Alevilikte Sirlar Ve Gerçeğe Uzanan Dünya

SIRLARIN İÇİNDEN

GERÇEĞE UZANAN DÜNYA

Anahtar Kelimeler: Âşıklık Geleneği, İslâm, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ehl-i Beyt, Kerbela.

Key Words: Ashık tradition, Islam, Prophet Muhammed,Ali, Ehl-i Beyt, Kerbela Event.

Sanatçı, eserini meydana getirirken duyduğu heyecanı tesadüfen değil, isteyerek ve arayarak bulur. İnsanda sanattan önce gelen bir aşk vardır; sanatın özü ve iradenin derinliklerinde ve aşkın hareketlerinde bulunur. Bu aşkın, hareketin, yani sanat iradesinin kaynağı ise imandır(Ayvazoğlu, 1989: 372).

Nurettin Topçu, estetik ve mistik olmak üzere iki türlü imanın bulunduğunu ve birinden sanatın, diğerinden ise dinin doğduğunu söyler. İmanın kaynağından doğan sanat iradesi sanatçıyı realitenin üzerinde bir yaratıcı iktidara sahip kılmaktadır. Ancak bu anlamda sanat, kurtarıcı bir vehim olmaktan öte bir şey değildir. Bu vehimden, insanın kendisinden başkasına sığınması demek olan aşk, sanat aşkı doğar(Topçu, 1974: 68).

İşte Murtaza Şirin’in şiirlerindeki; Allahu Te’âlâ’ya iman; Hz Muhammed’e sevgi; yüce Yaradan’a sevgili Peygamberinin duyduğu yakınlık; Hz. Muhammed’in yakınlık duyduğu insanlara, Hz Ali’ye, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve On İki İmama muhabbet duymak; Yaradan’dan dolayı insana duyulan sevgi, Ayvazoğlu’nun da söylediği gibi sanattan önceki aşkın tezahürüdür. Duyduğu heyecan ise tesadüfen değil, isteyerek ve arayarak bulduğu heyecandır.

Söz nötr bir varlıktır. Üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. Sözün kelam derecesinde konusu aşktır. Söze en güzel manayı aşk verir. Bütün boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz(Pala, 2000: 15).

Murtaza Şirin’in dilinde de bu aşk yürekten kopan âfâkı saran bir çığlıktır. Güneşin merkezinde öyle bir alevdir ki yaktıkça yakar.

Evvel baştan niyazımız

Sunarız Allah aşkına

Hu diyerek avazımız

Banarız Allah aşkına

Gah çıkarız gökyüzüne

Gireriz özün özüne

Yanarız Allah aşkına

Bak güneşin merkezine

Mevlâna’nın ifadesiyle, aşk öyle bir alevdir ki, bir tutuştu mu maşuktan başka her şeyi yakar. Çünkü onun coşkusu ve neşesi hiçbir dünyevî zevk ile izah edilemez. Aşk öyle bir denizdir ki dibi bulunmaz; öyle sırdır ki her gönül kaldırmaz, ehli olmayanlara anlatılmaz. Aşk ilimden üstündür, onsuz iman taş misali kurudur. Aşk ikilikten kurtarır, fanilikten çıkarır, tevhidi gerçekleştirir. Aşk menfaatsiz ve şuurlu bir kulluğa yöneltir, güzel ahlâkı gerçekleştirir(Pala, 2004: 337-338).

Yalnızca bir türlü aşk vardır ama görüntüleri binlerce türlüdür, sözüne izafeten İskender Pala aşkın üç çeşidinden bahseder:

“Aşk beşeridir; şakayla başlar, sorumluluk getirir. Gözden girer, gönülde yaşar, surete meyledenler ziyandadır; Aşk platoniktir; sohbette başlar zahmet getirir. Zihinden girer, gönülde yaşar. Siretini süslemeyenler yol şaşırır. Aşk ilahîdir; imanla başlar, vahdete götürür. Gönülde doğar, gönülde yaşar. Sırrı saklamayanlar başını verir. Aşk Allah u Teala’nın “Bilinmeyi istedim kainatı yarattım.” şeklinde buyurduğu noktada başlar(Pala, 2000: 15). O’nun sırrı ve tecellinin remzi bu aşkta gizlidir(Pala, 2004; 336).

Sevdam benim sermayemdir

Yare kavuştuğum demdir

Hakla Hak ola zerremdir

Kul Şirin’im tamam olur

Ayeti Kerime’de; Evvel O, Ahir O, Zahir O, Batın’da O… (Hadis: 3) buyrulur.

Hakk Te’ala Hazretleri Evvel’dir, Ezeldir. Ahir’dir, Ebeddir, sona ermekten münezzehtir. Zahir’dir, bu görünen şeylerin hepsi O’nun kudretinin eseridir. İnsan da bütün yaratılmışlar da “Ol!” Emr-i Şerifi ile zahir olmuşlardır.

Yine Ayet-i Kerime’de “Allah o Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. Ezeli ve ebedi hayat ile bâkidir. Zat ve kemâl sıfatları ile her şeye hakim olup, bütün varlıklar O’nunla kaimdir.” (Bakara 255) buyrulmuştur.

Murtaza Şirin de bir şiirinde Yaradan’ın vasıflarını yukarıdaki ayetlere dayanarak zikretmiştir:

Evvel Allah ahir Allah

Her eşyada zuhur Allah

Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an

Dört kitapta Zahir Allah

Sonra senden yakın Allah

Dört bir yana bakın Allah

Kainat onun içinde

Deme nerde sakın Allah

Ararsan özünde Allah

Görürsen gözünde Allah

Yoktan hiçbir şey var olmaz

Yazdığın yazında Allah

Vücudundaki can Allah

Damarındaki kan Allah

Nice nice buluş yapan

İnsandaki izan Allah

Her bir şeyi yapan Allah

Çağırana kopan Allah

Rahmeti uçsuz bucaksız

Süphan Allah Süphan Allah

Kainatı kuran Allah

Yörüngeye vuran Allah

Cemi cümlenin rızkını

Düzenleyip veren Allah

Gece Allah Gündüz Allah

Yer gök arş kürs dümdüz Allah

Kul Şirin’i tüm eşyanın

Zikri fikri hergiz Allah

Arifler diyor ki: Zât-ı Vahdet hakkında herkesin nazarı, istidadından ileri gidemez. Avâm bakar, her şeyi kabuktan ibaret görür. Havas bakar kabuk ile özü birlikte görür. Âşık bu iki mertebeden yükselip, sadece özü görür. Yalnız özü gören Rabbânî olur. (Kam, 1994: 52) Her varlık ezeli aşkı kendi diliyle ve idrakıyla terennüm eder.

Yunus da;

Âşk makamı âlidir aşk kadim ezelidir

Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir

Dahi yer gök yoğ iken var idi aşk bünyâdı

Âşk kadîmdir ezelî aşk getirdi ne varın

demektedir.

Mahmud Şebüsteri’nin Gülşen-i Râz’ında bu idraki: “Her şey zıddıyla meydana çıkar Fakat Tanrı’nın ne benzeri vardır, ne zıddı. Eşi benzeri olmayınca da bilmem ki akla uyan, onu nasıl bilebilir?”

Alemi, baştan başa Tanrı nurunun ışığı bil. Tanrı alemde meydanda olduğu için gizlenmiştir; meydanda oluşu gizli kalmasına sebep olmuştur.Tanrı nuru ne bir yerden bir yere gider, ne bir halden bir hâle girer. O ne değişir ne bir başka şekle bürünür, diye izah etmektedir(Gölpınarlı, 1972: 32; 92-99, Beyitler).

Kur’an-ı Kerim’de; Bakara 219-266, Ali İmran 190-195, Enam 50, Araf 176, Yunus 24, Rad 3, Nahl 11, 13, 14, 69, Rum 21, Zümer 42 ayetlerinde, Allah’ın delilleri, göklerin ve yeryüzünün yaratılışı, görenle görmeyenin bir olmayışı, Allah’ın nimetleri, anlatılarak insanlar düşünmeye çağrılmakta ve çeşitli vesilelere düşünmeleri buyrulmaktadır. Hz. Peygamber(SAV), “Bir an düşünmek, yetmiş yıl (nafile) ibadetten hayırlıdır.” buyurmaktadır(Kenzü’l Hakayık II, s.27; Gölpınarlı, 1972: 12).

Bu emirleri Murtaza Şirin de;

Dalıp Hakkın hikmetine

Sığınırız kudretine

Sensin güzeller güzeli

Sensin ezeller ezeli

İlkin ilkisin ileri

İlel ebed kalan sensiz

diye ifade eder.

Hakk’ın ezelde ne takdir buyurduğunu tefekkür eden Şirin, mukadderata da rapt-ı kalp etmiştir. O tevekkül rızasının yanı sıra her mekanda ve her zamanda yüce Yaradan’a muhabbet ve özlem duyar. Bulunduğu hâli Mevlâna’nın söyleyişiyle şöyle izah edebiliriz: Aşku sevdan ile gönlüm kanıyor her lahza.

Murtaza Şirin şiirlerinde Dört Kitabı birlikte zikreder: Tevrat, Zebur, İncil, Kuran. Dört kitapta zahir Allah, diyerek tevhit sınırının dört kitapta olduğunu vurgular. Ancak ona göre; Kur’an insanın; insan Kur’an’ın hakikatidir. Hakk’ın varlığı, varlığın iç yüzü Kur’an’da gizlidir. Gerçek ümmet Kur’an yolundan sapmaz(Tatçı, 1990, 97-99).

İbn-i Abbas, Hz. Peygamberin, “Her şeyin bir temeli var; Kuran’ın temeli Fatiha’dır. Fatiha’nın temeli de Besmeledir.” buyurduğunu rivayet etmiştir(Tabrasî I, 1339: 17; Gölpınarlı, 1972: 81).

Besmelenin, her kitabın, her yazının anahtarı olduğuna Besmeleyle başlanmayan işin sonu gelmeyeceğine dair hadisler vardır (Gölpınarlı, 1972: 8; Suyüti I 132: 104). Bismillah lâfzı, kulların halâsı elinde bulunan bir padişahın lafzıdır (Mevlânâ, 200: 110).

Kur’an’ın ilk suresi, yedi ayet olduğu, her namazda okunduğu, tekrarlandığı için Seb’al Mesânî olarak bilinir. Kur’an’ın okunmasına ve yazılmasına onunla başlandığı, ayrıca Fatiha içinde Tanrı’ya hamd edildiği için hadislere göre Kur’an’ın şeref bakımından en üstün sûresi olarak ifade edilir. Kur’an’ın özeti olarak anılan sûre, kitabın aslı manasında Ummû’l- Kitap olarak da isimlendirilir. Sûre Rahman ve Rahim Allah adıyla mealindeki Bismillâhi’r-rahmani’r-rahim diye başlar. Ehli Beyt imamlarına göre Besmele, her sûrenin ilk ayetidir. Yalnız 9. sûrede yoktur. Besmeleyi sesli okumak sünnettir(Gölpınarlı, 1972: 81).

Evrende bulunan tüm güzellikte

Seni gördüm seni buldum sen vardın

Vücutta damarda bütün ilikte

Kanı gördüm kanı buldum sen vardın

Ez zahirsin gören göze var oldun

El batınsın sır içinde sır oldun

El Gafursun cümle cana yar oldun

Canı gördüm canı buldum sen vardın

Besmelede koruyucu silamsın

Elhamdullillahta rabbil alemsin

Errahmanirrahim Levhü kalemsin

Teni gördüm teni buldum sen vardın

Maliki yevmiddin dinsin imansın

İyyake nabudü sahip zamansın

Ve iyyake nestainde yaransın

Dini gördüm dini buldum sen vardın

İhtinas -sıratel müstakimsin hak

Sıratellezine enelhak mutlak

Enamte aleyhim ameline bak

Beni gördüm beni buldum sen vardın

Gayrıl mağdubu aleyhim aman

Veleddalin dedim etmedim guman

Kul Şirini dedi on iki imam
Murtaza Şirin’in Kur’an’ın temeli olarak ifade edilen Fatiha sûresini ele aldığı şiirinde yalnız Fatiha’nın önemini ve güzelliğini idrak edişini değil Şirin’in söyleyiş ustalığını, kıvraklığını ve geleneğe hakimiyetini de görmekteyiz.

İslâm’ın ilk şartı, Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in Hak Resul olduğuna inanmaktır. Şirin’in dilinden de Lailahe illallah zikri hiç düşmez:

Zikrim fikrim Lailahe illallah

Kainatı saran seni söylerim

Muhammed Mustafa Hak Resûlullah

Ehl-i beyit Kur’an seni söylerim.

Günahkarım kesik başım elimde

Yaradıp var eden Ulu’ya geldim

Lailahe illallah dilimde

Zikredip Muhammed Ali’ye geldim

Evvel Allah, Ahir Allah, Habibim Muhammed, kitabım Kuran, diyen Şirin Kalu Bela denmeden önce de yüce Yaradanla beraber olduğumuzu ve Allah’ın ezeldeki ruhlarla sözleşmesini söyle anlatır(Araf: 172):

Elestu bezminde ikrar bend olduk

Hamdolsun İslâmız İmanımız var

Guruhi Naci’yiz cennetten geldik

Elimizde Nurdan fermanımız var.

Elestü bezminde çekildik dara

Lâ diyen münkirler sürüldü nara

Ruhun indi mi secdeye

Eleman sevgilim diye

Yüzüm dönükken kıbleye

İki gözün sulandı mı

Yunus da;

Ezel benim ilimdir Elest benim yolumdur

Ezel ile Elest’i ben bunda göre geldim

der.

Elest, ezel ve ebedi birleştirici bir hâldir (Tatçı, 1990: 303). Elest asıl vatandır, döneceğimiz, özlediğimiz, sevgiliyle birlikte olunacak mekandır.

Şirin’in Hz. Muhammed’e sevgisi ve bağlılığı da sonsuzdur. Hak onu övmüş yaratmıştır, fahr-ı alemdir. Daima ümmeti için çalışır. Dertli kulun ilacıdır. Dertlere dermandır. İnsanlığa yerde ve gökte ışıktır:

Muhammed’dir nebî velî baş tacı

Muhammed’dir insi cine duacı

Muhammed’dir dertli kulun ilacı

Derdime dermanım emim Muhammed

Bu sevdalın sana gerçek âşıktır

Damarımda oynar kanım Muhammed

İnsanlığa yerde gökte ışıktır.

Yoluna kurbandır canım Muhammed

Evvel baştan Muhammed’e selavat

Be altında nokta Rahman gel yetiş

Allahümme salli ala Muhammed

Meded mûrvet şiri Yezdan gel yetiş

İki cihanın efendisi Hz Muhammed’e duyulan saygı ehl-i beyt için de geçerlidir. Yaradan’ın en sevdiğine duyulan muhabbet, Hz. Muhammed’in de sevdiklerine aynı coşkuyla duyulmaktadır.

Bu sevgi teşviki Kur’an-ı Kerim’de açık ve net yer alır: “Ey Resûlüm onlara de ki: Tebliğ vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim akraba ve Ehl-i Beytime karşı muhabbettir.”(Sura: 23). İbn u Abbâs (RA)’dan rivayettir. Res’ulullah (SAV) buyurdular ki: “Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin.”(Canan, 12: 414). Resûlullah Al-i Beyt’i hem sevmiş hem de sevmemizi emretmiştir.

Müslim ve Tirmizi’nin bir rivayetine göre de (Canan, 12: 290) “Oğullarımızı ve oğullarınızı çağıralım.” ayet-i kerimesi indiği vakit Resûlullah (SAV) hemen Ali’yi, Fatma’yı, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve Allah’ım bunlar benim ailemdir diye buyurdular.

8-10 yaşlarındayken İslâm’ı kabul ettiği ve yüzünü puta döndürmediği için Keremullahi Veche diye tazim edilen Hz. Ali, Şirin’in mısralarında bazen Hz. Muhammed’le bazen de müstakil olarak zikredilir.

Müslim ve Tirmizi’nin bir rivayetine göre de Resûlullah (SAV) Hayber günü buyurdular ki: Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki O, Allah’ı ve Resûlunu sever, Allah ve Resûlu de Onu sever (Canan, 12: 288). Hz. Muhammed (SAV) sancağı Hz. Ali’nin eline verir. Bu Hadis-i Şerifte, Hz. Ali’nin Allah ve Resûlünü, Allah ve Resûlü’nün de Hz. Ali’yi sevdiği Hz. Muhammed tarafından teyid edilmektedir. Ayrıca Resûlullah (SAV) Ben kimin dostu isem Ali de onun dostudur (Canan, 12: 289) buyurmuşlardır.

Şirin bu sevgiyi şu dörtlüğünde özetler:

Hakka adarız bedeni

Severiz semah edeni

Ehli beyti inciteni

Kınarız Allah aşkına

Hz. Muhammed’in sevgili torunu Hz Hüseyin’in ve diğer Ehl-i Beyt mensuplarının katledildiği Kerbela Türk şiirinin susmayacak acı dolu serzenişi yürekten kopan çığlığı olmuştur.

Türk edebiyatında Kerbela mersiyeleri XV yy. da görülmeye başlar. En eski örnek Yazıcıoğlu Muhammed’in Muhammediye adlı eserindeki mersiyedir. XV yy. daki diğer bir örnek de Sinan Paşa’nın Tazarrunâme adlı eserinde yer alır. XV yy. dan sonra Kerbela mersiyesi yazan şairlerimiz ve şiir örnekleri çoğalmıştır… Duyduğu üzüntüyü dile getirmede, Kerbela mersiyesi yazmada Türk toplumu bir yürek olmuş, üzüntünün, Yezid’e lanetin odunu tek bir yürekte yakmışlardır(Turan, 2001: 98).

Şirin’in şiirlerinde de Kerbela’nın her dem paylaştığımız acısı, sönmeyen ateşi söz olur, can acıtır. Şiirlerindeki tahkiye ediş olayın teferruatını da önümüze serer.

Açlık, sıcak ve susuzluktan bitkin düştüğünden şehit düşen Ehl-i Beyt mensupları içinde Hz Hüseyin’in kundağa sarılı küçük oğlu Ali Asgar da vardır. Ali Asgar imamın kucağında iken okla vurulmuştur. Hz. Hüseyin de takatsiz düşünce Şimir B. Zül-Cevşen’in emriyle şehit edildi(Altınok, 1998: 84).

Kerbela’daki trajik hadiselerden biri de savaş meydanındaki Kasım ve Fatıma’nın evlilik törenidir. İmam Hüseyin kardeşinin vasiyeti üzerine Kâsım’ı Fatıma ile evlendirir. Kasım, babası İmam Hasan’ın çok kederlendiği vakit okuması için koluna bağladığı pazubentin içinde yazılanları okuduğunda babasının şu notuyla karşılaşır: Ey Kasım, sana vasiyet ediyorum ki Amcan Hüseyin Kerbela’da zor bir duruma düştüğü zaman sakın onun uğrunda kanını dökmekten geri kalmayasın ve hiçbir bahane ile tereddüt göstermeyesin(Gündoğdu, 1996: 322). Bu vasiyet üzerine nikahlısı Fatıma’yı bırakarak savaş meydanına at süren Kasım şehadet şerbetini içmiş, Hakka kavuşmuştur. Şehadeti üzerine gerçek Şeb-i Aruz’u yaşamıştır.

Kucağında Ali Askar yürüdü

Şu masuma bir su verin deridi

Boğazından bir ok değdi eridi

Altı aylık yavrum derdi Hüseyin

Ali Ekber Yusuf gibi güzeldi

Fidan boylu Muhammed’e benzerdi

Gökteki melekler vasfın yazardı

Ali Ekber meydana girdi Hüseyin

Araya aldılar Ali Ekberi

Çektiler hançeri tiği teberi

Temaşaya geldi gök melekleri

Ekber saflarını yardı Hüseyin

Yoruldu takati kalmadı bitti

Biri beşi değil hep hücum etti

Başını kestiler Yezide gitti

Cesetleri susuz yurdu Hüseyin

Savaş sırasında toy düğün oldu

Kasım amcasının kızını aldı

El ele değmedi bi murat kaldı

Meydana er ister ordu Hüseyin

Kan ağlarım gece gündüz zar benim

Kerbela’da şehit düşen pir benim

Kul Şirin’i bitmez sevdam var benim

Gerçek sevenlere pirdi Hüseyin

***

Matem ayı Muharremin onunda

Dertli dertli öten kuşlar merhaba

Kılıç kan içinde ağlar kınında

Kerbela’da kesik başlar merhaba

Hür şehittir insanlığın kurbanı

Sağ kolunda durmaz akıyor kanı

İmam Hüseyin ister nişanı

Hak Muhammed Ali Üçler Merhaba

Ehl-i Beyt bir su deyi sızılar

Anada süt arar emlik kuzular

Altı aylık askar noldu gaziler

Penci Ali-aba beşler merhaba

Celal Abbas kendini Fırat’a attı

Zalimler görünce hep hûcüm etti

Kolları kesildi kırbayı tuttu

Alkana boyanan dişler merhaba

Saçın yoldu Ali Ekber Leylası

Yakıldı Kasımın kandan kınası

Sırrıya ağlar şehit anası

Muradın almayan eşler merhaba

Altı Alioğlu atmış altı can

Yetmiş üçün biri Hamza pehlivan

Yürüdü Hüseyin açıldı meydan

Zeynep’in gözünde yaşlar merhaba

Yetmiş üçtür Kerbela’nın kurbanı

Zeynel kan ağladı gezdi cihanı

Murtaza Şirin’in canı cananı

Kesik başlar kalem kaşlar merhaba

İnsanları onulmaz dertlere salan Kerbela hadisesini Şirin Hz. Muhammed’e şikâyet eder:

Torunu Hasan’a zehir verdiler

Hüseyin’i Kerbelaya sürdüler

İmamlar yoluna tuzak kurdular

Çölleri suladı kanım Muhammed

Torunlarına karşı büyük muhabbet besleyen Hz. Muhammed’in şu sözü Ya’la İbn-u Mürre’den rivayettir: “Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim, Allah Hüseyin’i sever, Hüseyin esbattan biridir.”(Canan,12: 312).

Sonuç

İbrahim Edhem, “Bir zindanda kalmıştım ki çıkmaya kuvvetim yoktu. Âdil bir kadı gördümse de dava için hüccetim yoktu. Kulağıma şöyle bir seda geldi: Ebedî mülk arıyorsan işe giriş! Canana kavuşmak istiyorsan terk-i can et! Mün’im arıyorsan; âşık, nimet istiyorsan köle ol.” Süleyman’dan Belkıs’ın, mektubunu teslim almak istersen Hûdhûd, Yusuf’tan Yakub’a vuslat haberi götürmek istersen rüzigar ol!(Mevlana, 200: 104).

Sadıklar gönül nakdini, ihlas altını; hakikat madeninden arayıp bulurlar. Sikke-i Şühudi ona nakşettikten sonra Hallâc-ı Mansur gibi darda baş oynatır, Bayezid gibi aşk hazinesinden Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim, ne de büyük zuhurum var. İlâhi! Sana hamdolsun. Ne büyük şerefe malikim. Sikkesini çıkarır Fakat bu sikkeyi herkes göremediği gibi bu derdi de her gönül çekemez!(Mevlana, 200: 102).

Mevlânâ’nın tespitinde olduğu gibi Murtaza Şirin, Canan’a kavuşma yolunda terk-i can eden, bu derdi de çekmeye gönüllü, şiir tekniği ve şiiri besleyen bilgi birikimi açısından geleneğin sağlam halkalarından birini teşkil etmektedir.

Murtaza Şirin âşıklık geleneğinin günümüzdeki önemli halkalarından biridir. O, şiirlerinde sırların içinde gerçeği, derdin içinde dermanı, aramaktadır. Şiirlerinde yüce Yaradan’a duyduğu muhabbet ve özlemle birlikte bu sevginin tezahürlerine yer vermiştir. Hz. Muhammed’e, Hz Ali’ye, Ehl-i Beyte, On İki İmama duyulan sevgi de Allah’a duyduğu sevginin tezahürleridir
Onu gördüm Onu buldum sen vardın

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Mayıs 24, 2014 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Alevilikte Sirlar Ve Gerçeğe Uzanan Dünya için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: