SEMAH DÖNMEK ALEVILERDE CENAZE

Dünyada her toplumun/topluluğun bir inancı bulunmakta, bu inançlara uygun olarak da cenaze törenleri yapılmaktadır. Alevi toplulukları da inanç sistemlerine ve geleneklerine uygun olarak cenaze törenlerinin gereklerini yerine getirmektedirler. Alevi toplumunda cenazenin bekletilmeden bir an önce toprağa verilmesi gerektiği düşüncesi yaygın olmasına karşın, cenaze güneşin doğuşundan batışına kadar defnedilebilmektedir. Aleviler ölmek yerine, “Hakka yürüdü, Hakka kavuştu, don değiştirdi, ruhu revan oldu, -o Hak dünyasında-biz nahak dünyasında kaldık, derler. Alevi inancında “ölmeden önce ölmek” deyimi, her cemde dedelerimiz tarafından anlatılır. Kin ve kibirden arınmak, nefsini ıslah etmek, kötü-bet- huylardan vazgeçmek, ölmeden önce ölmektir. Hakka yürüyen can, bedenen toprağa verilir ve ruhen bu evrenin bütün varlıklarında yaşamaya devam eder. Alevilerde narı cehennem yoktur, aşkın narı vardır. Bu aşkla Alevi ozanı; Gül yüzlü pirim, istemem cenneti, göster cemalini, demektedir. Alevi inancı, insanı çamurdan-topraktan değil, nurdan yaratmıştır. Onun için, insan nur yüzlüdür, gün yüzlüdür ve bu evrenin özü, özetidir. Güneş’ten kopan bir parçadır. Dua ederken, olumlu söylemde bulunurlarken, “yüzün beyaz olsun, ak olsun, nurdan olsun”, derler. Beddua ederlerken, “yüzün kara olsun”, diye toprağa benzetirler. Ölümden korkmayan Alevilerin bu düşüncelerini Yunus şöyle dillendirmektedir: İnsanın özü ölmez, can içindeki canan / Benim canım kuştur, gövdem ona kafestir/ Dosttan haber gelince, bir gün uçar kuşum benim. Alevilerde, ölen, toprağa giden bedendir, çürüyen ise tendir. Ruhlar yaşar ve ölümsüzdür. Sağ iken yaptıkları ve işledikleri iyi amellere göre, yeryüzündeki bir başka varlıkta yaşamın devam ettiğine inanılır. İyi insanların ruhu, bir masum-u pakta yaşamaya devam eder. İyide, güzelde, çayırda, çimende, bir dalda açan gülde, çiçekte ve arıda, bir canlıda yaşadığına inanılır. Bozatlı Hızır, cümle ikrar sahibi canlara sağlık, afiyet ve uzun ömürler versin, tüm canlar için, esas olan insanca, onurlu bir şekilde ve hakça yaşamaktır, desin. Bizler gibi pek çok Alevi “Alevi olarak doğuyoruz, Sünni olarak ölmek istemiyoruz” demekte ve kendi geleneklerini uygulamak istemektedir. Araştırmacının kendi yöresinde olduğu gibi pekçok yörede uzun yıllardır Alevi geleneğinin terkedilmiş ve Sünni geleneğe göre cenazelerin defnediliyor olması nedeniyle Alevi topluluklarının bu yeni duruma -bir nevi- alıştırılmaları gerekmektedir Cenaze sahibi CENAZE TÖRENİNİN başında ve gerekli görülen yerlerinde katılanlara hitaben şöyle demesi uygun görülmektedir: Sevgili Canlar; Babamız/ Annemiz /Amcamız ……’nın Hakka yürümesi nedeniyle yaptığımız cenaze törenine/merasimine katıldığınız, bize destek verdiğiniz ve acımızı paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyor, şükranlarımızı iletiyoruz. Babamızın /Amcamızın düşüncesi ve yaşam tarzı gereğince merasimimizde, Alevi inancına göre davranacağız. Farklı beklenti ya da davranış içerisinde olunmamasını ve Dedemizin söylemleri doğrultusunda hareket edilmesini temenni ediyoruz. Yine Alevi geleneğinde, cenaze için gelenlerin “ başınız sağ olsun, ruhu şad olsun” demeleri ve hane halkının da “dostlar sağ olsun, Hak, cümlenize keder vermesin” şeklinde karşılık vermeleri uygun olacaktır. Bu genel açıklamalardan sonra, Alevilerde cenaze hizmeti ölen Can’ın hak döşeğine konulması, yıkanması, helallik alınması, cenaze meydanı (töreni), mezara koyma ve taziye bildirme aşamaları olmak üzere altı aşamada gerçekleştirilir. 1. Hak Döşeğine Konulması İnsan öldükten sonra evinin büyük odasında orta bir yere cenaze konur, üzerine bez örtü-savan- örtülür. Etrafına yakın akrabaları (kadınlar) ve köyün diğer kadınları toplanarak üzüntü dile getirilir. Bir can ruhunu Hakk’a teslim ettiğinde o an en yakınında bulunan kimse, “Hak Muhammed Ya Ali, şefaatinden mahrum eyleme” diye tekbir getirerek Hakk’a yürüyen Can’ın gözlerini kapatır. Temiz bir bez, mendil ya da tülbent ile çenesini bağlanır. Hakk’a yürüyenin üzerinden elbiseleri (yalnızca iç çamaşırları üzerinde bırakılarak) çıkarılır, bir çarşafa sarılıp “Rahat döşeğe -Hak döşeğine- yatırılır. Elleri yanlarına düzgün bir şekilde uzatılır. Her iki ayak baş parmakları bir bezle birbirine bağlanır. Sırt üstü yatırılan mevtanın üzeri tamamen kapanacak şekilde temiz bir çarşafla ya da bezle örtülür. Ayrıca ölenin karnının şişmemesi için karnının üstüne metal bir madde (demir parçası, makas, bıçak vb.) konulur. Oda sürekli havalandırılır ve kolonya gibi hoş kokulu nesne konulur. Başucunda üç adet mum yakılır. Mumun fitili tutuşturulurken “Hü Cemaat (Topluluk) Şahı Merdan’ı uyandırıyorum” diye üç kez seslenilir.bağrılır. DEDE, “Hak Muhammed Ali inancı üzerine ölmüş olsun. –böylece Hakka yürüdüğü teyid edilmiş olur- Bismişah…Hak Muhammed ya Ali, onu yargıla, onun derecesini hidayete ermiş kimseler içinde yücelt, bizleri ve onu affet, ey evrenlerin Yaratıcısı! Onun kabrini geniş eyle ve orasını ona ışıklı kıl. Şah-ı Merdan seni sancağı altında saklasın, beklesin.” (Bu düvaz sözleri birkaç kez tekrarlanır) Tanrı’nın adıyla. Tanrı’dan geldik, yine O’na döneceğiz. Tanrım onun işini kolaylaştır. Sana kavuşmasını mutlu kıl. Sana kavuşan Can’ımızı bıraktığından iyi kıl, der. 2. Cenazenin Yıkanması Hakk’a yürüyen can, teneşire büyük bir dikkat, saygı ve özenle taşınır. Çizme, önlük ve eldiven giyilir. Bu sırada bir gülbank okunur. DEDE : Ber Cemal-i Muhammed, Şah-ı Velayet, İmam Ali, İmam Hasan, Şah Hüseyin’i Pir bilene verelim candan selavat. Ey Erenler, Canlar, Mümin Müslüm Bacı Kardeşler! Hakka kul, Muhammed Ali’ye talib olan canlar!…Eğer ki ereyim derseniz sefaya, binlerce selavat verelim Hak Muhammed Ali’ye. Yüce tanrım, Hakk’a yürüyen …………. can için durduk sana duaya. Yüzümüzü döndük Kıble-i Beytullah’a. Uyduk, Hakk-Muhammed-Ali ve On iki İmama… Sana yürüyen, sana doğru uçan, sana doğru uğurladığımız bu Can’ı bağışla, der. DEDE : Bismişah…Hak Muhammed ya Ali: Hakk’tan geldik, hakk’a gidiyoruz. Can kıblesine döndük, Yüce Tanrım Hakk’a yürüyen Can senin aşığındır. Sen Canansın O da Can’dır. Şimdi Can bedeni terk etti. Bedeni toprağa dönecek, don değiştirecek. Can’ın ruhu ise sana dönecek. Mürşidimiz Muhammed, Pirimiz Ali ve Ehl-i Beyt’in yüzü suyu hürmetine sana dönen bu Canı sancağının altına alasın, saklayasın, bekleyesin. Gerçeğe Hüü, Mümine Ya Ali, diye gülbank verir. Bu dualar, gülbanklar verilirken mevtanın üzerine iki kat ya da kalın bir “stil bezi” örtülür. Bu bezin kalın ya da iki kat örtülmesinin sebebi vücudun çıplak kısmını ve avret yerlerini göstermemesi amaçlıdır. Cenaze ister bayan olsun ister bay olsun yıkama hizmetini yapan kişi (bir yakını ya da musahibi olabilir), hizmete başlamadan önce: “Yüce Hak niyet ettik önümüze gelen bu meyidi dünya kirlerinden temizlemeye, noksan ve eksiklerimiz olursa sen dergahında bağışlayasın, bu canın ruhunu şad eyleyesin, Boz Atlı Hızır yardımcımız olasın” der ve yıkamaya başlar. Önce avret yerleri yıkanır ve bir pamuk ya da bezle tıkanır. Yıkama esnasında akıntı olmasına karşı tedbir olarak öncelikle bu işlem yapılmalıdır. Sonra vücudunun üst kısmından başlayarak, vücudunun her bölümünde ayrı eldiven ve singer kullanarak bol sabunlu ılık suyla iyice yıkanır ( 4 takım eldiven ve singer gereklidir!). Yıkama esnasında mevtanın erkek ise erkek müsahibi, kadın ise kadın müsahibi ya da bir yakını yıkamayı yapabilir. Bu aşamadan sonra müsahibi varsa öncelikle müsahibinden başlamak üzere en yakın akraba ve arkadaş dost, komşular sırası ile mevtayı ziyaret eder, bir miktar su dökerler (can suyu). Yıkama bittikten sonra mevta üst tarafı temiz bir havlu ile, alt tarafı ayrı bir havlu ile başı da ayrı bir havlu ile kurulanır. Cenazenin sarılacağı kefen bezinin altına sargı bezleri (ayaklarına, beline ve boynuna gelecek şekilde) önceden yerleştirilir. Üzerine sargı bezi açılır. Cenaze bu sargı bezinin üzerine sırt üstü yatırılır. Erkek kefeni üç parçadır. Ölenin tenini örtecek kefenin ilk adına “yakasız gömlek” ya da “Ahiret gömleği” denilir. Ahiret gömleği, eteklik ve sargıdan oluşur. Kadın kefeni ise dört parçadır. Gömlek, eteklik, sargıya ilaveten baş örtüsü ve göğüs örtüsü bezi bulunur. Sargı bezinin üzerine yatırılmış olan mevtaya Ahiret gömleği giydirilir. Ardından eteklik sarılır. Sonra sargı bezi her iki taraftan vücudu iyice saracak, baş ve ayaklar görünmeyecek şekilde sarılır. Başından, ayak uçlarından ve belinden bağlanır. Bu bağlar mevta kabire konulduğunda çözülür. Kefenleme işleminde önemli bir kural ise, kefen bezinin mevtanın kendi kazancından sağlanması ilkesidir. Mevta kefene konulduktan sonra yüzü açılır. Akraba, komşu ve yolculamaya gelenler isteğe bağlı olmak üzere, Hakk’a yürüyen Can’ı son kez görürler. Ziyaret esnasında gözyaşı dökülmez, ziyaret bitiminde kefenin başı kapatılır. Yıkama işi bittikten sonra cenaze kefenlenir tabuta yerleştirilir ya da “sal”a bağlanır. 3. Helallik Alınması Hakk’a yürüyen Can’ı uğurlamaya gelenlerden “helallik” alınır. Bu “helallik töreni” hem Hakk’a yürüyen Can ‘ın evinin önünde, hem de cenaze töreninin yapılacağı yerde alınır. Buna Alevi- Bektaşi inancında ” helallik meydanı” da denir. Hakk’a yürüyen can, evinin önünde uygun yükseklikte bir yere konur. Dede helallik isterken diğer canlar cemlerde olduğu gibi yarım ay biçiminde ayaklar mühürlenerek ve eller göğüste çapraz bir vaziyette “dar duruşu”na geçerler. Çünkü dar duruşu bir teslimiyettir. Cenaze töreninin yapıldığı yerin bir köşesi çiçeklerle süslenerek, mumlar yakılır ve kişinin varsa bir fotoğrafı konulur. Bağlama çalan bir kişi Alevilerin telli kuran dedikleri sazı ile kişinin sağlığında sevdiği ve dinlediği bir iki deyiş söyler. *** En yakın arkadaşları ve dostları onunla ilgili kısa konuşmalar yaparlar***. Sonrada dede hazır bulunan canları saygı duruşuna davet ederek helallık ister. Cenaze töreninde dört tekbir getirilerek düvaz verilir. Alevi dedeleri bütün tekbirleri “Bismişah…Hak Muhammed ya Ali” diye getirirler. Çünkü bu üçlemede aynı zamanda bir birlik yani bir teklik vardır o da Hak`tır. Alevilerde en makbul düvaz (dua) en kısa düvazdır. DEDE : Ey Erenler, Canlar, Mümin Müslüm Bacı Kardeşler! Hakka kul, Muhammed Ali’ye talib olan canlar!…Eğer ki ereyim derseniz sefaya, binlerce selavat verelim Hak Muhammed Ali’ye.Kardeşlerim! Büyük, küçük, kadın, erkek, burada bulunan canlar! Hakk’a yürüyen bu canımız (……….) oğlu/kızı (……….) dünyadan Hakka Yürüyenler Kervanına katıldı, bugün aramızdan ayrılıyor. İşte görüyorsunuz ki kendisi hal diliyle bizlere şöyle sesleniyor: Tenim teneşirde, ruhum ruhaniyette. Bu dünyada, beşeriyet aleminde ömür sürdük, yedik-içtik, konduk-göçtük. Emir Haktan geldi. Bir içim su ile yedi adım yolun hakkı var. İşte hepinizin huzurundayım; belki bilerek belki bilmeyerek bir hakkınız varsa, haklarınızı helal eyleyin! Diyor. Kardeşimiz Hakk’ın huzuruna temiz ve günahsız gitmek istiyor. Belki içinizden biriniz kendisinden incinmiş olabilir ya da alacağı olabilir. Ey Ehli Beyt muhibbi olan canlar! Merhum, Can’ımız dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyor, ama yakınları aramızda. Eli erde, yüzü yerde, özü Dar’ı Mansur’da, Hak Muhammed Ali divanında, gözü cem erenlerinde kulağı Pir’de. Hakkını vermeye, döktüğünü doldurmaya, yıktığını kaldırmaya, dost gönlünü sevindirmeye hazırlar. Hakkı olan, ağrınmış, incinmiş, gücenmiş kimseler varsa, dile gelsin, bile gelsin, hakkını istesin. Bu divan Hakk divanıdır, der. (Erkek ya da bayan adı ile anılarak) (………) Can’ı nasıl bilirdiniz?” diye sorar. Canlar ” İyi bilirdik, Hak Muhammed Ali, dondan dona , candan cana taşısın.” derler. Ardından DEDE : Ey canlar; Hakk’ı hakikatı özünde gören, bu yüzden En-el Hak diyen; 72 millete bir nazarla bakıp, eline, diline, beline sahip olmayı kendisine ilke edinen; dini sevgi, kabesi insan, kitabı bilim, mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alan ve şimdi Hakk’a yürüyen bu can, bu yol eri (ya da bacısı) sizin içinizde yiyip içti, sizlerle yaşadı. Belki de hak yedi, şimdi göçtü; Hakk’a yürüdü. Bu can üzerinde maddi, manevi hakkınız olabilir, varsa helal ediyor musunuz? diye sorar. Canlar;”helal ediyoruz” şeklinde cevap verirler. Bu soru üç kez tekrarlanır. Her defasında “helal ediyoruz” cevabı alınır. Ardından DEDE : Hakkımız varsa helal ediyoruz, diyen canlardan Hak Muhammed Ali razı olsun, der. Sonra DEDE : düvaza başlar… Bismişah…Hak, Muhammed, ya Ali. Yücelerden Yüce Tanrım. Can kıblesine döndük, sana yalvarıyor, sana yakarıyoruz. Hepimiz senden geldik ve sana döneceğiz. Hakk’a yürüyen bu (…………) can, yönünü sana çevirmiş, sana dönüyor. Seni Hakk, Hz. Muhammedi mürşid bilen, Hz. Ali’yi Pir bilip, Ehl-i Beyte gönülden bağlı olan bu Canı, İmam Hasan, İmam Hüseyin aşkına bağışla. Bismişah… Hakk Muhammed ya Ali; Hakka yürüyen bu Can’ımızı, Oniki İmamlarımız, üçler, beşler, yediler, Ondört Masum-u Pak’lar, Onyedi kemerbestler, Kırklar, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli aşkına bağışla. Hakk’a yürüyen, Can’ın geride kalan yakınlarına, yol kardeşlerine, sabretme gücü ve sağlıklar ihsan eyle, burada bulunan bütün can’ların geçmişlerinin ruhunu şad eyle. Ya Hakk.. Hepimize Hakk Muhammed Ali diyerek Hakka Yürümeyi nasip eyle. Hakkın huzurunda Dem-i Ali, Sırr-ı Nebi, Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli ve tüm yol erenlerinin ve gerçeklerin demine devranına hüü diyelim, … der. Dede helalliği aldıktan sonra şu gülbankı okur: Yüce Tanrım, can kıblesine döndük sana yakarıyoruz. Hakka yürüyen can senin aşığındır… Sen canansın o da can. Onun canı, artık bedenini terketti. Bedeni toprağa dönecek, canı ise sana. Aklı ortada kaldı… Cananım, özün eyleme geçsin, yeni bedenler oluşsun ya da yeni bedenler ölmeden evvel ölsün, Hakka yürüyen canımızın canına can olsun, aklına da akıl. Dondan dona yürüyelim, sızıntılarını toplayalım, canlı-cansız her şeyden. Sızıntılardan derecikler, dereciklerden ırmaklar, ırmaklardan denizler oluşturalım… Atalarımızla, pirlerimizle, mürşitlerimizle buluşalım. Buluşalım ki, onun kötülüklerini bilebilelim, iyiliklerini çoğaltabilelim… Pir Ali, mürşit Muhammet ve Ehlibeyt yüzü suyu hürmetine; üçler, beşler, yediler, onikiler, ondörtler, onyediler ve kırklar bize yardımcı olsun, yol göstersin… Hakka yürüyen canımızın arkasından yaptığımız bu helallik töreni, gönül defterine kaydedilsin, silinmesin, unutulmasın. Onsekiz bin alemle birlikte mümin, müslüm cümle kardeşlerimizi Hak Muhammed Ali gülbanglarımızdan mahrum etmeye. Dil bizden nefes Pirimiz Hünkar-ı Hacı Bektaş-ı Veli’dan ola. Gerçeğe Hü, Mümine Ya Ali. Dede hazır topluluktan helallık aldıktan sonra derki; Canlar! İnanç ve ibadetimizde kıble ve kabemiz insandır. Biz yönümüzü ve yüzümüzü insana döndermişiz. Sizin yönünüz Kerbela’ya/kıbleye bakacak, benimse kıblem sizsiniz“ dedikten sonra sağ elini sol göğsünün üstüne koyarak şu gülbangı okur. DEDE : Bismişah… Hak-Muhammed-ya Ali: Erenler! Hakka kul, Muhammed Ali’ye talip olan Canlar! Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan ve çağırdığınız pirden şefaat göresiniz! Cenabi Hakk, Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli Sultan bizleri Hakka kul, Muhammed’e ümmet ve Ali’ye talip eyleye! Bu yoldan, bu dardan ve didardan ayırmaya! Ceddi cemalimiz yaramaza, uğursuza ve pirsize duş getirmeye! Şeytanın şerrinden, gafil gadadan-görünmez beladan koruya! Cenabı Hakk, hayırlı devlet, hayırlı evlat, hayırlı rahmet ve bereket ihsan eyleye! Darınız niyazınız kabul ola, gerçeğe hüüü! Ey Erenler, Canlar, Mümin Müslüm Bacı Kardeşler! Hakka kul, Muhammed Ali’ye talib olan canlar!…Eğer ki ereyim derseniz sefaya, binlerce selavat verelim Hak Muhammed Ali’ye. Yüce tanrım, Hakk’a yürüyen …………. can için durduk sana duaya. Yüzümüzü döndük Kıble-i Beytullah’a. Uyduk, Hakk-Muhammed-Ali ve On iki İmama…Sana yürüyen, sana doğru uçan, sana doğru uğurladığımız bu Can’ı bağışla, der. ===Üstteki paragraf selavat yerine geçmekle birlikte istenirse şu selavat da getirilebilir. Selavat: (Türkçesi: Hakk’ın (Tanrının) selamı büyüğümüz, efendimiz Muhammet Mustafa’nın/ Aliyyul Murteza’nın/ Hasan’ın/Hüseyin’in……………………üzerine olsun.) Allahümme salli ala seyyidina Muhammed Mustafa, Allahümme salli ala seyyidina Aliyyel Murteza, Allahümme salli ala seyyidina Hasan-ı Muşteba, Allahümme salli ala seyyidina Hüseyin-i Kerbela, Allahümme salli ala seyyidina Zeynel-i Aba, Allahümme salli ala seyyidina Bakırı Beka, Allahümme salli ala seyyidina Cafer-i Sadık, Allahümme salli ala seyyidina Musa-ı Kazım, Allahümme salli ala seyyidina Ali Sultan Rıza, Allahümme salli ala seyyidina Muhammed Taki, Allahümme salli ala seyyidina Ali Naki, Allahümme salli ala seyyidina Hasan El Askeri, Allahümme salli ala seyyidina Muhammed Mehdi.. Alevilerde Kelimeyi Şahadet: Allah’tan başka Tanrı yoktur; Muhammed Mustafa Allah’ın elçisidir, Aliyyul Mutaza Allah’ın velisi ve inananların önderidir. Ya da: (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah, Aliyyül Veliyullah, Mürşid-i Kamilullah.) === Bu selamlama, gülbank ile HELALLİK alınmış olur. Helallik meydanı töreni biter. Cenaze mezarlığa götürülürken arkasından su dökülür, bu esnada Hakka yürüyen Can’ın adı anılarak –umup umacağın bu olsun- denilir. 4. Cenaze Töreni (Cenaze Meydanı) Helallik Gülbangı’nın ardından cenaze töreni başlar. Cenaze törenine gelen canların Cem törenine gelir gibi, tertemiz yıkanmış olmaları gerekir. Cenaze “musalla taşına” konur. Canlar cenazenin ardında yarım ay biçiminde toplanırlar. Dede ise cenazeyi önüne alarak canları karşısına alır ve cemal cemale (yüz yüze) Cem Erkanında olduğu gibi tören başlar. Cenaze töreninde kadın erkek yan yana safa durur. Canlar ellerini çapraz bir şekilde göğsünde buluştururlar. Katılanlar, cem töreninde olduğu gibi ayaklarını mühürleyerek “Dar” duruşuna geçerler. Cenaze töreni Dedenin ‘’Bismişah, Hakk Muhammed Ya Ali’’ tekbiri ile başlar. Alevilerde tekbir budur ve bu tekbir söylenirken başlar yukarıya kaldırılır. Alevi- Bektaşi inancında asıl olarak ” Allahuekber” diye tekbir yoktur, sonradan törenlere bir şekilde eklenmiştir. (İmam-ı Cafer’in Cenaze töreninin secdesi ve rukusu olmadığı için namaz olmadığını belirtmiştir.) * DEDE : Cenazenin baş kısmında durarak birinci tekbiri verir ve sonra düvaza başlar. Bismişah… Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali. Yüce Tanrım, Hakk’a yürüyen (…………) can için durduk sana duaya. Yüzümüzü döndük Kıble-i Beytullah’a. Uyduk, Hakk-Muhammed-Ali ve On iki İmama… Ey Erenler, Canlar, Mümin Müslüm Bacı Kardeşler! Hakka kul, Muhammed Ali’ye talib olan canlar!…Eğer ki ereyim derseniz sefaya, binlerce selavat verelim Hak Muhammed Ali’ye. Yücelerden yüce Hakk: Can Kıblesine döndük. Düşündük, yaradılanı gördük, yaradana inandık, yaradanı İnsan-ı Kamil’de bulduk. En-el Hakk olduk. Bağışla bizi Ya Hakk. Sana yürüyen, sana uçan, sana doğru uğurladığımız, sana doğru yolculadığımız bu Can’ı bağışla. ** DEDE : İkinci tekbiri verir ve: Bismişah… Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali: Bütün peygamberlerin hakkı için, gönderdiğin bütün nebilerin hakkı için, Aliyul Murtaza hakkı için bol olan rahmetin için, gizli ve açık herşeyi bilen yüce hak; gani olan rahmetini sana yürüyen candan esirgeme, mekanını cennet eyle, ruhunu şad eyle, der. Ya Hakk, ya Muhammed, ya Ali: Hakikat abdestini aldık. Günahımız sevabımız boynumuzda niyaza geldik. Medet mürvet Şahım darına durmaya geldik… Ezelden seyrettik biz bu alemi. Güneş doğmadan, ay doğmadan, aydan günden ezel biz bu mülke gelmiş gitmiş idik. Günahlarımızı, sevaplarımızı bir mizanda tartmış idik ezelden. Konağımız ışıktır, handan ezelden. Cananı gördük hoş olduk, özümüzü tanıdık yol olduk. Ana rahmine düştük, kızıl kan olduk, kandan ezelden. GERÇEĞE HÜ. MÜMİNE YA ALİ… *** DEDE : Aşağıdaki şekilde üçüncü tekbiri verir ve: Bismişah… Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali: 12 İmamlar hakkı için, 17 Kemerbestler hakkı için, kırklar hakkı için, El-Beyit’e ikrar verenler için, Enel-Hak diyen Mansur hakkı için, göçüp sana gelen canımızın kusur ve eksikliklerini bağışla. Ruhunu sonsuz nurunla aydınlat… Ya Hakk, ya Muhammed, ya Ali…Erenler, b u can Hakk’a yürüdü. Kainatın temsilcisi idi. Hakk ile buluştu, yaradana kavuştu. Yeni bir dona, yeni bir cana, bin bir cana karışacak. Bu nedenle, ölümsüz doğanın bir parçası oldu… Bedeninin bilgeliği ile buluşmanın verdiği güçle, sonsuz devinimli ve yanılgısız doğanın aklıyla, yani Tanrıyla buluştu. Ölümün olmadığı doğada, Hakka yürüdükten sonra yeniden dirilecek. Rahat uyusun.Bu can ölmeden evvel binlerce kez ölmüş, binlerce kez de dirilmiş idi. Şimdi bu can başka bedenlerde yeniden dirilecek, bu canın bedeni canlı cansız her şeye sinecek. Kainat durdukça sonsuza kadar yaşayacak bu can canan içinde.N ILE BIR OLMAK: SEMAH DÖNMEK Evren ile bir olmak: Semah dönmek – Sennur Sezer İslam Ansiklopedisi’ne göre “sema” ve “semah” “tasavvuf ehlinin, müzik aletleri de çalınarak söylenen neşidelere (şiirlere) uyup vecde gelmeleri, raks etmeleri, dönmeleri”dir. İslam Ansiklopedisi’ne göre “sema” ve “semah” “tasavvuf ehlinin, müzik aletleri de çalınarak söylenen neşidelere (şiirlere) uyup vecde gelmeleri, raks etmeleri, dönmeleri”dir. Açık bir deyişle bir tür dinsel törendir. Abdülbaki Gölpınarlı’nın “Tasavvuftan Dilimize Gelen Deyimler ve Atasözleri” adlı kitabına göre bu sözcükler Arapça “duymak”, “işitmek” anlamında olan “sem” kökünden türemiştir. Anadolu’da “samah”, “zamah”, “samak” gibi çeşitli şekillerde söylenmektedir. “Sema” ile “semah” aynı kavramı ifade etseler de uygulanışlarında önemli ayrımlarlar vardır. Sema günümüzde Mevlevilere özgü duruma gelmiştir. Kuralları vardır. Yalnızca erkeklerce dönülür ve hemen herkesin bildiği bir giysisi (tennure) vardır. Semanın müziği de özel bir müzik, daha doğrusu bir üst sınıf müziğidir. Mevleviliğin dili, Selçuklu hükümdarlığının resmi dili olan Farsçadır. Naat benzeri ayin bestelerinin sözlerinde bu dil kullanılır. Semahlar ise Alevi-Bektaşi toplumunundur. Bu toplumların dinsel ibadetlerini yerine getirdiği toplantıları olan “cem”lerde dönülür. Kentlerde kadının baskı ve peçe altında tutulduğu dönemlerde bile semahlarda kadın erkek birlikte semaha katılmışlardır. Ve kadın erkek karışık yapılan semahlarda kadın ve erkek sayısının birbirine yaklaşık olmasına çalışılmıştır. Çünkü semah, göçebe toplumlarda doğmuştur. Doğa, kişiyi günlük yaşamın her kesiminde ve dinsel törenlerde eşit kılar. Alevi semahlarının daha çok kutsallığına inanılan sayılarda, 3-5-7-9-12 kişilik öbeklerce yapıldığı gözlenir. Ayrıca on altı kişilik, kırk kişilik ve daha kalabalık toplulukların yaptıkları semahlar da vardır. Bu semahların düzenleri farklıdır. Yalnızca erkeklerce dönülen semah türüne Sivas, Malatya, Tokat çevresinde oynanan “Ya Hızır” semahı örnek verilebilir: “Yemen ellerinde ya Hızır yeridir Kimseler duymadan duyardı Ali Fukaraya malın zebil ederdi Duyurdu Muhammet duyardı Ali (…..)” Ancak bu semahın da kadın erkek karışık oynandığı olur. Yalnız kadınlarca oynanan semahlarsa oldukça çoktur. ‘’Çark’’ semahı bunlara örnek gösterilebilir: “Hüseyn’im attan düştü Kâfirler başına üştü Atı Medine’ye kaçtı Ah Hüseyn’im, ah Hüseyn’im…” Semahların ezgisi halk müziğinden kaynaklanır ve türkülüdür. Yörelere göre ezgilerde, vuruşlarda ayrılıklar görülür. Semah ezgileri yalnızca bağlama ile çalınır. Tunceli ve Ege semahlarında kemane de bağlamaya eşlik eder. Davul, zurna hiç kullanılmaz. Bağlama bazı yörelerde kutsal sayılıp duvara, insan boyunun bir karış üstüne gelecek şekilde ve Kuran-ı Kerim’le yan yana asılır. Saz çalınacağı zaman, sazı çalacak olana veren kişi öpüp başına koyar, alan kişi de öpüp başına koymadan çalmaya başlamaz Çepnilerde cemde kesinlikle on iki çalgı bulunur. Bu on iki saz aynı türden olabileceği gibi değişik türlerden de olabilir. Tahtacı cemlerinde ise en az iki, en çok on iki çalgı bulundurmak töredir. Semahlar için belirli bir kıyafet zorunluluğu yoktur. Daha doğrusu semah giysisi halkın düğün, bayram gibi özel günlerde giydiği yeni ya da temiz pak giysisidir. Erkekler de bacılar da böyle giysiler ile semah yapmaya özen gösterirler. Doğu illerinde baş açık semah uygun bulunmaz. Bacıların başları zaten örtülüdür. Erler de şapka ile semaha kalkmaz, başlarına mendil, poşu gibi bir şey bağlarlar. Semaha kalkışta da bölgelere göre küçük ayrılıklar gösteren kimi töreler söz konusudur. Örneğin Doğu illerinde semaha kalkmadan önce el, ayak ve yüz yıkanır. Kimi bölgelerde cemde ilk semah yapılacağı zaman dede ve tüm cem erenleri topluca ayağa kalkarlar. Semahçılar gelip dedenin önünde niyaza dururlar. Niyazdan sonra dede ve cem erenleri yerlerine otururlar. Dede genelde “Bismişah Allah Allah!” sözleriyle başlayan bir gülbank/gülbenk okur: “Allah Allah Allah Allah Allah Allah Üçlerin beşlerin Gerçek erlerin ve şehitlerin Yüzü suyu hürmetine Akşamlar hayrola Şerler defola Yiğitler saf ola Yardımcımız halk ola Varlığımıza Birliğimize Bir olmamıza Merhaba! Merhaba!” (Ruhi Su Türküleri) Bu duaya Kürtçe Gulvang ya da Gulbang denilir. Semaha böylece başlanır. Bundan sonraki semahlarda ayağa kalkılmaz. Kimi bölgelerdeyse semaha er-bacı selamlaşması ile başlanır. Kapalı yerlerde yapılan semahlar yalınayak oynanır. Semahlar karşılıklı durarak ve eller veya kollardan tutuşmadan, ayrık düzende, Cem Mekanı’nın /Cem Bezmi’nin ortasında açılan boşlukta dolaşarak dönülür. Dede Makamı’yla (Post) Çerağ mumlarının yandığı ve “Çerağ Tahtı” denilen yer kutsal sayılır. Semahta oraya sırt dönülemez. Oraya gelinince yüzler o tarafa döner, eller saygıyla göğüste birleştirilip boyun hafifçe eğilir. Bir anlamda selam verilir. Semah Nefesi okunurken nefesin son kıtasında, ozanın şah beyti söylenirken semahtakiler oldukları yerde hareketsiz kalarak şairin anısına saygı gösterirler. “Şah Hatayi eder mi bir gedayı Dilim zikreyledi gâni Mevlayı On iki imam nesli Âbayı Turnalar Ali’mi görmediniz mi?..” Semahlar tek ya da birkaç bölümlü olabilirler. İki bölümlü semahların ilk bölümleri “Ağırlama”, ikinci bölümleri ise “Yeldirme”, “Yürütme”, “Pervane” veya “Pervaz” adlarını alırlar. Eğer semah üç bölümlüyse, ilk bölüme “Ağırlama”, ikinci bölüme “ İki Ayak” veya “Yürütme”, üçüncü bölüme ise “Yeldirme” veya “Pervaz” denilir. Dört bölümlü semahlar yine “Ağırlama”yla başlar, “İkileme”yle devam eder, “Yürütme”ye geçilip “Yeldirme” ile son bulur. Bu bölümler tempoları açısından gittikçe hızlanan bir sıra izler. Bazı semahlardaysa, ağır-hızlı-ağır-hızlı düzeni görülür. Cem nedir? Semahlar Alevi dinsel törenlerinden yani cemden ayrı düşünülemez. İlke olarak semahlar bu dinsel törende dönülür. Cem genelde “görgü, görüm”, “muhabbet cemi” ve “Abdal Musa” olmak üzere üçe ayrılır. Görgü cemi yıllık dinsel törendir. İnanca göre bir yıl içinde yapılanların hesabı verilir. Muhabbet cemleriyse herhangi bir fırsatla bir araya gelindiğinde yapılan cemlerdir… Bu cemlere Alevi olmayan ancak Aleviliğe saygı duyan kişiler katılabilir. Abdal Musa ise görgülerin sonunda ya da görüm yapılmadığı yıllarda tüm toplumu birlikte tutmak amacıyla bir akşam süresine sığdırılan dinsel törenlerdir. Görgü cemlerinde belli aralıklarla semah yapılır. Ancak bunlarda da bir sıra izlenir. Önce tören başlar. Çerağ uyandırılır (Mumlar yakılır). Aşıklar sazlarına sarılıp bir iki deyiş okurlar. İlk semah bundan sonra cemi yöneten dede ya da babanın izni ile yapılır. Önce ağır ve yavaş hareketli semah deyişleri ile başlanır. Semahta bütün dinsel törenler gibi kalkıştan oturuşa değin tüm kurallar (yörelere göre kimi ayrılıklar gösterse bile) belirlenmiştir. Bu kurallar yerine getirilmeden semah dönülemez. Semahlar konusunda önemli bir inceleme yayımlamış olan Fuat Bozkurt, semah düzenini şöyle anlatır: “Semahların yapıldığı toplantılarda etkin bir sıkıdüzen egemendir. Tüm görgü töreni boyunca olduğu gibi semahlar süresince de gürültü yapılamaz. Ayrıca semah ezgileri çalınıp söylenirken, semah dönülürken izleyenler arasında da sigara kullanılmaz. Bir şey yenip içilmez. Dizüstü ya da bağdaş kurulup oturulur. Gürültü edenlere, uygun olmayan davranışta bulunanlara çeşitli cezalar verilir. Bu cezanın biçimi dedenin ve toplumun kararına bağlıdır.” (Fuat Bozkurt, Semahlar, araştırma-inceleme, Kapı Yayınları,136+16 s) Semah dönenler (canlar) duygunun, sevginin, aşkın dorukta olduğu bir duygulu an yaşarlar. Kendinden geçercesine büyük bir aşkla, şevkle, huzur içinde ayrı bir dünyaya yolculuk eder, daha doğrusu evrenle bütünleşirler. Semahlar kökende dinsel görünümde halkoyunu olmalarına karşın, bireyin bağımsızlığı ana ilkesiyle öbür halkoyunlarından ayrılırlar. Semahlar iki ana figüre dayanır. Bunların başında kuşun uçuşunu andıran kolların aynı anda kalkıp inişi figürü gelir. (Kadınlar tıpkı kadın zeybeklerinde olduğu gibi kollarını omuz düzeyinden daha yukarı kaldırmazlar.) İkincisi yürüyüş ve ayak figürüdür. Bu figürlerin arasında da bir uyum vardır. Semahlarda müziğin akışına göre ivedi ya da yavaş biçimde uyumlu olarak hareket ettirilen kol ve ayak figürleri dışında gövde figürleri bulunmaz. Semah, bütün halkoyunlarında olduğu gibi çocuklukta öğrenilmeye başlar. Kişi başlangıçta izleyicidir. Sonra ‘gençler’, ‘gönüller’ semahı denen semah türü ile oyunun içine girer. Bu, alıştırma, daha doğrusu çıraklık dönemidir. Kişi daha sonra oynayış yeteneğine göre öbür semahlarda yerini alır. Semah sözleri Semahlar çoğunlukla Türkçe sözlü deyişlerle dönülür. Bu deyişler yörelere göre değişiklikler gösterse de halk yazınının ürünleridir. Başta Hatayi olmak üzeri Pir Sultan Abdal, Kaygusuz, Nesimi gibi pek çok ozanın deyişleri semah sözü olarak ezgilenmiştir. “Aşağıdan gelen telli turnam İçinizde telli turnam yok benim Yârandan yoldaştan soran olursa Yine sol yanımda derdim çok benim Gidiyorum gayrı gül benzim soluk Od düştü sineme yanıktır yanık Ölüm Allah emri de zalim ayrılık Hangine yanayım da derdim çok benim Pir Sultan Abdal’ım da dost Kırklar Yediler Bu yolu erkanı da canım kodular Herkes sevdiğini de bile dediler Hangine yanayım da derdim çok benim…” Semah sözleri kimileyin belli dinsel kuralları, inançları anlatsa da ana konu sevgidir. Öbür konular sevgi eksenini çevreler: “Kırata yol mudur eştiği zaman Dizgini boynuna düştüğü zaman Sarıdan köpüğü saçtığı zaman Severim kıratı bir de güzeli Kırat da komaz yanında yatam Sesimi turnanın sesine katam Gerdanı beş karış beli bir tutam Severim kıratı bir de güzeli…” Böylec semah sözleriyle öğütler verilerek birlik çağrıları yapılır. “Kararı kararı geliyor kışlar Alay alay olmuş ufacık kuşlar Yıldan yıla meyve veren ağaçlar Özüne döne özümüz deyi…” Semah sözleri dinsel de olsa, din dışı da olsa hep coşkulu, yaşama sevinci doludur: “(…) Açılsın laleler açılsın güller Güllerin dalında ötsün bülbüller Şu gurbeti icat eden onmasın Ay doğsun üstüne güneş doğmasın Vursun felek sillesini kalkmasın Aç kolların semah eyle Demi devran dönsün…” Semah nefeslerinin sözlerinde yüzyılların acılarının, başkaldırılarının izleri vardır. Cemlerde söylenen “tevhitler” de semah nefesleriyle aynı işlevi taşır. Tevhit, “birlik, birleşme” anlamına gelen bir addır. Tevhitlerin coşkulu çağırışlarıyla toplumun birlik duygusu korunur. “Güvercin donuna girip Yanıl elmaya el sunup Yürekten ateşler yanıp Yüze vurduğu yoldur bu!” Aleviler ve Bektaşiler, semahlarla dönerken dünyanın ve evrenin dönüşüne uydururlar gövdelerini. Semahlar sözleriyle “Tanrı ile insanın” birliğini anımsatır: “Hak ağaçta olsa dülgerler bulur Hak denizde olsa balıklar bulur Yerde gökte olsa arada kalır Belagatte o dem Âdeme indi…” Evren ile bir olurlar semah dönenler. Evrenin dönüşünü yenilerler, turnalar gibi pervaz vururken. Sennur SEZER EVRENSEL HAYAT – 3 Şubat 2008photo

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Mayıs 24, 2014 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. SEMAH DÖNMEK ALEVILERDE CENAZE için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: