Anadolu Alevilik Anlayışı ve Siyasallaşmış Osmanlı Bektaşiliği

Anadolu Aleviliğini günümüze kadar yaştan üç bütünlük vardır. Bunlardan birincisi Kerameti Erenler, ikincisi asırlardır kırık sazlarıyla bedenlerin tüketircesine Anadolu Aleviliğini; bir Sivil Toplum Örgüt öncülünün sorunluluk anlayışıyla yaşatan DEDELER, üçüncüsü ise diyar diyar dolaşarak nefeslerini tüketen, zaman zaman söz ve satırlarından dolayı iktidarlar tarafından zindanlara atılan hatta yüzülen idam bile edilen HALK OZANLARI ve ŞAİRLERDİR. İşte seksen dokuz yaşında on iki Eylül döneminde Kahramanmaraş da tutuklanıp o yaşına rağmen işkenceye direnen Yirminci Yüz Yılın Şair, Düşünür ve Halk Ozanı MELULİ’nin Alevilik konusunda ki düşüncelerini onun yaşam sürecini incelemem sonucundaki satırlarımı ve Meluli’nin düşüncelerini sizlerle paylaşıyorum. Selçuklular, Anadolu’ya yerleşmeden önce de Abbasi halifesinin iktidar ve toprak vaadiyle halife yanlısı oldular. Din olarak da İslam ve Sünni’dirler (1). İşe halifeliği koruyarak başlarlar. Ali taraftarı Türkmen göçebelerin faaliyetlerine ise karşı koyarlar. Bu dönem Selçukluların İran’a akınları dönemine rastlar (985). Oysa Türklerin İslam düşüncesiyle tanışmaları 642 yıllarına dayanmaktadır. Emeviler ve Abbasiler Türk ülkelerine talan ve saldırı yaparlar. ( 1258 yılında Abbasilere son veren İlhanlılar, Horasan’ı, Nişabur’u İfahan’ı da içine alan Türk İran, İndus’e kadar Hindistan Irak Suriye ve Anadolu’yu kapsayan egemenlik sahasında 12 İmamcı inancıyla devlet yönetmişlerdi MD Sayfa 322) Ne var ki Türkler onlardan daha talancıdırlar. Türklerin İslam’a karışı 300 yıldan fazla savaşırlar. Sonunda da gönüllülükle İslamiyet kabul edilir. Hallacı Mansur’un göçebe Türkmenleri ve Türkleri İslamiyet’e daveti ve de bu konuda verdiği mücadele örnekleri Yusuf Hamedani, Yesevi, Yunus Emre ve Nesimi zincirine bağlantılar oluşturur.(2) Bu dönemde Bozkırlarda İslamiyet’in yayılmasında Alici mutasavvıfların rolü küçümsenemez. Bu dönemde Doğu Selçukluların Halifenin himayesine girmesi ve Sünniliği kabul etmeleri, Türkçeyi terk ederek Farsçayı resmi dil seçmeleri, Göçebe Türkmenlerle Selçukluları karşı karşıya getirir. Daha sonra Selçukluların baskılarına karşı koyamayan Türkmenlerin göç akınlarıyla birlikte batıya taşınması, özellikle de Selçukluların da Anadolu’ya gelmeleri Anadolu da X. ve XI. yüzyılda İslamiyet’i kabul eden göçebe Türkmenler ile Batı Selçuklu Türkler yaşamaya başlarlar. Türkmenler göçer, Selçuklular ise yerleşik düzene sahiptiler. Bu yerleşikle birlikte Anadolu yarımadasın da bulunan Babailerle Selçuklular, Osmanlılarla Celaliler, uzantılı olarak Osmanlılarla Safeviler arasındaki çekişmeler başlar ki bir anlamada günümüze kadar devam ediyor diyebiliriz. Doğu Selçuklu topraklarında göçebe Türkmenler arasında bulunan ve etkinliğini Selçuklulara karşı Türkçeyi korumaya çalışan mücadelesiyle tanınan Ahmet Yesevi’nin, şiirlerini Türkçe yazması daha sonrada Anadolu’ya gelen Türkmenler ve Türkler arasında Yesevi’nin Türk dilini koruması, tasavvuf düşüncesini yayma çabaları onun Selçuklular gibi Sünni değil, Türkmenler gibi Alici düşüncenin taraftarı olduğunu gösteriyor. (3) Açıklamasında yarar gördüğüm bir diğer konuyu şu alıntıyla netleştirmek istiyorum ; “ Selçuklu Devletinin medrese kültürü, Sünniliğin, Arapça ve Farsça yazılmış kitaplarının ürünüydü. Oysaki Sünnilik Türkve Türkmen toplumsal yaşantısına uymadığı gibi, yazıldıkları dili bile anlaşılmayan, karışık bilgileri aktaran kitaplar, Türkmenlere bir şey ifade etmiyordu”. (4) Oysa Ahmet Yesevi Türkistan’da öğretisini yayarken, göçebe ya da köylü Türkmenlerin anlayabileceği bir dil ve anlatım kullanıyordu. Çünkü Türkmenler saz şairlerini eski Şamanlara benzetiyorlardı. Ahmet Yesevi ise, saz şairleri üstünde derin etkiler yaratıyordu. (5) Ahmet Yesevi’nin Yusuf Hemedani’nin dergâhına girip Halacı Mensuru da kendisine örnek seçmesi ve Hemedani’nin ölümünden sonrada Yesi kentinde kendi dergâhını açması, kendi ağzından ifadelerle Divan-ı Hikmet’teki şiirlerinde yer almaktadır. Divan-ı Hikmet’e ırklarla birlikte şarap içmekten, saki olup mey dağıtmaktan söz eder. Sünni ideolojinin şarabı yasaklayan öğretisi dikkate alınırsa bunlar bile bizi doğrulamakta yeterli kanıtlardır. Aslında, Ahmet Yesevi şarabın daha da ötesine giderek, eski Türk geleneklerinde olduğu gibi kadınlı erkekli toplantılar düzenler. Buna benzer bir merasimi de L.P.Potapov nakletmektedir. Ona bakılırsa, Altaylar coğrafyasın da yaşamlarını sürdüren Türkmenlerin geleneksel yaşamlarını yaşattıkları Şamanlar arasında kökü çok eskiler giden şöyle bir âdet yürütülmekteydi: Ekşi sütten bir içki hazırlanmakta ve bu topluca içilmekteydi. Köyün erkek ve kadın bütün yetişkinleri bu içkiyi içmek üzere akşam bir evde toplanırlardı. Toplantıya katılanlar bir daire halinde yerlere otururlar, erkek ve kadınlar mevki ve yaşlarına göre sıralanırlardı. Sonrada belli kaidelere göre uygulanan bu merasimle içki içilirdi. Yakutlarda da Isı-ah denilen bir ayin yapılır, bu ayin de topluca kımız içilirdi. Ayini şaman yönetir kadın erkek bir yerde toplanarak, birbirlerinin ellerinden tutup bir daire meydana getirirlerdi. Sonra hu hu diyerek raks etmeye başlarlardı, işte Şamanist Türklerin uyguladıkları bu kadınlı erkekli dini ayinler ve merasimler, bilindiği üzere Müslümanlığın kabulünden sonra da özellikle göçebeler arasında devam etmiştir. (6) Bu kadınlı erkekli ayinler halen Anadolu’daki Alevilerce de devam ettirilmektedir.Bu ayınlara CEM denilmektedir. Cem ayinleri kadınlı erkekli topluluklar olarak yapılmaktadır. Cemlerde mürşit, pir ve rehber makamlarının dedeleri tarafında yürütmektedirler. Zakirler de sazlarıyla zaman zaman katkılar sağlamaktadırlar. İşte Ahmet Yesevi’nin müritlerinden Lokman Perende’nin disiplini altında Yesevi öğretisiyle eğitilen Hacı Bektaşi Veli, Lokman Perde’nin tayini ile Anadolu’daki dağınık Türkmenlere önderlik etmek üzere Anadolu’ya (Rum’a ) gelir. Necef, Mekke, Halep, Elbistan, Kayseri ve Nevşehir güzergâhını iki yıllık bir sürenin sonunda tamamlayıp Anadolu’ya gelir. Melüli, onun Suluca Karahöyük’e gitmeden önce 40 gün kadar Elbistan yöresinde kaldığını ve Dede Karkın’la görüştüğünü söylerdi. (7) Kaldığı yerin de büyük bir olasılıkla AKTİL köyü olduğunu yazılı belgelerde görmekteyiz. (8) Hacı Bektaşi Veli’nin Anadolu’ya gelişiyle birlikte Anadolu’nun diğer bölgelerinde özellikle Selçuklu egemenliğinde yaşayan Türkmenlerle iyi ilişkiler içerisinde olmuştur. Osmanlılar, kuruluş aşamasında çevre beyliklerle mücadele eder ve sınırlarını genişletirken, özellikle halkla iyi ilişkiler kurarak onları en azından tarafsızlaştırma çabası içinde olmuştur. Daha sonraki yıllarda da Hıristiyan dünyasını fetihleri sırasında, halkın dini inançlarına, ekonomik yapılarına, hatta bazen sadece vergiye bağlayarak yönetimlerine bile karışmamaları, (9) Hacı Bektaşi Veli’nin İslami gelenek düşüncesi ve Türk dilini koruma eğitimini Anadolu’ya yaymasına büyük katkı sağlamıştır. Hacı Bektaşi Veli’den sonraki dervişleri de Osmanlı fetihlerinin içerisinde yer almışlar ve bu sayede Bektaşilik Balkanlar’a ve diğer ülkelere yayılmıştır. Hacı Bektaşi Veli’nin düşünceleriyle Anadolu halkını kendisine bağlamasıyla insanlar, Osmanlı beylik sınırlarını tanımadan onun inançları peşinde gitmeye başlamışlardır. Ayrıca onun, Suluca Karahöyük’e yerleştikten sonra düşünceleri ve davranışlarıyla Türkmenleri yeniden toparlamaya ve onları Alevi tasavvuf düşünceleriyle yoğurmaya başladığını görmekteyiz. En başta öğütlediği ve bizzat uyguladığı şey benlik duygusundan sıyrılarak birliğe kavuşmak; benim, senin davasını bırakarak ”bizim” davasına sahip çıkmaktır. Onlara insan sevgisini, Ehli Bayt sevgisini aşılar ve “bizi” diyebilmenin yüceliğini ve yararlarını öğretir. Yetiştiği okulda Pir’e bağlılık duygusuyla yetişmiştir, insanlara da örgütlülüğü ve bir önderi salık verir. Düşüncelerindeki eşitlikçi ve çoğulcu içeriğe bakarak böyle bir önderin, düşüncesi, eylemleri ve kişisel yapısıyla kendini insanlara kabul ettirerek o makama geldiğini kolayca görebiliriz.(10) Hacı Bektaşi Veli’nin bu tasavvuf anlayışı, ölümünden sonra Balım Sultan’a kadar geçen 250 yıllık süreçte devam eder. Onun yolunda giden Rum erenler Osmanlı’nın fethettiği her yere yayılır; tekkeler kurulur, öğreti yayılmaya başlar. Ne yazık ki Bektaşilik; Alicilik düşüncesinin zamanla kendi içerisinde farklaşmalara gittiği gibi Balım Sultan’dan sonraki dönemde kendi içerisinde ayrılıklara ve farklılaşmalara uğrar. Balım Sultan 1509 tarihinde Osmanlı Sultanı II. Beyazıt tarafından saraya daveti edilip posta oturtulmuştur. Hacı Bektaşi Veli’nin ölümünden sonra onu izleyenler arasında belli bir düşünce boşluğu çıkmaya başlar. Bu boşluğu Sefevilerin doldurması tekkenin İran kaynaklı Alici düşüncenin etkisine girmesine neden olur. Bu süreç Anadolu Türkmenleriyle İran Horasanı’ndaki Türkmenler arasında sıcak ve olumlu ilişkilerin doğmasına neden olur. Daha sonraki yıllara da ise Erdebil Tekkesi’nin öğretileri Anadolu Türkmenleri ile bu ilişkilerin pekiştirilmesi olanağını sağlar. Çünkü daha önceleri Erdebil Tekkesi’nin halifeleri sık sık Anadolu’ya gelmişlerdir. Hatta Erdebil Tekkesi ile Balım Sultan arasında ilişkiler de Balım Sultanı etkilemiştir. Lakin Balım Sultanın Osmanlı yönetim anlayışının doğrultusunda Bektaşiliği Nakşi Bir anlayışla biçimlendirmeye devam etmiştir. Osmanlını 16. yüzyılda Sünni mezhebini resmi din ilan etmesi ve İran’ı baskı altında tutması dönemde farklılıklar ortaya çıkıyor. Tekeyi kurumlaştırma çalışmaları da aynı döneme rastlamaktadır. Balım Sultan döneminde alınan bazı kararlar, Bektaşilik içindeki bütünlüğün başka çığırlara kaymasına neden oluyor. Yani Hacı Bektaşi Veli’nin düşünce ve öğretilerinin ilk doğuş ve yayılış yıllarındaki anlayışlardan uzaklaşması dönemi başlamıştır. Nedeni ise tekedeki kurumlaşmanın; Osmanlı Devlet Yönetim anlayış ve istekleri doğrultusunda yapılmış olmasıdır. Sonuç olarak da kurumlaşmanın ortaya koyduğu farklaşmalar, öğretilere de yansımaya başlamıştı.Özelilikle Teke yönetimine imtiyazlar tanıtan bu kurumlaşma halktan tepkilerin doğmasına neden olmuştur. Bu başlangıç Anadolu da ilk ayrılık çizgilerinin açıkça görüldüğü başlangıcı oluşturmaktadır. Bu başlangıçtan itibaren Anadolu Bektaşiliğini çizgi olarak birbirinden ayıran Meluli Balım Sultan öncesi Bektaşilik öğretisini daha gerçekçi ve de Anadolu Aleviliğinin temeli olarak görmektedir. Lakin bu dönem sonrasını fazla benimsememektedir. Özellikle kurumlaşma çalışmaları sırasında tekke tarafından konulan kurallar, Balım Sultan Bektaşiliğindeki kurumlaşmada yöneticilerin halkın üstünde yer alması, halktan kopmayı getirmiş ve maddi sömürü kapılarının açılmasına neden olmuştu. Bundan önce Erbil Tekkesi’nde de yaşanan bu yapı gibi Balım Sultan’dan sonra bir ideolojik bölünmeye kadar giden hatta Hacı Bektaşi Veli’nin evlenmediğine inanan Babaganlar ile evlendiğine inan bugün de bu iddiayı sürdürüp postnişinlik makamının varisleri olduğunu iddia eden ÇELEBİLER olarak ikiye ayrılıp yargıya dahi itikal eden Bektaşiliğin bu biçimlemesini Meluli kabul etmemiştir. Ayrıca “Dedeganlık” ile Balım Sultan’dan sonra kurumlaşan Bektaşilik arasındaki farklılıkların da bilinmesinde yarar vardır. “Mücerret dervişliğin tersine dedelerde evlenmeyen bir kişi derviş olamaz, keramet dahi gösterse sözü kale alınamaz, hiçbir haline itibar edilemez. Dedelikte yola girmek için Alevi bir aileden gelme zorunluluğu vardır. Bektaşilikte isteyen herkes, şartlara uyduktan sonra, yola girebilir. Dedelikte musahipsiz erkân olmaz Bektaşilikte bu şart değildir. Bektaşilikte yolun merkezi tekkedir, bağlı bulunan yer orasıdır. Dedelikte ise, her dede kendi bölgesinden sorumludur. Bir dede başkasının taliplerine dedelik yapamaz. Dedemanlıkta, dede olabilmenin Peygamber soyundan gelme zorunluluğu vardır. Bektaşilikte ise, ÇELEBİ ve BABALAR arasındaki tartışmaların dışında bir zorunluluk yoktur.”(11) Bu farklılıklar, felsefesi insan olan Meluli’nin kabul etmediği ve de öğreti yanlışı olarak gördüğü düşüncelerdi. Meluli bunları doğru bulmuyordu.Tarikata girmek elbette bir pire bağlanmaktır der. Fakat onun felsefi anlayışında böyle bir pir olmaz. ”Onun bağlı olduğu tek okulu Ehli Beyit kapısıdır. Sevdiği bağlandığı insanlar Ehli Beyit mensupları ve Hacı Bektaşi Veli’nin bizzat kendisidir. Çağında ona pirlik edecek, onun bilgisine üstün gelecek, yanlışını görüp de ona yol gösterecek kimsenin bulunmadığı söylerdi. Meluli Alicilik düşüncesinin Anadolu da ki yansımalarının özünü kaybettiğini, siyasal bir platforma doğru kaydığına inanmaktaydı. Bu nedenledir ki Anadolu’daki Alevi önderleri de bu çizgiden hareketle Anadolu Aleviliğinin yozlaştırdıklarını iddia etmektedir. Sevgili okuyucular; Anadolu Aleviliğinin tarihsel yaşam coğrafyasının dinamizmini oluşturan illeri adım adım dolaşanlar ve onların dolaşmalarına methiyeler düzenleyen solcular ( Devrimciler Değil- Onlar Asırları aşan bir perspektife düşüncesine sahiptirler), Anadolu Aleviliğini Öğrenmeden ve yaşamadan Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışının’’ tarihi stratejisiyle yeniden biçimlendirilmesi tekrar ettirilmek istenen, Anadolu Aleviliğini tarihsel akışını geldiği konum ile geleceğinin nasıl bir tehlike altında olduğu konusunda ki satırlarımı okuma zahmeti gösterdiğiniz için teşekkür eder saygılar sunuyorum. Hüseyin Aldoğan Sinemilli Pir Ocağı Kaynaklar (1) (Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu-Türklerin Tarihi) (2) (Louis Massignon, İslam Ansiklopedisi –Türklerin Tarihi) (3) ( Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Umumi Türk Tarihine Giriş) (4) ( Mustafa Akdağ- Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi.s.34-35) (5) (Umumi Türk Tarihine Giriş) (6) (Meluli Divanı S 325) (7) (Meluli Divanı S. 328) (8 ) Hacı Bektaş Velinin Sosyal Kökeni -Hamza Aksüt- (Aktarma)- internet (9) ( Melüli Divanı S 335) (10) (Melüli Divanı S 348) (11) Röportaj kaset No . 3 1987 Meluli Divanı s 33

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Mart 9, 2014 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Anadolu Alevilik Anlayışı ve Siyasallaşmış Osmanlı Bektaşiliği için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: