Alevilikte Dedelik

İnsanların manevi dünyalarını doldurmak, onları mutluluğa eriştirmek için ortaya çıkan tüm dinler, ister ilahi olsun ister olmasın, mutlaka bir dinsel öndere gereksinim duyarlar. Bu önderler kimi toplumlarda seçicilik yöntemi ile kimisinde de süreğenlik yöntemi ile belirlenir.

İslam’ın Ehlibeyt yorumu olan ve şekilcilikten çok özü ele alan Alevi inancında ise dinsel önderin adı, dededir. Dedeler, topluma dinsel, sosyal, siyasal önderlik yapan kişilerdir. Türk dilinde anne veya babanın babalarına “dede” dense de Alevi yolunda dede kavramı, yol büyüğü, ata, önder anlamlarına gelir. Dedeler, köken itibari ile Evladı Resûl’dur, Seyyittir. Yani dedelerin kökleri On İki imamlar yoluyla, Hz. Ali ve Hz. Fatîma’ya oradan da İslam peygamberi Hz. Muhammet’e dayanır. Hz. Muhammet’in Hakka yürümesinin (632) ardından Hz. Ali’nin halifeliğinin engellenmesi ile ortaya çıkan ayrışımda Ehli Beyt yanlıları Alevi, Ehli Sünnet yanlıları ise Sünni temelli bir yapılanmaya gitmişlerdir. Hz. Ali’nin halifeliğinin engellenmesi ile başlayan ve ardından da hem Hz. Ali’nin hem de Hz. Hüseyin’in katledilmesi ile devam eden Ehli Beyt’in dışlanması sürecinde Hz. Ali evlatları olan imamlar önce Irak’a ardından da daha kuzey yöreleri olan İran içlerine ve Türk yurdu Horasan’a doğru göçe başladılar. Bu süreçte özellikle Horasan yöresinde Türklerin İslamlaşması döneminde, Türkler, hakim Arap inanışı olan Sünnilik yerine, kendilerine daha iyi yaklaşım sergileyen, ibadet koşulları ile kültürel özelliklere daha çok uyum sağlayan, içerdiği muhaliflik ile, baskı altında tutulan kendilerine daha da yakın olan Alevi İslam’ı benimsediler. Yöre de bulunan ve 12 İmam’ın soyundan gelen Ehli Beyt mensupları ile yakın ilişkiler kuran Türk boyları, bunlarla kız alışverişinde bulundu ve doğan çocuklarının Ehli Beyt kanı taşımasını sağladılar.

Bu türden Ehlibeyt kanı taşıyarak Seyyit olan Türk gençleri gerek kendisi de bir Seyyit olan Alevi Türk Ahmet Yesevi’nin (1103 – 1165) dergâhında gerekse de diğer benzer dergahlarda yetişerek Alevi toplumuna önderlik eder konuma geldiler. Anadolu’nun Türkleşip İslamlaşması sürecinde “Bir lokma bir hırka” anlayışı ile Horasan’dan yollara düşerek önce Anadolu’ya ardından da Balkanlara uzanan Seyitler, etkiledikleri Alevi topluma Selçuklu ve Osmanlı’nın ağır baskıları altında dinsel önderliğin yanında sosyal, siyasal, toplumsal önderlik de yaptılar. Genellikle, Asya, Anadolu ve Avrupa’da kendi adlarına kurdukları onlarca dergâh ve ocaklarla tanınan bu Seyitlerin ardılları arasından da dinsel ve toplumsal açıdan yetkin olanları seçilerek yol önderi konumunda dedelik yapmaları sağlandı.
Alevi İslam inancını yok sayan ve verdiği fetvalarla katledilmelerine olanak sağlayan Emevi Sünni’si Osmanlı ve onun idarecilerini pek sevmeyen Aleviler, içsel sorunlarını devletin kurumlarına taşımak yerine kendi içlerinde çözme gereksinimi duyarlardı. Bu durumda da gerek görgü cemlerinde gerekse de kimi özel toplantılarda inanç önderi olan dede, davalı ve davacı tarafı dinler, cem cemaatinin de görüşleri çerçevesinde bir sonuca varırdı. Dedeler bu özellikleri ile topluma sosyal önderlik eder konumlarını da ortaya koymuş olurlardı. Yine gerek Selçuklu Devleti’nin gerekse de Osmanlı Devleti’nin ağır yönetim koşullarına karşı gerçekleştirilen Babai ve Celali Ayaklanmalarını da dedeler ya organize etmiş ya da açık destek vermişlerdir. Bu da dedelerin topluma yaptığı siyasal önderliğin bir göstergesidir. Yine Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sürecinde Hace Bektaş Dergâhı’nı ziyaret ederek postnişin Cemalettin Efendi ve Salih Niyazi Baba’dan destek istemesi de Alevi dedelerinin toplumdaki siyasal önderliğinin apaçık göstergesidir.

Alevi toplumunu örgütleyen, eğiten, aydınlatan bir yapılanma olmasının dışında toplumsal işlevleri ile denetçi konumda da olan dedelik mekanizması kendi içinde de zincirleme bir düzenek şeklindedir. Her seyyit hem dede hem taliptir. Bir seyyitin dedelik yapabilmesi için kendi dedesine görülmesi gerekmektedir.Yolumuzun önderlerinden 6. İmam Cafer-i Sadık, “Buyruk”ta dedelik için şunları söylemektedir;

“Dedelik (mürşitlik) Muhammed-Ali’den kalmıştır. Bu nedenle Evladı Resûlden başkasına dedelik etmek ve talib olmak caiz değildir. …Bir dede talibi irşat etmezse ve talip irşat olmasa, o nasıl dede olur? Ve nasıl talip olur? Dede olan, talip kimseler kâmil vücud ola ki; ikrarı caiz ola, emeği, kurbanı ve niyazı kabul ola, boşa gitmeye. …Pir (dede) olan kimseler gerektir ki kamil olalar, Dört Kapı nedir bileler ki, bunlar nereden geldi ve neden, nasıl oldu ve aslı nedir, bunların edebi nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, hayâsı nedir bunları bilmelidir. …Ve talipler de öyle gerektir ki; çerağ gibi doğru duralar, fitil gibi yanalar, yağ gibi eriyeler, nur gibi ışık vereler, Erenler meydanından dönmeyeler, tarikat halinde duralar ve de Hakikat’ten çıkmayalar, mürebbiden-müsahipten dönmeyeler, onlar talip olalar, kalıp olmayalar. …

Dedenin bilgili olması gerektir. Eğer karadan bilmezse, ilmi Ledün bilmelidir. İlmi Ledün şudur ki; aklen düşüne, ahireti ve dünyayı fark ede. Eğer doğru yolu fark edemezse, bir kâmil mürşit (eğitim görmüş mürşit) bulup aydınlana, ondan sonra talibi göre. Zira bunda çok güçlük vardır. …Talibin köşesine çekilip “ben falan oğlu falanım, senin günahını bağışlarım” deyip yiyip içip nefsini eğlendiren boşuna emek çeker. Ben dedeyim diyen kişinin üzerine düşen şudur ki; gece yarısından sonra kalkıp, gün doğuncaya dek, hakka niyaz, rica etmeli. Gör şimdi, o dedenin nefesi nasıl geçer. Günümüzdeki dedeler yiyip içip kuşluğa değin gaflet uykusunda uyurlar da demezler ki; “Hazreti Kuran bizim dedemize indi, bakalım ne buyurmuş. Biz dünyaya niçin geldik, yarın ne yüzle tanrı katına varacağız? Bu taliplerin sorgusunu bizden elbette isterler o zaman ne cevap verelim”… Böyle demez ve üstüne düşen görevi yerine getirmezse, vay o dedenin haline başına ne gele!…”

Murat KANTEKİN
Hubyar Vakfı Mütevelli Heyet (Kurucular Kurulu) Üyesi
Şah İsmail Hatayi İnanç Derneği Bşk.

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Eylül 14, 2013 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Alevilikte Dedelik için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: