeğdir. Ve hem yedi kat gök var. Uş ten dahi yedi kattır. Et, kan, damar, sinir, söğük, ilk, deri, yedi kat gök’e benzer. Ve hem dünyada dört od vardır. Evvel daş odu “… fettekunnar elettiy ve kudühennâsü ve’l-hicare..” (78). İkinci ağaç odudur “Elleziy ce’ale leküm mineşşeceril’ahdari nâren..” (79). Üçüncü yıldırım odudur “… Ve ra’dün ve berkan yec’alûne asabi’âhüm fiy âzâbihim..” (80). Dördüncü tamu odudur “.. Efere etyüm-ün nâr elletî türün” (81) Amma, âdemde dahi od vardır. Evvel, mide odu. İkincisi; şehvet odu. Üçüncüsü; suokluk odu. Dördüncüsü; muhabbet odu.

Reklamlar
The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû