Alevîlik (Arapça: عَلَوِیُّون‎) ya da Anadolu Alevîliği

Alevîlik (Arapça: عَلَوِیُّون‎) ya da Anadolu Alevîliği;

Türkiye’de Sünnîlik’ten sonra en fazla mensûba sahip olan İslâmî bir i’tikadîmezheptir. Bu mezhebin mensûpları Alevîler olarak adlandırılır. Alevîlik’te, Muhammed’in son peygamber olduğu, Ali’nin ise Velî’liği(İmâmlığı) esastır. Sünnîlik’teki Allah-Muhammed-Dört Büyük Halife sıralamasından farklı olarak, Onikicilik i’tikadının da temelini teşkil eden Hâkk-Muhammed-Ali sıralamasını, Ehl-i Beyt ve On İki İmâm sevgisini esas alan inançtır.

Konu başlıkları [gizle]

1 Alevîler’in dinî i’tikadı 1.1 Temel inanç 1.2 Dini ayinler ve günler 2 Nüfus dağılımı 3 Alevi tarihi 3.1 Emevîler devrinde Alevîler [6] 3.1.1 İran baskısından usanan ve Şâmânîliğe bağlı olan Türklerin İslâmiyet’e girmeleri 3.1.2 Emevî hâlifesi Ömer bin Abdülazîz’in Alevîler lehine aldığı kararlar [8] 3.2 Abbâsîler devrinde Alevîler 3.2.1 Ebû Mûslim Horasanî’nin Abbâsîler’in iktidara gelmesindeki hizmetleri 3.3 Fâtımîler devrinde Alevîler 3.4 Şîʿa-i Bâtın’îyye tarikâtlarının Türkler arasında yayılması 3.4.1 Selçuklular Devrinde Bâtınîlik hareketleri 3.4.2 Anadolu Selçukluları devrinde Alevîlik hareketleri 3.4.2.1 Baba İshâk Hâlifeliği’nin ilânı 3.4.2.2 Hacı Bektâş Veli 3.5 İlhanlılar devrinde Alevîler 3.6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu’da Bâtınîlik 3.6.1 Âhilik ve Alevîlik 3.6.2 Erenler 3.6.3 Türkler’de aşîret teşkilâtı 3.6.3.1 Oğuzlar’da aşîret teşkilâtı 3.6.3.2 Anadolu’daki Türk aşîretlerinin Şiîleşmesi hâdisesi 3.6.3.3 Şiî Türk aşîretlerinin Osmanlılar’a bağlanması 3.6.4 Bektâşîliğin Anadolu’da yayılması 3.6.5 Osmanlılar üzerindeki Bektâşî etkisi 3.7 Timur dönemindeki Şiîlik propagandalarının Anadolu Alevîliği üzerine tesirleri 4 Anadolu Alevîliği’nin gelişmesinde etkin rôl alan şahsiyetler ve alâkalı etkileşim grupları arasındaki yakınlıklar şeması 5 Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve Safevîyye Tarikâtı – Kızılbaşlık 5.1 Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerinde yarattığı tesirler 5.1.1 Hurûfîler’in Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığınmaları 5.1.2 Hurûfîlik ve Bektâşîlik’te mukaddes addedilen risaleler 5.2 Kızılbaş ve Safevîler 5.2.1 Kızılbaşlığın kökeni: Kızıllar (Muhammira) Mezhebî 5.2.2 Safevîyye Tarikâtı ve Alevîlik 5.2.3 Safevî – Osmanlı siyâsî mücadelesi 5.3 Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Kızılbaş – Bektâşî meseleleri 6 Yezdânizm ve Gulat-ı Şîa ile Kürt Alevîliği üzerindeki tesirleri 7 Kaynakça 7.1 Dış bağlantılar 7.2 Başvuru kitapları Alevîler’in dinî i’tikadı Ana madde: Alevilik’te inanç

Alevîlik ve Şiîlikte önemli bir yere sahip olan Ali’nin Zülfikar isimli kılıcın üzerindeAli Velîyyullah yazan temsîlî bir resmi.

Siyâseten İslâmiyet’in İmâmiye-i İsnâ‘aşer’îyye / Onikicilik fıkhî mezhebinden olan Alevîler,[1] itikaden Horasan Melametîliği’nden köken alan Hoca Ahmed Yesevî’in kurduğu Sünnîliğin Tasavvufî–Yeseviyye Tarikâtı[2] ile Fâtımîler Halifeliği devrinde Orta Asya veTürkistan’da çok önemli faaliyetlerde bulunan Nâsır Hüsrev’in kurucusu olduğu Pamir Alevîliği’nin de altyapısını oluşturan ŞiîliğinBâtınî–İsmâilîyye fıkhî mezhebinin tesirleriyle gelişimini tamamlayarak ortaya çıkan Tasavvufî-Bâtın’îyye itikadî mezhebi mensûplarıdır. Alevîlik içerisinde Kızılbaş, Dazalak, Kalender’îyye, Bedr’îyye, Bektâş’îyye, Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok bâtınîtarikât yer almaktadır. 13. asırda Babâîlik’ten ve 14. asrın sonlarından itibaren de yoğun olarak Hurûfîlik’ten etkilenen Anadolu kaynaklıBektaşilik Tarikatı bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. asırlarda Fadlullah Ester-Âbâdî tarafından Şiîlikten ayrılarak zuhur eden Hurûfîlik mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan Bektâşîlik, Alevîliğin içinde yer aldığı varsayılan bir tarikât olması itibâriyle Anadolu Alevîliği’nin tamamını tanımlamamaktadır.

Ayrıca bakınız: Horasan Melametîliği, Hoca Ahmed Yesevî, Yesevîlik, Nasır-ı Hüsrev ile İsmâilîlik Temel inanç Alevîlik, Hâkk-Muhammed-Ali üçlemesiyle Ehl-i Beyt, ve Oniki İmamları önemseyen Câferiyye Şiîliği ile ortak noktalara sahip olan bir yoldur.[kaynak belirtilmeli] Alevîlik’te incelenmesi gereken asıl inanç Vahdet-i Vücud veya Varlık birliği’dir. Ayrıca, Hurûfîlik’te de mevcut olan tanrının insan dâhil evrendeki her şeyin içinde olduğu inancı da vardır.(Kamusaltanrıcılık)

HÂKK-MUHAMMED-ALİ HÂKK MUHAMMED-ALİ MUHAMMED ALİ Istanbul, Hagia Sophia, Allah.jpg تخطيط إسم محمد.png Kalligráfia Hagia Sophia.jpg Sol Taraf: Allahu celle celalühu. Orta: Ebû’l-Kâsım Muhammed ibn ʿAbd Allâh ibn ʿAbd’ûl-Muttâlib. Sağ Taraf: Ali ibn Ebâ Tâlib. Dört kapı kırk makam inancı Ana maddeler: Dört Kapı Kırk Makam, Hacı Bektaş-ı Veli, ve Bektâşîlik Dört Kapı Kırk Makam şeklindeki kâmil insan olma ilkelerini Hacı Bektâş-ı Velî’nin tespit ettiğine inanılır. Hacı Bektâş, “Kul Tanrı’ya kırk makâmda erer, ulaşır, dost olur” demiştir.[kaynak belirtilmeli] Alevîler kendi içlerinde bir çeşit hiyerarşi oluşturmuştur. Örneğin yola gönül vermiş olana tâlip denir. Kişi, yolun kurallarını yerine getirip bilgi düzeyini arttırdıkça yükselir. Alevîlikte yol denen deyimin temelini Dört Kapı Kırk Makam anlayışı oluşturmaktadır.

Dört Kapı ve Mertebeleri şunlardır:

Şeriat (Bel Kapısı / Mü’minlik Mertebesi), Tarikat Kapısı (Yol Kapısı / Zâhidlik Mertebesi), Hakikat Kapısı (İl Kapısı / Âriflik Mertebesi), Marifet Kapısı (Gök Aman – Yer Ana / Mûhiplik Mertebesi). Her kapının on makâmı vardır.

Şeriat Kapısı’nın makamları: İmân etmek, İlîm öğrenmek, İbâdet etmek, Haramdan uzaklaşmak, Ailesine faydalı olmak, Çevreye zarar vermemek, Peygamberin emirlerine uymak, Şefkâtli olmak, Temiz olmak ve Yaramaz işlerden sakınmak. Tarikat Kapısı’nın makamları: Tövbe etmek, Mürşidin öğütlerine uymak, Temiz giyinmek, İyilik yolunda savaşmak, Hizmet etmeyi sevmek, Haksızlıktan korkmak, Ümitsizliğe düşmemek, İbret almak, Nîmet dağıtmak, Özünü fakir görmek Hakikat Kapısı’nın makamları: Edepli olmak, Bencillik, kin ve garezden uzak olmak, Perhizkârlık, Sabır ve kanaât, Hâya, Cömertlik, İlîm, Hoşgörü, Özünü bilmek, Âriflik. Marifet Kapısı’nın makamları: Alçakgönüllü olmak, Kimsenin ayıbını görmemek, Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek, Allah’ın her yarattığını sevmek, Tüm insanları bir görmek, Birliğe yönelmek ve yöneltmek, Gerçeği gizlememek, Mânâyı bilmek, Tanrısal sırrı öğrenmek, Tanrısal varlığa ulaşmak. Ayrıca bakınız: İmâmet, Vahdet-i Vücud, Dört Kapı Kırk Makam, Sûfilik ile Bâtınîlik

10 Muharrem: Aşûre Günü – Hüseyin bin Ali’in katledilmesi. (Kerbela Olayı) [3]

Dini ayinler ve günler Ana maddeler: Alevilik’te dini ayinler ve Alevilik’te kutsal günler Alevîler, Muhammed’in son peygamber olduğuna, Ali bin Ebu Talib’nin ise veliliğine (ya da imamlığına) inanırlar. Alevîler, ibâdetlerini cemevinde yaparlar. Kadir Gecesi’yle bağlantılı olarak üç gün ve Muharrem ayında ise on iki gün oruç tutarlar.Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar. Muharrem orucundan evvel üç gün Masum-u Paklar orucunu tutarlar.[kaynak belirtilmeli]

Türkiye’deki Alevîler – Koyu kırmızı renkli bölgeler Hatay-Adana-Mersin yörelerindeki Arap Aleviliği’ne ait olan yerleşim birimlerini göstermektedir.

Nüfus dağılımı Ana madde: Alevi nüfusu Üçte biri İstanbul bölgesinde yaşayan Alevîlerin daha sonra en yoğun olarak bulundukları yöreler arasında Ankara, Adana,Balıkesir, Eskişehir, Bursa, Antalya, Aydın ve Damal, Ardahan şehirleriyle, Orta ve Doğu Anadolu’da yer alan Erzincan, Sivas,Malatya, Tunceli ve Kahramanmaraş illeri gelmektedir. Türkiye’de en çok Alevî köyü ise 57’si karışık olmak üzere toplam yaklaşık 548 adet köy olup Sivas ilinde yer almaktadır. Bunların ardından sırasıyla, Erzincan, Tokat, Çorum, Malatya,Kahramanmaraş, Hatay, Tunceli, Amasya, Yozgat, Adıyaman, Bingöl, Erzurum, Balıkesir, Kars, Manisa, Aydın, Adana, Mersin,Muğla ve Ordu illeri gelmektedir. Anadolu dışında ise Rumeli, Balkanlar ve Arnavutluk‘ta yaşayan Bektâşîler‘in yanısıra, Batı İran, Luristan ve Kuzey Irak‘ta ise Yâresânîlik (Ehl-i Hak), Kakai, ve Ali İlâhîlik[4] gibi isimlerle anılan ve kendilerini “Alevî-Kürtler“olarak tanımlayan gruplar da bulunmaktadır. Bugün İran‘ın doğusunda Horasan‘da da küçük bir Alevî topluluğu vardır. Alevîlerdaha ziyâde dağlık olan merkezî otoritenin baskısının ulaşamadığı bölgelerde yaşamlarını sürdürmektelerdir.

Ayrıca bakınız: Kürtler, Yezdânizm, Ali-İlâhîler, Yâresânîler, Yezîdîler ile Kürt Alevîleri Alevi tarihi Ana madde: Alevi tarihi Alevîlik inancı, Anadolu’nun Müslümanlaşması sürecinde önemli izler bırakan, Hoca Ahmed Yesevî, Ebu’l Vefâ, Baba Haydar, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran, Taptuk Emre, Yunus Emre ve Abdal Musa gibi önemli dînî şahsiyetlerin fikirleriyle yapılandırılmıştır. Ayrıca Alevîlik, Hallâc-ı Mansûr, Seyyid Nesîmî, İsmâ‘il Safevî (Hatai) ve Pir Sultan Abdal ile Hubyar Sultan’a da ayrı bir ehemmiyet vermektedir. Şah İsmâ‘il Safevî, Alevî inancının Anadolu’da yayılmasında çok önemli ve etkin bir rôl oynamıştır.[5] Alevîlik inancının, Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş-ı Veli sayesinde ve ozanların nefesleriyle hayat bulduğuna inanılmaktadır.

Emevîler devrinde Alevîler [6] Ana maddeler: Emevîler ve Emevîler devrinde Alevîler İran baskısından usanan ve Şâmânîliğe bağlı olan Türklerin İslâmiyet’e girmeleri Aslında bu İslâmlaşma hâdisesi daha Arap istilâsı vuku bulmadan başlamış, İran ruhânilerinin ve Dehkan adı verilen Fârisî yöneticilerinin baskısından usanan Maverâünnehirahalisi İslâm’ı kendiliğinden kabullenmişlerdi. İslâmiyet’ten önce Tûran’a birçok Nesturî ve Zerdüşt rahipler gelmişler ve kendi inançlarına ait neşriyatta bulunmuşlardı. Din ve mezhebe ait olan ilgilerinde pek zayıf fakat millî an’anelerine dinî talimlerden daha fazla bağlı olan Türkler, eski Şâmânî dinine benzer akidelere taraftar olmayı daha çok seviyorlardı. İslâmiyetin en kuvvetli olduğu ve Türkistan içlerine doğru yayıldığı dönemlerde dahi Şâmânî dininin kalıntıları bu bölgede hâlâ canlılığını muhafaza etmekteydi. Altay dağları ile İrtiş nehri boylarından Maverâünnehre kadar uzanan sahaya aralıksız akın eden Türk göçmenlerinin İslâmı benimsemiş olmalarına rağmen geleneksel yaşam tarzları asla değişmedi. H. 126 / M. 744 yılında Semerkand’da çok önemli bir din değiştirme hareketi vuku buldu. İslâmiyet neşirlerinden Ebû Sayda adında bir şahsın çabaları ile pek çok Türk İslâmiyeti kabul etti.[7]

Ayrıca bakınız: Şamanizm Emevî hâlifesi Ömer bin Abdülazîz’in Alevîler lehine aldığı kararlar [8] Selefleri tarafından uygulanmakta olan siyâset-i zâlimaneye son vermekle meşhur olan, ve Emevî hâlifeleri içerisinde en âdil olanı olarak ta tanınan Ömer bin Abdülaziz iktidara geldiğinde yaptığı ilk iş Emevîler Hâlifeliği’nin kurucusu Ebû Süfyân Oğlu Muaviye tarafından hutbelerde Hazreti Ali, Ehl-i Beyt ve bilumum Alevîler aleyhinde bir sünnetmiş gibi zorunluluk haline getirilmiş olan lânet okuma âdetini nihâyete erdirmek olmuştu.[9] O zamana kadar Türkistan’da İslâm’a girmiş olan şehirlerden büyük büyük kütlelerin eski dinlerine avdet etmekte oldukları bu devirde Alevîler aleyhine Emevîler tarafınan sürdürülmekte olan takibât ve hakaretlerin yasaklanmasından sonra peygamberden rivayet edilen hadislerin yazılmasını gündeme getirmiş ve halktan haksız yere toplanmakta olan vergileri sahiplerine geri dağıttırmıştı. Çok faydalı sonuçlar doğuran bu kararların sıkı bir tâkipçisi olan halifenin tutumundan Emevî Hanedanı hiç te memnun kalmamıştı. Çünkü onların ellerinde ve kadınların boyunlarında ne kadar altın ve cevâhir varsa, Beytû’l-Mâli Müslimîn’in talan edilmesiyle alınan bu ziynet eşyalarının kişilerin zâti malları olmayıp hepsinin devlet hazinesine ait olduğunu, ve tamamının iade edilmesi gerektiğini söyleyen bu âdil hâlife de sonunda Emevîler tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.[10]

Ayrıca bakınız: Ömer bin Abdülaziz Abbâsîler devrinde Alevîler Ana maddeler: Abbâsîler ve Abbâsîler devrinde Alevîler Ebû Mûslim Horasanî’nin Abbâsîler’in iktidara gelmesindeki hizmetleri H. 129, M. 747 yılında Ebû Mûslim Horasanî’nin İmâm İbrahim tarafından bütün bu kıt’alar ile Irak dâîlerinin fiilen riyasetine tâyin edilmesiyle artık Türkistan’ın tamamı Şîʿa-i Bâtın’îyye adına hazırlanmış oluyordu. Ebû Mûslim Horasanî’nin komutasında Emevîler aleyhine başkaldıran ihtilâl fırkalarının çoğunluğunu oluşturan Türkler, Abbâsîler’in kazandıkları başarılarda da en büyük pay sahibi olmuşlardı. Sonunda hilâfet mâkamı Türkler’in sağlamış olduğu destek sayesinde Abbâsîler tarafından ele geçirilmiş oldu. FakatŞîa’nın fedâ ettiği bu kadar canlar, Ehl-i Beyt’e ait bir hakkın elde edilmesi için nehirler gibi akıtılan kanlar ve Ehl-i Beyt nâmına yapılan onca büyük fedâkârlıkların dahi Alevîlerin hilâfeti ele geçirmeleri için yeterli olamaması gönüllerde kapanmaz yaralar açtı. Abbâsîler’in ikinci halifesi olan Halife Mansûr’un Türkler’e karşı takındığı hasmane tavırlar ve bilhassa Ebû Mûslim Horasanî’in katli üzerine ihtilâlciler derhal faaliyete geçmek suretiyle Mübeyyize (Beyazlar) fırkasını oluşturdular.[11]

Ayrıca bakınız: Ebû Mûslim Horasanî, Sinbâd ile Mukannaʿ İranlılar’ın Abbâsîler’e karşı ayaklanmaları Tam bu sıralarda Merv şehrinde El-Mukannaʿ (Peçeli)[11] adında bir yalancı peygamber ortaya çıktı. Fosforlu maddelerle yüzünü parlatan ve ülûhiyet dâvasına kalkışan bu peçeli kişi, halka Allah’ın da insan suretinde olduğunu söylüyordu. Ebû Müslim Horasânî’nin Abbâsîler tarafından gaddarane bir şekilde kâtli Emevîler aleyhine ihtilâle katılanHorasanlılar ile tüm Maverâünnehir halklarını son derece müteessir etmişti.

Horasanlılar’ın Abbâsîler’e karşı teşkilâtlanmaları Abbâsîler hilafeti ele geçirmeden evvel Horasan Şiîleri ile onlara iltihak etmiş olan Taberistan ve Deylem Alavileri Ebû Mûslim Horasanî’nin nüfuzundan çekindikleri içinAbbâsîler’in iktidarını kabullenmişlerdi. Daha sonra ise Ebû Müslim Horasânî’nin katli üzerine ayaklanan Ravendîler, İslâm Sünniliğini temsil eden Abbâsîler tarafından perişan edildiler. Bunun üzerine Taberistan ve Deylem Alavîleri ile bütün Horasanlılar intikam almak maksadıyla birleşerek Abbâsîler’e karşı kin ve husumet beslemeye başladılar. İkinci hicrî yüzyılın ortalarında Deylem’de yeni bir önderin yıldızının parladığı görüldü. Bu, Alevîler’in en mümtaz şahsiyetlerinden Nefs’üz-Zekiyye’nin diğer kardeşi olan Yahya bin Abdullâh idi. H. 176 / M. 793 yılında hilâfetini ilân etti. Dehşetli bir telâşa kapılan Abbâsî Halifesi Harun Reşid Bermekîler’den Fazl’ı Yahya’nın başlattığı ihtilâli bastırmakla görevlendirdi. Bermekîler ise, Alevîler’e son derece sevgi ve hürmet beslemekte ve Harun Reşid’in Alevîler’e karşı yürütmekte olduğu zulüm ve baskı politikalarına şiddetle muhalefet etmekteydiler.[12] Sonunda Fazl, Harun Reşid ile Yahya’yı barıştırmayı başardı. Bütün Haşimî hanedanının imzalarını taşıyan bir imân-nâme ile Yahya bin Abdullâh serbes bırakıldı. Fakat, daha sonra Harun Reşid sözünde durmayarak Yahya’yı öldürttü.[13][14]

Türkler arasında Müslümanlığın sür’atle yayılmaya başlaması Kâşgar’da oturan İlk Han iktidarının kurucusu Abd’ûl-Kerîm Sâtuk Buğra Han’ın maiyetinden iki yüz bin çadır halkı İslâm olmuştu.[15] H. 346, M. 958 tarihinde Tibet yaylâsında yaşayan Şâmânî Türkler de Arslan bin Kâdir Han’ın yönetimi altına girdi. Arslan bin Kâdir Han’ın İslâma dâvetini kabul eden on bin çadır halkı Müslüman oldu. Artık muhtelif Türk aşîretleri birbirlerini görerek İslâma girmeye başlamışlardı. Türk devletlerinden olan Tolunîler, Ahşidîler, Gaznevîler gibi Selçuklular da Abbâsîler’in resmi mezhebi olan Sünnîlikaleyhinde bir cephe oluşturmaktan kaçındılar. Bu Türk devletlerin hükümdarları Sultânû’l-Galib, Nâsıruddin, Sultânû’l-Kâhir gibi lâkaplar ile anılıyordu.[16]

Alevîler tarafından iskân edilen ülkeler Alevîler kendi güvenliklerini teminat altına alma açısından Deylem, Mazenderan, Taberistan ve İran’da askerî harekâta uygun olmayan sarp dağlar üzerinde yer alan yüksek yaylâlardaki nehirlerin kıyılarında ikâmet etmekteydiler. Bağdat’taki hilâfet merkezinden çok uzakta bulunan bu muhitlerde Alevîler’in mevkileri hâlifelerin nüfuzundan çok daha fazla etkili olmaktaydı. Dâî-yi Kebîr ve Dâî-yi Sâgîr nâmı altında bağımsızlıklarını ilân eden Sâhib-î Zuhurlar hep bu çevrelerden yetişiyordu. Abbâsî Hâlifesi Müstâin bil-Lâhdevrinde Duât’û-Alevîyye mensubu Yahyâ bin Ömer Kûfî huruç hareketi başlattığında Irak’ta Ehl-i Beyt’e bağlı ne kadar Alevî varsa hepsi onun önderliği altında birleşerek Abbâsî Orduları’yla kanlı bir muharebeye giriştiler. Bu şiddetli harpte katledilen Yahyâ’nın başının Bağdat’ta teşhir edilmesinden son derece müteessir olan Alevîler uzak ülkelere yerleştiler.[17]

Alevîler’in Türkistan’a doğru yayılmaları Hicrî 98 / M. 717 yılında Yezid bin Mühelleb Taberistan, Cürcan ve etrafındaki şehirleri feth ettikten sonra bu muhitlerde Abbâsîler’den El-Mansur devrine kadar sürekli olarak kırk sene boyunca Alevîlik propagandaları yürütüldü. Hicrî 138 / M. 756 yılında ise Sünbâd (Sonpâth) adındaki bir Mecûsî İslâm âkideleri üzerinde bozguncu etkiler yaratan ve pek çok kişiyi peşinden sürükleyen yeni bir mezhep ortaya attı.[18]

Fâtımîler devrinde Alevîler Ana maddeler: Fâtımîler ve Fâtımîler devrinde Alevîler Abbâsîler ile Fâtımîler arasındaki Hilâfet mücadeleleri O asırlarda, Doğu İslâm Âlemi Bağdat’taki Abbâsîler ve Mısır’daki Fâtımîler olmak üzere iki ayrı merkezin etrafında toplanmışlardı. Batıda ise Suriye Emevîleri’nin çöküşünden sonra hayatta kalmağa muvaffak olabilen Endülüs Emevîleri vardı. Bütün bu merkezlerin hepsi de Hilâfet makamını kendilerine mâletmek maksadıyla diğer muhasımlarıyla en kanlı çekişmelere girmekten asla geri kalmıyorlardı. Fâtımîler, Ehl-i Beyt’e olan akrabalıklarından dolayı kendilerinin Hilâfet makamına lâyık olduklarını ileri sürmekteydiler. Abbâsîler’in Sünnî mezhebini redetmekte ve Hânedan-ı Âlevîyye’ye müntesip olduklarını hatırlatacak bir ad ile kendilerini tüm Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin mutlak temsilcisi ve Hilâfet makamının da vârisi olarak görmekteydiler. Sünnîliğe aykırı mezhepleri kabullenmiş olan hükûmetlerden Büveyhîler, Rüstemdârlar, Bâvendîler ve tüm Taberistan AlevîleriFâtımîleri Hâlife olarak tanımakta, Samânîler, Gazneliler, Selçuklular da Abbâsîler’in Hâlifeliğini kabul etmekteydiler.

Şîʿa-i Bâtın’îyye tarikâtlarının Türkler arasında yayılması [GİZLE]BismillahirrahmanirrahimİSLÂM DÎNİ İSM‘İLÎ ŞÎʿÎLİĞİYLE ALÂKALI BİR DİZİDİR.BÂTINÎ-İSM‘ÎL’ÎYYE Mirror writing2.jpg İMÂN (BÂTINÎ-İSM‘ÎL’ÎYYE) Tevhîd Kur’ân-ı Kerîm Melekler Nübüvvet Peygamberler Nebîler Kitaplar Kader Mahşer Âhiret Kıyamet Kıyâmet-i Kûbrâ Gadir-i Hum İSM‘İLÎ İMÂMET İ’TİKADI DİZGELERİ Nûr (İslam) Bâtın (İslam) Zâhir (İslam) Yedicilik Pir Dâ’î Dâvah Kutsî-Dûa Takiye Tenasüh Kamusaltanrıcılık İSM‘ÎLÎ – İ’TİKADI YAPITAŞLARI İmâmet İmâmiye İmâmlar Dört Sadık Sahabi İsmet Gayba Nizârî i’tikadı Mustâ‘lî i’tikadı İmâmet (İsmâilî-Pamir Alevîliği i’tikadı) YEDİ ESÂS Velâyet Taharet Kelime-i Şahadet Namaz Oruç Zekât Hac (İslam) EHL-İ AB VE İMÂMET NESLİ Kureyş nesli Muhammed Mustafa İslâm Peygamberi Muhammed’in nesli Ali el-Mûrtezâ Fatıma Zehra Hasan el-Mûctebâ Hüseyin Seyyîd’ûs-Şuhedâ Kerbelâ Şehidi Hüseyin’in nesli Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn Muhammed Bâkır İmâm Câʿfer es-Sâdık İSM‘ÎLÎ TARİHİ Ebû’l-Hattâb el-Esedî Hattâb’îyye Yediciler İsmâil bin Câ’fer el-Mûbarek Hamdan Karmat İbn-i Meymûn Muhammed bin İsmâ‘îl eş-Şâkir Ahmed el-Vâfi Takî Muhammed Abd Allâh ar-Razî ‘Ubayd Allâh el-Medhî El-Kâ’im El-Mansûr El-Mu’izz El-Azîz Târik’ûl-Hâkim Ez-Zâhir Tevhîd Dâvâsı Hamza ibn Ali Neştekin ed-Derezî Bahâ’ed-Dîn el-Mu’tenâ Dûrz’îyye Risalet’ül-Hikmet Seyyîd el-Tenukhî Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh Bedr el-Cemâli El-Melik el-Efdâl Nizâr el-Mustafâ Ahmed el-Mustâ‘lî Mansûr el-Âmir El-Hâfız Et-Tâyyîb ÖNEMLİ DÂ’ÎLER Ahmed bin el-Keyyâl el-Hasibi Ahmed bin Abd’ûl-Melik bin Attaş Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev Râşid’ûd-Din Sinan el-İsmâi‘lî Sabbah’îyye Hasan bin Sabbah Kiya Buzrug Ummid Muhammed bin Kiya Tâyyîbî-Davûdî Dâ’î ve Me’zûnları ELEMÛT DEVLETİ VE NİZÂRÎ İSM‘İLÎLER El-Hâdî El-Môhtadî El-Kahir Alâ Zikrihi’s-Selâm Hasan Sâni Nûr’ûd-Dîn Muhammed Sâni Celâl’ed-Dîn Hasan-ı Sâlis Alâ’ed-Dîn Muhammed bin Hasan-ı Sâlis Rûkn’ed-Dîn Hûr-Şâh I. Ağa Han II. Ağa Han III. Ağa Han IV. Ağa Han Şİ‘Î MEZHEPLER Zeyd’îyye İsnâ‘aşer’îyye (Câferîler ·Gâl’îyye (Hurûfî-Bektaşî-Noktâv’îyye ·Nusayrî-Alavîyyeh) · Kızılbaş -Alevîler) Bâtınî – İsmâil’îyye (Pamir Alevîliği ·El-İsmâʿîliyyet’ûl-Hâlisa / Yediciler(Mûbârek’îyye · Karmat’îyye) · Gâl’îyye(Keyyâl’îyye · Dûrz’îyye · Sabbah’îyye) ·Nizârî-İsmâ‘îlîler · Mustâ‘li-Tâyyîbîler) g t d Selçuklular Devrinde Bâtınîlik hareketleri Ana maddeler: Bâtınîlik, Selçuklular, Büyük Selçuklu Devleti, ve Selçuklular devrinde Bâtınîliğin Türkler arasına yayılması Hulefa-yı Fâtımî dâ’îlerinin Abbâsîler’in hükümran oldukları ülkelerde kuvvetli bir propaganda teşkilâtı oluşturdukları sıralarda şiîliğin korunması adına çok dikkatli davranan Selçuklu hükümdarları da Sultan Tuğrul’un itikaden Mu’tezile’den olan,Kerrâmîlik[19] mezhebine mensup veziri Amidû’l-Melik gibi Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin en önemli dâîlerinden biri tarafından istenildiği bir şekilde yönetilmekteydi. Selçukluların Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemesiyle birlikte Selçuklu ordularıyla birlikte yürüyen Şîʿa-i Bâtın’îyye dâ’îlerinin nüfuz alanı da Anadolu’nun içlerine doğru yayılmaktaydı.

Türkler’in eski dinî inancı Âlâ’ed-Dîn Cüveynî’nin ifadesine göre eski Türkler kendi dinî reislerine Tuyuk [20], dinlerine ise Arapçada kullanılan Namus ve Nevâmis-i İlâhiye kelimesinin ilk kökü olan Nom ismini vermişlerdi. Yunancaya Numus – Havus şeklinde geçen bu kelime “ezelî irâde ve mukaddesât” manâsında, Sanskrit dilinde ise Tanrı[21] kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyordu. Türkler kendi ruhânîlerine Tüyun/Tuyon, kâhin ve sihirbazlarına ise Kam adını veriyorlardı.[22] Ayrıca Türkler, dinî kitaplarına da Nom, Tüyunlara da Nomiler derlerdi. İslâmiyet’ten sonra ise Oğuzlar Kamlarına ozan adını verdiler. Şâmân kelimesi ise bunun Avrupalılar tarafından bozulmuş haliydi. Şâmânlar, toplumda doktorluk, sihirbazlık ve kâhinlik olmak üzere üç ayrı mesleği birlikte icrâ etmekteydiler. Büyük Türk düşünürü Ziya Gök Alp’e göre Avrupalılar tarafından yanlış olarak Şâmânizm olarak adlandırılan Türkler’in eski dinlerinin asıl doğru isminin Tuyonizm olması gerekir.[23] Yine Ziya Gök Alp’in savunduğu fikirlere göre, Türklerin dinî başlangıçta her ne kadar naturizm olarak algılanmaktaysa da gerçekte bu bazı rumuzlardan ibaret olan ve birtakım timsallere tapınılan sembolizmdir. Farklı şartlar altında yaşayan toplumlar arasına yayılmış olan bu itikad sisteminde din ile sihrî birbirinden ayıracak olursak, bir tarafta bir nev’i Animizm’den ibaret bir Şâmânîlik, öte tarafta da mâbudlar ve kâinat sistemine mâlik olan bir Tuyonizm görülür.[24]

Türk Mistisizmi Ana maddeler: Mistik, Şaman, Şamanizm, Tengriism, ve Türk mitolojisi (Ana‘da çok fazla parametre}}) Kökleri Orta Asya Şâmânlığına kadar dayanmaktadır. Şâmânîlik Grönland’dan Doğu Sibirya’ya kadar yayılan geniş bir alan üzerinde yaşayan birçok Türk-Moğol kavimleri, hattâ Laponlar ve Eskimolar arasında yaygın olan ortak bir sihrî dîn sistemidir.[25] İslâmiyet ve Hristiyanlığın tam olarak nüfuz etmeyi başaramadığı yörelerde halâ hâkim olan bu din, onların sonradan girdiği bölgelerde bile ikinci plânda yaşamaktadır.[24] Milâdî Sekizinci yüzyıldan beri Türkler arasında yayılmağa başlayan Budizm, Manichéisme, İslâm ve Hristiyanlık etkilerine rağmen Şamanizm, bütün bir dinî Panthéon’a sahip olan dinler gibi yabancı itikatları bünyesine toplayan geniş bir kayıtsızlık hali göstermesi nedeniyle, kuvvetinden pek bir şey kaybetmemiştir. Bu nedenle de Şamanizm’e Türk paganizmi adını vermek hiç te mübağalalı olmaz. Onda en belirgin surette görünen nitelik gök tabakaları, ahiret ve mabûdlar âlemi ile zenginleştirilen bir Çoktanrıcılık yanında, yine aynı zenginliğe hâiz olan bir Natürizm’in süregelmesidir.[26] Gerek sihir gerekse dîn şeklinde Türkmistisizminin izlerinine aşağıda yeniden gözden geçirilen Türk itikadlarında da rastlamak mümkündür:

Yakutlar insanın ölümünden sonraki kaderi hakkında pek müphem bir fikre sahiptir. Böyle bir soru onları kesinlikle alâkadar etmez.Cennet ve Cehennem hakkında her hangi bir fikre sahip değildir. Öte âlem ile alâkalı görüşleri Yunan veya Arap mitolojisindeki gibi réel (şe’ni) ve mahsus unsurlardan müteşekkildir.[27] Aralarından çoğu ahiret hayâtını bile düşünmezler. Bütün Animistler gibi ruhların tekrar yaşadıkları eski topraklar etrafında dolaştığına ve insanları rahatsız edeceğine inanırlar.[28] Ruh hakkındaki tasavvurları tamamıyla maddî ve mahsus eşya tasavvuruna bağlıdır. Ruh, insandan ayrı olup ağırlığa ve mekâna sahip olan bir mevcudattır. Bu ferdî ruhların üstünde yukarı ve aşağı göklerde büyük cetlerin mâbutlaşmış olan ruhları vardır. Onlarda her şeyden önce maddî bir varlığa sahiptir. Yerler, içerler, kızarlar ve tüm beşerî ihriraslara sahiptirler. Onlarla insanlar arasında bazen dostça bazen de düşmanca ilişkiler mevcuttur. Ayrıca bakınız: Paganizm, Tengricilik, Animizm, Sembolizm ile Mistisizm Moğol istilâsında Bâtınîlerin rôlleri Moğol istilâsı esnasında Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin tahrikâtı sebebiyle Moğol mezaliminin sahası epey genişlemişti. Save ve Nişapurşehirlerinin tahrip edilmesinden sonra Mazenderan ülkesini istilâ eden Moğollar Bâtınîler‘in kışkırtması neticesinde önce bütün Sünnîleri öldürdüler, daha sonra da bu harekâtın ne kadar ahlâkî olduğunu bilumum Şiîleri katletmek suretiyle kanıtladılar.[29] Bu devirde Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin Dâ’î-yi Â’zamlık makamında Hükümet-i Melâhide-i Bâtınîyye Reisi II. Muhammed oturmaktaydı. Elemût’un propagandaları neticesinde Bağdat’taki çok önemli Şiî teşkilâtı, bütün Bâtınî âlemini yönetmekte olan Hükümet-i Melâhide-i Bâtınîyyemerkezine bağlandı.

Bâtınîlik ve tasavvuf Tasavvufun Şiîlik ile alâkalı olduğu ve bazı mutasavvıfların müteşeyyî’ oldukları bilinmekle beraber, bu olguyu bütüne yayarak tasavvuf Şiîlikten doğmuştur ve her ikisinin kökeni de İran’dadır demek mümkün değildir. Tasavvufun kökeni epey eski zamanlara dayanmaktadır. Yeni Eflâtunculuk, Yunan felsefesi, Kabalizm ve İran etkilerinin henüz oluşmamış olduğu eski devirlerde de tasavvuf hareketlerine rastlamaktayız. Bu ilk mistiklere ait eserlerden günümüze kadar elimizde kalanları bulunmamakla beraber, sadece rivayet ve menkıbeleri hayâtta kalmıştır. Tasavvufa Helenistik etkiler Hâkim Tırmızî’den sonra Fârâbî’nin getirdiği yenilikler sayesinde girmeye başlamıştır. Şiî/Müteşeyyî’ Sûfîlerle Sünnî mutasavvıfları birbirleriyle karıştırmamağa özen göstermek gerekir. Bu nedenledir ki, İslâm ortadoksluğundan farklılık gösteren her fikir hareketinin Şiî veyahutta Şiîlik ve Bâtınîlik ile ilgili olduğunu ileri sürmek hatalı olur. İslâmîfelsefe akımlarından bazılarının hiç te Bâtınî olmamalarına rağmen kendilerini dışarıya karşı böyle göstermektedirler.[30]

Ayrıca bakınız: Bâtıni, Şiîlik, Tasavvuf, Kabbala, Felsefe, Hâkim Tırmızî ile Fârâbî Göçebe Türk kabilelerinin dinî inanç ve akidelerinin kaynakları Maverâünnehir ve Suğud ülkelerine dolaşan göçebe Türkler, Arap haricîliğinden tutun da Manichéisme ve Mazdek gibi eski İran kökenli dinlerin etki alanlarına girmiş oldular. Kûfe’den nakledilen elli bin hâne Irak Nebtîleri ve Suriye Nusayrîleri gibi çeşitli toplulukların inançlarının kalıntılarıyla, eski Nestûrî ve Yâkûbî Hristiyanları ile Şâmânîlerin akideleri de hep bu Tûrânîler’in mânevî dünyalarının havasını etkilemekteydi. Bu nedenledir ki, göçebe Oğuz Türklerinin itikadları arasında birbirleriyle tezat teşkil eden pek çok inanışlar mevcuttu. Bu çeşitli itikadlar Samânîler ve Gazneliler’in hâkim oldukları çevrelerde Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşu esnasında Türk kabileleri arasında tüm canlılığıyla yaşamağa devam etmekteydi. Bu inançların kaynakları hakkındaki bilgilere ise ancak Sultan Gazneli Mahmud’un Hindistan seferi esnasında Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî gibi senelerce Budist tapınaklarında yaşamış ve araştırmalar yapmış olan âlimlerin eserleri sayesinde erişilebilmişti.[31]

Ayrıca bakınız: Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî, Gazneli Mahmud ile Gazneliler Anadolu Selçukluları devrinde Alevîlik hareketleri Ana maddeler: Anadolu Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçukluları devrinde Alevîler Bu devirde Anadolu’da Bâtınîliğin en önemli propaganda merkezini Sultan Mes’ud evvel tarafından yaptırılmış olan Mes’udiye tekkesi temsil ediyordu. Anadolu Selçukluları’nın nüfuz ve hâkimiyet sahaları tamamen Moğollar’ın denetim ve müsaadesine tâbi bulunuyordu. Birçok şehirlerde İlhanlılar’ın himâyesi altında Şiîliği neşreden “Bâtınû’l-Mezhep Babalar” tarafından açılan zâviyelerin sayıları da gün geçtikçe artmaktaydı. Moğollar’ın nüfuzuyla Mes’udiye Medresesi müderrisi Sünnî âlimlerden Şeyh Mecdüddîn İsâ azledilerek yerine Şîʿa-i Bâtın’îyye‘nin en değerli dâ’îlerindenŞems’ûd-Dîn Ahmed Baba atandı.

Bâtınîliğin Türkler arasında yayılması Horasan Erenleri[32] nâmıyla Oğuz boyları arasında kendilerine yer edinen Şîʿa-i Bâtın’îyye dâ’îleri ve millî lisân ile konuşarak halkın ruhiyatına pek uygun telkinlerde bulunan Bâtınî Babalar iptidaî şerait içerisinde yaşamlarını idâme ettirme mücadelesi sürdüren ve şehirliliğin ince yaşam tarzını bilmeyen Oğuzların bir kısmına kendilerini birer veli olarak tanıtmayı başarıyla becermişlerdi. Bâtınîler, süslü nâzım lisanından bir şey anlamayan bu aşîretler arasında düzenledikleri sazlı ve şaraplı meclislerde geçmişin tüm hurafe ve efsanelerini halka nakletmek suretiyle insanların gönüllerinde yer ediniyorlardı.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması ve Alevî-Bâtınî Babaların Anadolu’ya yayılması Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşünün başlangıcı olan Gıyaseddîn-i Keyhüsrev-i Sâni’nin Kösedağ yenilgisi ( H. 640 / M. 1243 ) üzerine Anadolu’nun tamamı Moğollar’ın denetim alanı içerisine girdi. Anadolu’nun tamamı Aksaray’da ikâmet eden ve barışı tesis etmek ile görevlendirilmiş bir Moğol valisi tarafından yönetilmekteydi. İşte bu fetret devrinde, Celâl’ed-Dîn Harzem Şâh Menküberti’nin ordularıyla Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Bâtınîye dervişleri de devletin takibatından kurtulmuş olarak faaliyetlerini serbestçe sürdürmekteydiler. Anadolu’nun her tarafında Şiî ve Bâtınî-Alevî babalar tarafından art arda zâviyeler açılmaktaydı. Sultan Mes’ud Evvel’in Amasya’daki tekkesine Baba İlyas Horasanî gibi Şîʿa-i Bâtın’îyye Mezhebi’nin en meşhur bir dâ’îsi postnişin olmuştu. Vaktiyle, İlhanlı saraylarında mâkam ve mevki sahibi olan Şiî âlimler Anadolu Selçukluları’nın Moğollar’ın himayesi altına girmeleri fırsatından istifadeyle Anadolu’ya yayıldılar.

Ayrıca bakınız: Kösedağ Savaşı Baba İshâk Hâlifeliği’nin ilânı Ana madde: Baba İshak ayaklanması Müridi Sâd’ed-Dîn Köpek’in Anadolu Selçuklu vezîr-i â’zamlığına yükseltilmesi ve kazandığı başarılardan son derece memnuniyet duyan Baba İshâk Kefersudî, o zamana kadarBaba İlyas Horasânî nâmına yaptığı dâvetlerden vazgeçerek kendisini ön plâna çıkarmağa başladı. Yirmi bin ihtilâlciden oluşan bir kuvvet ile H. 632 / M. 1235 yılında huruç hareketi başlattı. Emîrû’l-Müminîn Sadrü’d-Dünya ve’d-Dîn ve Resûlullâh Baba İshâk ünvânıyla hâlifeliğini ilân etti. El-Mukannaʿ benzeri bir şekilde Hazreti Muhammed’in ruhunun Hazret-i Ali’ye, Ali’den de kendisine hulûl ettiğini iddia ediyordu. Şimşat, Urfa, Kefersud, Maraş, Ayintâb’dan gelen ve Suriye kıt’asındaki Halep Bâtınî merkezinden takviye edilen binlerce fedainin katılmasıyla birdenbire elli bin kişilik büyük bir ordu haline dönüşen Şîʿa-i Bâtın’îyye fırkaları Amasya, Tokat, Sivas, Çorum’dan batıya doğru ilerlemeye ve civar şehirlere saldırmağa başlamışlardı. Bâtınî Babâî Ordu’su önlerine gelen bütün engelleri yıkıp hızla Konya’ya doğru ilerliyorlardı. Babâ’îler’in bu huruç hareketi karşısında tecavüze uğrayan memleketlerin seçkinleri, ulemâ ve eşrafı Mısır’a, Pâyitaht Konya’ya ve Anadolu’nun diğer hücra köşelerine doğru kaçışmaktaydılar. Sonunda durumun vahameti ve ihtilâlin ne kadar geniş bir alana yayıldığı hükümdara anlatıldı. İhtilâlin müsebbipleri arasında olduğu anlaşılan Baba İshâk Kefersudî’nin müridi Vezîr Sâd’ed-Dîn Köpek derhal i’dam edildi.

Ayrıca bakınız: Baba İshâk Kefersudî ile Sâd’ed-Dîn Köpek Hacı Bektâş Veli Ana maddeler: Ebû’l-Bekâ Baba İlyâs, Kutb’ûd-Dîn Haydar, Hacı Bektaş Veli, Baba İshâk Kefersudî, ve Barak Baba Meşhur Velâyet-Nâme onu Şiîliğin unvan mezhebini taşıyan Câ’fer-i Sâdık’tan Beyazid Bistâmî’nin getirdiği hırkayı giymiş olan Lokman Perende vasıtasıyla Hoca Ahmed Yesevî’ye bağlar. Velâyet-Nâme üzerinde uzmanlaşmış yazarların naklettiklerine göre Hacı Bektâş’ın tarikât silsilesi önce Baba Haydar’a, ondan da Lokman Serhasî’ye, ve oradan da Şücâ’ed-Dîn Ebû’l Bekâ Baba İlyas el-Horasanî vasıtasıyla Hoca Ahmed Yesevî’ye bağlanmaktadır. Âşık Paşa tarihinde ise Hacı Bektâş Horasan’dan Menteş adındaki kardeşiyle beraber Sivas’a gelerek Baba İlyas Horasanî’ye mürid oldular. Bu intisaptan sonra Hacı Bektâş önce Kayseri’ye oradan da Kırşehri’ne geldi, sonra da Karacahöyüğe yerleşti. Buna göre Hoca Ahmed Yesevî müridlerinden olduğuna dâir rivayetin doğru olmadığı anlaşılıyor.[33]

İlhanlılar devrinde Alevîler Ana maddeler: Moğollar, İlhanlılar, Olcaytu, ve İlhanlılar devrinde Alevîler H. 656 / M. 1258 yılında Bağdad Abbâsîleri’nin çökmesi sonucu Mısır’a kaçmayı başaran ayni aileden “Mûstensir bil-Lâh Ahmed bin Zâhir” Mısır hükümdarı “Melik Zâhir”(Baybars) tarafından M. 1261 tarihinde hilâfete geçirildi. Bu durum “Alevîler” tarafından eskiden kendilerine ait olan Fâtımî hilâfet makâmının gasp edilmesi olarak algılandı. Fâtımî halifelerinin yeniden canlandırılması ve Mısır’ın gelecekteki siyâsî güvenliğinin teminat altına alınmasına yönelik bir tedbir mahiyetinde olan bu hareket, yeni Mısır Abbâsî hâlifesinin konumunu da Mısır hükümdarının yanında bir tekke şeyhinden fazla bir nüfuza sahip olamayan bir kukla durumuna indirgiyordu. Durumun kendi aleyhlerine vahim bir şekilde geliştiğini çabuk kavrayan Alevîler olanca güçlerini Moğol Kaanları’nın teveccühünü kazanmak için sarfetmeğe başladılar.

Ebû Said Bahâdir Han’ın H. 736 / M. 1336 tarinde vefatı üzerine Hulâgû’nun erkek evlâdından gelen soyu da böylece tamamen kurumuş oldu. Ebû Said’in vefâtını müteakip ortaya bazı küçük devletçikler ortaya çıktı. Bu yeni “Emaretler” arasında en fazla göze çarpan iki hükümetten birisi “Emîr Çoban” diğeri ise “İlkâniyan” adını alanCelâyiroğulları’ndan “Emîr Hasan” sülâlesiydi. Muzafferîler de, Serbedârlar da siyâsi birer oluşum yarattıktan sonra Timur’un ortaya çıkmasıyla yok olup gittiler.[34]

Ayrıca bakınız: Ebû Said Bahâdir Han, Çobanoğulları, Celayirîler, Serbedâriler ile Muzafferiler Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu’da Bâtınîlik Ana maddeler: Osmanlı Devleti ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Alevîler Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Osman Gazi’nin kayınpederi “Şeyh Edebali” ile Yıldırım Bayezid’in eniştesi “Emîr Şems’ed-Dîn-i Buharî” tarafından, Kirmastı’da meşhur“Geyikli Baba”, Antalya Elmalı’da “Abdal Mûsâ” ve Eskişehir Karacahisar’da “Kumral Baba” gibi daha birçok “Şîʿa-i Bâtın’îyye” dâîleri adına zâviyeler yaptırılarak bunlara büyük vakıflar bağlanmıştı. Kazdağı yamaçlarında yaşayan Yürükler’in haraç rüsumları “Emîr-i Buharî” zâviyesine tahsis edilmişti.[35][36] İkinci Murad’ın ise her şehirde muakkak bir tekke yaptırdığı ve Üçüncü Murad Han’ın ise tasavvufî şiirleriyle Osmanlı Padişahları arasında ayrıcalıklı bir mevkiye sahib olduğu bilinmektedir. Fatih’in ûlema ve şeyhlere verdiği önemi ise Mevlânâ Câmî’ye gönderdiği paralardan ve Maverâünnehre bulunduğu ihsanlardan anlaşılmaktadır. Fatih, Hoca ÛbeydʿAllâh-ı Ahrar’ın halifelerinden Şeyh’ûl-İlâhî Semâvî’yi de Edremit’ten alıp İstanbul’a getirtmişti. Ayrıca, Sadr’ed-Dîn Kunevî’nin “Cem’ûl-Gayb” isimli meşhur eserini şerhettirmiş ve İstanbul Zeyrek yokuşunda adına bir de zâviyye inşâ ettirmişti. Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Veli’yyûl Horasanî’ye göre Batı Anadolu’nun fütuhatı Hacı Bektâş’ın hâlifeleri sayesinde gerçekleştirimiş olup, Osman Gazi’deHünkâr’dan nâsip alanlar arasındandır.[37][38][39][40]

Sultan Orhan tarafından yapılan teftişler neticesinde Baba İlyas Horasanî hulefasından Sultan Höyüğü Vakfı’na ait Geyikli BabaAlevî tekkesi padişahın iltifâtlarına mazhar olmuş ve Padişah tarafından buraya pek çok hediyeler gönderilmişti.[41]

Âhilik ve Alevîlik Anadolu Selçukluları dönemi ile Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sürecinde Âhilik Anadolu’daki sosyal yaşantının gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur. Kendi kural ve kurullarına sahip, günümüz esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Âhilik Teşkilatı iyi ahlâkın, doğruluğun, kardeşliğin, yardım severliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Âhiler’in reisi olan veKırşehir’de yaşayan Ahi Evran’nın Hacı Bektâş Veli ile de dostlukları vardı. Sivas’taki Âhiler çok geniş bir teşkilâta sahip oldukları gibi Babâîlerile de sıkı münasebetlerde bulunuyorlardı. Bayburt’taki Âhiler’in başkanlığına ise Âhi Emîr Ahmed Bayburdî getirilmişti.

Ayrıca bakınız: Ahi Evran ile Âhiler Erenler Alevîlik tarihinde yer edinmiş, üstün vasıflara sâhip efsanevî özelliklere hâiz bilgelerin, evliyâ ve uluların tamamını tanımlamak maksadıyla kullanılan isimdir. Osmanlı Türkleri’nin başlattığı fetihlerin en ön saflarında giden, geyiklere binerek düşmanı ürküten, bazen yeşil elbiselere bürünerek beyaz atlara binen, doğa üstü güçlere sahip olduklarına inanılan bu efsanevî erenlerin aniden düşmanın gözlerine görünmeleri ve birdenbire hâsımlarının karşılarına dikilmeleri şeklinde hikâye edilen ve Bâtınû’l-Mezhep Babalar tarafından sürekli olarak anlatılan bu masallar o devrin ilkel zihinlerine birer kerâmet olarak sunulmaktaydı. Bunları nakleden Bâtınî-Babaların sayıları ise gün geçtikçe artmaktaydı.[42]

Türkler’de aşîret teşkilâtı Türkler bidâyette yirmi dört boya ayrılmışlardı.[43] Oğuzlar hesapsız aşîretlerle, Uygurlar yüz yirmi boya, Orta Asya’dan göç etmeğe başladıklarında ise Türkler dört bin boya bölünmüşlerdi.[44] Oğuzlar’ın bu yirmi dört boy teşkilâtı bütün Türk devletlerinin esasları arasında dâima görülmektedir. Selçuklular, Eyyubiler, Kölemenler, Akkoyunlular, Harezmşahlar, ve Anadolu Türkmenleri de hep ayni teşkilâtı sürdürmüşlerdir.

Oğuzlar’da aşîret teşkilâtı Oğuzlar kendi aşîretlerine öz adını verirlerdi. Her aşîret bir il ile birleşmiş ve o ilin bir parçası olarak kendine yer ayırmış olup, aşîretin bağımsız hayâtı yoktu. İl ise tam teşekkül demekti. Tatarlar’da ise aşîret tamamen bağımsızdı. Tatar kavmî birçok şubelerden oluşmaktadır. Her aşîret kendisine mahsus husûsî bir alana sahiptir.[45] Çerkesler’deki aşîret yapısı da Evliyâ Çelebi tarafından nakledilmektedir.[46]

Ayrıca bakınız: Oğuz boyu ile Oğuzlar Anadolu’daki Türk aşîretlerinin Şiîleşmesi hâdisesi Sultan Ebû Said Bahâdir Han’ın H. 736 / M. 1336 tarinde vefâtından sonra bu Türkler elli iki aşîrete ayrıldılar. Her yüz haneye bir bey seçilerek Anadolu Selçukluları tarafındanBizans sınırlarına yerleştirildiler. Malatya, Kayseri, Sivas, Amasya taraflarında yurt edinen bu kabileler Selçuklular’ın yıkılmasını müteakip ait oldukları mezhepleri sebebi ile, veŞîʿa-i Bâtın’îyye babalarının da teşvikleri neticesinde dâima İran’a tâbi olmuşlardı.[47] Anadolu Selçukluları ile mezhebî ihtilâf halinde bulunan bu aşîretler, Âlâ’ed-Dîn-î Key-Kûbâd-ı Evvel ve Gıyas’ed-Dîn-i Key-Hüsrev-i Sâni gibi hükümdarların mutasavvıflara karşı göstermiş oldukları sâmimi alâkaları gördükçe, devletle aralarında olan ihtilâfı unutuyorlardı. Gelgelelim, Babâîler İsyânı neticesinde devletin şüphe ve tereddütlerinden kurtulamayan bu aşîretler, Uç Beyleri tarafından yönetilmekte olan vilâyetlere dağıldılar.

Ayrıca bakınız: Ebû Said Bahâdir Han Şiî Türk aşîretlerinin Osmanlılar’a bağlanması Selçuklular’ın yıkılmasından sonra Uç Beyleri ile birlikte bağımsızlıklarını ilân eden Osmanlılar’ın denetimi altındaki bölgelere Şîʿa-i Bâtın’îyye dâ’îleri de yerleşmişlerdi. Ayni zamanda İran’a tâbi olan ve kendilerine tarhedilen vergi yükümlülüklerinin altında şiddetle ezilen aşîretler Yıldırım Bayezid tarafından taltif edildiler. Kadı Burhan’ed-Dîn’in hâkim olduğu memleketleri Yıldırım Bayezid’ın zaptetmesiyle buralarda yurt edinmiş olan bütün aşîretler de Osmanlı Devleti’nin yönetimini tanıdılar.[48][49]

Bektaşi inancı‘nın temel i’tikadı:Ali el-Mûrtezâ, Hacı Bektaş Veli veOn İki İmâmlar.

Bektâşîliğin Anadolu’da yayılması Hacı Bektâş halifelerinden Tavas, Uşak, Söğüd, Balıkesir, Edremit’e kadar uzanan ve Akdeniz ile bağlantı kuran yörelerde, güneyde ise Burak Baba gibi daha birçok dâîlerle birlikte Osman Gazi’nin yurdunda Söğüt ile Sakarya Nehri kıyılarında, ve yükseklerdeki Türkmen ve Yörük yaylâlarında dolaşan Kumral Baba benzeri birçok Şîʿa-i Bâtın’îyye dâ’îleri Kocaeli bölgesine yerleşen Türkler arasında Bâtınîliği yaymaktaydılar.[50]

Osmanlılar üzerindeki Bektâşî etkisi Orhan Gazi’nin cülûsuna kadar geçen süre zarfında kendilerini mutasavvıf olarak tanıtmış olan bazı babaların nüfuzları, bunların Osmanlı Devleti tarafından rehberlikleri kabul edilecek derecede artmıştı. Osman Gazi’ye elifli taç giydirdiği rivayet edilen Hacı Bektâş ile Orhan Gazi’nin kardeşi Âlâ’ed-Dîn Paşa’nın Şeyh Edebali hankahına mensup birer derviş olmaları bu etkinin ne kadar kuvvetli olduğunun bir delilidir. Bu şiddetli tesirler neticesinde Osmanlı ülkelerinde Bektâşîlik, Melâmîlik, Hurûfîlik gibi Şîʿa-i Bâtın’îyye şubeleri kolayca yayılmaktaydı. Orhan Gazi tarafından bir velî olarak benimsenen Key’alû Baba Bursa’nın fethinde bulundu. Hâlbuki, Osmanlı Devleti kurulduğu ilk günden itibarenSünnî bir devlet yapısına sahipti.[51] Buna rağmen Hoylu / Tokatlı Burak Baba’nın Osmanlılar’daki benzeri olan bu Şiî dervişin Keremyan Emîri ile Turgut Alp’ın şeyhi olduğu bilinmektedir. Orhan Gazi’nin İnegöl ilçesini Key’alû Baba’ya dirlik olarak tahsis ettiği ve vefâtından sonra da mezarının üzerine büyük bir türbe inşa ettirdiğini Şekayık kaydetmektedir.[52]

Ayrıca bakınız: Şeyh Edebali, Hacı Bektaş Veli, Barak Baba, Osman Gazi ile Orhan Gazi Timur dönemindeki Şiîlik propagandalarının Anadolu Alevîliği üzerine tesirleri Ana maddeler: Timur, Timur İmparatorluğu, ve Timur’un Anadolu’yu istilâsı döneminde Alevîler Seyyid Kâsım Envar’in neşriyât alanında yürüttüğü kuvvetli Şiîlik propagandaları ve bütün müridleri aracılığıyla gerçekleştirdiği şiddetli etkiler, Sünnî Hükûmet-i Gürgânîye’yi çok güç durumlara düşürmüştü. Şâhrûh’a süikasd tertiplemiş olan Ahmed Lûr ile Fadl’ûl-Lâh Ester-Âbâdî’nin hemşirezâdesi olan Hoca Adude’d-Dîn de Seyyid Kâsım Envar’in müridlerindendi. Şiîlik’ten ortaya çıkan yeni mezhepler arasında bulunan Hurûfîlik te yine bu ekibin yoğun gayretleri sayesinde zuhur etmişti.[53] Seyyid Ni’met’ûl-Lâh Gürgânî (Şâh Ni’met’ûl-Lâh-î Velî ) ile Seyyid Ali Hemedânî müridleri bilhassa İran ve Azerbeycan yolu üzerinden bu âkideleri etrafa yayarak Anadolu’ya gelmekteydiler. Seyyid Ali Hemedânî’nin Baba Haydar hakkındaki medhiyelerinin dillerde dolaştığı bu devirde Anadolu’ya göç eden Seyyid Kâsım Envar’in müridleri Anadolu’da halktan hem rağbet görmekte, hem de teveccüh ve iltifatlara mazhar olmaktaydılar.[54]

Ayrıca bakınız: Şah Ni’metullah-i Velî (Nûr’ed-Dîn Kirmanî), Ni’metullahî Tarikâtı, Nesîmî, Hurûfîlik ile Bektâşî Tarikâtı Anadolu Alevîliği’nin gelişmesinde etkin rôl alan şahsiyetler ve alâkalı etkileşim grupları arasındaki yakınlıklar şeması Ana maddeler: İslâmiyet, Safevîler, Kızılbaşlık, Câferiyye Şiîliği, ve Arap Aleviliği Haşim bin ʿAbd Menâf Haşimoğulları ʿAbd el-Muttalib bin Haşim Amine bint Vehb ʿAbd Allâh bin ʿAbd el-Muttalib Ebû Tâlib Ez-Zûbeyr Hamza `Abbâs‘binʿAbd‘el’Muttalib Hatice bint Hüveylid Muhammed Mustafa ʿAbd Allâh bin `Abbâs Fatıma Zehra Ali el-Mûrtezâ Havlet bint Câ’fer `Alî bin ʿAbd Allâh Salmân-ı Fârisî Hasan el-Mûctebâ Hüseyin Seyyîd’ûs-Şuhedâ Muhammed bin el-Hânifîyye Abbâsîler Muhammed “el-İmâm”bin `Alî bin el-`Abbâs Hasan bin Zeyyîd Zeyyîd bin Hasan Hasan el-Mû’tenâ Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn Keysanîlik Bû’Müslim’îyye Mazdaizm Taberistan Alavîleri El-Dâî’Kebîr Hâlife Hasan ʿAbd Allâh el-Kâmil Muhammed el-Bakır Zeyd bin Ali eş-Şehid Sinbâd’îyye Neo’Mazdekçilik İbrahim bin ʿAbd Allâh Muhammed bin ʿAbd Allâh(Nefs’üz-Zekiyye) İdris bin ʿAbd Allâh İdrisiler (Zeyd’îyye) İmamîlik Zeydîlik El-Mukannaʿ’îyye Hûrrem’îyye (Babek Hûrremî) Yahya bin ʿAbd Allâh Z’ûl-Nûn el-Mısrî Câ’bir bin Hayyân[55] Câʿfer es-Sadık[56] Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî Kızılbaşlar Gnostisizm Ebâ Yezîd-i Bistâmî ʿAbd Allâh bin Câʿfer el-Eftâh İsmâ‘îl bin Câʿfer el-Mûbarek Musa el-Kâzım Çepniler Tahtacılar Fethîlik (Eftâh’îyye) (Vâfî ʿAhmed) ʿAbd Allâh bin Muhammed el-Vâfî Muhammed‘bin’İsmâ‘il‘eş’Şâkir(El-İsmâ‘il’îyyet-ûl Hâlisa) Ali er-Rıza Taberistan Zeydî-Alavîler Emîrliği Horasan Melametîliği Muhammed bin ʿAbd Allâh el-Eftâh ʿAhmed bin ʿAbd Allâh bin Muhammed et-Takî İsmailîlik(İsmâ‘il’îyye/Yedicilik) Muhammed el-Takî‘yyî’l Cevâd Tavvûsîlik(Tavvûs’îyye/Altıcılar) Bâtınîlik (Bâtınîİsmâ‘il’îyye) Ezoterizm Sufilik Hüseyin bin ʿAhmed bin ʿAbd Allâh ar-Radî / ez-Zekî Kûfeli Hamdân Kârmat(Karmatîyye/Yediciler) Ali en-Nakî‘yyî’l-Hâdî Vâkıfîlik (Vâkıf’îyye) Mitraizm Sâbiîlik Ebû Muhammed ‘Ubayd Allâh bin Hüseyin el-Medhî Ebû-Saʿid Hasan bin Behrâm Cennâbî (Bahreyn) Hasan el-Askerî Muhammed‘bin’Ali‘en’Nakî Muhammedîlik(Muhammed’îyye) Muhammed ed-Derezî Fâtımîler Hâlifeliği Karmatîlik(Yediciler/elʿBakl’îyye) Muhammed el-Mehdi FazlʿAllâh Esterâbâdî(Nâimî) Muhammad bin Nusayr Dürzîler Mustâlîlik Nizarî İsmailîlik Onikicilik Hurûfîlik Arap Aleviliği Mecîd’îyye/Hâfız’îyye Tâyyîb’îyye Nâsır-ı Hüsrev Muhammed Kebir Azizî Kabbalah Ebû’l Hasan Kharakânî[57] Davudî İsmailîlik Pamir Alevîliği Tâcü’l-Ârifîn Ebu’l Vefâ(Vefâ’îyye) Mahmud Pâsikhânî Şems-î Tebrizî Bâtınîlik Elemûtlar (Sabbah’îyye) On İki İmâm Ebu’l Bekâ Baba İlyasBâbâîlik (Bâbâ’îyye) Nûktâv’îyye(Noktacılık) Mevlânâ Celâl’ed-Dîn-i Rûmî (Mevlevîlik) Ûveys bin Âmir-î Karenî(Üveys’îyye) Hasan-ı Basrî Tac’ed-Dîn GeylânîHalvet’îyye/Zahid’îyye Çehariyâr (Sarı Saltık, Lokman, Aybek, Behlül) Seyyid Nesîmî(Hurûf’îyye) Yusuf Hemedani [58]Melâmet’îyye/Şafiîlik Hallâc-ı Mansûr(En‘el’Hakk/Ben‘Yokum’Oʿvar) Cûneyd El-Bağdâdî Safî’ûd-Dîn İshakSafev’îyye Baba İshak[59](İshak’îyye) Dedebabalık(Bektaş’îyye) Hoca Ahmed YesevîYesev’îyye/Melâmet’îyye Vahdet-i Vücud Abdülkâdir GeylânîKadir’îyye/Hanbelîlik Sadr’ed-Dîn Mûsa /Hoca Âlâ’ed-Dîn Âli Hâmid’ûd-Dîn-i Veli / Hacı Bayram-ı Veli Ahmed er-Rıfai(Rıfâ’îyye) Kutb’ûd-Dîn HaydarKalenderîlik/Yesevîlik Muhy’id-Dîn İbn-î ArabîEkber’îyye/Malikîlik ʿAbd Allâh Yefâ’î (Kadir’îyye) Şeyh İbrahim Cûneyd/ Haydar Bayram’îyye/Celvet’îyyeAzîz Mahmûd Hüdâyî Sarı Saltuk Dede(Saltuk’îyye)[60] Hacı Bektaş-ı VeliHaydarîlik/Ekberîlik Sadr’ed-Dîn Kunevî (Ekber’îyye) Şâh Ni’metullâh-î Velî (Nûr’ed-Dîn Kirmanî) Sultân Ali MirzaSafevîler / Hatai Aybek Baba[61] Galip Hasan Kuşçuoğlu Âhiler / Ahi Evran Kızılbaşlık Ni‘metullâh’îyye İsnâ‘aşer’îyye Burak’îyyûn[62] Galibilik Taptuk Emre Abdal Mûsa Burhan’ed-Dîn Hâlil’ûllâh Anadolu Alevîliği Kürt Alevîliği Yunus Emre Balım Sultan Nadir Şah Sultan Sahak Adi bin Misafir Kaygusuz Abdal Bektaş’îyye Nûrbakş’îyye Câʿfer’îyye Yâresânîler Êzidîler Âli’îyye Harabât’îyye Luviler Kabalizm Pir Sultan Abdal Celâl’îyye Işık Alevîliği Kul Himmet Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve Safevîyye Tarikâtı – Kızılbaşlık Ana maddeler: Hurûfîlik, Bektâşî Tarikâtı, Safevî Tarikâtı, Safevî Devleti, ve Kızılbaşlık Anadolu’da 13. Asra damgasını vuran Babâîlik hareketinin devamı niteliğinde olan ve İran Râfizîliği’nin yayılmasına hizmet eden iki büyük tarikât, 14. Asrın sonlarında ortaya çıkan Şiîliğin Hurûfîlik mezhebinin şiddetli tesirleri altında faaliyetlerini sürdüren Bektâşîlik ile, 15. Asrın sonlarında ortaya çıkan ve 16. Asrın başlarında Anadolu’da derin izler bırakan Şah İsmâ‘il Safevî’nin takipçilerinin oluşturduğu Kızılbaşlık olmuştu.

Ayrıca bakınız: Nesîmî ile Hallâc-ı Mansûr Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerinde yarattığı tesirler Ana madde: Hurûfî-Bektâşî inancı

Bektâşîlik ve Kızılbaşlık’ta kendisineİsmet (Günahsız) sıfatı atfedilen Ali[63]tasviri; İslam peygamberi Muhammed’den sonra İslâmiyet’i kabul eden ilk erkek olarak resmedilmiş.

Hurûfîlik akımı İranlı bir Şiî mutasavvıf olan Fadlullah Ester-Âbâdî tarafından kuruldu. Helep sınırlarından Batı Anadolu’ya doğru hareket eden HurûfîlerSeyyid Nesîmî’nin H. 820 / M. 1417 yılında Halep’te i’damından sonra Irak’tan Azerbeycan’a, ve oradan da Doğu Anadolu’ya kadar olan bölgelerde Hurûfîliği yaydılar.[64] Nesîmî’nin Divânı ve menâkıbnâmesi birçok mutasavvıf için iyi bir kaynak ve sermaye teşkil etti. Nesîmî, daha Fadl’Allah Yezdânî’nin Hurûfîlik mezhebinin ortaya çıkmasından beş asır önce yaşayan Hulûl ve ilhada yönelik söylemleri nedeniyle de ayni âkıbeti paylaşmış olan Hallâc-ı Mansûr’un muıkibi olarak telâkki edildi. Aslen İbâh’îyyûn olan Hurûfîler, ayni zamanda Mücessime’den olduklarından ötürü Allah’ı cisim olarak, Bâtınîliğin esas umdesi olan hulûle olan inançları nedeniyle de Fadlullah Hurûfî şeklinde tecelli ettiğine itikat ederler.[65]

Ayrıca bakınız: İbahilik, Hurûfîlik, Hülul, Bektâşîlik ile Tenasüh Hurûfîler’in Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığınmaları H. 796 / M. 1394 yılında Hurûfîlik akımının kurucusu “Fadl’Allah Yezdânî” i’dam edilince, başta damadı “Aliyyû’l-A’lâ” olmak üzereHurûfîler’in çoğu Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığındılar. Böylece Hurûfîliği Kırşehir’de Hacı Bektâş Tekkesi’nin yoldaşları arasında Hünkâr’ın tâlimatı diyerek yaymaya başladılar. H. 822 / M. 1419 yılında vefat eden ve kendisini Hacı Bektâş’ın hâlifesi olarak tanıtan Aliyyû’l-A’lâ adındaki bu Hurûfî babasının bütün tâlimatı günümüzdeki Bektâşî inanışlarıyle tam bir ittihad göstermektedir. Aynı zamanda bu tarikâta, âşık adı verilen ellerinde saz ve koltuklarında şarap tulumbaları taşıyan şahsiyetleri getirenler deHurûfîler’dir.[66][67]

Hurûfîlik ve Bektâşîlik’te mukaddes addedilen risaleler Bektaşilik Tarikatı Hurûfî tesirlerine maruz kaldıktan sonra, Hurûfîliğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si, Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi[67] gibi eserler Bektâşî Tarikâtı canlarının üstâdları tarafından saygıyla birer kutsal kitap muamelesine tâbi tutulmaktadır.

Ayrıca bakınız: Bâtınîlik, Kalenderîlik, Haşhaşilik, Hurûfîlik ile Bektâşîlik Kızılbaş ve Safevîler Ana maddeler: Şeyh Cüneyd, Şeyh Haydar, Şah İsmail Hatai, Safevî Devleti, ve Safevî-Kızılbaş tarihi Safevîler adlarını bir Sünnî olan Sultân’ûl-Halvetî [68] Tac’ed-Dîn İbrahim Zahid el-Geylânî’nin kızı “Bibi Fâtıma” ile evlenen ve böylece Tac’ed-Dîn’in vefâtından sonra da kendi adıyla anılan Safevî Tarikâtı kuran Safî’ûd-Dîn-i İshâk Erdebilî’den almaktadır. Şeyh Cüneyd devrinde Şiîliğin “İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye/Onikicilik” mezhebini resmen benimseyenSafevîyye Tarikâtı, Cüneyd’in torunu İsmâ‘il zamanında kurulan Safevî Devleti’nin de altyapısını oluşturdu.

Safev’îyye’nin kurucusu Safî’ûd-Dîn İshâk Erdebilî’ninTürbesi.

İsmâ‘il Safevî’nin himâye altına almak istediği Anadolu Alevîleri Çaldıran Savaşı esnasında aralarındaki mezhebî akrabalıktan dolayı Safevîler’e destek verdiler. Safevî ordusundaki askerler, kafalarına İsmâ‘il’in babası Şeyh Haydar’ın icâdı olan ve Oniki İmam inancını anımsatmak maksadıyla da oniki kıvrımlı, kızıl renkli kumaş ile sargılanan mihverler taktıklarından ötürü Kızılbaş olarak adlandırıldılar.

Ayrıca bakınız: Zahid Gilani, Halvetiyye, Safiyüddin İshak, Safeviyye ile Sadreddin Musa Kızılbaşlığın kökeni: Kızıllar (Muhammira) Mezhebî Ana maddeler: Muhammed bin el-Hânifîyye, Keysân’îyye, Ebû Mûslim Horasanî, Sinbâd’îyye, ve Hûrrem’îyye Muhammira (Kızıl Giyinenler Fırkası) Mezhebi, El-Mukannaʿîyye, Hûrremdîn’îyye ve Kûl’îyye gibi aslen Mazdekçi olan fırkalar tarafından oluşturulan mezheplerin mensuplarını tanımlamada kullanılan bir ortak üst kimlik tâbiriydi.Hûrremdîn’îyye Mezhebi ise aslen Azerî ve Türkmen boylarından oluşan Bâbek’îyye ve Mâzyâr’îyye fırkalarından müteşekkildi. Bû’ Müslim’îyye, Muhammira, ve İshâk et-Türk’îyye gibi hep Türkler’den oluşan bu mezheplerin tamamı Rizâm’îyye mezhebinin uzantıları olup Riyâh’îyye fırkası ile birlikte Râvend’îyye’nin taraftarlarından müteşekkil olan mezheplerdi. Bu mezheplerin hepsinin ortak yanlarıysa itikaden Mücessime’den olmaları ve Muhtâr’îyye, Hâşim’îyye, Kebr’îyye mezhepleri gibi Ghulat-i Şîʿa’dan olan ve Hazreti Ali’nin oğullarından Muhammed bin Hânifîyye’nin ulûhiyetini esas alan Keysânîyye mezhebinden türeyen kollarolmalarıydı.[69] Abdülbaki Gölpınarlı‘ya göre ise Kızılbaşlar Hûrremîler’in ruhânî torunlarndan başka birşey değillerdi.[70]

Ayrıca bakınız: Mübeyyezâ, Sinbâd’îyye, Zerdüştçülük, Mazdekçilik ile Babek Ayaklanması Safevîyye Tarikâtı ve Alevîlik Ana maddeler: Karakoyunlular, Cihan Şah, Şirvanşahlar, Akkoyunlular, ve Uzun Hasan Karakoyunlular’ın Safevîyye Tarikâtı’nın itikadî eğilimleri üzerindeki tesirleri İran’da zamanın en güçlü hanedanı olan Karakoyunlu hükûmdârı Cihan Şah Şeyh Cüneyd’e Erdebil’i terk etmesini aksi takdirde şehri yakıp yıkacağını bildirmişti.[71] Bu hâdise üzerine Şeyh Cüneyd, Karakoyunlular’ın hasımları olan Akkoyunlu Uzun Hasan’dan sığınma talebinde bulunmuş ve daha sonra da Uzun Hasan’ın kızkardeşi Hatice Begüm ile evlenerek bu ilişkiyi bir akrabalığa dönüştürmeyi başarmıştı. Şeyh Cüneyd’in Şirvanşahlar üzerine düzenlenen bir seferde ölümü üzerine yerine geçen oğlu Şeyh Haydar da, Uzun Hasan’ın Trabzon Rum İmparatorluğu Prensesi Theodora Despina Hatun’dan olan kızı “Martha Âlemşâh Begüm”[72] ile evlendi. Bu evlilikten doğan İsmâ‘il ise daha sonra Safevî Devleti’ni kurdu. Uzun Hasan’ın Pontus Rum Prensesi Theodora Despina Hatun[73] ile evlendirilmesinin sebebi ise Theodora Despina’nın babası Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos’un kendi ülke toprakları olan Trabzon Rum İmparatorluğu’nun Osmanlı istilâsından korunması için Uzun Hasan’nın yardımına muhtaç olmasıydı.[74]

Ayrıca bakınız: Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos ile Trabzon Rum İmparatorluğu

İsfahan’da Şâh CamiindekiSafevîyye’nin işareti olan SafevîYıldızı.

Akkoyunlu Şiî Hükûmeti devrinde Anadolu’da Alevîlik hareketleri Sekizinci hicrî asırda Anadolu hemen hemen tamamıyla Şiî bir hüviyete bürünmüştü. Harezm’den geri dönen aşîretler, asırlar boyunca çeşitli mezhep mücadelelerinden bitâp düşmüş bir çevrenin sâhip olduğu itikadları da beraberlerinde getirmişlerdi. İlhanlılar’ın yıkılması ve Moğol saraylarında yaşayan Şiî ulûlarının buralardan tardedilmelerinden sonra Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin oluşumuna kadar geçen süre zarfında bu aşîretler bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi. Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin Akkoyunlu Aşîreti tarafından kurulması üzerine İlhanlı ve Moğol saraylarını terk eden Şiî âlimleri bu topraklara sığındılar. Çünkü Akkoyunlu Hükûmeti Şiîliği resmî mezhebi olarak kabuletmişti. H. 837 / M. 1434 tarihinden sonra Şiîlik olanca gücüyle Anadolu’daki intişarına devam etmekteydi. H. 892 / M. 1487 yılındaKarakoyunlular Akkoyunlular tarafından mağlûp edilince ülkeleri ellerinden çıktı. Bilâhare Akkoyunlular da H. 907 / M. 1502 tarihinde Nahçivan civarında İsmâ‘il Safevî Hatai ile giriştikleri meydan muharebesini kaybederek tarih sahnesinden silindiler.

Ayrıca bakınız: Moğollar, İlhanlılar, Şiîlik, Karakoyunlular ile Akkoyunlular Şiîler’in kurduğu Safevî Hükûmeti devrinde Anadolu’daki Şîa-yı Bâtınîyye hareketleri Akkoyunlular çökmesi üzerine İsmâ‘il Safevî önce Tebriz’i kendisine payitaht edindi ve sonra da buradan İran’ın tamamının fethine başladı. Dokuzuncu hicrî asrın Şiî’ûl-Mezhep mutasavvıfları arasında seçkin bir yere sâhip olan “Hoca Ahmed Hitlânî” ve onun baş müridi olan Seyyid Muhammed Nûrbahş Safevîler’in ortaya çıkmasında çok mühim gayretler sarfederek başlıca rolü üstlendiler.

Ayrıca bakınız: Şiîlik, İmamiye-i İsnaaşeriye, İmâmet (Şia i’tikadı), İmâmet (Onikiciler Şiîliği i’tikadı) ile Safevî Devleti Safevî – Osmanlı siyâsî mücadelesi

Şah İsmail ile Şeybani Hanlığıkurucusu Börçigin Ebu’l-Khayr Han arasındaki savaşta Kızılbaşlar.

Safevi Hanedanı doğu ve batısında yer alan Sünnî Türk devletlerine karşı kendi istiklâlini sürdürebilmenin yolu olarak gördüğü için, İran’daŞiîliği resmi bir devlet mezhebi şekline sokmaya ve İran’ın çeşitli mıntıkalarında yaşayan Sünnîlere de zorla kabul ettirmeye karar verdi. Siyasî bir maksada yönelik olan bu harekete karşı da, Osmanlı Devleti’nin Sünnîliği yüceltmesi ve Safevîlerin Anadolu‘da ve Rumeli’de sürdürmekte oldukları Şiîlik yanlısı propagandalarına mukabelelerde bulunması dini sebepleri öne sürerek ulaşılmaya çalışılan siyâsî amaçlara dayalı mücadeleler olarak görülür.[75]

Ayrıca bakınız: Sünnîlik, Osmanlı Devleti, Şiîlik, Safevî Devleti ile Kızılbaşlık Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Kızılbaş – Bektâşî meseleleri Ana maddeler: Osmanlı Devleti’nde Alevi zulmü, Celali isyanları, Kuyucu Murat Paşa, Vaka-i Hayriye, ve Dersim ayaklanmaları Tarihi İpek Yolunun kara bölümünü kontrol eden ve bu ticareti elinde bulunduran Türkmenler’in gittikçe güçlenerek Karadeniz ve Akdeniz’deki limanlara inmeleri başta Osmanlılar olmak üzere Ceneviz ve Venedikliler‘i telaşlandırmıştır. Safevî Şahı İsmâ‘il‘in daha fazla batıya gelmemesini isteyen Osmanlılar Çaldıran‘da Şah İsmâ‘il‘in ordusunu bozguna uğratarak bölgede kesin hâkimiyet sağlamıştır. Yükselme ve varlık döneminde sessiz kalan Alevîler, Osmanlı Devleti’nin duraklama döneminde çiftçilerin vergi sorunları (ekonomik), Tımar sistemi’nin bozulması (askerî) ve iyice teokratikleşen yönetim gibi nedenlerle Celali ayaklanmalarını başlattılar. Bu ayaklanmalar Kuyucu Murat Paşa veIV. Murad gibi padişah ve sadrazamlar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde Pir Sultan Abdal’ın bir vali tarafından asılması üzerine sorunlar yeniden baş gösterdi ve Sivas bölgesi ayaklanmaya başladı. Daha sonra, Amasya ve Tokatbölgelerinde başlayıp süren ayaklanmalara, Tanzimat sonrasında Tunceli de katıldı. Osmanlı Devleti’nin dağılma döneminde Dersim ayaklanmaları ile devam eden Celali ayaklanmaları Türkiye Cumhuriyeti’in kurulmasıyla sona ermiştir.

Ayrıca bakınız: Şah Kulu Baba Tekeli isyanı, Baba Zünnun İsyanı, Kalender Çelebi İsyanı, Koçgiri İsyanı ile Dersim İsyanı Yezdânizm ve Gulat-ı Şîa ile Kürt Alevîliği üzerindeki tesirleri Ana maddeler: Yezdânizm ve Yezdânizm’in Ghulat-i Şîʿa ve Kürt Alevîliği ile etkileşimi “Yezdânizm”[76], İslâmî-Bâtınî inançlarla her hangi bir alâkası bulunmayan Yezîdî gnostik dini,[77] Hitit mitolojisinden esinlenerek antik Anadolu paganizmini Kürt-Alevî kimliğini benimsemiş kitleler arasında yeniden canlandırmağa uğraşan Işık Alevîliği,[78] ve İslâm tasavvufunun özellikle de Bektâşîliğin Mazdeizm i’tikatları üzerinde oluşturduğu tesirler neticesinde yeniden biçimlenen Yâresânî Kürt tarikâtı [79] gibi gayr-î İslâmî İran-Kürt kökenli gruplar” [80] arasında mevcut inançları tanımlamak maksadıyla ilk defa Mehrdad R. Izady [76] tarafından kullanılan yeni bir tâbirdir.[81]

Ayrıca bakınız: Ezidilik, Bâtıni, Işıkçılık, Ehl-i Hak ile Kürt Alevîleri

Ateşgêde.

İran’ın İslâmîyet’ten evvelki dinleri Arab istilâsına uğramadan evvel, İran’da dinî bir birlik mevcut değildi. Mazdeizm’den ayrı olan Budizm, Hristiyanlık gibi dinlerin yanı sıraManichéisme, Mezdekisme ve benzerleri gibi birçok mezhepler mevcuttu. Sasânîler Devri’nde İran’ın resmî dininin Zerdüştçülükolmasına rağmen Zerdüşt ruhban sınıfının şiddetli takipleri dahi bu gibi mezheplerin gizli ya da âşikâr olarak yaşamalarına engel olamamıştı.

Ayrıca bakınız: Budizm, Hristiyanlık, Mani dini, Mazdekçilik ile Zerdüştlük İran’da İslâmîyet öncesi dinlerden günümüze kalan ve hâlen yaşamakta olan bayramlar Arab istilâsından sonra ise İranlılar’ın âdet ve âyinleri tamamen kaybolmayıp asırlarca hayâtiyetlerini sürdürmüştü. Bilhassa Nevruz ve Mihrguân Bayramları bu gibi âdetlerin başında yer almaktaydılar. Hattâ İran’ın İslâm öncesi bayramlarından en önemlisi olan NevruzBayramı daha sonraları İslâm’ın an’anesi içinde kendisine çok ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Mihrguân (yani Mithra) Bayramı, ise İran Moğollar tarafından istilâ edilene dek Mihrayının başında kutlanmaktaydı. İran’da bütün eyaletlerde Araplar tarafından tahrip edilmemiş birçok “Ateşgâhlar” (pyrées) da mevcûttu. Bunların başında en meşhurlarından olan Azür Ferbegû, Azür Güşnasb ve Azür Bürzin Mihr adındaki üç büyük ateşgêde gelmekteydi.[82][83]

Ayrıca bakınız: Nevruz, Mitraizm, Ateşgah ile Ateşgede Abbâsîler Devrinde Maniliğin İslâm ile mücadelesi Abbâsîler döneminde devletin de desteğiyle en önemli gelişme Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat denilen ana akım İslami hareketin sistemleştirilmesi oldu. Zındıklık ithamının rejim aleyhtarlarına karşı devletin en mükemmel silahını oluşturduğu söylenir. İbn’ûl-Mukaffa’nın, Basra valisi Süfyan bin Muaviye tarafından öldürtülmesi buna örnek olarak gösterilir. Şair Beşşar İbn-i Bürd’ün Halife Mehdi’nin sarayında uzun yıllar geçirdikten sonra vezir Yakup İbn-i Davud’un aleyhinde hicviyeler yazması nedeniyle kırbaçlanarak, şair Ebû Nüvâs’ın Halife Emîn’e telmihen yazdığı şiirler nedeniyle zehirletilerek, her ikisi de zındıklıkla itham edilmek suretiyle, öldürüldükleri söylenir.

Halife Ebû Câfer devrinde ise Mâniler nisbeten daha iyi muamele gördüler. Halifenin tâbibi Hasib kendisinin Hıristiyan olduğunu açıkça söyleyen bir “zındık” idi. Aynı halifenin kâtibi Yezid bin el-Feyz de Mâni idi. Mâniler ve kendilerine Dehrîler adı verilen materyalist filozoflar, Halife Mehdi zamanında ise zındıklık suçlamasıyla yargılandılar. İbn-i Râvendî yandaşı olan Salih bin Abdûlkuddus de H. 166 / M. 783 yılında Halife Mehdi tarafından idam ettirilmişti.

Ayrıca bakınız: Yezdânizm’in Ghulat-i Şîʿa ve Kürt Alevîliği ile etkileşimi ile Kürt Alevîleri Manichéisme’in İslâmiyet’in Mu’tezile mezhebiye mücadelesi ve Alevîlik üzerine tesirleri

Uyghur Mani-chéens, Onuncu / On Birinci yüzyıllara ait duvar boyaması.“Museum für Indische Kunst, Berlin-Dahlem” Müzesi.

Mâniler’in dinî eğitimlerinin İslâmiyet’in dinî âkideleri üzerine de bir hâyli tesirleri olmuştu. Bazı İslâm mezhepleri Mâniler ile mücadelelerini sürdürürlerken onlarla kaynaşarak, ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Manichéisme’in tesirine tâbi oldular. İslâm âleminde Manichéisme’nin gelişme devri tam olarak öncelikle Mu’tezile’nin en güçlendiği zamana ve ikinci derecede de Şî’îliğin en kudretli olduğu döneme tekabül etmektedir. Mu’tezile reislerinin birçoğu Mânilerle dinî ve metafizik mes’elelerle alâkalı münazaralar yapmak suretiyle mücadele ediyorlardı. Bu karşılıklı yapılan münazaralar esnasında Mani itikadlarının Şiîlik üzerine önemli tesirleri olmuştu. Halife Mehdi zamanında, Ebû Muhammed Hişâm bin El-Hakem, Ebû Ali Muhammed İbn-i Abd’ûl-Vahhab El-Cübbaî, Yahya bin Halid’in kâtibi ve zındıklık ile de itham edilmiş olan Ebû Muhammed Hasan bin Mûsâ el-Nevbahtî, Ahmed bin Muhammed bin Hanbel, Ebû Muhammed bin Zekeriya er-Râzî ve İbrahim’ün-Nazzam’ın tilmizlerinden Ebû Affan Er-Rakî gibi İslâm âlim, vekelâmcılarının Manichéisme ve onun âkideleri aleyhine yazmış oldukları kitaplarda heterodoks nitelik taşıyan ve hususiyle de Mâniliğeait bilumum mezhepleri reddetmeğe başlamışlardı. Diğer taraftan ise İbn-i Tâlut, Ebû Şâkir’ûd-Deysânî, İbn’il-A’da El-Harizî, Abdülkerîm bin Ebî’l-Evcâ, Salih bin Abd’ûl-Kuddus, Hammad-ı Acered, Yahya bin Ziyâd ve Muti bin İlyâs gibi müellifler Manichéismeâkidelerini müdaafa eden eserler yazmışlardı.

Ayrıca bakınız: Mani dini Kaynakça ^ Not 1: Türkiye’de yaşayan Müslümanlardan, İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye / Onikicilik fıkhîmezhebinden olan Alevîler Bâtınîyye, Câferîler ise Mu’tezile itikadî mezhepleri tarafından;Sünnîlik mensûbu olan Hanefîler Mâtûridîyye, Şâfîiler ise Eş’ârîyye itikadî mezhebleritarafından temsil edilmektedir. Kaynak: Mustafa Öz, İslâm Mezhepleri Tarihi, Ensar, İstanbul, 2011. ^ Not 2: Türkistan Yesevîliği ile Anadolu Sünnîliği itikaden Mâtûridî–Hanefî ortak kimliğini paylaşmaktadırlar. ^ Not 3: 10 Ekim 680 (Hicri: 10 Muharrem 61) yılında Ali bin Ebu Talib’nin oğlu veMuhammed’in torunu Hüseyin bin Ali, ailesi, ve takipçileri (toplam 72 kişi) Kerbela’da Ali bin Ebu Talib’nin ordusundan ayrılan ve kendilerine Haricîler adı verilen bir grup tarafından şehit edildi. Alevîler, bu olayı anmak için her yıl Muharrem ayında On İki gün “Mâtem Orucu” tutarlar. Muharrem orucu ile Hüseyin bin Ali’in şahsında Ehl-i beyt’e olan bağlılıklarını dile getirirler ve aynı zamanda zâlimin zulmü olarak nitelendirdikleri bu olayı lânetlerler. Orucun sonunda, İmam Zeynel Abidin’in Kerbela’dan sağ kurtulması nedeniyle şükran olarak Aşûre çorbası pişirilip dağıtılır.) ^ Elahi, Bahram (1987). The path of perfection, the spiritual teachings of Master Nur Ali Elahi. ISBN 0-7126-0200-3. ^ Jurdi Abisaab, Converting Persia: Religion and Power in the Safavid Empire, London, 2004. ^ Öztürk, Yaşar Nuri, İmâm-ı Â’zam Savunması, Şehid bir önder için Apolocya, – Hadislerinbüyük kısmını kabul etmedi: Emevî Şeytanı’nın tahribâtı, Sahife 83 ve 89, İnkılâp, İstanbul, 2010. ^ Arnol’d, İntişar-ı İslâm Tarihi, İngilizceden tercümesi Profesör Halil Hâlid. ^ Ebû Zehre, Ebû Hanîfe, Sahife 73. ^ Öztürk, Yaşar Nuri, İmâm-ı Â’zam Savunması, Şehid bir önder için Apolocya, – Yaşadığı devir, Sahife 28, İnkılâp, İstanbul, 2010. ^ Celâleddîn-i Süyûtî, Tarihû’l-Hulefâ, s. 88. ^ a b Ebül’fidâ, Cilt: 2, Sayfa: 9. ^ İbn-i Esir, Cilt 6, Sahife 47. ^ İbn-i Esir, Cilt 6, Sahife 50 ve 70. ^ Öztürk, Yaşar Nuri, İmâm-ı Â’zam Savunması, Şehid bir önder için Apolocya, – Sahabe ve tâbiûn nesline yapılan muameleyi zûlüm olarak gösterdi, Sahife 167, İnkılâp, İstanbul, 2010. ^ Arnol’d, İntişarı İslâm Tarihi, İngilizce’den. Mütercimi Profesör Halil Hâlid. ^ Subh’ûl-Aşâ. ^ Sahayîf’ûl-İhbâr, Cilt 2, Sahife 410. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Mezhep Cereyanları – Alevîler’in mühim faaliyete geçmeleri veTürkistan’a Alevî dâîlerinin yayılmaları, Sayfa 50, Hilmi Ziyâ Neşriyâtı, Ahmet Sait Tab’ı, 1940. ^ Profesör Şerafeddin Yaltkaya, Muhammed bin Kerrâm, Mülga İlâhiyat Fakültesi Mecmuası.(Kerrâmîlik Mezhebi’nin kurucusu olan Muhammed bin Kerrâm H. 190 / M. 806 yılında Sicistan’daki Rezenç şehrinde doğmuştur. Nişabur ve Belh şehirlerinde tahsil gördü. Bütün malını satarak “Fakirlik” mesleğini icra etti. H. 230 / M. 845 yılında Mekke’ye geldi ve beş yıl orada kaldı. Sırtında bir post, başında keçeden bir küllah olduğu halde müritleriyle birlikte dolaşarak kendi mezhebini yaymağa çalışıyordu. Başına toplanan kırk bin müridiyle birlikte Herat’tan kovuldu. Yirmi sene kadar Kudüs’te oturdu ve orada öldü. Mürcie ileMücessime’den olup, Allah’ı cisim olarak itikat eder, kat’iyen te’vili kabul etmezdi.) ^ Türk – Moğol Tarihi, Cilt 2, Sayfa 49, Dökini tercüme. ^ Havz’ûl-Hayât. [Hindistan’da fakir adı verilen meslek üyelerinin yaptığı ibâdetlerde bu kelime özel bir şekilde telâffuz edilmektedir.] ^ Âlâ’ed-Dîn Cüveynî, Cihân-Kûşâ. ^ Gök Alp, Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi, Sayfa 25. ^ a b Gök Alp, Ziya, Eski Türkler’de din, Dar’ül-Fünun Edebiyat Fakültesi mecmuaları, Sayı 5, Rûmi 1332. ^ J. A. Mac. Culloch, Shamanism, Ancyclopedia of Religion and Ethnic, James Hastings. ^ Gök Alp, Ziya, Eski Türkler’de içtimâî teşkilât. ^ Radlof, Aus Sibérian, Cilt 2. (Yunanlarda ateşten bir nehri geçen sandal, Serbére, öteki âlemin menkıbeleri sembolden âri ve tamamiyle réel’dir. Kur’an-ı Kerîm’deki cennet tasvirleri de ayni mahiyettedir. Bedreddin Simavî, Varidat’ın baş tarafında “Umuru ahiret cühelânın zu’mettikleri gibi değildir; âlemi emr, âlemi gayb, yani âlemi melekûttur. Cennet hur, kusûr, enhar,.. ve emsali şeyler maanii zâhiresine münhasır değildir.” – Musa Kâzım Efendi tercümesi.) ^ Bu ruhların etrafta dolaşması hâdisesinden başka bir de tenasüh fikri mevcuttur ki, bu surette onu Arya dinlerindeki misterlere benzetmek olasıdır. ^ Sahaif’ûl-Âhbar, Cilt 2, Sayfa 675. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları – Tasavvufun Şiîliklemünasebeti, Sayfa 268, Ahmet Said Baskısı, 1940. ^ Ahvâl-ûl’Hind. [Köprülü Mehmed Paşa Kütüphanesi’ndeki yazma nüsha, İstanbul. Sachau: İngilizce tercümesi; Kıvâm’ûd-Dîn Efendi: Türkçe tercümesi]. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk tarihinde mezhep cereyanları – Yedinci ve Sekizinci Hicret asırlarında Anadolu’da Şiîlik, Sayfa 161, Ahmet Said Baskısı, 1940. ^ Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Sayfa 75. (Baba Haydar’ın vefât tarihinin M. 1222, Hacı Bektâş’ın ise doğum tarininin M. 1209 olduğu göz önüne alınacak olunursa Baba Haydar’ın vefâtında Hacı Bektâş henüz on üç yaşındaydı. Daha evvel müridi olması halinde bu rivâyetin mümkün aksi takdirde ise zayıf olduğu aşikârdır.) ^ Düvel’il-İslâmiyye, İngilizceden tercüme eden Hâlil Edhem, Sayfa 356. ^ Edremit kazasının Mülga Mehâkimî Şer’îyye Sicilleri. ^ Tahir Harimî, Tarihte Edremit Şehri. ^ Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Veli’yyûl Horasanî. ^ Mevlânâ Câmî, Nefahât-ûl’Üns. ^ Siret Celâl’ed-Dîn-i Menkûbernî. ^ Necip Asım, Türk Tarihi. ^ Hayrullah Efendi, Hayrullah Efendi Tarihi, Cilt 3, Sayfa 80. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Mezhep Cereyanları – Osmanlı İmparatorluğu devrinde Şiîliğintahrikâtı ile çıkan isyân ve ihtilâller: Tekkenin saçtığı kerâmet propagandaları, Sayfa 210, Ahmet Sait Tab’ı, 1940. ^ Mahmud Kaşgârî, Divân-ı Lûgât’it-Türk. ^ Bahâdir Han, Şecere-i Evşâl-i Türk. ^ Fazl’ûl-Lâh Reşidî, Câmi’ût-Tevârih. ^ Tahir Harimî, Tarihte Edremit Şehri – Türk Aşîretleri. ^ Şerâf’ed-Dîn-i Yezdî, Zafer-Nâme. ^ İbn-i Hacer, Dürer’ûl-Kâmine. ^ Aziz bin Ardeşir Ester-Âbadî, Bezm Rezm. ^ Hayrullah Efendi, Hayrullah Efendi Tarihi, Cilt 2, Sayfa 36. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Mezhep Cereyanları – Anadolu Şiîliğinin çok mühim iki cephesi:Osmanlılar üzerinde Bektâşî nüfuzu, Sayfa 187, Ahmed Said tab’ı, Hilmi Ziya neşriyâtı, 1940. ^ İbn-i Hallikân Kenârî, Şekayık, Cilt 1, Sayfa 74. ^ Ravzat’ûs-Safa. ^ Ravzat’ûs-Safa, Cilt 6, Sayfa 324. ^ Muhammed Ebû Zehra: Mezhepler Tarihi, Sayfa 225, Düşün Yayıncılık, İstanbul, 2011.(Câ’bir, i’tikad ve imân esasları konusunda Câ’fer-i Sâdık’tan ders almış ve onun i’tikadını benimsemiştir. Câ’bir bin Hayyân, Câf’er-i Sadık’ın îlmini topladığı beşyüz risâlesini bir araya getirerek tek bir kitâp halinde yayınlamıştır. Câ’bir bu risâlelerin, kendisinin Câf’er-i Sadık’tan edindiği feyz ve ilhâmlar sayesinde teşekkül ettiğini belirtmiştir.) ^ Muhammed Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, Sayfa 225, Düşün Yayıncılık, İstanbul, 2011.(İmâm Câ’fer’in Allah’ın mevcûdiyetini bilme gayesi için Kozmoloji ilmiyle uğraştığını bildiren deliller vardır. Elde ettiği bilgileri Allah’ın vahdaniyetini isbat etmek amacıyla kullanmıştır. Bu konuda, İmâm Câ’fer-i Sadık, Kur’an-ı Kerîm’in evren ve tabiât hakkında bilgiler vererek insanları düşündürme methodunu uygulamıştır. Mufaddal bin Amra’ya yazdırdığı “Risalet-ût Tevhîd” adlı kitabında tabiât olaylarının insanın hizmetine sunulmuş olduğunu öne sürerek, hepsinin bir yaratıcının eseri olması gerekliliği hakkında yürüttüğü fikirlerini savunmuştur.) ^ Nûru’l-ulûm, s. 190; Nefahat tercümesi, s. 330; Attâr, Tezkiretü’l-evliyâ, c. II, s. 202; Sem’anî, Kitâbü’l-ensâb, 194b; Hucviri, Keşfü’l-mahcûb, tercüme, Nicholson, London, s. 161, Nâme-i Dânişveran, C. I, s. 185.(Ebû’l Hasan el-Harakânî’nin asıl adı Ali bin Câ’fer’dir. Meşhur sûfilerden olup, Bistam civarında “Harakan” adı verilen bir köyde H. 350 / M. 962 yılında doğmuştur. Mezarı H. 987/M. 1580’de Vezir Mustafa Paşa’nın memur olduğu Acem seferi esnasında Kars yakınlarında bulunmuştur. Önce çobanlık etmiş, sonra da çiftçilik ve nakliye işleriyle uğraşmıştır. Kur’an okumaktan başka bir tahsili yoktur.Ebâ Yezid-î Bistâmî’ye müntesiptir. Kendisi Arap sûfilerinin etkilerinden az çok kurtulanlardan biri olarak sayılır.Gazneli Sultan Mahmud başta olmak üzere İbn-i Sina gibi ünlü filozoflar tarafından ziyaret edilmiştir. 10 Muharrem 425 / 4 Ocak 1033 tarihinde vefat etmiştir.) ^ Barthold, W., İslâm Medeniyeti Tarihi, Professör Dr. Fuad Köprülü’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi, Sayfa 192, Türk Tarih Kurumu Baskısı, Ankara, 1963. ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Baba İshak’ın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olan Aybek Baba’nın müridi olduğunu belirtmektedir.) ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Sarı Saltık Baba’nın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olduğunu belirtmektedir. Çehariyâr’ın diğer üçü Lokman Baba, Aybek Baba ve Behlül Baba’dır.) ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Aybek Baba’nın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olduğunu belirtmektedir. Çehariyâr’ın diğer üçü, Saltık Baba, Lokman Baba ve Behlül Baba’dır.) ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Burak Baba’nın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olan Aybek Baba’nın müridi olduğunu belirtmektedir.) ^ Dabashi, Theology of Discontent, p.463 ^ Keşf’ûz Zû-Nûn, Cilt 1, Sayfa 401. ^ İbn-i Hacer, Enbe’ül-Gumur. [Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi, No: 1005-1009]. ^ Hoca İshak Efendi, Kâşif’ül-Esrâr. ^ a b [Bu risalelerin önemli bir bölümü Gibb kolleksiyonunda “Clement Huart” tarafından yayınlanmış ve “Rıza Tevfik” tarafından bir Mukaddime yazılmıştır.] ^ Abdülbaki Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikâtlar, İnkilâp Yayınevi, 1997. ^ Mustafa Öz, Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü, Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011.(Keysân’îyye (Muhtâr’îyye/Keysân’îyyet-ûl-Hullas, Hâşim’îyye (Harb’îyye, Muâv’îyye/Cennâh’îyye (Hâris’îyye), Beyân’îyye), Râvend’îyye (Rizâm’îyye (Ebu Müslim’îyye(Sinbâz’îyye, Berkûk’îyye, Havâl’îyye), Muhammira (Mukannaʿîyye, Hürremdîn’îyye(Bâbek’îyye, Mâzyâr’îyye, Kızılbaşlar), Kûl’îyye), İshâk et-Türk’îyye), Riyâh’îyye), Kebr’îyye)Mezhepleriyle alâkalı maddeler). ^ Roger M. Savory (Kaynak: Abdülbaki Gölpınarlı), Encyclopaedia of Islam, “Kizil-Bash”, Online Edition 2005 ^ RM Savory, Safavids, Encyclopedia of Islam, 2. baskı. ^ Anthony Bryer. “Greeks and Türkmens: The Pontic Exception”, Dumbarton Oaks Papers, Vol. 29 (1975), Appendix II – Genealogy of the Muslim Marriages of the Princesses of Trebizond ^ Peter Charanis. “Review of Emile Janssens’ Trébizonde en Colchide“, Speculum, Vol. 45, No. 3 (July 1970), p. 476. ^ Anthony Bryer, open citation, p. 136. ^ Barthold, W., İslâm Medeniyeti Tarihi, Professör Dr. Fuad Köprülü’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi, Sayfa 245, Türk Tarih Kurumu Baskısı, Ankara, 1963. ^ a b Izady, Mehrdad R. (1992), The Kurds : a concise handbook, Washington & London: Taylor & Francis, ss. 170 passim, ISBN 0-8448-1727-9 ^ Xemgin, E. (2012), Mazda İnancı ve Alevîlik, Berfin Yayıncılık. ^ Erdoğan Çınar (2004). Alevîliğin Gizli Tarihi, Chivi Yazıları. idefix.com. ^ Bulut, Faik. (2011), Ali’siz Alevilik, Berfin Yayıncılık. ^ Kreyenbroek, Philip G. (1996). “Religion and Religions in Kurdistan”. Kurdish Culture and Identity. Zed Books Ltd.. ISBN 1856493296. ^ Not: Günümüzde bazı Alevîler inançlarının sadece insanîyet ve sevgi temelli bir felsefeolduğunu ve doğrudan bir din ile alâkası bulunmadığını ifade etmektedirler. ^ Mes’ûdî, Ali, Mûruc’ûz-Zeheb. ^ Mes’ûdî, Ali, Kitâb’ût-Tenbih ve’l İşrâf. Dış bağlantılar Alevi Konseyi Alevîlik ve Namaz Arslanoğlu, İbrahim Aleviliğin Târihsel-Sosyal Temelleri, Gazi Üniversitesi, Ankara. Ocak, Ahmet Yaşar Türkiye’de Alevîlik-Bektâşîlik araştırmalarında tarihi bozma, yaklaşım ve perspektif yanlışları, Pir Sultan Abdal, Sayı 32, Sahife 2-8, Mayıs 1999. Zeidan, David The Alevî of Anatolia, Middle East Review of International Affairs, Cilt 3, Sayı 4, Aralık 1999. Vikisöz‘de Alevilik sözlerini bulabilirsiniz. Başvuru kitapları Bibliografya Arnol’d, İntişarı İslâm Tarihi, Profesör Halil Hâlid tercümesi. Asım, Necip, Türk Tarihi. Aynî, Bedr’ed-Dîn Mahmud, İkd’ûl-Cûmman. Aynî, Mehmet Ali, Tasavvuf Tarihi, Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk Târihinde Mezhep Cereyanları. Barthold, W., İslâm Medeniyeti Tarihi, Professör Dr. Fuad Köprülü’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi. Brown, İran Edebiyât Tarihi. Câhiz, Kitâb’ûl-Beyân ve’t-Tebyin. – , Kitâb Fezâil’ül-Etrak. Câmî, Mevlânâ, Nefeat’ûl-Üns. Christensen, Arthur, La regne du roi Kawadh I et le communismeMazdakite. Cüveynî, Alâ’ed-Dîn, Cihân-Kûşâ. Ebrû, Hâfız, Zübdet’ût-Tevârih. Ebû Zehra, Muhammed, İslâm’da Siyâsî ve İtikadî Mezhepler Tarihi,Ethem Ruhi Fığlalı ve Osman Eskicioğlu tercümesi. – , Mezhepler Tarihi, İsmâil Dağ tercümesi. El-Birûnî, Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed, El-Âsâr’ûl-Bakiye an-Kurun’il-Hâliye. Gök Alp, Ziya, Eski Türkler’de din, Dar’ül-Fünun Edebiyat Fakültesi mecmuaları. Gölpınarlı, Abd’ûl-Bâkî, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikâtlar. Hâsırî, İkd’ûl-Ferîd Hâşiyesi. Handmir, Gıyâs’ed-Dîn, Habib’üs-Sîyer. Harimî, Tahir, Naklî İlimler Tarihi. –, Tarihî Hikmette Sofîyûn. –, Târihte Edremit Şehri. Hayrullah Efendi, Hayrullah Efendi Tarihi. Hilmi Ziyâ, Mihrap mecmuaları – Anadolu’da dinî ruhiyât müşahedeleri. Hüseyin Hüsamettin Efendi, Amas’ya Tarihi. İbn-i Arab Şâh, Acâib’ûl-Makdur. İbn-i Hacer, Dürer’ûl-Kâmine. – , Enbe’ül-Gumur. İbn-i Hâldun, Mukaddime. İbn-i Şahne, Ravzât’ûl-Menazır. İbn-i Tikteka, Kitâb’ûl-Fahri. İshak Efendi, Kâşif’ül-Esrâr. Kaşânî, Ebû-l’Kâsım Abd’Allâh, Olcaytu Tarihi. Kenârî, İbn-i Hallikân, Şekayık. Khârezmî, Muhammed bin Ahmed, Mefatîh’ûl-Ulûm. Köprülü, Fuad, Türk Tarihinde İlk Mutasavvıflar. Massignon, Louis, Essai sur la lexique du mystique musulmane. Mes’ûdî, Ali, Mûruc’ûz-Zeheb. – , Kitâb’ût-Tenbih ve’l İşrâf. Muhsin Fanî, Mûbid, Tuhfe-i İsnâ Aşer’îye. Muvaffık el-Mekkî, Menâkıb. Öz, Mustafa, Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü. Öztürk, Yaşar Nuri, İmâm-ı Â’zam – Savunması Şehid bir önder için Apolocya. – , En-el Hak İsyanı – Hallâc-ı Mansûr (Darağacında Miraç). Reşidî, Fazl’ûl-Lâh, Câmi’ût-Tevârih. Sıbt İbn’ûl Cezvî, Mir’at-ûz-Zaman. Suver’ûl-Ekalîm, İbn-i Nedim, Fihrist. Süyûtî, Celâl’ed-Dîn, Tarih’ûl-Hulefâ. Şehristanî, Muhammed, Kitâb’ûl-Milel ve’n-Nihâl. Şerafeddin, M. Pamir İsmâ‘ilîleri, İlâhiyat Fakültesi Mecmuası. Yakût’ûl-Hamavî, Ebû Abd’ûl-Lâh, Mû’cem’ûl-Büldan. Zeydan, Jorji, Medeniyet-i İslâm’îyye Tarihi, Zeki Magemez tercümesi. Genel tanıtım Engin, Ismail & Franz, Erhard (2000). Alevîler / Alewiten. Cilt 1 Band: Kimlik ve Tarih / Identität und Geschichte. Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 59/2000). ISBN 3-89173-059-4 – , (2001). Alevîler / Alewiten. Cilt 2 Band: İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen. Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 60/2001). ISBN 3-89173-061-6 – , (2001). Alevîler / Alewiten. Cilt 3 Band: Siyaset ve Örgütler / Politik und Organisationen. Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 61/2001). ISBN 3-89173-062-4 Kehl-Bodrogi, Krisztina (1992). Die Kizilbas/Aleviten. Untersuchungen uber eine esoterische Glaubensgemeinschaft in Anatolien. Die Welt des Islams, (New Series), Vol. 32, No. 1. Kitsikis, Dimitri (1999). Multiculturalism in the Ottoman Empire: The Alevi Religious and Cultural Community, in P. Savard & B. Vigezzi eds.Multiculturalism and the History of International Relations Milano: Edizioni Unicopli. Kjeilen, Tore (undated). “Alevism,” in the (on-line) Encyclopedia of the Orient. Shankland, David (2003). The Alevîs in Turkey: The Emergence of a Secular Islamic Tradition. Curzon Press. Shindeldecker, John (1996). Turkish Alevis Today. Istanbul: Sahkulu. White, Paul J. & Joost Jongerden (eds.) (2003). Turkey’s Alevi Enigma: A Comprehensive Overview. Leiden: Brill. Yaman, Ali & Aykan Erdemir (2006). Alevîsm-Bektashism: A Brief Introduction, London: England Alevi Cultural Centre & Cemevi. ISBN 975-98065-3-3 Vorhoff, Karin. (1998), “Academic and Journalistic Publications on the Alevi and Bektashi of Turkey.” In: Tord Olsson/Elizabeth Özdalga/Catharina Raudvere (eds.) Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives, Istanbul: Swedish Research Institute, pp. 23–50. Zeidan, David (1999) “The Alevi of Anatolia.” Middle East Review of International Affairs 3/4. Alevî kimliği Erdemir, Aykan (2005). “Tradition and Modernity: Alevîs’ Ambiguous Terms and Turkey’s Ambivalent Subjects”, Middle Eastern Studies, 2005, vol.41, no.6, pp. 937–951. Koçan, Gürcan/Öncü, Ahmet (2004) “Citizen Alevî in Turkey: Beyond Confirmation and Denial.” Journal of Historical Sociology, 17/4, pp. 464–489. Olsson, Tord & Elizabeth Özdalga/Catharina Raudvere, eds. (1998).Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives. Istanbul: Swedish Research Institute. Stokes, Martin (1996). “Ritual, Identity and the State: An Alevi (Shi’a)Cem Ceremony.”In Kirsten E. Schulze et al. (eds.), Nationalism, Minorities and Diasporas: Identities and Rights in the Middle East, , pp. 194-196. Vorhoff, Karin (1995). Zwischen Glaube, Nation und neuer Gemeinschaft: Alevitische Identität in der Türkei der Gegenwart. Berlin. Avrupa’da Alevîlik Geaves, Ron (2003) “Religion and Ethnicity: Community Formation in the British Alevi Community.” Koninklijke Brill NV 50, pp. 52– 70. Kosnick, Kira (2004) “‘Speaking in One’s Own Voice’: Representational Strategies of Alevi Turkish Migrants on Open-Access Television in Berlin.” Journal of Ethnic and Migration Studies, 30/5, pp. 979-994. Massicard, Elise (2003) “Alevist Movements at Home and Abroad: Mobilization Spaces and Disjunction.” New Perspective on Turkey, 28, pp. 163–188. Rigoni, Isabelle (2003) “Alevis in Europe: A Narrow Path towards Visibility.” In: Paul J. White/Joost Jongerden (eds.) Turkey’s Alevi Enigma: A Comprehensive Overview, Leiden: Brill, pp. 159–173. Sökefeld, Martin (2002) “Alevi Dedes in the German Diaspora: The Transformation of a Religious Institution.” Zeitschrift für Ethnologie,127, pp. 163–189. – , (2004) “Alevis in Germany and the Question of Integration” paper presented at the Conference on the Integration of Immigrants from Turkey in Austria, Germany and Holland, Boğaziçi University, Istanbul, February 27–28, 2004. Sökefeld, Martin & Suzanne Schwalgin (2000). “Institutions and their Agents in Diaspora: A Comparison of Armenians in Athens and Alevis in Germany.” Paper presented at the 6th European Association of Social Anthropologist Conference, Krakau. Thomä-Venske, Hanns (1990). “The Religious Life of Muslim in Berlin.” In: Thomas Gerholm/Yngve Georg Lithman (eds.) The New Islamic Presence in Western Europe, New York: Mansell, pp. 78–87. Wilpert, Czarina (1990) “Religion and Ethnicity: Orientations, Perceptions and Strategies among Turkish Alevi and Sunni Migrants in Berlin.” In: Thomas Gerholm/Yngve Georg Lithman (eds.) The New Islamic Presence in Western Europe. New York: Mansell, pp. 88–106. Zirh, Besim Can (2008) “Euro-Alevis: From Gasterbeiter to Transnational Community.” In: Anghel, Gerharz, Rescher and Salzbrunn (eds.) The Making of World Society: Perspectives from Transnational Research. Transcript; 103-130. Bektâşîlik / Kızılbaşlık tarihi Birge, John Kingsley (1937). The Bektashi order of dervishes, London and Hartford. Brown, John (1927), The Darvishes of Oriental Spiritualism. Küçük, Hülya (2002) The Roles of the Bektashis in Turkey’s National Struggle. Leiden: Brill. Mélikoff, Irène (1998). Hadji Bektach: Un mythe et ses avatars. Genèse et évolution du soufisme populaire en Turquie. Leiden: Islamic History and Civilization, Studies and Texts, volume 20, ISBN 90-04-10954-4. Shankland, David (1994). “Social Change and Culture: Responses to Modernization in an Alevi Village in Anatolia.”In C.N. Hann, ed., When History Accelerates: Essays on Rapid Social Change, Complexity, and Creativity. London: Athlone Press. Yaman, Ali (undated). “Kizilbash Alevi Dedes.” (Based on his MA thesis for Istanbul University.) Kızılbaş Kürtler Bumke, Peter (1979). “Kizilbaş-Kurden in Dersim (Tunceli, Türkei). Marginalität und Häresie.” Anthropos 74, 530-548. Gezik, Erdal (2000), Etnik Politik Dinsel Sorunlar Bağlamında AlevîKürtler, Ankara. Izady, Mehrdad R. (1992), The Kurds : a concise handbook, Washington & London: Taylor & Francis, ss. 170 passim, ISBN 0-8448-1727-9. Van Bruinessen, Martin, (1996). Kurds, Turks, and the Alevî revival in Turkey. Middle East Report, No. 200, pp. 7–10. (NB: The on-line version is expanded from its original publication.) – , (1997). “Aslını inkâr eden haramzadedir! The Debate on the Kurdish Ethnic Identity of the Kurdish Alevis.” In K. Kehl-Bodrogi, B. Kellner-Heinkele, & A. Otter-Beaujean (eds), Syncretistic Religious Communities in the Near East (Leiden: Brill). White, Paul J. (2003), “The Debate on the Identity of ‘Alevî Kurds’.” In: Paul J. White/Joost Jongerden (eds.) Turkey’s Alevî Enigma: A Comprehensive Overview. Leiden: Brill, pp. 17–32. Ghulat Şî’î (Köktendinci) tarikât Halm, H. (1982). Die Islamische Gnosis: Die extreme Schia und die Alawiten. Zurich. Krisztina Kehl-Bodrogi, Krisztina, & Barbara Kellner-Heinkele, Anke Otter-Beaujean, eds. (1997) Syncretistic Religious Communities in the Near East. Leiden: Brill, pp. 11-18. Moosa, Matti (1988). Extremist Shiites: The Ghulat Sects, Syracuse University Press. Van Bruinessen, Martin (2005). “Religious practices in the Turco-Iranian world: continuity and change.” French translation published as: “Les pratiques religieuses dans le monde turco-iranien: changements et continuités”, Cahiers d’Études sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien, no. 39-40, 101-121. Türkçe eserler Ata, Kelime (2007), Alevîlerin İlk Siyasal Denemesi: (Türkiye Birlik Partisi) (1966–1980), Kelime Yayınevi, Ankara. Aydın, Ayhan (2008), Abidin Özgünay: Yazar Yayıncı ve Cem Dergisi Kurucusu, Niyaz Yayınları, İstanbul. Balkız, Ali (1999), Sivas’tan Sydney’e Pir Sultan, İtalik Yayınları, Ankara. – , (2002), Pîr Sultân’da Birlik Mücadelesi (Hızır Paşalar’a Yanıt), İtalik Yayınları, Ankara. Bilgöl, Hıdır Ali (1996), Alevîler ve Canlı Fotoğraflar, Alev Yayınları. Coşkun, Zeki (1995) Alevîler, Sünnîler ve öteki Sivas, İletişim Yayınları,İstanbul. Dumont, Paul (1997), “Günümüz Türkiye’sinde Alevîliğin Önemi” içinde Aynayı Yüzüme Ali Göründü Gözüme: Yabancı Araştırmacıların Gözüyle Alevîlik, Editör: İlhan Cem Erseven, 141-161, Ant, İstanbul. Engin, Havva ve Engin, Ismail (2004). Alevîlik, Kitap Yayınevi, İstanbul. Gül, Zeynel (1995), Yol muyuz Yolcu muyuz? Can Yayınları, İstanbul. – , (1999), Dernekten Partiye: Avrupa Alevî Örgütlenmesi, İtalik Yayınları, Ankara. Güler, Sabır (2008), Alevîliğin Siyasal Örgütlenmesi: Modernleşme, Çözülme ve Türkiye Birlik Partisi, Dipnot, Ankara. İrat, Ali Murat (2008), Devletin Bektaşi Hırkası / Devlet, Alevîler ve Ötekiler, Chiviyazıları, İstanbul. Kaleli, Lütfü (2000), Alevî Kimliği ve Alevî Örgütlenmeri, Can Yayınları,İstanbul. – , (2000), “1964-1997 Yılları Arasında Alevî Örgütleri” içinde Alevîler/Alewiten: Kimlik ve Tarih/ Indentität und Geschichte, editörler: İsmail Engin ve Erhard Franz, 223-241, Deutsches Orient-Institut, Hamburg. Kaplan, İsmail (2000), “Avrupa’daki Alevî Örgütlenmesine Bakış” içinde Aleviler/Alewiten: Kimlik ve Tarih/ Indentität und Geschichte, editörler: İsmail Engin ve Erhard Franz, 241-260, Deutsches Orient-Institut, Hamburg. – , (2009), Alevîce: İnancımız ve Direncimiz, AABF Yayınları, Köln. Kocadağ, Burhan (1996), Alevî-Bektaşi Tarihi, Can Yayınları, İstanbul. Massicard, Elise (2007), Alevî Hareketinin Siyasallaşması, İletişim Yayınları, İstanbul. Melikoff, Irene (1993), Uyur İdik Uyardılar, Cem Yayınevi, İstanbul. Okan, Murat (2004), Türkiye’de Alevîlik / Antropolojik Bir Yaklaşım, İmge Yayınları, Ankara. Özerol, Süleyman (2009), Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu, Ürün Yayınları,Ankara. Şahhüseyinoğlu, H. Nedim (2001), Hızır Paşalar: Bir İhracın Perde Arkası, İtalik Yayınları, Ankara. – , (1997), Pir Sultan Kültür Derneği’nin Demokrasi Laiklik ve Özgürlük Mücadelesi, PSAKD Yayınları, Ankara. – , (2001), Alevî Örgütlerinin Tarihsel Süreci, İtalik, Ankara. Salman, Meral 2006, Müze Duvarlarına Sığmayan Dergâh: Alevî –Bektaşi Kimliğinin Kuruluş Sürecinde Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri, Kalan, Ankara. Saraç, Necdet (2010), Alevîlerin Siyasal Tarihi, Cem Yayıncılık, İstanbul. Şener, Cemal ve Miyase İlknur. (1995), Şeriat ve Alevîlik: Kırklar Meclisi’nden Günümüze Alevî Örgütlenmesi, Ant Yayınları, İstanbul. Tosun, Halis (2002), Alevî Kimliğiyle Yaşamak, Can Yayınları, İstanbul. Vergin, Nur (2000, [1981]), Din, Toplum ve Siyasal Sistem, Bağlam Yayınları, İstanbul. Yaman, Ali (2000) “Anadolu Alevîliği’nde Ocak Sistemi Ve Dedelik Kurumu.” Alevî/Bektaşi. Zırh, Besim Can (2005), “Avro-Alevîler: Ziyaretçi İşçilikten Ulus-aşırı Topluluğa” Kırkbudak 2: 31-58. – , (2006), “Avrupa Alevî Konfederasyonu Turgut Öker ile Görüşme” Kırkbudak 2: 51-71. KONULAR kategorisinde yayınlandı | Düzenle Yorum yapın Etiketler: alevilik tarihi, Ali, Cem Alevilikte Işıkçılık ŞUB 7 Yazan: Alevikutuphanesi Işıkçılık / Işık Alevîliği ya da Chinarisme / Çınarcılık Son dönemlerde Alevîler arasında yaygınlaşan[kaynak belirtilmeli], Alevî inanç ve tarihini alternatif bir şekilde algılayan bir hareketi imâ etmek amacıyla kullanılan bir terimdir.

Konu başlıkları [gizle]

1 Çınarcılık (Chinarisme) 1.1 Çınarcılık (Chinarisme) nazâriyesi 1.2 Chinarisme etimolojisi 2 İnanç 3 Işıkçılık nazariyesince savunulan fikir ve görüşler 4 Eleştiriler 5 Işık-Alevî kurumları 6 Işıkçı dedeler 7 Ayrıca bakınız 8 Kaynakça 9 Bibliyografya Çınarcılık (Chinarisme) Her ne kadar 1990’lı yılların başlangıcından beri Alevîler arasında alternatif görüşler varolduysa (örneğin Nejat Birdoğan), ciddi ve etkili bir biçimde görüşler 2004 yılında ortaya çıktı. Bu farklı görüş ve yorumlar Erdoğan Çınar‘ın Aleviliğin Gizli Tarihi isimli kitabının 2004 yılında yayınlanmasıyla kurumsallaştırılmıştır.

Çınarcılık (Chinarisme) nazâriyesi Ana maddeler: Alevîler, Luviler, Paulus, Pir Sultan Abdal, ve Pir Sultan Abdal Şenlikleri Alevîler‘in kökeni, Hititler‘den önce Anadolu’da yaşamış olan Luviler‘e dayanır. Bizans döneminde “Paulikienler” denen dinî grup Alevî‘dir. Paulikienler altı dede ocağı kurmuştur. Pîr Sultan olarak bilinen kişi aslında bir Paulikien önder olan Pir Silvanus’tur. Pîr Sultan Abdal’ın da başına gelen olaylar aslında Silvanus’un yaşadıklarından başka bir şey değildir. Paulikienler, aslında Hristiyan değil, ama Alevîler‘dir. Chinarisme etimolojisi Ana maddeler: Luviler, Luvice, Pelasglar, Hitit Krallığı, ve Luvi Krallığı Işık-Alevî hareketi “Alevî” teriminin eski bir Anadolu uygarlığı olan Luvilerden geldigini, ve Luvi sözcüğünün Hitit dilinde “Işık İnsanları” anlamına geldiğini öne sürmektedir.[1][2] Buna karşın, geleneksel Alevîlik’te Alevî terimi, Arapça “Ali’ye bağlı” anlamına gelen sözcükten geldiği kabul edilir (Arapça: عَلَوِي‎‎, ‘Alawī). Bazı Osmanlı kaynaklarinda belirli bölgelerde yaşayan bir kısım Alevîler için “Işık Taifesi” denmesi, Işık-Alevîlerine göre, Luvilerin ve Alevîlerin arasındaki bağın ispatıdır.

İnanç Ana maddeler: Ezoterizm, Bâtınîlik, Kabbala, Paulusçuluk, ve Bogomilizm Işıkçılar kendilerini ezoterikçi olarak görürler ve Alevîliğin de ezoterizmin ta kendisi olduğunu savunurlar. Böylece kendilerini tarihteki bütün ezoterik inançlarla özdeşleştirirler (örneğin Hıristiyan ezoterizmi, İslâm ezoterizmi (Bâtınîlik), Musevi ezoterizmi (Kabbala) ve Pagan ezoterizmi gibi kimliklerle).

Işık Alevîleri, Alevîliğin Dünya’nın en eski dini olduğunu, ve bu dinin zamanla birçok kılıfa bürünmeye mecbur kaldığını savunurlar. Dünya’nın bu “ilk ve orijinal” dininin, diğer din ve inançlara asıl kaynak olduğunu öne sürerler:

Alevîliğin, on binlerce yıllık geçmişten gelen, bütün inanışları etkilemiş, semavî dinlere başlangıç oluşturmuş asıl kaynak, “Serçeşme”, olduğunu bütün gerçekliğiyle ortaya çıkartıyor.[3]

Işık hareketi, Alevîlerin dini törenlerinin Hititler ve hatta Sümerler tarafından bile yapıldığını iddia eder. Işıkcılara göre, Ortaçağ‘daki Paulusçuluk ve Bogomilizm gibi Hıristiyan mezhepleri de aslında Alevî idi. Bu görüşe dair iyi bir örneği, Sean Martin’in The Cathars: The Most Successful Heresy of the Middle Ages[4] isimli kitabının Türkçeye çevirilmesinde görüyoruz. Kitabın orijinalı “Alevî” sözcüğünü içermediği halde çeviren kişi, kitabın başlığını Ortaçağ’da Avrupa’da Alevî Hareketi – Katharlar olarak çevirmistir.[5]

İlk başta Alevî tarihinin 3.000 yıllık olduğunu savunan Işık hareketi, bu rakamı 12.000 yıla yükseltmiştir. Bunu Ocak 2009’da Berlin şehrinde bir konferansta beyan etmişlerdir.[6]

Ayrıca bakınız: Hurûfî-Bektâşî inancı, Nusayrî inancı, Alevî inancı, Safevî-Kızılbaş tarihi ile Ali’siz Alevilik Işıkçılık nazariyesince savunulan fikir ve görüşler Ana maddeler: Nizarî İsmailîlik, Pamir Alevîliği, Bektâşîlik, Arap Aleviliği, ve Dürzîler Geleneksel Alevîlik ile kıyaslandığı zaman Işık hareketinin en çarpıcı farklılıkları, hareketin tarih algılayışında görülmektedir. Işıkçıların itikadlarına göre:

Işıkçılar, Alevîler‘in yaşamlarını devam ettirebilmek için tarihte defalarca gerçek kimliklerini gizlemek zorunda kaldıklarını öne sürmektedirler. Işıkçı-Çınarcılık inancına göre,Pavliken ve Bogomil gibi heretik Hıristiyan mezheplerinin de aslında Bizans baskısından kurtulabilmek için kendilerini Hıristiyan göstermeye uğraşan en eski Alevîler‘den oldukları varsayımı temel inanç akidesini oluşturmaktadır. Işık-Alevi düşüncesi, çoğu heterodoks grupların da baskının birer ürünü olarak ortaya çıktıklarını savunmaktadır. Aynı şekilde günümüz Anadolu Aleviler‘in tümünün deOsmanlı baskısından kurtulabilmek için İslami bir kılıfa bürünmeye mecbur kalan takiyyeci gruplar olduklarını iddia etmektedir. Böylece, Ehl-i Hak ve Yezîdîlik gibi kökleri Yezdânizm‘den beslenen ve İslâmiyet ile Sufilik‘ten başka hiçbir ortak tarafı bulunmayan farklı gayri-İslâmî dini grupların içerisine,İslâm Şiiliğinin İsmâilîlik mezhebi ve İmamiye-i İsnaaşeriye mezhebinden olan Bektâşî Tarikâtı ile Ghulat-i Şîʿa‘dan olan Nusayrî inancı gibi itikatları da dahil etmek suretiyle, bunların tümünün aslında İslâmiyet ile hiçbir alâkası bulunmayan bozulmuş dini inanışlar olduğunu iddia ederler ve bu tezlerini ispatlamak için de olanca güçleriyle mücadelelerini sürdürürler.[7] Yezidi-Yaresani itikatları için tamamen geçerli olan yukarıdaki bu olguyu İslâmiyet‘in İsmâilîyye, Nusayrîlik ve Bektâşî Tarikâtı için de sanki geçerliymiş gibi yaymağa özel bir çaba sarfederek, bu sözde nazariyyelerini desteklemek amacıyla da İslami kökeni haiz olan Alevilik kelimesi ve inancını kullanma yolunu benimserler.[8] Anadolu Aleviliği ile uzaktan yakından hiçbir alakasının bulunmadığı artık aşikar olan “Yâresânîlik“ ile “Hazreti Ali kindarlığı-Yezid sevgi ve saygısı” üzerine tesis edilmiş olanEzidilik-Sûfiliğini “Kürt Alevîliği“ [9] ana başlığı altında birleştirmek ve böylece yeni bir “Alevi itikat tanımlaması” üretmek suretiyle, Alevîlik ile İslamiyet arasındaki bağlantıyı tamamıyla kopartarak kökenini Hititler ile Luviler‘e dayandırdıkları “Alisiz-Alevîlik” [10] olarak ta tanımlanan yeni bir itikat üretmektedirler. Bu kuramın en ileri mertebedeki savunucuları ise “Alevi” kelimesi ile “Hazreti Ali” arasında hiçbir bağın geçmişte de mevcut olmadığını, aslında “Alevi” kelimesinin kökeninin “Luvice” içinde saklı olduğu ve Luviler‘e delalet ettiği iddiasının isbatı için yoğun çaba sarfetmektedirler.[11] Ayrıca bakınız: Yezdânizm, Ezidilik, Kürt Alevîleri, Yarsanilik ile Yezdânizm’in Ghulat-i Şîʿa ve Kürt Alevîliği ile etkileşimi Eleştiriler Işıkçı-gelenekçi ayrışması Alevi camiasında derin bir fikir ayrılığına yol açmıştır. Alevîler son yüzyıllarda ilk kez inanç bakımından bu kadar ciddi bir ayrışmaya tanık olmuşlardır.

Bazı geleneksel Aleviler, Işıkçı hareketine şiddetli bir biçimde karşı çıkmıştır. Onlar, Işık Alevilerini yeni bir din icat etmekle[12][13] ve bazen Alevi birliğini bozmaya çalışan ajanlar olmakla bile suçlamışlardır. Işıkçılar aşırı politik olmakla ve Aleviler tarafından çok okunan Buyruk gibi önemli Alevi kaynaklarından vazgeçmekle de eleştirilmiştir.

Ünlü Alevi tarihçisi Hamza Aksüt de Erdoğan Çınar’ın eserlerini birkaç makalede onu bilerek çarpıtmakla ve komplocu olmakla eleştirmiştir.[14] Aksüt’ün ilk resmî cevabı[15]Çınar’dan uyarı: ‘Her flörtün sonu evlilikle bitmez[16] isimli röportaja yönelik gelmiştir. Diğer bir araştırmacı Ünsal Öztürk de Erdoğan Çınar’ı eleştirmiştir.[17] 2010 yılında Hamza Aksüt, Hasan Harmancı ve Ünsal Öztürk’le beraber Alevi Tarih Yazımında Skandal – Erdoğan Çınar Örneği isimli kitabı çıkarmıştır. Bu kitap Erdoğan Çınar’ın öne sürdüğü iddiaları[18] ele alan bir incelemedir.

Bazı gelenekçiler tepki olarak Hasan Kılavuz gibi Işıkçı düşünceyi benimsemiş dedelerin yol düşkünü ilan edilmesini bile talep etmiştir.[19]

Son zamanlarda birçok yeni blog ve websitesi (örnegin aleviyolu.org), Işıkçı hareketine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bunların bazıları rakip kurum olarak görülen Cem Vakfıtarafından kurulmuştur.

Işık-Alevî kurumları Ana maddeler: Alevîler, Sümerler, Hititler, Yarsanilik, ve Ezidilik Işık hareketi önemli ve güçlü Alevi kurumları arasında çok etkili olmayı başarmıştır. Örneğin Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 2006 yılında geleneksel Alevilik anlayışını Işık-Alevi düşüncesine uygun bir anlayışla değiştirmiştir.[20]

Bugün AABK’ya ait YOL TV isimli bir televizyon kanalı da bulunmaktadır. Son zamanlarda Türkiye’de bulunan bazi Alevi kurumları da Alevilik anlayışlarını değiştirmiştir.

Işıkçı dedeler Her ne kadar çoğu dedeler hâlâ geleneksel Alevilik anlayışını benimsiyorsa da bazıları zamanla Işıkçı hareketinin Alevilik anlayışını kabul etmiştir. Gayri geleneksel görüşlere sahip olduklarını bildiren ilk dedeler arasında 1995 yılında Alevilik Bir Sır Değildir isimli kitabı yayınlanan Ali Haydar Cilasun ve 2003 yılında Hasan Kılavuz yer almaktadır. Hasan Kılavuz, bugün Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nda ve buna bağlı televizyon kanalı YOL TV’de önemli bir kişiliktir.

Ayrıca bakınız Keysanîlik Karmatîlik Dürzîlik İsmailîlik Mustâlîlik Davudî İsmailîlik Nizarî İsmailîlik Haşhaşilik Bâtınîlik Nusayrîlik Vefâîlik Babâîlik Barak’îyyûn Hurûfîlik Kızılbaşlık Alevîlik Bektaşîlik Dedebabalık Alicilik Harabatîlik Bâbîlik Bahâîlik Ehl-i Hak Ezidilik Adâvv’îyye Yezdânizm Sâbiîlik Mani dini Nebatiler Luvi mitolojisi Gnostisizm Zerdüştlük Zurvanizm Kaynakça ^ birgun.net. “ALEVİLER ALEVİLİĞİ TARTIŞIYOR 1: ‘ALEVİ ADI HZ. ALİ’DEN GELMEZ’”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ birgun.net. “ALEVİLER ALEVİLİĞİ TARTIŞIYOR 2: ALEVİLER MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ? BÖLÜM 2″. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ idefix.com. “Erdoğan Çınar: Aleviliğin Gizli Tarihi, Chivi Yazıları, 2004″. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ amazon.com. “Sean Martin: The Cathars: The Most Successful Heresy of the Middle Ages, Pocket Essentials, 2005″. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ idefix.com. “Sean Martin: Ortaçağ’da Avrupa’da Alevi Hareketi – Katharlar, Kalkedon Yayıncılık, 2009″. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ renkhaber.com. “Konferans: Alevilerin 12 Bin Yıllık Tarihi”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ Izady, Mehrdad R. (1992), The Kurds : a concise handbook, Washington & London: Taylor & Francis, ss. 170 passim, ISBN 0-8448-1727-9 ^ Xemgin, E. (2012), Mazda İnancı ve Alevîlik, Berfin Yayıncılık. ^ Kreyenbroek, Philip G. (1996). “Religion and Religions in Kurdistan”. Kurdish Culture and Identity. Zed Books Ltd.. ISBN 1856493296. ^ Bulut, Faik. (2011), Ali’siz Alevîlik, Berfin Yayıncılık. ^ Not: Günümüzde bazı Alevîler inançlarının sadece insanîyet ve sevgi temelli bir felsefeolduğunu ve doğrudan bir din ile alâkası bulunmadığını ifade etmektedirler. ^ alevierenler.blogcu.com. “Yol tv’de Hasan Kılavuz Skandalı!”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ aleviyolu.org. “Yol tv ve “Gönül Yolu” isimli program düzenleyicilerini kınıyoruz!”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ alevihaberajansi.com. “Hamza Aksüt: Erdoğan Çınar Skandalı”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ renkhaber.com. “Hamza Aksüt: ERDOĞAN ÇINAR’IN İPİYLE KUYUYA İNENLERE”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ renkhaber.com. “Çınar’dan uyarı: ‘Her flörtün sonu evlilikle bitmez’”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ renkhaber.com. “Ünsal Öztürk: Yazın hayatının tanımadığı bir facia: Erdoğan Çınar”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ idefix.com. “H. Harmancı, Ü. Öztürk & H. Aksüt: Alevi Tarih Yazımında Skandal, Yurt Kitap Yayın, 2010″. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ aleviyolu.net. “Hasan Kılavuz derhal düşkün edilmelidir!”. Erişim tarihi: 2010-04-06. ^ aleviyolu.net. “AABF ve AABK yeni proğram değişikliği ile Aleviliği kuşa çevirmeye devam ediyor!”. Erişim tarihi: 2010-04-06. KONULAR kategorisinde yayınlandı | Düzenle Yorum yapın Türkistan Aleviliği ŞUB 7 Yazan: Alevikutuphanesi Pamir Alevîliği ya da Türkistan Alevîliği; Çin, Pakistan, Afganistan ile Kırgızistan sınırındaki bölgede yer alan Pamir Dağları‘nın etrafında yaşayanlar arasında yaygın olan İmâmet (İsmâ‘ilî i’tikadı) ve İmâmet (Nizârî i’tikadı) kökenli Nizârî İsmâ‘ilîler‘in nüfus çoğunluğu teşkil ettiği Tacikistan‘nın Dağlık Bedehşan Özerk Vilayeti ile Afganistan‘nın Badahşan Vilayeti ve civarındaki yōrelere özgüİslâm i’tikadı.

Konu başlıkları [gizle]

1 Tarihçesi 2 Alevî Dâîlerin önemli fa’aliyetleri ve Alevîler’in Türkistan’a yayılmaları 2.1 Alevîler tarafından iskân edilen ülkeler 2.2 Alevîler’in Türkistan’a doğru yayılmaları 2.2.1 “Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî” ve Taberistan İsyânı 2.2.2 El-Dâî’Kebîr Hâlife – İmâm Bil’Hâkk “Hasan bin Zeyyid” İsyânı 2.3 Alevîler’in Taberistan’daki diğer fa’aliyetleri 2.3.1 “Hasan bin Ali El-Utrus” İsyânı 2.3.2 Taberistan Alevîleri’nin Bağdat’taki taraftarlarına yolladıkları mâlî yardımlar 3 Mısır’dan Türkistan’a Fâtımîler’in gönderdiği Alevî-Dâ’îler 3.1 Mısır Fâtımîleri’nin desteğiyle Orta Asya’da kurulan Pamir-Alevî teşkilâtı 3.1.1 Taberistan-Pamir-Türkistan Bâtınî-Alevîleri Dâî-i Â’zam-ı: Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev 3.1.2 Pamir Alevî–Bâtınîliği’nin i’tikadî ilkeleri 4 Anadolu Alevîliği ile Türkistan Alevîliği arasındaki yakınlıklar ve önemli kişiler şeması 5 Kaynakça Tarihçesi Emevîler tarafından “Hanedân-ı Alevîyye” mensuplarına karşı uygulanan takibât ve gerçekleştirilen mezâlimden kaçmağa muvaffak olabilen Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî taraftarlarının Irak kıt’asıyla, Türkistan ve İran yaylâlarına iskân edilmeleri neticesinde Taberistan,Azerbaycan ve Hazar Denizi kıyılarındaki ülkelerde yaşayan Alevî nüfusta hızlı bir artış meydana gelmişti.[1]

Alevî Dâîlerin önemli fa’aliyetleri ve Alevîler’in Türkistan’a yayılmaları “Hanedân-ı Ehl-i Beyt” nâmına Hilâfet makamının ele geçirilmesine yönelik başlatılan ihtilâller, neticede bir sülâlenin başarısıyla sonuçlanır sonuçlanmaz asıl olan umûmî gâye ve hedefler hemen unutularak hâkimiyet bu yeni ailenin tasarrufuna teslim ediliyordu. Hükûmet kurmaya muvaffak olan Alevî zümreler içerisinde en uzun ömre nâil olan “Bâvendîler” (Karahanlılar) 372 sene süren saltanatları zarfında tam 25 tane hükûmdâr tarafından yönetilmişlerdi. “Alevîler” içerisinde başta en güçlüleri olan “Mısır Fâtımîleri” olmak üzere “Bâvendîler” kadar dört asra yakın bir müddet istiklâllerini sürdürmeğe muvaffak olabilenlere pek nadiren rastlanmaktadır. Batı Aksa’da kurulan ve bir buçuk asır süren “Benî İdris Alevî Hanedânlığı” ile daha kısa yaşayan “Alevî Devletleri” de burada bahsedilmeğe değerdir.

Ayrıca bakınız: Benî İdris Alevî Hanedânlığı ile Bâvendîler Alevîler tarafından iskân edilen ülkeler Alevîler kendi güvenliklerini teminat altına alma açısından Deylem, Mazenderan, Taberistan ve İran’da askerî harekâta uygun olmayan sarp dağlar üzerinde yer alan yüksek yaylâlardaki nehirlerin kıyılarında ikâmet etmekteydiler. Bağdat’taki hilâfet merkezinden çok uzakta bulunan bu muhitlerde Alevîler’in mevkileri hâlifelerin nüfuzundan çok daha fazla etkili olmaktaydı. “Dâ’î-i Kebîr” ve “Dâ’î-i Sâgîr” nâmı altında bağımsızlıklarını ilân eden “Sâhib-î Zuhurlar” hep bu çevrelerden yetişiyordu. Abbâsî Hâlifesi “ʿAhmed el-Mûsta`in bi’l-Lâh” devrinde “Duât’û-Alevîyye” mensubu “Yahyâ bin Ömer Kûfî” huruç hareketi başlattığında Irak’ta Ehl-i Beyt’e bağlı ne kadar Alevîvarsa hepsi onun önderliği altında birleşerek Abbâsî Orduları’yla kanlı bir muharebeye giriştiler. Bu şiddetli harpte katledilen Yahyâ bin Ömer’in başının Bağdat’ta teşhir edilmesinden son derece müteessir olan Alevîler uzak ülkelere yerleştiler.[2]

Ayrıca bakınız: Alevîler, Abbâsî Hâlifesi, ʿAhmed el-Mûsta`in bi’l-Lâh, Yahyâ bin Ömer Kûfî ile Abbâsîler devrinde Alevîler Alevîler’in Türkistan’a doğru yayılmaları Hicrî 98 / M. 717 yılında “Yezid bin Mühelleb” Taberistan, Cürcan ve etrafındaki şehirleri feth ettikten sonra bu muhitlerde Abbâsîler’den El-Mansur devrine kadar sürekli olarak kırk sene boyunca Alevîlik propagandaları yürütüldü. Hicrî 138 / M. 756 yılında ise Sünbâd (Sinbâd) adındaki bir Mecûsî İslâm âkideleri üzerinde bozguncu etkiler yaratan ve pek çok kişiyi peşinden sürükleyen yeni bir mezhep ortaya attı.[1]

“Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî” ve Taberistan İsyânı Bu hadiseden otuz yıl sonra M. 785 yılında “Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn’in torunu Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî” Taberistan’da “Hanedân-ı Ehl-i Beyt” nâmına dâvetlerine başladı. Hattâ “Benî Bâdüsîyân” nâmıyla meşhur “Rüstemdâd” hükümdârı “Abd’ûl-Lâh” da Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî’ye tâbi olanlar arasındaydı. Deylem, Âmül ve bütün Taberistan şehirlerinde “Alevîlik” propagandalarının şiddetli bir şekilde devam ettiği bu devirde “Rüstemdarlar’dan Feridun’un oğlu Bâdüsyân” hükümdârlık makâmına geçince Abbâsîler’in aleyhine fa’aaliyetler sürdürmekte olan ihtilâlcilerin önderi Hasan bin Zeyd bin Ali’ûl-Alevî’ye de büyük ihsânlarda bulunmuştu.

Ayrıca bakınız: Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî El-Dâî’Kebîr Hâlife – İmâm Bil’Hâkk “Hasan bin Zeyyid” İsyânı O sıralarda Abd’ûl-Lâh bin Tâhir’in Oğlu Muhammed’in dirliği olan Deylem-Taberistan kıt’ası, onun nâmına “Câbir bin Hârun” adındaki Hristiyan kâtibi tarafından yönetilmekteydi. Bu adamın yaptığı mezâlime tahammül edemeyen Taberistanlılar, Alevîler’den bir önderin etrafında teşkilâtlandılar. Bu yeni önderin daha deneyimli olan ve Cürcan’da yaşayan Hasan bin Zeyyid’i tavsiye etmesi üzerine ise, harekâtı yönetmek için Hasan bin Zeyyid’i Taberistan’a davet ederek “El-Dâî’Kebîr Hâlife ve İmâm Bil’Hâkk” ünvânı ile Hicrî 250 / M. 864 yılının Ramazan ayında kendisine biât ettiler. Bu gelişmeler neticesinde Abbâsîler’in Taberistan valisi olan “Süleyman bin Tâhir”firar etmek zorunda kaldı. Etrafa mektuplar yollayan “Hasan bin Zeyyid” bu muhitlerdeki halkı kendisine biât etmeğe dâvet etti. Mülûk Bâvendîyye’den “Şehrîyâr” bu dâvete icâbet edenlerin başında gelmekteydi.

Ayrıca bakınız: Tahirîler, Deylem, Taberistan, Gürgan, Hasan bin Zeyyid (El-Dâî’Kebîr Hâlife) ile Alavîler Alevîler’in Taberistan’daki diğer fa’aliyetleri Hicrî 250 / M. 864 yılında yine Taberistan’da Nâsır’ûl-Hâk Alevî yeni bir huruç hareketi başlattı. Bunu müteakiben “Dâî Hayfer Hasan Kâsım Alevî”, “Seyyid Câ’fer”, “Seyyid Geylân” gibi çok önemli hâdiseler başlatan dâîlerin propagandaları neticesinde bu bölgelerde Abbâsîler büyük ölçüde itibâr kaybına uğrayarak her türlü nüfuzlarını da yitirmiş oldular. Arada geçen zaman zarfı içerisinde ufak tefek birtakım hükûmetlerin kurulmasına rağmen, bu hükûmetleri kuran sülaleler süreklilik ve istikrar sağlamayı başaramadıklarından birbirlerini takiben tarihin sahnesinden silinip yok oldular. Neticede Bağdat Hilâfet makamının hâkimiyeti bu bölgede kuvvetli bir şekilde hissedilmeye başlamış oldu. Daha sonra gelen devirlerde ise “Ahmed Hücistanî” adında bir sâhib-i huruç Curcan ve Taberistan’da ihtilâl çıkardı.

Ayrıca bakınız: Saffârîler, Samanîler, Bâvendîler, Gazneliler ile Selçuklular “Hasan bin Ali El-Utrus” İsyânı Hicrî 301 / M. 914 yılında “Sare” ve “Âmül” şehirlerini fetheden meşhur “Hasan bin Ali el-Utrus” on yedi yıl süren ayaklanması neticesinde Abbâsîler’in isimlerini bölgeden tamamıyla silmeyi başardı. Bir yandan Bağdad hâlifelerine karşı sonsuz kin ve husumet propagandaları yürüten dâîlerin tesirleri nedeniyle, diğer taraftan da Irak’taki hükûmet tarafından “Alevîlik” yanlılığıyla itham edilmeleri sebebiyle, binlerce insan Taberistan ve Gürgan yöresine göç etmek zorunda kalmışlardı. Hasan bin Ali el-Utrus’un ölümü üzerine“Leylâ bin Nûman”, “En-Nâsır’ûd-Dîn Allâh” ünvanıyla yeni bir huruç hareketi başlattı. “Nişabur” ve “Tûs” şehirlerini işgal ederek Alevîler’in mevkîilerini bir hâyli kuvvetlendirdi.

Ayrıca bakınız: Zeyd bin Ali, Zeydîler, Deylem, Taberistan, Alavîler ile Hasan bin Ali el-Utrus Taberistan Alevîleri’nin Bağdat’taki taraftarlarına yolladıkları mâlî yardımlar[değiştir | kaynağı değiştir] Bu hâdiseler cereyân ederken Taberistan Alavîleri de el altından Bağdat’taki Alevîleri desteklemek maksadıyla mâlî yardımlarda bulunuyorlardı. Muhammed bin Zeyyid el-Alevî’nin tahsilâtından otuz bin altının Irak’ta mukîm sâdâta dağıtılmak üzere Muhammed bin Verd Attar’a gönderildiği haberi Bağdat’taki hâlife El-Mû’tezîd bil-Lâh’a ihbâr edilmiş fakat hâlife bu yardımların sahiplerine ulaşmalarına engel olmak istememişti. Bağdat’ın “Büveyhîler” tarafından fethine kadar Şiî ve Sünnî mücadeleleri en hararetli şekliyle devam etti.

Mısır’dan Türkistan’a Fâtımîler’in gönderdiği Alevî-Dâ’îler Fâtımîler’in Mısır’da hükûmet kurmaları üzerine Mısır dâ’îleri Suriye üzerinden uç Anadolu’ya, Horasan’a ve Türkistan’a gelmeye başladılar. Horasan’da oturan büyük dâ’î, Maverâünnehre ve oradan daha esaslı bir teşkilât oluşturabilmek amacıyla Nesef ve Buhârâ’ya geçmişti. “Bâtınîler”, artık Abbâsîler’e karşı en önemli dâ’îlerini Kahire saraylarından ithâl etmeye başlamışlardı. “EbûʿAlî el-Mansûr el-Hâkim bi-EmrʿAllâh” ve “Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh” gibi Bâtınîliğin dâî a’zâmlık mertebesine ulaşmış olan hâlifeler, bu harekâtın idaresini tüm hassasiyetleriyle ellerinde tutmakta ve en ehliyetli dâ’îlerini Türkistan’a tayin etmekteydiler. Deylem’e Ebâ Hâtim, Nişabur’a Ahmed Nesefî ve Ebû Yakûb Sizcî, Maverâünnehir’e Bendanî, Hindistan’a Ahmed bin Keyyâl (H. 270, M. 884), Endülüs’e İbn-i Meserret (H. 310, M. 923) gibi çok iktidarlı dâ’îler “Bâtınîlik Teşkilâtını” oluşturmak üzere atanmışlardı.

Ayrıca bakınız: EbûʿAlî el-Mansûr el-Hâkim bi-EmrʿAllâh, Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh, Keyyâl’îyye, İsmailîlik, Mustâlîlik,Nizarîlik ile Dürzîlik Mısır Fâtımîleri’nin desteğiyle Orta Asya’da kurulan Pamir-Alevî teşkilâtı Abbâsî Halifeliği’ne karşı şiddetli bir husumet ve muhalefet beslemekte olan Mısır Fâtımî dâ’îleri Buhârâ’ya hâkim olan Samânîler’in en yakınları arasına nüfuz ederek Maverâünnehir ve Türkistan valilerinin saraylarına girmeyi başararak Fâtımî halifeleri adına halkı Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebine davet etmeğe başladılar. Maverâünnehre atanan Fâtımî dâîlerinden Muhammed Nesefî’nin çabalarıylaSamânîler’in ikinci hükümdarı olan “Nasr bin Ahmed bin Sâman” Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebine girdi. Hazreti Ali’nin “İlâh el-Arab” nâmı ile anılmakta olduğu bu bölgede Türkistan hükümdârı ile Âli Saffar’ın müessisi olan Yakûb bin Leys de “Bâtınî-Alevîliği” kabul etmişlerdi. Böylece, Orta Asya’da çok kuvvetli bir “Bâtın’îyye Teşkilâtı” vücuda getirilmiş oldu.

Ayrıca bakınız: Saffarîler, Samânîler ile Buhara

Pamir Dağları‘nın Çin, Pakistan,Afganistan ve Kırgızistan sınırındaki İsmâil Samanî Zirvesi.

Taberistan-Pamir-Türkistan Bâtınî-Alevîleri Dâî-i Â’zam-ı: Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev

AfganistanAfganistan‘nın Shughnon ile TacikistanTacikistan-Dağlık Bedehşan Özerk Vilayeti‘nin Shughnan ilçelerinin her iki yakası arasında yer alan Penc Irmağı,günümüzde Bâtınî-Pamir-Alevîliği‘nin merkezi konumunda olan bir yöredir.

Din ve felsefe ilimlerinde büyük şöhret sahibi olan “Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev”, Tuğrul Selçukî’nin kardeşi Çağrı Bey’in Horasan valiliği esnasında önemli memuriyetlerde bulundu. H. 437, M. 1046 yılında Hicaz’a gitti. H. 440, M. 1049’da Fâtımî halifesi Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh’ın emrine girdi. “İmâm-ı Zaman” tarafından Horasan Dâî Â’zamlığına tâyin oldu. Tehame, Yemen, LehsaKarmatîler’i ile ilişkiler kurdu. Oralarda bir hayli neşriyatta bulunduktan sonra Basra ve İsfahan’a uğrayarak kardeşi Ebû Said ile birlikte Belh’e geldi. Kendisine “Hüccet-î Mûstensir”, “Hüccet-î Horasan” ve “Sâhib-î Cezîre” ünvanları verildi. Nâsır Hüsrev’in fa’aliyetlerinden şüphelenen hükümet onu Horasan’dan çıkardı. Uzun seyahatlerden sonra Belh’e oradanda Mazenderan’a gitti. Vardığı yerlerde hep Bedmezheplik ile suçlandı. Bu sebeple kimliğini gizlemek ve deruhte ettiği görevi tehlikesiz ifa edebilmek amacıyla kimi zaman bir tarikât üyesi gibi Ebû’l Hasan Kharakânî[3] zâviyesinde, kimi zaman da İsfahan ve Geylan âlimleriyle hikmet ve felsefeye dair münakaşalara giren bir hâkim olarak tanınmaktaydı. Bedehşan köylerinden Yemlekân’da öldü.[4] “Orta Asya Alevîleri” üzerinde derin izler bırakmış olan Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev’in mezarı bütün Rusya, İran, Hindistan, Afganistan ve Çin’den akın eden ziyaretçilerle takdis edilmektedir.[5]

Ayrıca bakınız: Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev Pamir Alevî–Bâtınîliği’nin i’tikadî ilkeleri Ana madde: Veçh-î Dîn ““Türkistan Bâtınîleri”” ve ““Pamir Alevîleri”” tarafından mezhepte “Düstur-û Amel” olarak bilinen Nâsır-ı Hüsrev’in fıkıh kitabını andıran eseri “Veçh-î Dîn,” günümüzde “Bâtınî Pamir–Alevîliği” i’tikadının ana hatlarını kayıt altında tutabilmiş olan en ciddî belge niteliğindedir.

Pamir Alevîliği’nin merkezi konumunda olan ve Çin, Pakistan, Afganistan ileKırgızistan sınırında yer alan Pamir Dağları‘nın en tepe noktası (İsmâil Samanî Zirvesi) günümüzde Nizârîler‘in nüfus çoğunluğu teşkil ettiği bir yöredir.

Veçh-î Dîn’in öğretisinde “Allah’ın insanlara karşı hücceti olan imân mevcuttur.” Cinnet akıldan ibârettir. “Resûller,” “Hüdâvend-i Tenzil,” onların vasileri olan “İmâm-ı Zamân” da “Hüdâvend-i Te’vil”dir. Cehennem, “Cehl ve Hamakât” demektir.[6] İnsanda altı cihetin mevcudiyetinden ötürü Allah insanlara “Nâtık” adı verilen Âdem, Nûh, İbrahim, Mûsâ, İsâ ve Muhammed gibi altı büyük peygamber göndermiştir. Her peygamberin ardından da altı tane büyük imâm gelmiştir. Altıncı büyük imâmdan sonra ise tekrar yeni bir Nâtık – Peygamber gönderilir.[7] İnsanlar ise Sünnâ’ûl-Hilkât’tir. Şer’iâtin zâhiri olduğu gibi bâtını da vardır. Her peygamber “Sâmit İmâm” diye bilinen ve Nâtığa gelen vahyin bâtınî mânasını izahâtla görevlendirilen bir “Esâs” ya da “Susan” tarafından tâkip edilir. Yedinci “Nâtık” Bâtın’îyye Mezhebi’nin müjdecisi olan Muhammed bin İsmâ‘il’dir. Onun Esâs’ı da Bâtın’îyye i’tikadının müessisi olan “Meymûn’ûl-Kaddâh’ın oğlu ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn” ile oğullarıdır. Dinî teklifler birer mahiyeti te’vil ile örtülüdür. Örneğin, abdest bâtınen Hüdâvend-i Zamân’ın ahdini iltizâm eder ve düşmanlarından inkıtâ’dır. Nâmaz’ın hakikâtiyse Hüdâvend’in dostlarına ittisâldir. İnsanların yememekten ve içmemekten kurtulmalarından dolayı “Ramazan Bayramı” “Esâs”ın dilidir. İşte Mü’minler de bu “Esâs” sayesinde ilîm zâ’fından sıyrılıp otuz gün süresince sukûn’un dili olan oruç’tan sonra ilîm ile tekemmül ederler. Yedi “Nâtık (Âdem, Nûh, İbrahim, Mûsâ, İsâ, Muhammed Mustafa ve Muhammed bin İsmâ‘îl eş-Şâkir)”, “Yedi Esâs ya da Sâmit İmâm (Şit, Sam, İsmâ‘il, Hârun, Şem’ûn, Ali el-Mûrtezâ, ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn ve Oğulları),” “Altı İmâm (Hasan el-Mûctebâ,Hüseyin eş-Şühedâ, Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn, Muhammed el-Bakır, Câʿfer es-Sâdık, İsmâ‘îl bin Câʿfer el-Mûbarek)”, birer Bâb-ı Hüccet, Dâ’î-i Belâğ ve Mutlâk, Me’zûn Mutlak ve Mahdût, beş haddi ulvî olan, “akıl,” “nefs,” “vecd,” “feth,” “hayâl” – ki hepsi otuz eder – gibi kavramları anlayıp haklarında malumât edindikten sonra bayram ederler. Ramazan Bayramı’nın te’vili “Esâs”ın ilmiyle anlaşıldığından onun delili de “Fıtır” gibi “Esâs”ın ismi olan Ali’nin üç harfinden meydana gelmiş olmasıdır. “Zekât” da “Esâs”a dâhildir. Çünkü Zekât Arapça’da “Tahâret” anlamını taşımaktadır. Şek ve şüpheden temizlenmekte “Esâs”ın ilmi olan te’vil ile oluşur. “Hac” da “Nâmaz” gibi Mü’minleri Hüdâ’nın dostlarına yakınlaştırmaktadır.[8] Ayrıca bakınız: İsmâ‘îl bin Câʿfer el-Mûbarek, Karmat’îyye, İsmâ‘îl’îyye, İmâmet (İsmâ‘ilî i’tikadı), Meymûn’ûl-Kaddâh, Muhammed bin İsmâ‘îl eş-Şâkir, Mustâ‘lîyye, Nizâr’îyye, Dâ’î ile Muin’ed-Dîn Nâsır-ı Hüsrev Anadolu Alevîliği ile Türkistan Alevîliği arasındaki yakınlıklar ve önemli kişiler şeması Ana madde: Alevîler Haşim bin ʿAbd Menâf Haşimoğulları ʿAbd el-Muttalib bin Haşim Amine bint Vehb ʿAbd Allâh bin ʿAbd el-Muttalib Ebû Tâlib Ez-Zûbeyr Hamza `Abbâs‘binʿAbd‘el’Muttalib Hatice bint Hüveylid Muhammed Mustafa ʿAbd Allâh bin `Abbâs Fatıma Zehra Ali el-Mûrtezâ Havlet bint Câ’fer `Alî bin ʿAbd Allâh Salmân-ı Fârisî Hasan el-Mûctebâ Hüseyin Seyyîd’ûs-Şuhedâ Muhammed bin el-Hânifîyye Abbâsîler Muhammed “el-İmâm”bin `Alî bin el-`Abbâs Hasan bin Zeyyîd Zeyyîd bin Hasan Hasan el-Mû’tenâ Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn Keysanîlik Bû’Müslim’îyye Mazdaizm Taberistan Alavîleri El-Dâî’Kebîr Hâlife Hasan ʿAbd Allâh el-Kâmil Muhammed el-Bakır Zeyd bin Ali eş-Şehid Sinbâd’îyye Neo’Mazdekçilik İbrahim bin ʿAbd Allâh Muhammed bin ʿAbd Allâh(Nefs’üz-Zekiyye) İdris bin ʿAbd Allâh İdrisiler (Zeyd’îyye) İmamîlik Zeydîlik El-Mukannaʿ’îyye Hûrrem’îyye (Babek Hûrremî) Yahya bin ʿAbd Allâh Z’ûl-Nûn el-Mısrî Câ’bir bin Hayyân[9] Câʿfer es-Sadık[10] Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî Kızılbaşlar Gnostisizm Ebâ Yezîd-i Bistâmî ʿAbd Allâh bin Câʿfer el-Eftâh İsmâ‘îl bin Câʿfer el-Mûbarek Musa el-Kâzım Çepniler Tahtacılar Fethîlik (Eftâh’îyye) (Vâfî ʿAhmed) ʿAbd Allâh bin Muhammed el-Vâfî Muhammed‘bin’İsmâ‘il‘eş’Şâkir(El-İsmâ‘il’îyyet-ûl Hâlisa) Ali er-Rıza Taberistan Zeydî-Alavîler Emîrliği Horasan Melametîliği Muhammed bin ʿAbd Allâh el-Eftâh ʿAhmed bin ʿAbd Allâh bin Muhammed et-Takî İsmailîlik(İsmâ‘il’îyye/Yedicilik) Muhammed el-Takî‘yyî’l Cevâd Tavvûsîlik(Tavvûs’îyye/Altıcılar) Bâtınîlik (Bâtınîİsmâ‘il’îyye) Ezoterizm Sufilik Hüseyin bin ʿAhmed bin ʿAbd Allâh ar-Radî / ez-Zekî Kûfeli Hamdân Kârmat(Karmatîyye/Yediciler) Ali en-Nakî‘yyî’l-Hâdî Vâkıfîlik (Vâkıf’îyye) Mitraizm Sâbiîlik Ebû Muhammed ‘Ubayd Allâh bin Hüseyin el-Medhî Ebû-Saʿid Hasan bin Behrâm Cennâbî (Bahreyn) Hasan el-Askerî Muhammed‘bin’Ali‘en’Nakî Muhammedîlik(Muhammed’îyye) Muhammed ed-Derezî Fâtımîler Hâlifeliği Karmatîlik(Yediciler/elʿBakl’îyye) Muhammed el-Mehdi FazlʿAllâh Esterâbâdî(Nâimî) Muhammad bin Nusayr Dürzîler Mustâlîlik Nizarî İsmailîlik Onikicilik Hurûfîlik Arap Aleviliği Mecîd’îyye/Hâfız’îyye Tâyyîb’îyye Nâsır-ı Hüsrev Muhammed Kebir Azizî Kabbalah Ebû’l Hasan Kharakânî[11] Davudî İsmailîlik Pamir Alevîliği Tâcü’l-Ârifîn Ebu’l Vefâ(Vefâ’îyye) Mahmud Pâsikhânî Şems-î Tebrizî Bâtınîlik Elemûtlar (Sabbah’îyye) On İki İmâm Ebu’l Bekâ Baba İlyasBâbâîlik (Bâbâ’îyye) Nûktâv’îyye(Noktacılık) Mevlânâ Celâl’ed-Dîn-i Rûmî (Mevlevîlik) Ûveys bin Âmir-î Karenî(Üveys’îyye) Hasan-ı Basrî Tac’ed-Dîn GeylânîHalvet’îyye/Zahid’îyye Çehariyâr (Sarı Saltık, Lokman, Aybek, Behlül) Seyyid Nesîmî(Hurûf’îyye) Yusuf Hemedani [12]Melâmet’îyye/Şafiîlik Hallâc-ı Mansûr(En‘el’Hakk/Ben‘Yokum’Oʿvar) Cûneyd El-Bağdâdî Safî’ûd-Dîn İshakSafev’îyye Baba İshak[13](İshak’îyye) Dedebabalık(Bektaş’îyye) Hoca Ahmed YesevîYesev’îyye/Melâmet’îyye Vahdet-i Vücud Abdülkâdir GeylânîKadir’îyye/Hanbelîlik Sadr’ed-Dîn Mûsa /Hoca Âlâ’ed-Dîn Âli Hâmid’ûd-Dîn-i Veli / Hacı Bayram-ı Veli Ahmed er-Rıfai(Rıfâ’îyye) Kutb’ûd-Dîn HaydarKalenderîlik/Yesevîlik Muhy’id-Dîn İbn-î ArabîEkber’îyye/Malikîlik ʿAbd Allâh Yefâ’î (Kadir’îyye) Şeyh İbrahim Cûneyd/ Haydar Bayram’îyye/Celvet’îyyeAzîz Mahmûd Hüdâyî Sarı Saltuk Dede(Saltuk’îyye)[14] Hacı Bektaş-ı VeliHaydarîlik/Ekberîlik Sadr’ed-Dîn Kunevî (Ekber’îyye) Şâh Ni’metullâh-î Velî (Nûr’ed-Dîn Kirmanî) Sultân Ali MirzaSafevîler / Hatai Aybek Baba[15] Galip Hasan Kuşçuoğlu Âhiler / Ahi Evran Kızılbaşlık Ni‘metullâh’îyye İsnâ‘aşer’îyye Burak’îyyûn[16] Galibilik Taptuk Emre Abdal Mûsa Burhan’ed-Dîn Hâlil’ûllâh Anadolu Alevîliği Kürt Alevîliği Yunus Emre Balım Sultan Nadir Şah Sultan Sahak Adi bin Misafir Kaygusuz Abdal Bektaş’îyye Nûrbakş’îyye Câʿfer’îyye Yâresânîler Êzidîler Âli’îyye Harabât’îyye Luviler Kabalizm Pir Sultan Abdal Celâl’îyye Işık Alevîliği Kul Himmet Kaynakça ^ a b Balcıoğlu, Tahir Harimî, Mezhep Cereyanları – Alevîler’in mühim fa’aliyete geçmeleri ve Türkistan’a Alevî dâîlerinin yayılmaları, Sayfa 50, Hilmi Ziyâ Neşriyâtı, Ahmet Sait Tab’ı, 1940. ^ Sahayîf’ûl-İhbâr, Cilt 2, Sahife 410. ^ Tarih Peçevî, Cilt: 2, Sahife: 56. ^ Tezkere-i Devlet Şâh-ı Semerkandî. ^ Profesör M. Şerafeddin, Pamir İsmâ‘ilîleri, İlâhiyat Fakültesi Mecmuası, Sayı 71, Yıl 1928. ^ Tahir Harimî, Naklî İlimler Tarihi – Kelâm Tarihi: Dürzî mezhebi. (Dürzîler’de “Ûkkal” ve “Cühhal” diye bir nev’i taksimât yaparlar. Nâsır-ı Hüsrev’in te’villeriyle kuvvetli bir benzerlik gösteren bu akidelerin kaynaklarının hep ortak olduğu ve mezhepler tarihinin çeşitli safhalarında rastgeldiğimiz benzer i’tikatların zamanımıza dek hep ufak farklılıklarla birbirlerinden aktarılarak geldikleri anlaşılmaktadır.) ^ Öz, Mustafa, Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü, Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Mezhep cereyanları – Mısır Fâtımîleri ve Alevîler’in Pamir Teşkilâtı: Dâ’î-i Â’zâm: Nâsır Hüsrev, Sayfa 142, Ahmed Said tab’ı, Hilmi Ziya neşriyâtı, 1940. ^ Muhammed Ebû Zehra: Mezhepler Tarihi, Sayfa 225, Düşün Yayıncılık, İstanbul, 2011. (Câ’bir, i’tikad ve imân esasları konusunda Câ’fer-i Sâdık’tan ders almış ve onun i’tikadını benimsemiştir. Câ’bir bin Hayyân,Câf’er-i Sadık’ın îlmini topladığı beşyüz risâlesini bir araya getirerek tek bir kitâp halinde yayınlamıştır. Câ’bir bu risâlelerin, kendisinin Câf’er-i Sadık’tan edindiği feyz ve ilhâmlar sayesinde teşekkül ettiğini belirtmiştir.) ^ Muhammed Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, Sayfa 225, Düşün Yayıncılık, İstanbul, 2011. (İmâm Câ’fer’in Allah’ın mevcûdiyetini bilme gayesi için Kozmoloji ilmiyle uğraştığını bildiren deliller vardır. Elde ettiği bilgileri Allah’ın vahdaniyetini isbat etmek amacıyla kullanmıştır. Bu konuda, İmâm Câ’fer-i Sadık, Kur’an-ı Kerîm’in evren ve tabiât hakkında bilgiler vererek insanları düşündürme methodunu uygulamıştır. Mufaddal bin Amra’ya yazdırdığı “Risalet-ût Tevhîd” adlı kitabında tabiât olaylarının insanın hizmetine sunulmuş olduğunu öne sürerek, hepsinin bir yaratıcının eseri olması gerekliliği hakkında yürüttüğü fikirlerini savunmuştur.) ^ Nûru’l-ulûm, s. 190; Nefahat tercümesi, s. 330; Attâr, Tezkiretü’l-evliyâ, c. II, s. 202; Sem’anî, Kitâbü’l-ensâb, 194b; Hucviri, Keşfü’l-mahcûb, tercüme, Nicholson, London, s. 161, Nâme-i Dânişveran, C. I, s. 185.(Ebû’l Hasan el-Harakânî’nin asıl adı Ali bin Câ’fer’dir. Meşhur sûfilerden olup, Bistam civarında “Harakan” adı verilen bir köyde H. 350 / M. 962 yılında doğmuştur. Mezarı H. 987/M. 1580’de Vezir Mustafa Paşa’nın memur olduğu Acem seferi esnasında Kars yakınlarında bulunmuştur. Önce çobanlık etmiş, sonra da çiftçilik ve nakliye işleriyle uğraşmıştır. Kur’an okumaktan başka bir tahsili yoktur. Ebâ Yezid-î Bistâmî’ye müntesiptir. Kendisi Arap sûfilerinin etkilerinden az çok kurtulanlardan biri olarak sayılır. Gazneli Sultan Mahmud başta olmak üzere İbn-i Sina gibi ünlü filozoflar tarafından ziyaret edilmiştir. 10 Muharrem 425 / 4 Ocak 1033 tarihinde vefat etmiştir.) ^ Barthold, W., İslâm Medeniyeti Tarihi, Professör Dr. Fuad Köprülü’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi, Sayfa 192, Türk Tarih Kurumu Baskısı, Ankara, 1963. ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Baba İshak’ın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olan Aybek Baba’nın müridi olduğunu belirtmektedir.) ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Sarı Saltık Baba’nın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olduğunu belirtmektedir. Çehariyâr’ın diğer üçü Lokman Baba, Aybek Baba ve Behlül Baba’dır.) ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Aybek Baba’nın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olduğunu belirtmektedir. Çehariyâr’ın diğer üçü, Saltık Baba, Lokman Baba ve Behlül Baba’dır.) ^ Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, İkd’ûl-Cûmman. (Burak Baba’nın Baba İylâs Horasanî’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olan Aybek Baba’nın müridi olduğunu belirtmektedir.)

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Mart 16, 2015 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Alevîlik (Arapça: عَلَوِیُّون‎) ya da Anadolu Alevîliği için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: