Safevilik

safevilik, başlangıçta tasavvufi bir akım olarak, Şeyh Safiyeddin’le tarih sahnesine çıkmıştır ve adını O’ndan alır. Hanedana adını veren Safiyeddin, (Şeyh Safi), müridi ve aynı zamanda damadı olduğu Şeyh Zahid Gilani’nin kurduğu Zahidiyye tarikatına mensup. Safiyeddin, Gilani’nin ölümü üzerine (1300) yerine geçerek, şeyhlik makamına oturuyor. Tarikat, Horasan, Kafkasya, Azeraycan, Anadolu, ırak, Suriye ve İran bölgelerinden taraftarlar buluyor, benimseniyor. Sufi bir yapı oluşturan bu tarikat ilk başlarda mezhebi bir disiplin göstermemekle birlikte, Şeyh Safiyüddün’ün, o dönemde İran halkının büyük çoğunluğunun mensup olduğu Şafiî mezhebine yakın olduğu söyleniyor. Bu konuda ciddi bilim adamları ve araştırmacılar arasında görüş birliği bulunuyor. (1) Azeri yazar Mirza Abbaslı, İran kaynaklarından şu bilgileri aktarıyor: “Bu dönemin ilk kaynaklarından olan ve Hace Reşideddin Fazlullah’tan 22 yıl sonra aşağı yukarı 1340 yıllarında tamamlanmış Hamdullah Mustofi-i Kazvini’nin (1281-1351) ‘Nüzhetü’l Kulûb’ adlı eserinde Şeyh Safi’nin yaşadığı Erdebil şehrinden söz edilirken, O’nun müritlerinin dini mesubiyetleri üzerine şöyle denilmiştir: ‘Ekserisi Şafiî mezhebinde olup Şeyh Safiyedddin Erdebili’nin müritleridir’.” (2) Zeki Velidi Togan, Karakoyunla Cihan Şah’ın Vakıf belgelerinde Şeyh Safi’nin Sünni olduğunun kaydedildiğini yazıyor. (3) Abbaslı’ya göre, Şeyh Safi, tarikat ilkeleri açısından sufiliği takip etmiş, tarikatını, herhangi bir mezhebi çerçeveye yerleştirmemiştir. Safvetü’s Safa’da Şepl’in müritlerinin çoğunun Şafiî olduğu, bunun yanında Hanefilerin ve Şiilerin de bulunduğu, hatta, Budist ve Hristiyan taraftarların bile olduğu bilgisi veriliyor. (4) Şeyh Safi’nin ölümünden (1334) sonra sırasıyla oğlu Şeyh Sadreddin (1334-1392), torunu Hoca Ali (1392-1429) ile Hoca Ali’nin oğlu Şeyh İbrahim (1429-1447) tarikatın şeyhliği görevini yürüttü. Tarikatın ünü ve nüfuzu Osmanlı topraklarına kadar ulaştı. Bursa’daki Osmanlı sarayından her yıl Erdebil dergahına “Çerağ akçesi” adı altında nezir veya bağışlar gönderiliyordu. (5) Bu uygulama Yavuz Selim’e kadar devam etti. Anadolu Türkmenlerinin dergaha bağlanışı Osmanlı’yı yenilgiye uğratan Timur Anadolu’dan dönüşünde, Hoca Ali’nin ziyaretine Erdebile gitti. Hoca Ali, Timur üzerinde derin bir etki bırakan Hoca Ali’nin isteği üzerine Anadolu’dan getirdiği 3 bin dolayındaki Türkmen esiri serbest bırakırken, Erdebil arazisinin yönetim ve gelirini de Erdebil dergahına vakfetti. Su olayla ilgili vakıfnameler, 200 yıl sonra, Şah Abbas’ın askerlerince Batı Türkistan’da bulundu. (6) Hoca Ali, Erdebil’de kalan Anadolu Türkleri için bir mahalle kurdurdu. (7) Bunlar asırlarca Sufiyan-ı Rum (Anadolu Sufileri) olarak anıldılar. Safevi devletinin kuruluşunda, çekirdek kadro olarak işte bu Sufiyan-ı Rum denilen Anadolu Sufileri yer aldılar. Abdülbaki Gölpınarlı, Safevi sülalesinin Şeyh Cüneyd’e kadar Şiî olmadıklarını iddia ediyor.(8) Gölpınarlı, Şeyh Safiyeddin ve oğullarının, kendileriniSünni bir tarikat olan Halvetiliğin temsilcisi saydıklarını ve müritlerinin mezhepleri ne olursa olsun onların, Halvetiye tarikatına mensup olduklarını ileri sürüyor. (9) Safeviler hakkında yazılmış, büyük çoğunluğu İran eserlerinde, özellikle Safvetü’s Safa’da Şeyh Safi’nin akrabaları ve yakınlarının adlarında, Şiîlik’te ve Alevilikte hiçbir devirde görülmeyen Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ayşe gibi adların bulunması, O’nun Şii ya da Alevi olmadığının bir başka ve kesin kanıtı olarak gösteriliyor. (10) Şeyh Cüneyd’le kırılma noktası Şeyh İbrahim’in ölümünden (1447) sonra, tarikatta babadan oğla geçen şeyhlik geleneği bozuluyor. Oğullar arasında post mücadelesi başlıyor. Altı oğuldan İbrahim’in oturması gereken posta Cafer oturtuluyor. Bölgenin hakim gücü Karakoyunlu devletinin hükümdarı Cihan Şah, Cafer’e destek verip Cüneyd’i Erdebil’den çıkarır. Erdebil dergahında post kavgası devam ederken Anadolu’ya geçen Cüneyd, bir devlet kurmaya yönelerek, Anadolu’daki Alevi Türkmenlerden güç arayışına girer. Cüneyd’in Alevi-Şii çizgide karar kılmasında bu olayın etkili olduğu söylenir. Aşıkpaşaoğlu’nun verdiği bilgilere göre Cüneyd, Erdebil’den ayrılıp Anadolu’ya, Osmanlı topraklarına geldiğinde, hediyelerle birlikte bir derviş heyetini Sultan 2. Murad’a göndererek, O’ndan mesken kurup dualarla meşgul olmak için kurt Beli’ni ister. Sultan 2. Murad, “Bir tahta iki padişah sığmaz” diyerek, bu teklifi reddeder. Bunun üzerine Cüneyd, Karaman’a gider, Şeyh Sadreddin Konevi Zaviyesine yerleşir, Mevlana Hayreddin’den ders alır, Şeyh Muhyiddin-i Arabi’nin kitaplarıyla tanışır ve zaviyenin şeyhi Şeyh Abdüllatif Makdisi ile sahabe ve ehlibeyt arasında karşılaştırma ile hangisinin üstün olduğuna dair yaptığı tartışmada Ehlibeyt’in üstün olduğunu savunarak tepki çeker.(11) Cüneyd’in Şiiliği ya da Aleviliğini somutlayan ilk belge budur. Cüneyd’in, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kız kardeşi olan eşi, Hatice Begim’den doğan oğluna Haydar adı verilir. Haydar’ın, Cüneyd’in ölümünden sonra doğduğu söylenir. Haydar, 9 yaşına kadar Diyarbakır’da dayısı Uzun Hasan’ın sarayında büyür. Uzun Hasan, Haydar’ı Erdebil’e getirerek tarikatın şeyhi ilan eder. Böylece, babası Cüneyd’in bağlısı olan büyük bölümü Karaman, Teke, Hamid eli ve Şam bölgesinden Alevi Türkmenler de Haydar’ın etrafında toplanır. Haydar’ın, dayısı uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begim’le evliliğinden Sultan Ali, Seyyid İbrahim ve İsmail adlı üç oğlu olur. Şeyh Haydar, babası Cüneyd’in yolunda yürüyerek, Erdebil merkezli bir devlet kurmak için çalıştıysa da başarılı olamaz. Bu arada, bir kısım araştırmacı, yazar ve bilim adamı, Osmanlı tarihçilerinin etkisiyle Kızılbaş teriminin kökenini, Şeyh Haydar’ın müritlerine 12 dilimli kızıl taç (Tac-ı Hayderi) giydirmesine bağlar. Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra bağlıları büyük oğlu Şeyh Ali’nin etrafında toplanmaya başlar. Bunu tehlikeli gören uzun Hasan’ın oğlu ve İsmail’in dayısı Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey, üç kardeşi, kız kardeşi olan anneleri Alemşah Begim’le birlikte İstahr kalesine hapseder. (12) Burada yaklaşık beş yıl kalırlar. Bu arada Yakup Bey ölür, Akkoyunlu hanedanı arasında taht kavgaları başlar. Uzun Hasan’ın torunlarından Rüstem Bey, tahtı ele geçirir. Yakup Bey’in oğlu Sungur’la zorlu bir mücadeleye giren Rüstem Bey, Şeyh Haydar’a bağlı Türkmenlerden yararlanmak için Yakup Bey’in hapsettiği İsmail ve kardeşleri ile annesini serbest bırakır. Haydar’ın büyük oğlu Şeyh Ali, babasının yolunda siyasi mücadelede yaşamını yitirirken, tarikat şeyhliğine halef olarak İsmail’i gösterir. Bundan sonra İsmail ve annesi için sürekli bir kaçış ve saklanma dönemi başlar. Annesi O’nu Erdebil’de Şeyh Safi’nin türbesinde saklar. Akkoyunlu sultanı Rüstem, onları bulup katletmesi için adam görevlendirir. Bu işle görevli Eybe Sultan, peşlerini bırakmaz. İsmail ve annesi, Türkmenlerin arasında sürekli mekan değiştirerek saklanmaya devam ederek hayatta kalmaya çalışırlar. İsmail için özel hocalar tutulur, ana dili olan Türkçe dışında Arapça, Farsça dilleri ve Kuran öğretilir. İsmail, Lahican’a geçer. Rüstem Bey, İsmail’i Anadolu Türkmenleri’nin mahallesinde saklamış olan Ubay Hanım’ı, Tebriz pazar meydanında astırır Lahican’da bulunduğu sürede İsmail’e akın akın Türkmenler gelir. Rüstem Bey, İsmail’i bizzat ele geçirmek için Gilan’a yürümek isterken, yine Akkoyunlu hanedanında Göde Ahmet ve Aybek tarafından öldürülür. (13) Rüstem’in ölümü ve Akkoyunluların taht kavgaları, İsmail’e hareket serbestisi sağlar. 12 yaşındaki İsmail 1499’da Erdebil’e gitmek üzere yola çıkar. Yanında, 7 Türkmen boyundan 7 Türkmen beyi bulunur. (14) Bunlar Şamlı Lele Hüseyin, dulkadırlı dede Abdal Bey, Hadim Bey Hulefa, Karamanlı Rüstem Bey, Karamanlı Bayram Bey, Hınıslı İlyas Bey, Aykutoğlu ve Gacar Kara Piri Bey idi. (15) İsmail’e doğumundan itibaren kol kanat geren, O’nu yetiştiren Türkmenler, O’nun önderliğinde bir devlet kurmak istiyordu. İlk başlarda İsmail’in yanındaki Türkmen gücü için bin ile bin 500 arasında tahminler yapılıyor. İsmail ve yanındaki Kızılbaş Türkmen beyleri, Şeyh Safi’nin mezarını ziyaret ederek, burada “sufiyane ayinler” (cem?) yapıyor. Erdebil Valisi’nin tepki göstermesi üzerine, buradan ayrılarak kuzeydeki Astara yöresinde yer alan Ercüvan’a yerleşiyorlar. İsmail’e katılan Türkmenler giderek artıyor. İsmail, 1499-1500 kışını burada geçiriyor. (16) Erzincan Sarıkaya yaylası karargah oluyor İsmail, Erzincan Sarıkaya yaylağına gelerek yerleşiyor. Yol boyunca kendisine yeni katılımlar oluyor. İsmail’i Sarıkaya’da Ustaclu aşireti karşılıyor. Burada iki ay kadar kalan İsmail’in etrafında, bu kısa sürede her yandan gelen Anadolu Türkmenlerinden 7 bin, bir başka kaynağa göre de 12 bin (17) kişilik bir kuvvet toplanıyor. (18) Osmanlı tarihçisi Lütfü Paşa, Şah İsmail’in fermanı üzerine Türkmenlerin Erzincan’a gelerek O’nun etrafında toplanmasını şöyle anlatıyor: “Erzincan’a gelindiğinde, dedelerinin ve babalarının müritlerinden ve mühübbetlerinden nihayeti olmamağın varup Erzincan’a İsmail’e mülagi olurlar. Kimi atını, kimi silahını alarak. İsmail dahi bunlara ‘Kim benim mühümmim vardur. Bana müavinet eder misiniz deyince ol gelenler dahi iki bin adam olup, dediler ki, şeyhimiz oğlusun, yoluna can ve baş koyarız. Hizmet buyurunuz” (19) İsmail’in ilk büyük savaşı, Şirvanşah’a karşı idi. İsmail, topladığı kuvvetlerle, Erzincan’dan Şirvanşah’ın ülkesine doğru yola çıktı. Şirvanşah Ferruh Yesar da 20 bin atlı ve 6 bin yayadan oluşan ordusu ile harekete geçti. Gülistan Kalesi yakınındaki Cebani denilen yerde yapılan savaşta, Türkmen savaşçıları Ferruh Yesar’ı bozguna uğratarak, ordusunu dağıttı ve kendisini de savaş alanında öldürdüler. Böylece İsmail, babası ve dedesinin öcünü aldı. Tebriz’in Cuma Camii’nde hutbe İsmail’in görevlendirdiği Ustaclu Muhammed Bey ile Hınıslı İlyas Bey, Bakü’nün fethini gerçekleştirir. (20) Güzergah boyunca önüne çıkan güçleri yenerek, ordusunu da yeni katılımlarla büyüten İsmail, Şerur savaşıyla Azerbaycan’ı ele getirir. Bunun ardından, hiçbir direnişle karşılaşmadan Tebriz’e giren İsmail, Tebriz’in Cuma Camiinde Cuma günü hutbe okunmasını ister. O dönemde Tebriz halkının üçte ikisi Şafiî olması nedeniyle bazı beyler, 12 imamlar adına hutbe okunmasında çekince gösterir. Cuma namazında, Mevlana Ahmed Erdebili adlı hatibe, Şiî usulünce, kelime-i şahadetin sonuna “Aliyyün Veliyullah” eklenerek, 12 imam adına hutbe okutulur. Bu sırada İsmail, minberin birinci basamağında, kırmızı çizme ve savaşçı giysisiyle (21) sağ elindeki kılıcını cemaate doğru yukarı kaldırmış vaziyette durmaktadır. Halkın başkaldırması olasılığına karşı da Tebriz’in her yanında Türkmen savaşçılarca önlem alınmıştı.(22) Tebriz’de 12 imamlar adına okunan hutbeden sonra sikke de basılır.(23) İsmail şeyhlikle şahlığı birleştirerek, resmi adı Devlet-i Kızılbaşan olan Safevi Devleti’nin kuruluşunu ilan eder. (24) 1501 yılının güzüdür. Ve İsmail Şah olduğunda sadece 14 yaşındadır. Ali Naki BAKIR 18.11.2010 (1) Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s. 367; Tahsin Yazıcı, Safeviler Mad., İslam Ans. C. X. M. 53; İsmail Aka, X. Yüzyıldan XX. Yüzyıla Kadar Şiilik, s.89; Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Alevi Bektaşi Kimliği, s. 101; V.V. Bartold, Mesto Prikaspiyskih oblastey visterii Musul manskogo mira, Bakü, 1925, s. 100-101, nak. Mirza Abbaslı, Safevilerin kökenine Dair, s. 305. (2) Mirza Abbaslı, Safevilerin kökenine Dair, Belleten, sayı: 158, s.302 (3) Togan, Sur I’origine des Safavides, in melanges Louis Massignon, Tome III. Damas 1957, s. 357. nak. Burhan Oğuz, Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin… II. S.370. (4) Abbaslı, Mirza, a.g. m., s. 290. (5) Hınz, Walter, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s.7. (6) Walther Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, Ankara 1992, s. 8. (7) Yazıcı, Tahsin, Safeviler Mad., İslam Ans., C. X, s. 53. (8) Gölpınarlı, A., Kızılbaş Mad., İslam Ans., C.VI. s. 789. (9) Gölpınarlı, A., Bayramiye Mad., İslam Ans., C.2, s. 424. (10) Abbaslı, Mirza, Safevilerin Kökenine Dair, s. 297-299. (11)Aşıkpaşaoğlu, Tevarih-i Al-i Osman, Osmanlı Tarihleri, Düzenleyen: Çiftçioğlu N. Atsız, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1947, s. 250. (12) Sümer, Faruk, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 14. (13) Yazıcı, Tahsun, Şah İsmail Mad. , İslam ans., C. 11, s.275. (14) Tahsin Yazıcı, bu 7 Türkmen boyunu söyle sıralıyor: Şamlu, Rumlu, Ustaclu, Tekelü, Dulkadır, Avşar ve Kaçar. (15) Efendiyev, Azerbaycan Safeviler Devleti, s. 38-39; Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 17. (16) Sümer, Faruk, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 17. (17) Kazvini, “Tarih-i Cihanara”, Tahran neşri, Şemsi 1343, s. 264-265. nak. Mirza Abbaslı, Şah İsmail Hatayi’nin Ömür Yolu, s. 12. Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 18. (18)Şah Tahmasb’ın tarihçisi Gazi Ahmed Gaffari Kazvini, İsmail’in Erzincan Sarıkaya’daki hazırlıklarını anlattığı bölümün sonunda, İsmail’in Türkmenleri davet ettiği fermanı Dulkadir eline ulaşınca, düğünü sırasında bunu duyan ve gerdeğe girmek üzere olan genç bir Türkmen’in, aynı günün zifaf geğcesini beklemeden, Erzincan’ın yolunu tutup, İsmail’e ulaştığını anlatıyor. (19) Efendiyev, Oktay, Azerbaycan Safeviler Devleti, s. 40. (20)Sümer, Faruk, Safevi devletinin kuruluyu, s. 21. (21) Mirza Abbaslı, Şah İsmail Hatayi’nin Ömür Yolu, s. 19. (22) Efendiyev, Oktay, Azerbaycan Safeviler devleti, s. 48. (23) Sümer, F., Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 22. (24)Mirza Abbaslı, Şah İsmail Hatayi’nin Ömür Yolu, s. 10.

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Mart 9, 2014 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Safevilik için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: