Blog Arşivleri

Nur-u Kandil ALİ.

“Nur-u Kandil Ali”

Bir doğum düşün, o doğumla cihan rahmete boğulsun.
Bir doğum düşün, dertlere merhem olsun.
Bir doğum düşün ki gelişi bizlere bayram, zalime zindan olsun. Doğan o nura, ALİ dedi güzel Enbiya…

Beklemekteydim seni, cehaletin karanlığı basmıştı dört bir yanı ve ağlamaktaydı çaresizlikten yanan yürekler. Bir kurtarıcı beklemekteydi âlem, yalnız, bir başına ve ıssız idim, el açtım karanlık bir gecenin orta ıssız yerinde…

Ve bir ışık belirdi, öyle bir ışık ki karanlığı delercesine, günlerden Nevruz, aylardan Mart’tı. Kaldırdım başımı semaya doğru, gözlerim kamaşmış, bakamıyordum ansızın doğan ışığa. Sevinçten damla damla yaşlar birikmekte gözlerimde. Didelerimden yuvarlanmakta kederim. Kelimeler düğümlenmiş figan ile yanan boğazıma…

Bedenim kas katı kesilmiş, semaya uzanan ellerim titremekte. Dişlerim birbirine vurmakta, bakırcı çekici misali dövmekte damağımı. Haykırmak istiyorum dört bir yana adını. Seni haykırsam; ıssız çöllere, derin kuyulara, akan sessiz ırmaklara seni. Ve adını haykırsam bozkırlara, susuz derelere ve derin vadileri inletsem avazımla.

Ey Nur-u Hakk, haykırsam adını kundaktaki bebeğin temiz kalbine, işlesem seni ilmek ilmek genç bir kızın çeyizi üzerine. Ve yazsam adını gökyüzünün en uzak noktasına.

Ali… Söylerken bedenim uyuşmakta, adın yoğurmakta cesedimi. Doğumun şeref vermekte, açmakta nefisle kilitlenen gönül kapılarını.

Ve ellerim semada, dona kalmışım karşında. Kıl merhamet, çöz ellerimi sana muhtacım. Ağlıyorum duyuyorsun Ey Zat-ı Şahane. O an, o anki dünya durmuş, zaman durmuş kalmışım bir başıma. Bir ses gelmekte uzaktan, sanki Kaf dağının arkasından düşmekte buraya. Ali demekte birileri, Ali. Yerde ve gökte tüm canlıları davet edercesine.

İbrahim gibi yanmaktayım senin aşkına. Ve ellerim boşaldı, O’nu tutarcasına uzattım parmaklarımı dizine. Bir açın ekmeye uzanması gibi bende sana açım, doyur beni merhametinle. Gözüme, bak diyorum, bakta gör O’nu. Korkuyor gözüm bakmaya. Ve soruyor kalbime, acaba bakacak kadar temiz misin? İşte şimdi ağla, ağla ki gözyaşlarından bir nehir aksın, yıkasın seni. Belki o zaman bakarsın.

Ey Müminlerin Efendisi, çaresizlerin çaresi, sarsılmaz kudretin sahibi, nicedir beklemekteyim yolunu. Ã�demden beri arzulamakta bu sefil seni. Ve şükür diye bir ses çıkmakta titreyen dudağımdan. Şükür… Aydınlandı yüreğimdeki kör pencere, duydu arşı aladan ebediyete uzanan narayı. Ali, adını her duyduğumda bir kez daha ve etkisini arttırarak aşka salmakta beni.

Eyüp misali bende senin için dert çekmekteyim. Öyle bir dert ki dermanı sende. Alma bu derdi benden, alma ki dermana gelen seni göreyim. Bir kez görmek için bilmem kaç yıl dert çekmeye razıyım.

Daha yerdeyim, bedenim ayaklarının önünde. Hıçkıra hıçkıra dökülmekte didelerimden yaşlarım, ama döküldükçe rahatlamakta bir yanım. Hafiflemekte, sanki Sina dağı karşımda O’na bakmaktayım.

Yusuf gibi derin ve karanlık bir kuyudayım. Adını hıçkırarak haykırıyorum, her haykırışta biraz aydınlanmakta karanlığım. Bir güneşin geceyi bitirdiği gibi doğmaktasın halsiz bedenimden içeri.

Nuh’un gemisine koşar gibi ruhum sana koşmakta, tırnaklarıyla yapışmakta kurtuluşa davet eden sesine. Bırakma diyorum ruhuma, yapış. Kurtuluş O’nda. Bilmem alır mısın beni geminin bir kıyısına.

Ve bir Nevruz, ben sana yalvarmaktayım. Bilmem sesimi duyar mısın, merhamet eder misin bu edna kuluna. Arşa değercesine semaya uzanmakta ellerim, dillerim seni zikretmekte. Merhamet etki bayram olsun bu aziz gün bana. Muhtacım Ey Sultan her iki cihanda sana.

Nur-u Kandilde belirdi bir ışık bu gece,
Bu gece ki Ali ismi dilimde oldu hece.

Gel ey gönlüm gün Nevruz’dur çağır o Padişahı,
Silsin gönlündeki pası, pak eylesin karayı.

Kim ki sana sıdk ile bağlanırsa her vakit,
Doldur ver içelim Pirden dertleşelim ey zahit.

Ol derdime derman senden ki yapıştım peşine,
Dört iklimi dolaşsam da rast gelmedim eşine.

Sensiz gönlüm ne eylesin bu cihanın varını,
Tek isteği bu fakirin sana versin canını.

Reklamlar

Nur-u Kandil ALİ

“Nur-u Kandil Ali”

Bir doğum düşün, o doğumla cihan rahmete boğulsun.
Bir doğum düşün, dertlere merhem olsun.
Bir doğum düşün ki gelişi bizlere bayram, zalime zindan olsun. Doğan o nura, ALİ dedi güzel Enbiya…

Beklemekteydim seni, cehaletin karanlığı basmıştı dört bir yanı ve ağlamaktaydı çaresizlikten yanan yürekler. Bir kurtarıcı beklemekteydi âlem, yalnız, bir başına ve ıssız idim, el açtım karanlık bir gecenin orta ıssız yerinde…

Ve bir ışık belirdi, öyle bir ışık ki karanlığı delercesine, günlerden Nevruz, aylardan Mart’tı. Kaldırdım başımı semaya doğru, gözlerim kamaşmış, bakamıyordum ansızın doğan ışığa. Sevinçten damla damla yaşlar birikmekte gözlerimde. Didelerimden yuvarlanmakta kederim. Kelimeler düğümlenmiş figan ile yanan boğazıma…

Bedenim kas katı kesilmiş, semaya uzanan ellerim titremekte. Dişlerim birbirine vurmakta, bakırcı çekici misali dövmekte damağımı. Haykırmak istiyorum dört bir yana adını. Seni haykırsam; ıssız çöllere, derin kuyulara, akan sessiz ırmaklara seni. Ve adını haykırsam bozkırlara, susuz derelere ve derin vadileri inletsem avazımla.

Ey Nur-u Hakk, haykırsam adını kundaktaki bebeğin temiz kalbine, işlesem seni ilmek ilmek genç bir kızın çeyizi üzerine. Ve yazsam adını gökyüzünün en uzak noktasına.

Ali… Söylerken bedenim uyuşmakta, adın yoğurmakta cesedimi. Doğumun şeref vermekte, açmakta nefisle kilitlenen gönül kapılarını.

Ve ellerim semada, dona kalmışım karşında. Kıl merhamet, çöz ellerimi sana muhtacım. Ağlıyorum duyuyorsun Ey Zat-ı Şahane. O an, o anki dünya durmuş, zaman durmuş kalmışım bir başıma. Bir ses gelmekte uzaktan, sanki Kaf dağının arkasından düşmekte buraya. Ali demekte birileri, Ali. Yerde ve gökte tüm canlıları davet edercesine.

İbrahim gibi yanmaktayım senin aşkına. Ve ellerim boşaldı, O’nu tutarcasına uzattım parmaklarımı dizine. Bir açın ekmeye uzanması gibi bende sana açım, doyur beni merhametinle. Gözüme, bak diyorum, bakta gör O’nu. Korkuyor gözüm bakmaya. Ve soruyor kalbime, acaba bakacak kadar temiz misin? İşte şimdi ağla, ağla ki gözyaşlarından bir nehir aksın, yıkasın seni. Belki o zaman bakarsın.

Ey Müminlerin Efendisi, çaresizlerin çaresi, sarsılmaz kudretin sahibi, nicedir beklemekteyim yolunu. Ã�demden beri arzulamakta bu sefil seni. Ve şükür diye bir ses çıkmakta titreyen dudağımdan. Şükür… Aydınlandı yüreğimdeki kör pencere, duydu arşı aladan ebediyete uzanan narayı. Ali, adını her duyduğumda bir kez daha ve etkisini arttırarak aşka salmakta beni.

Eyüp misali bende senin için dert çekmekteyim. Öyle bir dert ki dermanı sende. Alma bu derdi benden, alma ki dermana gelen seni göreyim. Bir kez görmek için bilmem kaç yıl dert çekmeye razıyım.

Daha yerdeyim, bedenim ayaklarının önünde. Hıçkıra hıçkıra dökülmekte didelerimden yaşlarım, ama döküldükçe rahatlamakta bir yanım. Hafiflemekte, sanki Sina dağı karşımda O’na bakmaktayım.

Yusuf gibi derin ve karanlık bir kuyudayım. Adını hıçkırarak haykırıyorum, her haykırışta biraz aydınlanmakta karanlığım. Bir güneşin geceyi bitirdiği gibi doğmaktasın halsiz bedenimden içeri.

Nuh’un gemisine koşar gibi ruhum sana koşmakta, tırnaklarıyla yapışmakta kurtuluşa davet eden sesine. Bırakma diyorum ruhuma, yapış. Kurtuluş O’nda. Bilmem alır mısın beni geminin bir kıyısına.

Ve bir Nevruz, ben sana yalvarmaktayım. Bilmem sesimi duyar mısın, merhamet eder misin bu edna kuluna. Arşa değercesine semaya uzanmakta ellerim, dillerim seni zikretmekte. Merhamet etki bayram olsun bu aziz gün bana. Muhtacım Ey Sultan her iki cihanda sana.

Nur-u Kandilde belirdi bir ışık bu gece,
Bu gece ki Ali ismi dilimde oldu hece.

Gel ey gönlüm gün Nevruz’dur çağır o Padişahı,
Silsin gönlündeki pası, pak eylesin karayı.

Kim ki sana sıdk ile bağlanırsa her vakit,
Doldur ver içelim Pirden dertleşelim ey zahit.

Ol derdime derman senden ki yapıştım peşine,
Dört iklimi dolaşsam da rast gelmedim eşine.

Sensiz gönlüm ne eylesin bu cihanın varını,
Tek isteği bu fakirin sana versin canını.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû