Dürziler Alevi Olabilirler mi?

Dürziler Alevi Olabilirler mi? Habil’in mezarını bekleyen bir Dürzi Dürzilik batıni İslam mezhepleri arasında en ilgi çekenlerden biridir. Esasen bu mezhebin ismiyle tanışmam çok erken devirlerde olmuştu. Yaz tatillerinde anneannemin yanına, Ordu’ya gittiğimde yaramazlık yaptığım zamanlar “Dürzülük etme, rahat dur” şeklinde uyarı alırdım. Dolayısıyla her ne kadar Dürziliğin ne olduğunu bilmesem de uygunsuz bir hâl olduğunu anlardım. Sonraki yıllarda üniversitede tarih eğitimi alırken 19. yüzyıl Osmanlı tarihi içinde bir kez daha bu kavramla karşılaştım ancak bu kez söz konusu edilen bir cemaatti. Dürziler 1860’da ortaya çıkan ve batılı devletlerin de müdahil olduğu Lübnan olaylarının faillleri arasındaydılar. Yazı ve fotoğraflar: Önder Kaya Bir vesile ile Suriye’ye yaptığım gezilerde de bir kaç yerde onlara rastladım. İlk olarak Şam’da, Ümeyye camisi avlusunda çay içip arkadaşları ile sohbet eden bir Dürzi ile karşılaştım. Sonrasında güneydeki Süveyda ve Busra bölgesini gezerken (ki burası Cebel-i Duruz yani Dürzi dağı olarak da biliniyor) minübüs şoförlüğü yapan bir Dürzi hızla yanımızdan geçti. En son ise Şam’ın yazlık bölgesi olan ve yüksekçe bir râkıma kurulan Zebedani bölgesinde Habil’in mezarını ziyaret ettiğimde de Dürzilerle karşılaştım. Buradaki Dürzileri kılık kıyafetlerinden kolayca tanımak mümkün. Zira siyah gömlek ve şalvar giyiyorlar, başlarına da son derece ilginç beyaz bir takke takıyorlar. Dürzi erkeklerini görkemli pos bıyıklarından da çıkarsayabilirsiniz. Mezarın korunması görevini üslendikleri için bu mevkiye hakim bir konumdalar. Çarşıda alışveriş yapanların çoğu da Dürzi. Tezgahlarda bilhassa kumaş ve tabii ki siyah kumaş satılmakta. Dürziler babayiğit insanlar, dolayısıyla karşılarındaki kişide ister istemez bir çekiniklik duygusuna neden oluyorlar. Fotoğraf çektirmeye sıcak bakmıyorlar. Ancak istisna teşkil edenlerine de rastlamak mümkün. Giyim ve tavırları ile insanda merak duygusu uyandıran ve kültürümüzde de hakaret olarak kullanılan bir deyime muhatap olan bu Dürziler kimlerdir? “Kişi bilmediğinin düşmanıdır” sözünü kendime rehber edinip merak edip bir parça araştırma yaptım. Bu yazıdan muradım hem bu araştırmamı hem de elimde bulunan bazı görselleri okuyucularla paylaşmak. Süveyda’da Dürzi liderlerden Sultan Paşa el-Atraş’ın heykeli Dürzilik her ne kadar bir İslam mezhebi olarak tanınsa da içeriğine bir göz atınca İslamın en temel presipleri ile dahi uyuşmayan, farklı inançlardan etkilenmiş bir sistem ile karşılaşırız. Mesela Dürzilikte kelime-i tevhid, Halife el-Hakim’in Tanrılığını ve “bir” oluşunu tanıma anlamına gelir. Namazdan kasıt, Dürziliğin temellerini atan 5 hududun yani 5 önemli şahsiyetin varlığını ikrar etmek ve ruhen onlarla teması sürdürmektir. Oruç, kalpleri Dürzi inancından uzaklaştıracak tüm eylemlerden kaçınmak, Hac ise Dürzi inanış sistemini öğrenmek amacıyla yola koyulduğunun farkına varmaktır. Yine Dürzi inancında bir ahiret kavramı olmayıp ceza-mükafat kavramları ise reankarnasyon fikri ile açıklanır. Zira insanın kısacık bir yaşamda ilahi hikmete ulaşması mümkün değildir. Bunun için kişinin olgunlaşana kadar tekrar ve tekrar dünyaya gelmesi gerekir. Yine melek ve cin gibi varlıklara da inanmazlar. Bununla beraber Dürziler 19. yy ortalarına kadar zahiren yani dış görünüş itibariyle Müslüman görünmeyi tercih edip dışa kapalı bir cemaat olarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu şekilde davranmalarının temel amacı ise muhtemelen bilhassa ortaçağda Müslümanların ve Ehl-i kitabın diğer inançlar karşısındaki avantajlı durumuna sahip olmak amacıyladır. Hareketin resmi başlangıç tarihi olarak Fatımi halifesi el-Hakim’in Tanrı olarak kabul edildiği 1 Muharrem 408 ya da miladi takvime göre 30 Mayıs 1017 tarihi kabul edilir. Bu tarihte Mısır’da hüküm süren Şii Fatımi devletinin tahtında Dürzilik inancında “Tanrı” olarak kabul gören Halife el-Hakim bi Emrillah bulunmaktaydı. Halife el-Hakim, 996’da henüz 11 yaşındayken tahta çıkmış, bir müddet vesayet altında hüküm sürdükten sonra, doğrudan iktidarın iplerini ellerine almıştır. Ancak iktidarı sırasında kaynakların ifadesine göre çok ciddi tutarsızlıklara imza atmıştır. Örneğin 1005 yılında dört halifeye ve bazı sahabelere hutbelerde sövülmesini, çarşıdaki dükkanlara da bu sövgülere yer veren ibarelerin konulmasını emrederken, iki yıl sonra bu uygulamadan vazgeçer. Yine hıristiyanlara karşı son derece zalimane bir takım uygulamalar takınır ki bu uygulamalar neredeyse yarım asır sonra başlayacak Haçlı seferlerine dahi propaganda malzemesi teşkil edecek niteliktedir. Bu bağlamda Mısır’daki pek çok kiliseyi ve Kudüs’teki Kıyame kilisesini yağmalattığı gibi, 1010 yılında Hıristiyanları da din değiştirmeye zorlamıştır. Ancak 3 yıl sonra bu tutumundan vazgeçerek eski dinlerine dönmelerine izin vermiştir. Tüm bunların yanında bazı kaynaklar da da kendisine haksızlık yapıldığı, halifenin yaşadığı sürece kendini İlah ilan etmediği, ancak bu inanç sistemini kuranlar tarafından hayatının son günlerinde ya da öldükten sonra ilahlaştırıldığını kaydeder. Sonuç olarak Dürzi inanç sisteminde halife el-Hakim, Allah’ın tecessüm etmiş yani cisimleşmiş, bedene girmiş halidir. Halife el-Hakim’in çevresinde bulunan ve bazı dengesiz tavırlarını, onun arzulayacağı şekilde tevil eden en önemli simalar durumundaki Hamza b. Ali ile Anuştekin ed-Derazi’nin çabaları sonrasında sistematikleştirilen Dürzi hareketi, Kahire’de Sünnilerin ayaklanmasına sebep olur. Zira Dürzi hareketinin liderleri, Allah’ın el-Hakim’in nezdinde göründüğünü ve bu nedenle de halifenin, Allah olduğunu ilan ederler. Bu arada yeri gelmişken hemen belirtelim ki Dürzilik de adını az önce zikrettiğimiz Anuştekin ed-Derazi’den alacaktır. Bu zât mezhebin yayılmasında çok önemli roller oynamıştır. Lakin inancın esas kurucusu olan Hamza b. Ali ile Anuştekin ed-Derazi’nin arası, hareketin liderliği nedeniyle açılacaktır. Dürzi hareketini şekillendiren Hamza b. Ali olduğu için de, Anuştekin ed-Derazi mürted yani sapkın sayılacaktır. İlginçtir ki Dürzilerin ismini aldıkları kişi, onlar arasında muteber bir zât değildir. Zaten Dürziler de kendilerine “Birlemeciler” ya da “Tevhitçiler” anlamında Muvahhidun derler. Ancak Dürzi kelimesi ile meşhur olduklarından, son zamanlarda bu tarz bir isimlendirmeye de ses çıkarmamaktadırlar. Eski bir kartpostalda Genç Dürzi’ler Halifenin çıkan isyanlar karşısındaki tutumu zenci askerleri kullanarak kendisine karşı isyan eden halkı katletmek olacaktır. Ancak bu tutum halifenin de sonunu da hazırlar. Muhtemelen Sünni halkın tepkisinden çekinen kız kardeşi Sittülmülk tarafından halife, 1021’de itikafa çekildiği el-Mukattam dağında öldürtülürse de cesede ulaşılamaz. İşte bu olay onun taraftarlarına fırsat verecek ve sonrasında el-Hakim’in, kıyamete yakın bir zamanda geri gelerek insanları hakikati öğretmeye devam edeceği inancının yerleşmesine neden olacaktır. Dürziler, onun gaib olduğu geceyi yani perşembeyi Cumaya bağlayan vakti bu nedenle kutsal sayarlar. Zikirlerini perşembeyi cumaya bağlayan gece yapmaları bundandır. Dürzi inanç sisteminin temellerini atanlara “hudud” denilmektedir ve sonuncu hudud 1042 yılına ölmüş olup bunların öğretilerinin dışında inanç sistemine bir şey eklenmemiştir. Dışarından bazı öğelerin girmesini engellemek için de bir dizi tedbir alınmıştır ki bunların başında cemaatin dışarıya kapalı oluşu ve ibadet ritüellerinin gizli yapılışı gelir. İnançla ilgili akideleri bilme noktasında da tüm Dürziler aynı seviyede değillerdir. “Cuhhal” yani cahiller denilen ve bir takım kutsal metinleri okuma ve yorumlama hakkından yoksun bulunan kişiler cemaatin genel çoğunluğunu oluştururken, “ukkal” yani akıllılar denilen kesim, toplumun neredeyse yüzde 10’unu teşkil eder ve derecelerine göre kutsal metinleri okuyarak tefsir etme hakkına sahiptirler. Ukkaller toplum içinde çok büyük bir hürmet görmekle birlikte züht içinde yaşamak zorundadırlar. Yeme içme, giyinme ve tevazu konularına bilhassa dikkat etmeleri gerekir. Üçüncü bir şahsın olmadığı yerlerde mahremleri olmayan bir karşı cinsin dahi selamlarını alamaz hatta aynı mekânda bulunamazlar. Ukkaller içinde de yüzde ikilik bir grubu oluşturan “ecavid” denilen zümre vardır ki bunlar dini ilimler konusunda artık zirve olmuş şahsiyetler olarak kabul edilirler. Dürzi mezhebini sistematize ettiğinden bu inancın kurucusu olarak kabul gören Hamza b. Ali, halife el-Hakim’den sadece 4 yıl sonra ölmüş olmasına ya da Dürzi inancına göre gaybubet alemine çekilmiş rağmen kalıcı bir inancın temellerini atmayı başarabilmiştir. Ancak Dürziler, gerek Mısır’daki Sünni halkın ve gerekse de el-Hakim’in yerine Fatımi halifesi olan oğlu Ali’nin kovuşturmalarından bunalarak dağlık Lübnan bölgesine çekilecek ve bu bölge ile çevresinde yer alan Suriye, Ürdün, İsrail topraklarında günümüze kadar gelen bir düzenin temellerini atacaklardır. Dürzi toplumunun bugün en etkin olduğu bölge Lübnan’dır. Dürziler, 1970’lere kadar Suriye’de de etkin idiyseler de bu etkinliklerine Hafız Esed idaresindeki Nusayri zümresi tarafından büyük ölçüde son verilmiştir. Günümüz Suriyesinde sadece güneydeki Cebel-i Dürüz bölgesinde yoğun olarak yaşamaktadırlar. Buradaki en etkin Dürzi ailelerin başında Atraş’lar gelir. Süveyda’da gezerken Sultan Paşa el-Atraş başta olmak üzere bazı Dürzi büyüklerinin heykellerine de rastlamıştım. Yine Suriye’nin en sevilen seslerinden bir tanesi olan Ferid el-Atraş da bu aileye mensup. Hamidiye Çarşısı önünde arkadaşlarıyla sohbet eden Dürzi Lübnan Dürzileri ise liderleri Velid Canbolat önderliğinde politikada son derece etkin olmaya devam ediyorlar. Velid Canpolat’ın babası ve aynı zamanda önemli bir fikir adamı olan Kemal Canpolat, 1977’de bir suikast sonucu öldürülmüştü. Bölge Dürzileri çok eski zamandan beri etkin bir durumdalar. 16. yy sonlarından 17. yy ortalarına kadar burada hüküm süren en meşhur Dürzi ailelerden biri olan M’anoğulları ve onların lideri II. Emir Fahreddin M’an, Osmanlılara karşı giriştiği ayaklanma ile bilinir. Yarım asra yakın bir süre devam eden bu isyan sırasında Emir Fahreddin, batılı devletlerle de temasa geçmiş, bir müddet bölgede adına para kestirip hutbe okutmuştur. Ancak sonrasında yakalanarak İstanbul’a getirilmiş ve burada idam olunmuştur. 19. yy’da ortaya çıkan Lübnan bunalımında da Dürziler yine başroldeydi. 1860’da Lübnan Marunilerinin bölgede etkin olmak isteyen Fransızların da desteği ile bazı Dürzi köylerini basması ile başlayan olaylarda, savaşçılıkları ile meşhur Dürziler silaha sarılmış ve 10 binden fazla Katolik Maruni’nin Dürziler tarafından öldürülmesi neticesinde Avrupa’nın da müdahil olduğu “Lübnan buhranı” doğmuştu. Bu süreç içinde Lübnan neredeyse Osmanlı’dan koparılma noktasına gelmiş, ancak tecrübeli devlet adamı Keçecizade Fuad Paşa’nın girişimleri ile bölgede Osmanlı otoritesi bir nebze de olsa korunabilmişti. Dürzilik günümüzde de varlığını devam ettiriyor. Ancak Lübnan Dürzileri modern dünyaya entegre olma konusunda Suriye ve Ürdün’deki mezhebdaşlarından daha ileri boyuttalar. Bundan dolayı Dürzi ritülleri Suriye’de daha canlı yaşatılıyor. Dünya üzerinde her ne kadar kesin bir rakam olmasa da 500 bin ile 1 milyon arasında bir nüfusa sahip oldukları sanılıyor. En kalabalık oldukları ülke Suiye’de nüfusları 300 bine yakın olup bu nüfusun yüzde 80’i güneydeki Cebel-i Dürüz’de yaşıyor. Lübnan’da 200 bine yakın, Ürdün’de 3000, İsrail’de ise 30 bin civarında bir nüfusa sahipler. Kuzey ve güney Amerika ile Avrupa’nın bazı ülkelerinde de küçük Dürzi cemaatleri var. Dürziler bugün de öğretilerini yaşatmaya devam ediyorlar. Bir yandan Halife el-Hakim’in zuhurunu beklerken, bir yandan da ruhlarının bir sonraki yaşamda kemale ermesi için, öğretilerine elverdiğince sarılıyorlar. Bu yazı, Gezgin dergisinin 2009 yılının Haziran sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Mart 9, 2014 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Dürziler Alevi Olabilirler mi? için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: