Aylık arşivler: Eylül 2013

Ululardan ulu yol Ululardan ulu yol Allah Allah

Gelin ey gaziler yola gidelim Ululardan ulu yol Allah Allah Muhammed Ali’ye niyaz edelim Gerçekler demine hü Allah Allah Hasan Hüseyin’dir imamlar şahı Zeynel Abidin de imamlar mahı Muhammed Bakır da Cemalin şahı Balkıya balkıya nur Allah Allah Mezhebim İmam Caferi Sadık Kazım Musa Rıza yarama tabib Ona nazar kıldı Muhammed habib Derdimin dermanıdırAllah Allah Şah Taki Nakidir bu yolu açan Hasanül askeri müşküller seçen Muhammed mehdiden bir dolu içen Pirlerin kalbinde şah Allah Allah Garip Abdal Musam derdime derman Sen Mürvet ganisin ey Şah-ı Merdan Cesedim içinde çağırdı canan Muhabbetli nazlı Pir Allah Allah

Selçuklu’da Babai Devrimi Baba İshak ve Alevilik Tarihine Bir Bakış

Bu makale’de Selçuklu’nun son dönemlerinde ortaya çıkan karmaşık dönemde Selçuklu’nun bozuk düzeni, Babai devriminin Alevilik’teki rolü, Ahilik ve Alevilik ilişkileri ve Baba İshak’a atılan iftiralara cevap verilmeye çalışılmış Baba İlyas ve öğrencisi (Halifesi) Baba İshak’ın kişilikleri tahlil edilmeye çalışılmıştır.

Selçuklu’nun Adaletsizliği
ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in İcraatları

Selçuklu Devletinin iç ve dış tehlikelerle karşı karşıya olduğu bir sırada, Gıyaseddin Keyhüsrev 11. Sultan oldu. Devlet işlerini Sa’dettin Köpek’e bırakarak, kendisini oyun ve eğlenceye, kadın ve içkiye kaptıran Keyhüsrev’in; akli yetersizliği, vahşi hayvanlarla oynaması ve bunları insanlar üzerine saldırtması, toplumun merkezi otoriteye olan memnuniyetsizliğini daha da arttırmıştır. (Ebu’l Ferec Tarihi, c.2, s.537, TTK yyn. Ankara 1950.

Keyhüsrev, bastırdığı paralar üzerine kendisini aslan şeklinde ve Hıristiyan karısını da onun üstünde kadın yüzlü bir güneş ile temsil eden bir tasvir koydurmuştu. (Bundan asıl kastı kendisini Tanrı karısını da Tanrıça olarak gösterme çabasıydı. Yani kendi inançlarını müslüman halka zorla kabul ettirme oyunu)

İslam Ansiklopedisi, 62. Cüz, s. 628, Milli eğitim yayınları, İstanbul. 1979.

Onun, ahiliğin büyük hamisi sayılan babası Allaeddin Keykubat’ı öldürtmesi de, ahilerin ona tavır almasına neden olmuştur.

II. Keyhüsrev, Ahiliğe şiddetle karşı olan Molla Celaleddin (Mevlana Celaleddin Rumi) Rumi’yi ve Mevleviliği devletin resmi dayanağı kılmıştır. Ahiliği ise bir kenara bırakmıştır. (Diyanet dergisi, c.2, s. 537, TTK yayınları, Ankara 1950)

Sa’deddin Köpek ise Selçuklu soyundan olduğunu iddia edip II. Keyhüsrev’i devirmek istemiş bunu fırsat bilen Keyhüsrev’de Sadeddin Köpeği öldürtmüştür. Sadeddin ile ahiler arasında işbirliği var iddiasıyla; başta Ahievran şeyh Nasirüddin Mahmud el-Hoyi (Nasreddin Hoca) beş yıl tutuklu kalmıştır.

Diyanet Dergisi, c. 2, s. 75, TTK yayınları, Ankara 1950.

Türkiye Tarihinde Müslüman Halk Hareketleri, Bekir Yakıştıran, Kevser Yayınları, s. 27-28. 1995

2005 yılında veya daha erken bir tarih’te bir tarihçi’nin Mevlana ile Nasreddin Hoca arasında kavga olduğunu ve Mevlana Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’de Nasreddin Hoca’ya hakaret ettiğini ispatlıyordu. Bu yaptığımız alıntı da bu konuyu doğrular nitelikte çünkü ahiliğin en büyük düşmanının Mevlevilerin lideri ve Mevleviler olduğu yazıyor. Bunu aktaran da Diyanet dergisi herhalde bu daha iyi bir delil oldu.

Baba İshak ve Kişiliği

Tarihi kaynaklarda “Baba İshak-i Kefersudi” denilen şeyh Urfa’nın Sumeysat’a bağlı Kefersud nahiyesinde doğmuştur. Kefersud; Fırat, Suriye ve Torosların sınırlarındaki bölgeyi kapsar nitelikte bir coğrafya’ya sahiptir.

Baba İshak’ın eğitim ve kişiliğine yön verenlerden birisi; Muhyiddin Ahmed oğlu Muhammed Temimi’dir. İshak, Şiraz’a kadar giderek bu meşhur alimden dini ve felsefi konularda ders alır Muhammed Temimi Ehl-i Beyt mezhebindendir. Filozof, alim ve iyi bir hatip (konuşmacı)di.

(H. Hüsameddin, Tarih-i Amasya, c.2, s. 33, İstiklal matbaası, Hicri: 1329, İstanbul.)

Baba İshak, Şiraz dönüşü Kefersud’a gelir. Bu yörede halkın sevgisini kazanır. Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat’ın Muhammed Temimi’yi Sivas kadılığına ataması üzerine Baba İshak Kefersud’dan Sivas’a gider ve uzun süre hocasının yanında kalır.

(Tarih-i Amasya, H. Hüsameddin, c.2, s. 354)

Muhammed Temimi’nin vefatından sonra , Amasya’ya giden Baba İshak, Babailiğin kurucusu sayılan Baba İlyas’ın öğrencisi olur. Alaeddin Keykubat zamanında (1220-1237) Horasan’dan Anadolu’ya gelerek Amasya’nın Çad kasabasına yerleşen Secaeddin Ebul Beka Baba İlyas, bir şii şeyhi olup, Babailiği kurmuştur.

(Tarih-i Amasya, c.2, s. 359. C. Cahen, Anadolu’da Türkler, s. 275.)

II. Gıyaseddin Keyhüsrev, sultan olunca, Amasya’da ikamet eden Baba İlyas’ın üzerine asker göndermiş ve birçok müridlerini kılıçtan geçirmiştir.

(Okruç Bey Tarihi, s. 27, Haz: N. Atsız, 1001 Temel Eser, 972, Ktb.)

Zaten Baba İlyas’ı Horasan’dan Anadolu’ya yerleştiren Keyhüsrev’in babası Alaeddin Keykubat’tır. Babasını öldürtüp Selçuklu devletinin başına geçen Keyhüsrev, babasını öldürtmekle kalmamış babasının yaptığı her şeyi yıkmıştır. Bunlardan biri de Selçuklu’nun kuruluşunda rol oynayan Ahiliği dağıtması ve Ahi Evran’ı hapse atıp işkence yaptırması.

Baba İshak kısa sürede ön plana çıkar. Amasya ve çevresinde halk tarafından bir veli (Allah dostu) bir mürşid olarak bilinmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli de Baba İshak’ın öğrencisi ve Horasan’lı bir Ehl-i Beyt taraftarı bir Aleviydi. Devlete isyan sırasında Hacı Bektaş ( Seyyid Muhammed Ata) kurtulmuş fakat kardeşi Menteş öldürülmüştür.

(Y. Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, c.2, s. 74. Barthold, Büyük Türkiye Tarihi, s. 239.)

Böylece anlaşılmış oluyor ki; Bir yalancı Peygamber ve şarlatan olarak tanıtılan ve tarih boyunca da öyle biline gelen Baba İshak’ın Ehl-i Beyt taraftarı bir Alevi olduğu ve düşmanları ve Ehl-i Beyt mektebine karşı bir tavır içinde olan mezhebteki yanlı tarihçilerin iftiraları Allah’ın izniyle ortaya çıkıyor.

Baba İshak’ı suçlamakta karar kılan ve bunun için adeta hayal gücünü zorlayan H. Hüsameddin ise; hiçbir delil ve kaynağa isnat etmeden Baba İshak2ı; Rum Prens’i bir casus olarak tanıtır ve İshak’ın Selçuklu devletini yıkıp, yerine bir rum devleti kurmak için isyan ettiğini! İddia eder.

( Tarih-i Amasya, c.2, s. 355.)

Halbuki, Anadolu Selçuklu devletinin resmi tarihçisi İbn Bibi; Baba İshak’ın takva ve vera (şüpheli şeylerden kaçınmak) sahibi, yüksek irşad ve ikna kabiliyeti olan bir mürşid, üstün ahlaki meziyetleri olan bir halk adamı, halk arasında geçerli nefesi ile ün salan ve fakat ücret, hediye gibi hiçbir maddi çıkarı kabul etmeyen ermiş biriolduğunu, çobanlığı kendine meslek edinen ve otlattığı koyunlara dahi son derece müşfik davranıp, hak ve hukuka uyan bir insan olduğunu söylemekten kendini alamamıştır.

(İbn Bibi, El- Avmir’ül-Alaiye (tıpkıbasım), s. 498-500. TTK Yayınları)

Görülüyor ki, Baba İshak’a karşı olup, eserinin birçok yerinde İshak’ı yeren İbn Bibi bile; Onun üstün meziyetlerini, yüksek manevi nüfuz ve mertebesini inkar edememiştir. Aynı Şekilde Baba İshak’ı Rum casusu ilan eden H. Hüsameddin de… “ İshak’ın Amasya’da bir mağaraya çekilip orada uzun süre yaşadığını söyler ve şöyle devam eder O, yanına kimseyi kabul etmez, daima münferid yaşardı… Halkın nezdinde O bir Veliyyullah’tı der.

(Tarih-i Amasya, c.2, s. 370)

Doğan Avcıoğlu ise Baba İshak hakkında şöyle diyor: Baba İshak tam bir fakirlik içinde yaşar. Kimseden hiçbir şey kabul etmez… Amasya’da bir köyde boğaz tokluğuna koyun çobanlığı yapar, ücret istemez. Hayvanlara bakımı ve şefkati, fakir yaşayışı ile halkı kendisine bağlar. Onların dertlerine çare bulur, hastalıklarla ve karı koca geçimsizlikleriyle bile uğraşır. Onun kerametler gösterdiğine inanılır… O köy dışında ufak bir tepe üzerinde bir tekkecik yapıp, tek başına çile doldurur.

(Türklerin Tarihi, c. 5, s. 199)

Naklen Türkiye Tarihinde Müslüman Halk Hareketleri, Bekir Yakıştıran, s. 28-31, Kevser Yayınları, 1995.

Ne gariptir ki, Baba İshak’ı dinden çıkmış ve şarlatan ilan eden devrin sözde alim ve tarihçileri, saltanatı boyunca sefahet, işret, eğlence, sarhoşluk ve avcılıktan başka marifeti olmayan II. Gıyaseddin Keyhüsrevi de “Sultan Hazretleri” Müslümanların emiri gibi ünvanlarla göklere çıkarırlar… Halbuki Baba İshak hayatı boyunca sade ve muttaki (Allah’tan çekinen) bir yaşantı içinde olmuştur. Devrin tarihçileri (İbn Bibi, Kadı Ahmed vb.) devlet yanlısı bir anlayış ve düşünüşte olduklarından, Baba İshak ve Babailerin haklı mücadeleleri karşısında; hissi, taraf tutucu olduklarını ve verdikleri bilgilerin gerçekleri tam ve doğru olarak yansıtmadıklarını da biliyoruz.

Yalnız devlet yanlısı resmi tarihçiler değil, Moğol yanlısı siyasal bir tutum içinde olan Mevlevi yazarlar da: Babai ve köylü Türkmenlere karşı tavır takınırlar.

(Diyanet Dergisi, c.2, Sayı: 537, s. 71-72 TTK, Ankara 1950.)

İşin ilginç yanı; hem Keyhüsrev düzenine hem de Moğol emparyalizmine karşı mücadele veren Ahi ve Türkmenleri, dinden çıkmış diye kabul ettikleri Baba İshak’ın yandaşları olmakla suçlayan Mevleviler, binlerce Müslüman’ın kanına giren Moğolları da şirin gösterme çabası içine girmişlerdir… Örneğin: Mevlana (denilen Celaleddin Rumi)’nın, çevresindekilere: “Moğol komutanı Baycu’nun veli olduğunu telkine çalıştığı (Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, Çeviren: Tahsin Yazıcı, c.1, s. 284, Hürriyet Yayınları, İstanbul 1973) kan dökücü Cengiz’i de veli pozisyonunda hikaye ettiği görülmektedir.

(Fihi Ma Fih tercümesi, s. 101-102)

Baba İshak’ın; köylü Türkmenler, Harezm’ler ve diğer halk kesimleri arasında II. Gıyaseddin Keyhüsrev aleyhinde tebliğ faaliyetlerini sürdürürken, sık sık: “Sefih sultanın Allah’ın, peygamberin ve halifelerin yolundan saptığını söylüyordu.

(M. Ç. Uluçay, İlk Müslüman Türk Devletleri, s. 216, 3. Baskı, İstanbul 1977)

II. G. Keyhüsrev’in icraatları ve halkın gördüğü zulüm ve işkenceden üzülen Baba İshak, yöneticileri uyarmak amacıyla Konya’ya kadar gitmiş ve gerekli uyarıları yapmıştır.

((Diyanet Dergisi, c.2, Sayı: 537, s. 76. TTK, Ankara 1950.)

Fakat işe yaramamış olacak ki Konya dönüşünde sürülen Harezm askeri ve zulme uğramış Türkmenleri isyana davet etmiştir.

Suriye sınırlarından Amasya’ya kadar ki, bölge halkı, Baba İshak’a candan bağlıydılar.

(C. Cahen, Anadolu’da Türkler, s. 143.)

Şeyhin; Tokat, Canik, Çorum, Sivas, Karahisar’ın doğusunda da geniş taraftarları vardı.

(Tarih-i Amasya, c.2, s. 39)

Taraftarlarını; Sumaysat Adıyaman Kahta ve Maraş taraflarına göndererek, isyanı başlatmalarını isteyen Baba İshak, “Selçuklu hükümetinin mezaliminden, emirlerinden şeriat’a (İslam kanunlarına) aykırı davranışlarından şikayetle isyan ettiğini ilan ediyor ve şer’i şerifi yeniden icra etmek için kıyam ettiğini” söylüyordu.

( Tarih-i Amasya, c.2, s. 372)

İbn Bibi’ye göre: İshak’ın; Kefersud ve Maraş bölgesine giden taraftarları Türkmenlere: At ve silahlarını hazırlamalarını, ilan edilecek tarih ve günde kötülüklerin kökünü kazımaya dünyayı düzeltmeye çağırırlar. Türkmenler davar ve sığırlarını satarak; at ve silah alırlar. Cihat haberinin gelmesi üzerine ( 3 Ağustos 1242) isyan başlar. Sumaysat, Kahta, Adıyaman bölgeleri Baba İshak taraftarlarınca işgal edilir. Öte taraftan Baba İshak da Amasya’da aynı tarihte kıyam eder. Amasya’da Baba İshak’a bağlı otuz bin silahlı asker vardır.

(Tarih-i Amasya, c.2, s. 372)

Bu gelişmeler üzerine Selçuklu sultanı, Malatya subaşısı Muzaferüddin Ali Şir’i isyanı bastırmakla görevlendirir. Ancak Ali Şir’in askerleri Baba İshak’ın manevi nüfuzuna inandıkları için onunla savaşmaktan çekinirler. Bunun üzerine Ali Şir, Malatya’da ikamet etmekte olan Germiyanlılardan oluşan ikinci bir birliği kısa zamanda hazırlayarak isyancılara karşı çıkar ama yenilir ve hayatını kaybeder. Bu arada Sivas’ı ele geçiren Babailer Amasya’ya doğru ilerliyorlar. Amaçları; Baba İshak’a kavuşmaktır. O sırada Baba İshak’da, önüne çıkan Selçuklu ordusunu kayseri yakınlarında bozguna uğratır.

(H. Hüsameddin, Tarih-i Amasya, c.2, s. 376)

Babai başarısı karşısında telaşa kapılan II. G. Keyhüsrev, aile fertlerini ve ağırlıklarını da alarak, başkent Konya’dan çıkar ve Büyükşehir gölünde bir araya çekilir.

(Fuat Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s. 207, Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, c.5, s. 199.)

Amasya valisi Armağan Şah’ı serdar tayin ederek, isyanı bastırmakla görevlendiren sultan, ayrıca Erzurum’daki askeri birlikleri de isyanı bastırmak amacıyla acilen bölgeye gönderir.

( Tarih-i Amasya, c.2, s. 379. C. Cahen, Anadolu’da Türkler, s. 220.)

Baba İshak’ı yakalamayı başaran Armağan şah, Onu işkencelerle öldürür ve cesedini Amasya’nın kale burcuna asar. Bu sırada Amasya’ya varan İshak yanlısı kuvvetler, Armağan şah’ın evine baskın düzenleyerek öldürürler ve Baba İshak’ın cesedini darağacından indirip kaçmayı başarırlar.

( H. Hüsameddin, Tarih-i Amasya, c.2, s. 379. C. Cahen, Anadolu’da Türkler, s. 220)

Armağan şah’ı öldüren Babailere, Konya yolu açılmış bulunuyordu. Baba İshak öldürülmüştü ama Babailer isyanı sürdürmekte kararlı idiler. Nitekim Babailerin kararlılığından korkuya kapılan Selçuklu sultanı Keyhüsrev, Moğol tehlikesine rağmen uçtaki askerleri isyanı bastırmakla görevlendirdi. Ancak askerler, Baba İshak kuvvetleri ile savaşmaktan çekiniyorlardı. Üstelik Babailerde Kırşehir’e doğru ilerliyorlardı. Müslüman askerleri Babailerle çarpışmaları, sultanı zor durumda bırakmıştı. Tek çare; Müslüman olmayan unsurlardan bir kuvvet hazırlamaktır: Kısa sürede; frenk ve Gürcülerden meydana gelen ordu Babailer üzerine sevk edildi. İsyan Frenk askerleri tarafından şiddetle bastırıldı ve 4000 Babai kılıçtan geçirildi. Hatta Babailerin kendi çocukları bile katledildiler.

(Ebul Ferec Tarihi, c.2, s. 540)

Selçuklu sultanıyla kefere Frenkler arasındaki işbirliği sonucu isyan bastırılmış ve binlerce Babai katledildiği halde, Babailik hareketinin devamının sağlanması görevini Baba İlyas oğulları üstlenmişlerdir. Halk arasında “çar erkan” diye bilinen bu şahsiyetler: Eyyüb Baba, Behlül Baba, Saltık Baba ve Lokman Baba’dır. Baba İshak’ın halifesi olan Hacı Bektaş Veli, Lokman Baba’ya (parende) bağlı idi.

(Tarih-i Amasya, c.2, s. 396)

Naklen Türkiye Tarihinde Müslüman Halk Hareketleri, Bekir Yakıştıran, s. 31- 36, Kevser Yayınları, 1995.

Alevilik Araştırmaları Araştırma: Muharrem Uçan (Tuva-Ali Ekber Hüseynî)

Achilles’i Aleviler mi Öldürdü? Şaşıracaksınız!

Achilles veya Yunan mitolojisindeki ismiyle Akhilleus’u sanırız Truva filminden dolayı herkes tanımakta. Yine de tanımayanlara hatırlatalım. Achilles, Truva filminin başrol oyuncusu ve Brad Pitt tarafından canlandırılan karakter. Achilles’in ismine ve hayat hikayesine ilk olarak Helen şairi Homeros’un şiirlerinde rastlanıyor. Efsaneye göre yarı tanrı olan Achilles, Truva Savaşı’na katılıyor ve bu savaşta Truva Prensi Hektor’u öldürünce, kardeşi Paris tarafından topuğundan vurularak öldürülüyor. Avrupa mitolojisini derinden etkilemiş olan bu şahsiyet, gücü ve savaşçılığıyla tanınıyor. Hatta yine rivayete göre Büyük İskender’in de Achilles’in soyundan geldiği iddia ediliyor. Ancak biz onu daha çok Truva filmindeki “psikopat” tavırlarından tanıyoruz. Eminiz; milyonlarca sinemasever Achilles’in Hektor’u öldürdüğü sahnede; Achilles’i Yunan kültüründe yer almayan küfürlerle anmıştır. İşte bu psikopatın Alevi tarihiyle ilgisi olabilir. Neden mi? Merakınızın anahtarı bu yazıda. Anadolu’nun Hitit ve Öncesi Dönemine Uzanalım Bu tartışmanın kaynağı için Anadolu’nun çok eski tarihine bakmak gerekiyor. Bugünlerde sıkça tartışılan Erdoğan Çınar’ın teorilerine uzanmak… Erdoğan Çınar; son yıllarda ortaya attığı teori ile oldukça tartışma yaratmıştı. Çınar; Anadolu’da İslamiyet’ten ve hatta tüm semavi dinlerden önce yaşayan Aleviler olduğunu iddia ediyordu. Luvi ve Paulikan ismi verilen toplulukları da buna örnek olarak gösteriyordu. Çınar’ın bir çok kitabına konu olan bu iddiası; büyük tartışma yarattı. Bazı çevreler bu iddiaları “saçma” ve “masalsı” bulurken, bazı çevreler “araştırmaya değer” olarak niteledi. Çınar’ın iddialarının doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak elbette Bizim Gazete’nin işi değil. Bu tarihçilerin ve din bilimcilerin işi. Lakin uzun yıllardır tartışılan bu konu etrafından Bizim Gazete’nin dikkatini çeken noktayı paylaşmamız gerekiyor. Luviler Kimdir? Erdoğan Çınar’ın kitaplarında; isim benzerliğinden, dinsel inançlara, ibadetlerden, müzik kültürüne kadar bir çok noktada Alevilerle bağ kurduğu Luvi halkı; Anadolu’da Hititler öncesinde ve devamında yaşayan halklardan bir tanesi. Her ne kadar tarih derslerinde ve tarihsel araştırmalarda yeterli ilgiyi görmese de; 20. yüzyılda yapılan arkeolojik kazılar; Anadolu’da Yunan göçünden bile önce Luvi isimli yerli bir halkın yaşadığını ortaya çıkarmıştır. Luviler’in izine ise ilk olarak Hitit kaynaklarında rastlanmıştır. Luvi dilinde yazılmış bir Hitit hiyeroglifi halen Ankara’daki Anadolu Uygarlıkları Müzesi’nde sergilenmeye devam ediyor. (Kaynak:Kayıp Yazılar ve Diller, Johannes Friedrich) Yine çeşitli araştırmalar; Yunanlıların dini inanışlarının Luvilerden etkilendiğini ortaya koyuyor. Hürriyet yazarı Mehmet Yaşin’in 31 Ocak 2004 tarihli yazısında Anadolu’nun güneyindeki Sagalossos kentinden söz edilir. Yazıda Luvi inancına mensup şehir halkının Büyük İskender’in MÖ IV. yüzyılda şehri ele geçirmesine kadar kendi inanışını sürdürmüştür. İskender’in istilasından sonra dinler arasında bir etkileşimden söz edilmektedir. Yunanlıların en büyük tanrısı Zeus ile Luvi dinindeki Tarkhunt’un benzerliği göze çarpar. Ağlasun’daki Büyük Sır Tarihçilerin bir Luvi şehri olduğunu kabul ettikleri Sagalossos bugün Burdur’un Ağlasun ilçesi sınırları içerisinde kalmaktadır. Hatta ilçe ismini bu antik kentten alıyor. Sagalossos 8 bin yıl öncesine dayanan tarihi ile dünyanın en eski antik kentlerinden birisi olma özelliğini elinde bulunduruyor. Bizim Gazete’nin dikkatini çeken bir iddiaya değinmek istiyoruz, tam bu noktada. Gerek Wikipedia’daki Luviler maddesinde, gerekse Alevi forumlarında Sagalossos’daki kazıdaki bir olaydan söz edilmekte. İddiaya göre kazı sırasında çok önemli bir keşif yapılarak MÖ 3500 yılına ait cesetler bulunuyor. Bu önemli keşfin de etkisiyle, kazı çalışmasına katılan Ağlasunlu işçilerin “İşte bunlar bizim atamız” şeklindeki şakasını, kazıyı yürüten Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens ciddiye alıyor. Çıkan kemiklerden ve Ağlasunlu işçilerden aldığı DNA’ları Belçika’ya analiz için gönderdiğinde geri dönen sonuç şaşırtıcı oluyor. Cesetlerin ve işçilerin DNA’larında bir miktar benzerlik saptanıyor ve bu işçilerin, bu cesetlerle akrabalığı olabileceği ortaya çıkıyor. Tabi bu iddiayı doğrulamak da gerek. Bizim Gazete, kazı ekibinden herhangi birine ulaşıp iddiayı doğrulamaya çalışmadı. Zaten bu yazı da bir tür beyin jimnastiği olacağı için çok da gerek yok. Adı üzerinde bir “polemik” yazısı. Ancak iddia konusunda araştırma yapmak isterseniz Google’a Ağlasun, Luvi ve DNA kelimelerini yazarak başlayabilirsiniz. Ağlasun’daki Aleviler Biz, ulaştığımız bu verilerden sonra Ağlasun’da Alevi yaşayıp yaşamadığını araştırmayı uygun gördük. Ve araştırmamız sırasında 4 Ekim 1575 tarihinde Osmanlı Padişahı Sultan III. Murad’dan, Isparta Beyi’ne giden bir ferman karşımıza çıktı. Fermanın içeriğiyle ilgili şu bilgi verilmiş: “Ağlasun’da Karagöz denen Yörük taifesinden İstanbul’a yollanacak zahireler için deve istemeye giden görevliler Yörükler tarafından feci şekilde dövülüp sakatlandıkları bu kavga çıkaran kişilerin kimler olduğu bildirilmesi istenmektedir.” (Kaynak: Osmanlı Belgelerinde Aleviler, Kizildelisultan.com) Truva İle Bunların İlgisi Ne? Yazının bu bölümüne kadar, bir polemik yazısına uygun olarak, kafa karıştırıcı ve şüphe uyandırıcı bilgiler paylaştık. Yukarıdaki verilerin doğruluğu yanlışlığı konusunda Bizim Gazete ekibinden net bilgiler verecek arkadaşımız bulunmuyor. Zaten bizim işimiz de değil. Biz sadece iddia ve bilgileri aktarmakla yetindik. Luviler ile, Ağlasunlular arasındaki akrabalığın derecesi nedir; bu akrabalık Luviler ile Alevilerin ilgisi konusunda ne kadar büyük bir delildir, şimdilik bilmiyoruz. Ancak beyin fırtınasını sürdürüyoruz. Uzatmadan konuyu Truvalılar ile Luvilerin ilgisine getirmek istiyoruz. Bu ilginin sırrı Truva’da yapılan kazılarda ortaya çıkan bir hiyeroglifik mühre dayanıyor. Yanda resmini gördüğünüz bu mührün önemi ise Luvi dilinde olması. Bilim adamları buradan hareketle Truva (Troy) kentinde Luvi dilinin konuşulduğuna inanıyor. Bazı bilim adamları ise Etkürikslerin bir Luvi kolu olduğunu düşünmekte. Luviler Alevi, Truvalılar Luvi İse… Yukarıda kesinliği kanıtlanmamış iddialardan ortaya çıkıp bir bir varsayım üretelim. “Luviler Alevi, Truvalılar Luvi ise” dediğimiz anda, polemiğin başlığına ulaşmış oluyoruz. Truvalıların Luvi, Luvilerin de Alevi olması iddiaları doğruysa eğer; Achilles tarafından öldürülen Truva Prensi Hektor’un da Alevi olduğu sonucu ortaya çıkabilir. Eski Yunan destanlarında ve tarihsel kaynaklarda Achilles’in Hektor’un intikamını almak isteyen Truvalılar tarafından öldüğü kabul edildiğine göre; Yunan savaşçısı ve yarı tanrı Achilles’i Alevilerin öldürmüş olabileceği sonucuna ulaşılmakta. İşte Bizim Gazete okuyucusuna bir dokungaçlı götürgeç

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû