Blog Arşivleri

Türk Devletlerinde Alevilik

Degerli canlar, Bu forum konusunda Anadolu Topraklarında Kurulan Türk devletlerinin Alevilik ve Şiilik ile ilişkilerini inceleceğiz.. Türk Devletleri içerisinde Alevilik Akımları incelendiğinde, Anadolu Topraklarında Kurulan Selçuklu devleti’nin Sünni gelenek içinde olduğunu görüyoruz.. Özellikle, Tuğrul, Alpaslan, Melikşah ve Sencer Dönemleri Katı bir sünniliğin olduğu dönemlerdir. Selçuklu Devlet’inde Tuğrul bey ile başlayan katı sünni anlayışa karsın, Tuğrul bey’in kardeşi İbrahim YINAL’ın Alevililik/ Şiilik yanlısı olduğu bilinmektedir. Anadolu Selçuklu devletinde ise, Kutalmışoğlu Süleyman bey, Alevi/ batıni olup Anadolu’da Alevi/ şiiliği devletin resmi mezhebi yapmaya çabalamıştır.. Harzem Devleti ve Alevilik ——————————————————————————– Harzem Devletinde, Alaaddin Muhammed Harzemşah ile birlikte Devletin Mezhebi Alevilik ve şiilik olarak değiştirilir. devlet abbasi halifeliğini kabul etmeyerek, Şii-fatımi Halifeliğini benimser… Alaaddin Muhammed Harzemşah, Abbasi halifesi nasır Dinillah’ı kabul etmeyerek halifeliğin Gasb edildiğini,, oysa hakkın “Hüseyin soyundan gelen seyidlerin” hakkı olduğunu savunur.. Bu adaletsizliği düzeltmek için ferman yayınlar ve dönemin en büyük seyidlerinden Alaü’l-Mülk’ü Tirmiz’den getirterek Halife ilan eder.. İlhanlılar ve Alevilik Moğol İmparatorluğu’nun batı kolu olan, İlhanlılar Aleviliği benimsemiştir. Gazan han ve Olcayto dönemlerinde Şiilik Resmen devletin resmi mezhebi olmuştur. Olcayto han, Alevilik/ batıniliğin yayılmasına çabalar, Birçok kitap yazdırır, dağıtır… Hz. Ali adına para bastırır. üzerine ” Ali Veliyullah” İbaresini Koydurur, Ülke topraklarında , Ebubekir, ömer, osman gibi halifelerin anılmasını isim olarak koyulmasını yasaklar.. Örneğin Barak baba, Moğolların şeyhi, Piri Olarak bilinir.. Barak baba özellikle Gazan Han(1295- 1304) ve oğlu Olcaytu Hudabende(1304- 1317)’nin saygısını görmüştür. Saray ve Tatar halkı tarafından sevilip sayılmaktadır. Halkın, Alevi İslamı benimsemesini sağlamıştır. Onun saray ve halk tarafından benimsenmesinde, Moğol şamanlığına benzer bir inanç görünümü sergilemesininde rolü olmuştur. Oniki İmamcı Şiiliğin Moğol yönetimince benimsenmesi, resmi mezhep olarak alınması ve ülkede hutbelerin Oniki İmam adına okutulması Barak Baba sayesinde olmuştur. Halk arasında da “Moğollar’ın şeyhi”, “Tatar şeyhi” ve “Barak Suvar” olarak adlandırılmaktadır. Barak Baba, sarayda oldukça saygındır. Elçi kurullarında o da görevlendirilmektedir. 1306 yılında Memlüklü sultanıyla görüşmek için bir dervişler topluluğuyla Şam’a gönderilmiştir. Şeri İslama uymayan tutumu oldukça tepki çekmiştir. Bir yıl sonra da Geylan emiri Kutlu Şah’a elçi olarak gönderilmiştir. Geylan emiri şeyh ve Müslüman olmasına karşın Barak Baba’nın Sünni İslam dışı tutumuna aşırı tepki göstermiş, “Müslüman biri olarak Müslüman olamayanlara yardımcı olmaması gerektiği gerekçesiyle” kaynar su ile dolu kazana atıp, diri diri yakarak öldürmüşlerdir. 1307 yılında öldürtmüştür. Olcaytu Hudabende bu olay üzerine Geylanlılar’ı asker göndererek cezalandırmış ve şeyhinin ölüsünü Azerbaycan’daki Sultaniye kentine getirtmiş ve orada gömerek kendisine bir türbe yaptırmıştır. Dervişlerine vakıflar ayırmış ve zaviyeler yaptırmıştır. Bu Devleti Timur ortadan kaldırır. Anadolu Beylikleri ve Alevilik Timur sonrası Anadolu topraklarında kurulan Birçok beylik ve devlet, Alevi7 batınidir. Akkoyunlular ile Karakoyunlu devletleri şiiliği/batıniliği resmen kabul etmişlerdir… Anadolu beylikleri üzerinde daha sonra kurulacak olan Kızılbaş Türk devleti safevilerin etkisi büyük olacaktır. Anadolu beyliklerinden Dulkadırlı, germiyan, isfendiyar, menteşe, karesi, Aydınoğulları ve karaman beylikleri ile halkının Alevidir.. Aydınoğulları beylerinden Umur bey, “seyidlik” belirtisi olan “yeşil sarık” sarınmaktadır. Bu Alevi-şii inanıncının simgesidir… Aynı beyliliğin beylerinden Hızır bey, 1348 tarihinde venedik ile yaptığı antlaşmada anlaşma metninin altına.. “… Allah, Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynel Abidin ve Cafer..” adlarını yazıp bu adlar üzerine yemin edecektir Osmanlı Devleti ve Alevilik ——————————————————————————– Degerli canlar Bugün sizlerle Osmanlı İmp. luğunun Kuruluşu ve bilinmiyenlerinden bahsetmek istedim.. Öncelikle bilinmesinde fayda olan gerçek, tarihte osman bey adında biri yoktur.. Bütün bilimsel araştırmalar, osmanlı devleti’nin Kurucunu “OTTOMAN” VEYA” ATAMAN” olarak verir. nitekim Bizans kaynaklarında ve diğer batı kaynaklarındada osman ismi yer almaz… Oysa hem batı hem diğer kaynaklar halife Osmanın ismini osman olarak aktarmaktadır… yani sünni çevrelerin osmanlıyı sünni gösterme aldatmacasından başka bir şey değildir.. osman bey hikayesi… Otman ve ottoman yada Ataman gerçek isimdir. Nitekim Otman, Beyliğin başına aday seçildiğinde Hacı bektaş2a götürülür ve kılıç kuşatılıp kutsanır.. Şeyh Edebali (Edeb-ALİ) kesin olmamakla beraber 1206 yılında Horasan in Merv sehrinde M,1206 yilinda doğmuş, 1326 yılında hakka yürümüştür. Ahi ve Kalenderi şeyhidir.. Otman Gazi’nin (Osman Gazi) kayınpederi ve hocası, Orhan Gazi’nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti’nin (Ottoman Emperier) fikir babasıdır… İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamlamıştır. Hacı Bektaş ve diğer Horasan Erenleri ile yakın ilişki içinde olup, sohbetlerinde bulunmuştur. Alevi öğretisi dahilinde Şii-batıni zümreden olan Baba İlyas halifelerinin ileri gelenlerindendir… Kaynaklar her ne kadar Edebali ile ilgili değiştirici bilgiler vermiş olsalar da sonuçta yollar aynı yere çıkmaktadır. Kimi kaynaklar bu büyük Şeyh’i, Baba İlyas’ın halifesi gibi gösterirken, kimi kaynaklar da onu bir Ahi Şeyhi olarak noktalamaktadır. Sonuçta her iki yol da aynı yere çıkar. Ali yandaşlığı ve Alevilik. Edebali’nin Bir Alevi-betıni evliyası olan Ebul Vefa ’nin bir mensubu olduğunu Katip Çelebi “Vefaiyye tarikatına mensup Edeb Ali” diye vermektedir.” Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük emeği geçen Alevi pirleri gibi Edebali de her nedense gözlerden uzak tutularak Sünnileştirilmek istenmektedir. Ancak kaynakların incelendiğinde onun bir Alevi piri olduğu her noktada ortaya konmaktadır.Zaten ilk Osmanlı Devleti’nde ki dinsel hoşgörü ve hümanist yapı bu pirlerin öncülüğünde kurulmuştu. Ertuğrul Gazi’nin. oğlu Otman Gazi, (Osman gazi) Anadolu topraklarına geldiklerinde Müslümanlıkla pek ilgileri yoktu. Öğrenmeleri gerekli tüm bilgileri ve Kuran-i Hz. Muhammed hakkında ne öğrendilerse Edebali tekkesinde öğrenmişlerdir İşte bu süreçte küçücük bir beylik olan Osmanlı Beyliği’ne destek veren Horasan Erenleri olan Alevi pirleri, bu Beyliğin kısa sürede büyüyüp, bir devlet kuracak duruma getirmişlerdir. Hacı Bektaşlar, Sarı Saltuklar, Abdal Musalar, Geyikli Babalar ve niceleri Osmanlı Devleti’nin kuruluş süreçlerinde bilginleri, yöneticileri, öğretmenleri olmuşlardır. Taa ki, ne zaman Alevi inancının ve Alevi’nin toplumsal yaşamının Osmanlı devlet erkanına ve feodal toprak beylerine ters gelmeye başlamasıyla bu ilişkiler tersine dönmüş, 15. yy.lın ortalarından başlayarak kopmaya ve adeta da Aleviler Osmanlı Devleti’nce düşman olarak görülmeye başlanmıştır. Söz konusu ayrışmanın olduğu ve herşeyin tersine döndüğü 15 yüzyıla kadar..Horasan Erenleri hem Selçuklu, hem de Osmanlı devletinin ilk yıllarında o ülkenin birer yöneticisi gibi sorumlu davranıyor, aynı sorumluluk içerisinde de görevlerini yerine getiriyorlardı. Örneğin Osmanlı Devleti’nin oluşumunda Otman Gazi’ye (osman gazi) kızını vererek kayınbabası olan Edebali, Osmanlı Devleti’nin örfi ve dini konularında hüküm verendir… Osmanlı’nın ordusu olan yeniçerilerde Horasan erenlerinin denetimindeydi.. Osmanlı devletinde alevi-batını egemenlik.. yavuzun mısırdan halifeliği getirdiği döneme kadar etkinir. EY OĞUL!!!! Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoşgörmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana… Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı. Allah yardımcın olsun… Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın! Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın! Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler, feth edilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır. Ey oğul ! Ananı , atanı say ! Bereket büyüklerle beraberdir. İnancını kaybedersen , yeşilken çöllere dönersin. Açık sözlü ol ! Her sözü üstüne alma ! Gördüğünü görme ! Bildiğini bilme ! Sevildiğin yere sık gidip gelme ! Ey oğul ! Üç kişiye acı : Cahil arasındaki alime , zenginken fakir düşene,ve hatırlı iken itibarını kaybedene. Ey oğul! unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklıysan mücadeleden korkma !… Şeyh Edebali Allah Eyvallah Gerçeğin demine Huu Diyelim… Yeniçeriler ve Bektaşilik ——————————————————————————– Degerli canlar… Bilindiği gibi yeniçeriler Bektaşi olup.. Hacı bektaş dede-babalarına bağlıydılar… yeniçeriler yavuzdan sonra pasifleştirildi.. başlarında yer alan Bektaşi dede-babaları baskı altına alındı.. ve nihayetinde 1876 yılında yeniçeriler kaldırıldı.. bunla birlikte Bektaşilik yasaklandı.. Bütün Bektaşi babaları hakkında ölüm fetvaları çıkarıldı.. Bu dönemlerde Bektaşi tekkelerine nakşibendi dervişeri getirildi… Hacıbektaştaki cami 1800 lü yıllarda bu nakşi dervişlerince yaptıldı… Yeniçerilerin sancaklarında İmam-ı Ali.. İmam-ı Hasan.. İmam-ı Hüseyin adları vardır.. Yine yeniçeri sancaklarında “La Feta İlla Ali La Seyfe İlla Zülfikar” yazardı.. Yeniçerilerin okuduğu iki gulbank sunmak istedim.. Allah, Allah, illallah Baş üryan sine püryan Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran Kulluğumuz padişaha ayan Üçler, yediler, kırklar Gülbengi Muhammedi Nur-ı Nebi Kerem-i Ali Pirimiz, sultanımız Hünkâr Hacı Bektaş Veli Demine devranına hû diyelim… Huuuu…. YENİÇERİ SANCAĞINDAKİ SÖZLER Hacı Bektaş Veli’nin bindiği cansız duvar. Mazharı Nur-i Ali’dendir ona ol yadigar. Nare-i düldül ederdi arşı âla da karar. Şad hazare bin kâfiri bir narada etti şikar. Dedi: Arslanım Ali’dir, kudretine girdikar. Lâ fetâ illa Ali Lâ seyfe illa Zülfikar Koydular başın ol şahın Kerbela Meydanına. Bastılar parmakların Şah Hüseyin kanına Urdular miskin pelitle kıymadan gerdanına Bu hakaretler yaraşmazdı o şahın şanına Düşmeden kanı yere, ol demde çağırdı gübar La fetâ illa Ali Le seyfe illa Zülfikar Padişahım çok yaşa Devletinle bin yaşa Yavuz Sultan Selim ve Balım Sultan Balım Sultan (1462-1516) Alevi-bektaşilerin Hacı bektaş-ı Veli sonrasında ikinci Piri (Pir-i Sani) kabul edilir….. Alevi- Bektaşiliğe ait kuralları derlemiş ve dergahta bir düzen içerisinde yaşama geçirilmesini sağlamıştır. Sözel olan Bektaşi geleneğinde düzenlemeler yaparak, yazılı metin haline getirmiştir. Yapısal olarak Bektaşiliği “kurallara bağlamış”tır. Balım Sultan’la Bektaşilik erkannamesi son biçimini almıştır. Böylece geniş bir coğrafik alana yayılan Bektaşilik uygulamasında “bir-örneklilik” sağlanmıştır. II. Beyazıt Han.. ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde yaşadı.. II. Beyazıd. Bektaşi erkanına sıkı sıkıya bağlı hatta Ayin-i Cem’lere bizzat katılan, Bektaşi değişleri olan Osmanlı Padişah’ıdır.. Şah Hatayi II. Beyazıt’a baba diye hitap eylerdi… Ancak hemen belirtmek gerekir ki babasını Önce zehirleyip…. sonra yedi kule zindanlarında bogduran Yavuz’dan sonra, bektaşilik geri dönülmez bir yola girmiştir… Yavuzun Şah İsmail ile savaşa girmesi… iki Alevi-bektaşi ordunun karşı karşıya gelmesi…ve sonrasında bektaşiliğin Osmanlı sarayında kan kaybedip, yerini sünni şafii ve nakşi şeyhlere bırakması.. Bektaşiliğinde sonu olmuştur.. Yavuz’dan sonra artık osmanlıya bektaşi yada Alevi demek olanaksızdır.. Bu tarihten sonra katliamlar.. ve sürgünler dönemi başlayacaktır. Yine burada bazı gerçekleri hatırlamakta yarar var.. yavuz’u diğer padişahlar’dan ayıran en temel özellik, savaş anı gelinceye kadar kimle savaşacağını bir sır gibi saklamasıdır… yani aslında ordu doğuya hareket ettiğinde.. şah ismail ile yeniçeririlerin savaşacağını yanlızca kendi biliyordu.. Savaş meydanında iki ordu.. ya Allah ya Muhammed ya Ali naralarıyla.. 12 İmam isimleriyle birbirine karşı savaştı… savaş sonunda… Ordu içinde büyük kargalaşalar olduysada.. bu bastırıldı… savaş meydanını terk eden Şah İsmail, peşinden ordu önce Tebrize oradan güneye yöneldi.. Mısır’a varıp halifeliği alarak gei dönüldü… yavuz’ Şah İsmail peşinden giderken.. Anadolunun güvenliğinden sorumlu Kürt beylerine katliam fermanları verdi.. bilinenin aksine 40. bin aleviyi katleden yeniçeri değil.. İdrisi Bitlisi gibi, Şafiii kürt beyleridir.. ( yedi Aleviyi öldüren cennete gider fermanları Bu şafiii kürt beylerine aittir.) Fakat ordu içerisinde huzursuzluk dinmiyordu.. büyük bir isyan hareketi başladı.. amaç yavuzun tahtan indirilmesi idi…. Durum ciddiyetini korurken.. Yavuz yeniçeri Piri ile birlikte orduyu da yanına alarak Hacı Bektaş Dergah’ına Pir huzuruna vardı… Bektaşi geleneğinde mengüc olarak adlandırılan.. ve Yola erkana girenlere takılan Küpe taktırdı… mengüc takdırmanın anlamı ise şudur.. eğer ki bir talip yola erkana.. ve ikrarına asi olursa, Küpe Pir yada dede tarafından koparılır.. kulak delik olurdu herkes bilirdi ki Bu talip yol düşkünü olmuş.. tarikat makamından düşmüştür.. düşkün sayılan bir padişah yeniçerilerein padişah’ı olmaz… tahtanda düşerdi.. Yavuz yeniçerilerin huzurunda mengüç kulağına takdı… 12 İmam’a ve 4 kapı kırk makama bağlılık andı içti.. fakat tarih böyle yazmayacaktı,,, İhanet ve Alevi-bektaşi katliamları durmayacaktı…. bundan sonrası için.. yavuz her ne kadar bektaşi dergahına bağlılık yemini etmiş..ve dergaha çok büyük maddi yardımlarda bulunmuş olsada bu hiç şüphesiz yeniçerileri yatıştırmak içindi…. Yavuzdan sonraki dönem de.. Osmanlı Padişahları tamamen sünni/nakşi/Şafii ekolünün etkisine girecek.. nihayet 1876 da II. mahmut.. Bektaşiliği yasaklıyacaktı.. II. Mahmut Döneminde.. birçok Bektaşi babası Alevi dedesi asıldı.. öldürüldü.. Alevi dergahları yakılıp yıkıldı.. Çok az Seyid nesli dede baba dağlara, ucra köşelere kaçmak durumunda kalarak kurtuldu.. Bu baskı ve Zulüm… Mustafa Kemal Atatürk dönemine kadar sürdü.. Saygı ve Sevgilerimle ——————————————————————————– Yavuz Sultan Selim ve Bilinmiyenleri ——————————————————————————– Degerli canlar… Hem yavuz ile hemde çaldıran savaşıyla ilgili bazı gerçeklerin bilnmesinde yarar görüyorum… Öncelikle Sultan selim’e “YAVUZ=KAN İÇİÇİ ZALİM, VAHŞİ” Anlamlarına gelen sıfat bir hakarettir.. daha sonraki yıllarda. bu hakaret sözcüğü anlam değişmesine uğrayarak olumlu hale getirilmiştir.. ama bu kelimenin asıl anlamı budur.. yavuz Sultan Selimin’in babası II. Beyazıt gerçektende Bektaşi ayin-i cemlerine katılırdı… Hatta Şah İsmail.. II. Beyazıta baba diye hitap ederdi aralarında mektuplaştıkları da bilinir.. Osmanlıyı Kuran Alevilerdir.. Fakat Aleviler osmanlıyı yavuz dönemine kadar savunurlar ve bizimdir derler… Gerçektende osmanlı padişahları Bu döneme kadar ayin-i cemlere katılır.. Pir dede-babalardan destur alırlardı.. Bir bilinmiyende şudur.. tarihte “OSMAN” diye biri yoktur.. Osman bey’in asıl adı “OTMAN BEY” dir… Şeyh Edebalı Bektaşidir… Bizzat Söğüt ve bursanınn fethine geyikli baba ve Abdal Musa katılmıştır.. Yine Bursada somuncu baba Osmanlının kuruluşunda emeği geçenlerdir.. Yavuzdan sonrası yani Halifeliğin osmanlıya geçmesiyle İmparatorluk nakşibendi ve sünni din adamlarının etkisine girdi bu tarihten sonra Alevi-bektaşiler için katiamlar başladı.. Yavuz Sultan selim.. şehzadeliğini Trabzonda yaptı.. Bu sırada hem Yavuz hemde hemde Şah İsmail… Yezcan’da (ERZİNCAN) bir kıza aşık olurlar… hatta bu dönemde Erzincan birçok kereler el değiştirir.. Yavuz ve Hatayi arasındaki çekişme Şehzadelik dönemlerinde başlar.. Yavuz saraya döndüğünde.. babasını önce zehirler sonra boğdurarak öldürüp yerine sultan olur… Bu dönemde Bütün padişahlar Hacı Bektaş-ı Veli dergahına bağlıdır.. ve Oradan İcazet name alarak Tac giyinirlerdi… Ve her Padişah Bektaşi dergahına bağlılıklarını sunardı… Yavuz’un Kulağındaki küpe bunun işaretidir… Eskiden Bektaşi Dergahına talip olanların sol kulağına bir küpe takılırdı.. Eğer can.. “yoldan düşerse” Piri yani Dede-baba’sı tarafından küpe çekilir.. kulağı yırtk olurdu.. böylece can’ın yol düştüğü anlaşılırdı… Yavuz Sultan olduğunda Anadolu ‘da halk Hatayi’nin tarafına geçti.. hatta kafileler halinde Halk erdebile gidiyor Şah İsmail’e biat ediyorlardı… Dahası Şah hatayi Erzincan’a kadar gelmiş 12 İmam soyundan bütün ocakların dede’leriyle toplanıp.. Kızılbaş Türk Devletini kurmuştu.. Bu Osmanlının toprak bütünlüğünü ve otoritesini sarstı.. ve Şah Hatai ile şavaş kaçınılmaz oldu… İki ordu.. çaldıranda karşılaştı.. savası yavuz kazandı.. fakat Söylentilerin aksine Halkı asan ve 40. bin kişiyi katleden Osmanlı ordusu değildi.. ordu Çaldırandan’dan sonra Şah İsmail’in peşine düştü.. İran fethedildi.. oradan güneye inildi mısıra gidildi.. ve halifelik alınarak İstanbula geri dönüldü.. Anadolu’daki Alevi katliamını ise osmanlı askerleri değil… Şafiii Kürtler yaptı.. savaştan sonra Osmanlı içindeki nakşibendi ve şafiii şeyhüsselamlar ve din adamları Şafii Kürtlere Alevi-Kızılbaş halkı katletmesi için fetva yani dinen izin verdiler (İdrisi Bitlisi katliam yapan bu kürt beylerinin başında gelir).. halen Şafii kürtler arasında bilinen ve aslı Topkapı sarayında olan ” Yedi Alevi-Kızılbaşı öldüren cümle günahlarından arınır Cennet-i Ala’ya gider..” sözü işte bu fetvaya dayanır.. Gerçekten de Şafii kürtler her dönemde olduğu gibi Alevi-Kızılbaşları katlettiler ve ve adete sürek avına girdiler.. bütün mallarını talan ettiler.. kızlarının kadınlara tecavüz ettiler.. Alevi-Kızılbaşlar Atatürk dönemine kadar dağlara sığındı… Ordu istanbula döndüğünde Yeniçeriler içinde ayaklanma ve huzursuzluk çıktıysada sonradan Balım Sultan’a ve bektaşi dergahına bağlılığın yenilenmesiyle yeniçeriler sakinleştirildi.. Fakat katliamlar halifeliğin Osmanlıya geçmesi ve saraya nakşibendi ve sünni şeyhüsselemların egemen olmasıyla daha da arttı.. ve 200 yıl sonra II. Mahmut bektaşi ocaklarını bastı.. dede-babaları ve anadoludaki bütün Alevi ocaklarını dergahlarını ve başlarında bulunan seyid dedeleri astı haklarında idam fermanları çıkardı.. bektaşidergahlarına nakşibendi hocaları yerleştirdi… Saygılar.. Kaynak: -Hz. Ali’den Mustafa Kemal’e Aleviliğin Tarihçesi s.73 – Alaaddin Ata Cüveyni tarih-i Cihan Güşa ( çev: Mürsel ÖZTÜRK) kÜLTÜR BAKANLIĞI YAY. ANK. S. 311-329 – Hz. Ali’den Mustafa Kemal’e Aleviliğin Tarihçesi s.73 – Hz. Ali’den Mustafa Kemal’e Aleviliğin Tarihçesi – http://tr.wikipedia.org/wiki/Barak_Baba -http://www.alevibektasi.org/tbaki.htm – tahir harimi balcıoğlu, Türk Tarihinde Mezhep Ceryanları, Kannat Kitapevi, ist. – Doğan Avcıoğlu, Türklerin tarihi, tekin yay., ist. C. III, s. 1469 – Mükrimin Halil Bey, Düsturname-i Enveri, yayın tarihi 1929, s. 35 – Baki Öz, Hz. Ali’den Mustafa Kemal’e Aleviliğin Tarihçesi

Barak Baba – Vikipedi
tr.wikipedia.org
Allah • Peygamber MuhammedHâkk-Muhammed-Ali • Muhammed-AliKur’an-ı Kerîm • İslâm PeygamberleriBuyruklar • Dört Kapı Kırk MakamŞeriat • Tarikat • Hakikat •

Reklamlar

Anadolu’da Alevi Ayaklanmaları

Anadolu Ayaklanmaları
1-) Şahkulu ayaklanması 2-) Nur Ali Halife Ayaklanması 3-) Şeyh Celal Ayaklanması 4-) Baba zunnun ayaklanması 5-) Kalender Çelebi Ayaklanması 6-) Celali Ayaklanmaları Yüzyıl ‘Uyuyan’ Anadolu’da Yüzyıl İsyan Durulmaz 1400′lü yılların başındaki Şeyh Bedrettin ayaklanmasından sonra, Anadolu halkının bölgesel düzeyde, zulme ve sömürüye karşı tepkisini dile getirdiği hareketler olsa da esas olarak yüz yıllık bir uykuya yatmıştır denilebilir. Bu yüzyıl, Bedrettin ayaklanmasının halkta yarattığı etkinin, isyan tohumlarının ekildiği yıllardır. Ve yüzyıl geçmiştir ki aradan, Anadolu yeniden uyanır. Hem de yüzyıl boyunca uyumamacasına. Ayaklanmalar birbirini izler. 1500′lü yıllar boyunca durulmaz bu topraklar. Mücadelemizin kökleri derinlerdedir, isyanlar toprağı Anadolu’dadır derken, bunun en iyi kanıtı bu yüzyıldır. Osmanlı her isyanı kanla bastırıp “kurtuldum” diye düşündüğü bir anda, çok geçmez başka bir isyan bereketli Anadolu topraklarından boy verir… Çünkü Osmanlı, yüzyıllardır yaptığı gibi, yoksul Anadolu halkını isyan ettiren koşulları değil, halkı yok etmeyi düşünür. Oluk oluk kan akıtır, ama bitiremez. Çünkü halk ekmeksizdir, adaletsizdir. Şahkulu Ayaklanmasından, Kalender Çelebi’ye isyanı hazırlayan koşullar farklılıklarıyla birlikte genel anlamda ortaklık gösterir. Ayaklananlar yoksul köylülüktür, köylüler Osmanlı’nın yoğun sömürüsü ve baskısı altındadır. Ayaklanmalara katılanlar ağırlıklı olarak alevi, Türkmenlerdir. Devleti kuran Türkmenler Selçuklu’dan bu yana devletin olanaklarından yararlanmak bir yana, tüm sömürüyü omuzlarında taşımak zorunda kalmışlardır. Sünni devlet geleneği, Aleviliği ezmiş, yasaklamış, dağlara sürmüştür. Osmanlı devlet yapısı içindeki çekişmeler, lüks ve sefahat da bunlara eklenince Anadolu’da yüzyıl boyunca ayaklanmalar eksik olmaz. Yani ayaklanmaların önderleri nezdinde Alevilik bir hareket noktası olsa da gerçekte hareketlerin sosyo-ekonomik nedenleri anlamında yoksulların isyanı olarak tarihe geçmiştir. 1.) Şahkulu Ayaklanması Şahkulu (Baba Tekeli veya Karabıyıkoğlu da denir) yaşadığı Antalya yöresinde (Tekeli) sevilen, saygı duyulan biridir. Orta-Asya’dan göçenlerin en yoğun bulunduğu Toroslar bölgesinde 1511’de yaşanan isyan hareketi, yerel bir direnme hareketi değil örgütlü, bilinçli ve “devlet ve saltanat bizimdir” şiarında ifadesini bulan, direk iktidarı hedefleyen bir harekettir. Yıllara yayılan bir örgütlenme, hazırlık aşaması yaşamıştır. Resmi tarihde, Şah İsmail’e dayanan bir alevi hareketi diye geçse de topraksız köylülerden, toprağını kaybeden çiftçilere ve haksızlığa uğramış sipahilere kadar halkın katıldığı, sömürüye karşı bir harekettir. Ayaklanmanın önderleri, ayaklanma nedenlerini şöyle anlatır: “Beyazıd Han… Devlet yularını vezirlerine teslim itmekle memleketi ihtilal gelüb reaya ve beraya (halk) ayakaltında pay imal oldu (çiğnendi ) Zulümlerine tahammül idemeyüb bu sureti ihtilal ittik…” Keza ayaklanmada ele geçirilen yerlerde beylerin mallarının yoksullara dağıtılması, tüccarların mallarına el konulması bunun sonucudur. Şeyhoğlu Merdan Verdi buyruğu: yürüyün Yürüdük Ortakçı, Irgat, Maraba Düştük Kütahya önlerine Çinilendi al desenli Emek nakışlı gül desenli Bir kanlı kavga Antalya yöresinde başlayıp, Antalya Kalesi’nin ele geçirilip Osmanlı hazinesine el konularak halka dağıtılması ile ilk zaferini kazanan ayaklanma kısa sürede yayılır ve Manisa, Burdur, Isparta, Kütahya, Alaşehir ve Beyşehir’e kadar uzanır. Karagöz Ahmet Paşa Yanında yöresinde devşirmesi, kancığı. Açmış yeşil sancağı Aşkına padişah pulunun Şah Kulu’nun Şaha kalkmış erleri / Kanlarına karışmış terleri Ayaklanmayı bastırmak için gönderilen Karagöz Ahmet Paşa Kütahya’da öldürülür, ama kent alınamaz. Daha sonra ayaklanmayı bastırmak için gönderilen Hadım Ali Paşa ile Cubukova’daki çarpışmada hem Şah Kulu hem de Hadım Ali Paşa ölür. Ayaklanmanın yenilgiye uğramasıyla Şah Kulu kuvvetleri İran’a sığınır. Ve bulutta yağmur gibi / Sakladılar toprağa umutlarını 2.) Nur Ali Halife Ayaklanması Saklanan umut, Şah Kulu’dan bir yıl sonra, 1512’de Çorum, Amasya, Yozgat ve Tokat yöresinde Nur Ali Halife önderliğindeki Türkmen Alevilerin ayaklanmasındadır. 1512’de ayaklanan halk Sinan Paşa’yı yenilgiye uğratır, Niksar’ın alınmasından sonra Sivas’a yönelirler. 40 bin kişilik Nur Ali Halife taraftarları Göksun’da yenilgiye uğrarlar. Nur Ali Halife savaşta ölünce çevresinde toplanan Türkmenler bir sonraki ayaklanmaya kadar yeniden dağılırlar. Nur Ali Halife’yi yenilgiye uğratan Bıyıklı Mehmet Paşa Nurali’nin kesik başıyla 600 isyancının burnunu “hediye” olarak Osmanlı sarayına gönderir. 3.) Şeyh Celal Ayaklanması Anadolu halkı, Şah Kulu ve Nur Halife’den sonra 1519′da Şeyh Celal önderliğinde başkaldırdı. Bozok (Yozgat) Türkmenlerinden Şeyh Celal’e halk saygısını göstermek için “Şeyh Veli” diyordu. Tokat bölgesinde bir mağarada çile dolduran şeyh, 1519’da “yoksullar hakkını almalı” diye isyan bayrağını açtığında çevresinde 20 bin kişi toplanmıştı. “Topraksız köylüler, geçim sıkıntısı çekenler, vergilerin yükü altında ezilenler, toprakları ellerinden alınmış eski sipahiler, sekban ve sarıca taifesi, derebeylerden, kadılardan ve bunların haksızlıklarından şikayet eden, düzeni beğenmeyenler akın akın yollara düştüler, Şeyh Celal’in etrafında toplandılar… Adlarına ‘Celali’ dendi” 40 bin Alevi’yi kılıçtan geçirerek tarihe geçen Yavuz Sultan Selim, Şeyh Celal ayaklanmasını bastırmak için Ferhat Paşa’yı görevlendirdi. Ferhat Paşa, Dulkadir Beyi Şehsuvaroğlu’nun yardımıyla ayaklanmayı bastırdı. Dulkadir beyi kendini Osmanlı’ya ispat etmiş oldu. Hem de binlerce kılıçtan geçirilmiş yoksulun kanıyla. Osmanlı, “Osmanlılığı”nı gösterdi. “İbret olsun” diye yakaladığı Şeyh Celal’in cesedini parçaladı. Kadın, çocuk, erkek tüm ezilenler, adaletsizlik kurbanları bu halk hareketinde de yenildiler. Ama isyan durmadı. Çünkü zulüm sürüyordu, sömürü çarkı dönüyordu. 4.) Baba Zünnun Ayaklanması Yavuz Sultan Selim gitmiş, Kanuni tahta oturmuştur. Ama Osmanlı ülkesinde değişen bir şey yoktur. Sömürü azgın, zulüm dizginsizdi köylünün üzerinde. Yavuz 40 bin Alevi’yi “önce içeriyi temizlemek gerek” diyerek, sefere çıkmadan katletmiştir, ama halk direnmekten geri durmayacaktır. 1525′de Bozok’da bulunan Türk oymağı Sökler Boy Beyi Musa ile Dulkadirli soyundan Baba Zünnun ayaklandı. Baba Zünnun ve köylüler Sancak Beyi Mustafa Bey konağını bastılar. Kendisi ile birlikte, Bozok kadısı Muslihüddin’i ve katibi öldürdüler. Kanuni Macaristan ovalarında Mohaç zaferini kazanırken Kayseri civarında Kurşunlu mevkiinde bozguna uğruyor, ayaklanan halk Kanuni ordularını perişan ediyordu. Baba Zünnun’un başarıları bununla sınırlı kalmaz. Ancak son çarpışmalarda düşmana büyük kayıplar verdirseler de ayaklanma önderlerinin ölmesi sonrasında Baba Zünnun taraftarları kılıçtan geçirilir. Anadolu Osmanlı’nın döktüğü isyancı kanlarıyla bir kez daha sulanmıştır. İsyan damarına gereken kan akmaya devam etmektedir. Baba Zünnun’un ardından Adana’da Domuz Oğlan, Veli Halife ve Tarsus’ta Yenice Bey isyanları olur. 5) Kalender Çelebi Ayaklanması Ayaklanmalar birbirini takip eder, ama Osmanlı’yı en çok telaşa düşüren 1926’da başlayıp iki yıl süren Kalender Çelebi ayaklanmasıdır. Ayaklanma öncesi, Osmanlı, Şeyh Celal ayaklanmasını bastırmakta kullandığı Dulkadir beyini öldürüp, topraklarına el koyar. Böylece Bozok ve Maraş bölgesi de doğrudan Osmanlı’nın eline geçer. Bu durum Türkmenlere yönelik baskının ve vergi yükünün de artmasını beraberinde getirir. Ayaklanmalara neden olur. “Bu ayaklanmalar, mezhebi mahiyette gibi görünüyorlarsa da… gerçekte iktisadi sebeplerle ilgilidir.” Devşirme sistemi öyle gelişmiştir ki, en küçük askeri birlik dahi Türk olmayanların elindedir. “Sünni olsun, alevi olsun Türk’e yalnız çiftçilik yapma işi düşer.” Kalender Çelebi, Hacı Bektaşi soyundandır ve halk arasında “Kalender İbni İskender, İbni Balım Sultan” olarak tanınmaktadır. Türkmenler üzerinde büyük etkisi olan Kalender Çelebi başlarda ağır vergilerden, zulümden, yoksulluktan nüfuzunu kullanarak halkı kurtaracağını düşünür. Ancak yoksul halkın acısını dindirmek için yaptığı her şeyde beylerin, sultanların Osmanlı düzeninin gerçek yüzünü görür ve zulmün ve adaletsizliğin kaynağının Osmanlı olduğunu daha iyi anlar. Halkı, isyana çağırır. 30 bin kişi katılır saflarına. Türkmen beyleri üzerindeki etkisi sayesinde beyliklerin birçoğu ayaklanma saflarında yer alır. Kırşehir yöresinde başlayan ayaklanma kısa sürede yayılır. Işık’lar, Torlak’lar, Abdal’lar ve ne kadar yoksul varsa, “üryan (çıplak) . İken giyinüb kuşandılar ve elbise-i fahire ile donandılar.” Ama Osmanlı, üstsüz başsızların giyecek bulmalarına, kursaklarının ekmek görmesine tahammülsüzdür. Kalender Çelebi ele geçirdiği toprakları, malları halka dağıtırken, Osmanlı’dan, ağır vergilerin kaldırılmasını ve haksız toprak yazımlarının durdurulmasını ister. Osmanlı’nın cevabı ayaklanmayı bastırmak için her seferinde daha fazla asker göndermektir. Ama üst üste bozguna uğrarlar. Bunun üzerine daha büyük bir orduyla, Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirilir. Önceki ayaklanmalarda yanlarına aldıkları beylerin birçoğu da ayaklanma saflarındadır. Bu nedenle İbrahim Paşa kendi güçleri ile ayaklanmayı bastıramayacağını anlar. Katliamcı Osmanlı’nın bir başka yönü devreye girer; vaatlerle satın alırlar bazı beyleri. Osmanlı’nın eline geçen topraklarını geri alacaklarını uman Dulkadirbeyleri bunlar arasındadır. Beylerle birlikte önemli oranda Türkmen köylüsü de ayaklanma saflarını terk ederler. Güç kaybeden Kalender Çelebi art arda gerçekleşen Osmanlı saldırılarına karşı koysa da 1528′de yenilgiye uğrar ve katledilir. 6-) Celali Ayaklanmaları Anadolu’daki en büyük isyan hareketi 1591-1611 yılları arasında tüm Anadolu’yu kasıp kavuran, Osmanlı’yı sarsan Celali ayaklanmalarıdır. Ayaklanmalar tüm Anadolu’ya yayılmış, Karayazıcı’dan sonra da değişik önderlikler altında 20 yıl sürmüştür. Uzun sürmesi firari askerlerin askeri deneyimleri, gelişen silah tekniği, Osmanlı devlet mekanizmasındaki kargaşaların etkisi olsa da esasen adaletsizlik o kadar boyutlanmıştır ki, ayaklanmaya en yaygın halk kitleleri katılmıştır. İsyanı Osmanlı-Anadolu halkı çelişkisi temelindeki güçleri harekete geçirmiştir. Osmanlı veziri Cağalazade Sinan Paşa binlerce askeri kanun dışı yaşamaya mecbur eder. Orduyu denetim sırasında bulunmayanlar ve savaşta kaçanlar firari muamelesi göreceği ve idam edilecekleri, mallarına el konulacağı ilan edilir ve söylenen yapılır. Bunun anlamı binlerce firari demektir. Toprağını kaybetmiş küçük beyler, devletten dışlanmış memurlar, Medreselerdeki kısıtlamalara, yoksulluğa karşı çıkan Suhteler (Medrese öğrencileri), zulüm altındaki yoksul halk yer yer birleşerek, yer yer ayrı ayrı isyan etmişlerdir. Tüm bu hareketlere Celali isyanları denmiştir. Kimi kaynaklara göre ayaklanmalara önderlik eden toprağı elinden alınmış beylerin amacı yeniden topraklarına kavuşmak, Osmanlı devlet mekanizması içine dönebilmek, gayri-Türklerin yönetiminden kurtulmak olsa da, ayaklanmaya katılan halkın isyanının nedeni adaletsiz ve sömürü üzerine kurulu Osmanlı düzenidir. Kaldı ki, Osmanlı devletinde bürokrasiyi oluşturan devşirmeler, yeniçeri ağaları ve tüm tımar sahipleri halka korkunç bir zulüm uygulamaktalar ve bunlar giderek derebeylik oluşturacak şekilde mal mülk edinmektedirler. Osmanlı, ne kadar zalimliğiyle bilinen paşa, gayri Türk devşirme varsa vilayetlere yönetici olarak atamıştır. Yani beylerin isyanının özünde de sınıfsallık vardır. İlk büyük isyan Karayazıcı olarak bilinen Abdulhalim Bey’in önderliğindedir. “Sipahi kodamanlarını, yeniçeri azmanlarını ve bunlara dayanan ve halka zulmeden ajanlarını cezalandıracağız” diyen Celali yerel ayaklanmalarını araştırmakla görevli Hüseyin Paşa da raporunda beylerin, Osmanlı memurlarının zulmünü anlatınca görevden alınır ve tutuklanır. Bozuk düzenin bürokrasi ile düzeleceği yanılgısındadır. Hüseyin Paşa Amasya kalesinden kaçmayı başarır ve Karayazıcı’ya katılır. Urfa Kalesi’nde 1,5 yıl süren çarpışmalardan sonra Karayazıcı mecbur kalarak Osmanlı ile anlaşarak Hüseyin Paşa’yı teslim eder, ama kendisi kaleden çıkar Sivas, Canik dağlarında savaşmaya devam eder, eceliyle ölür. Rahip Grigor’un, Celali önderi Karayazıcı ve çetesinin halka yaklaşımını anlattığı aşağıdaki anlatımda görülmektedir ki, ayaklananlar en yoksullardır: “Asiler önceleri kendileri ve hayvanları için lazım olan yiyeceklerden başka bir şey gasp etmiyor, talan ve tahribat yapmıyorlardı. Çorum’a gelerek kışlayan asiler, fenalık yapmaktan ve savaşmaktan çekiniyorlardı. Bazı Bayburtlu Ermeni tacirler, İstanbul’dan dönerlerken Karayazıcı’nın ve adamlarının önünden geçmişler. Fakat onlar dilenciler gibi yolun üzerine mendiller sererek tatlılıkla sadaka istemişlerdir. Asiler fena bir söz söylemek şöyle dursun, bilakis teşekkür etmişlerdir.” Karayazıcı ile başlayan isyan siyasal amaçlarından, düzenliliğinden sapmış ve çeteleşme, yer yer halka zarar veren bir niteliğe dönüşmüştür. Buna rağmen yoksulların isyana katılım nedeni değişmez. Karayazıcı’dan sonra başa geçen Deli Hasan’ın devlet yanına geçer. Sonra Kalenderoğlu ayaklanması başlar. Bunun da bastırılmasıyla Sadrazamlıktan azledilen Canbuladoğlu ayaklanması gelişerek Anadolu’nun güneyini kaplar. Kuyucu Murat Paşa’ya yenilirler ve 26.000 kişinin kafası kesilir. Tımarlı bir Sipahi olan Cennetoğlu ise 1625 yılında Osmanlı zulmüne karşı birleşen yoksul Türk halkının başına geçer. Ancak o da bastırıldı. Ardından Kara Haydaroğlu önderliğinde ayaklanma sürer. Onun da yenilgisinden sonra yakın adamı Katırcıoğlu bir süre daha isyanı sürdürür. Celali ayaklanmaları horlanan, aşağılanan ve kat kat sömürünün altında ezilen Türk halk ayaklanmalarıdır. Özünde zulme ve sömürüye karşı bir başkaldırı vardır. Ama aynı zamanda devlet yönetimindeki Türk olmayan devşirmelere karşı oluşu yanıyla milli bir niteliği de barındırmaktadır. Osmanlı 20 yıl süren ayaklanmalarla, kimi zaman uzlaşma yoluyla, kimi zaman vaatlerle, ayaklanma önderlerini sistem içine alarak ve Kuyucu Murat Paşa’nınki başta olmak üzere katliamlarıyla ancak 1611 yılında baş edebildi. Ancak Anadolu halkının kendisine önderlik eden, isteklerine sahip çıkan olduğunda onun peşinden onlarca kez isyan edecek, onlarca kez ölecek isyan geleneğine sahip olduğu bir kez daha tarihe kaydedildi. * BİLGİ GÜÇTÜR: Anadolu’da halk hareketlerini öğrenmek, baş eğmeyen toprakların devrimcisi olduğumuzu görmektir. Bu da hem büyük bir onur, hem de büyük bir güçtür. Çetin Yetkin’in “Türk Halk Hareketleri ve Devrimler” ve Erol Toy’un “Kuzgunlar ve Leşler” kitaplarını okuyalım. ** Yararlanılan Kaynaklar: Ozan Telli, Şah Kulu Destanı Türk Halk Hareketleri ve Devrimler, Çetin Yetkin Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin İdeolojik Kökenleri, Burhan Oğuz Türkiye’de halk hareketleri, Füruzan Hüsrev Tökin Osmanlı’da Alevi Ayaklanmaları, Baki Öz

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû