Alevilerde Sayılar, Renkler ve Kokular

Alıntı : Karacaahmet Web Sitesi Alevilerde Sayılar, Renkler ve Kokular BİR: Yaratıcı, yaşatıcı olan Allah’tır, tektir. Vahdetin (birlik) sembolüdür. “Söz bir, Allah bir, yol bir” denir. ÜÇ: a) Üçlemedeki Allah, Muhammet, Ali. b) Bektaşi terbiyesindeki, “eline, diline, beline” formülü. c) Mürit-Rehber-Mürşit: (İstekli, yol gösterici, aydınlatıcı.) DÖRT: a) Dört kapı: Şeriat-tarikat-marifet-hakikat. b)Dört unsur: Toprak-Su-Ateş-Hava. c) Dört melek, Dört Resul, Dört Kitap… BEŞ: Pençe-i Âl-i aba: Ehlibeyt… Bir elin beş parmağı. Bu, Arap yazısıyla Allah biçimindedir. (Aslı, Penç-i Âl-i Aba’dır.) YEDİ: a) İmam Ali’de bulunan üstün özelliklerin sayısı. Hz. Muhammet, Hz. Ali’ye, “Ya Ali! Sende bulunan yedi sıfat, başkasında bulunamaz. Kimse sana ahrette, ‘Bizde de bu sıfat vardı’ diyemez.” buyurmuştur. b) Gaip erenlerden en önemli 7 kişi. c) Gökkuşağı. Fatma Ana kuşağı diye anılır, yedi renkli. SEKİZ: Cennet’in sekiz kapısı vardır, sekiz derece üzerindedir, sekiz adı vardır. ON İKİ: Bu sayıya altın zincir de denilir. a)Yolun altın zinciri olan On İki İmam’ı gösterir. b) Alevi tacı (külahı) On İki terklidir (dilimli). Tacın tepesinde hakikat noktasında (gül veya mühür denen yuvarlak) toplanması, Allah’ın birliğine işaret sayılır. c) Nasip alanın on iki huyu açık, on iki huyu kapalı gerek. d) Aylar on iki, burçlar on ikidir. ON DÖRT: a) On Dört Masumupak (Bunlar Oniki İmam’ın küçük yaşta zehirlenerek veya katledilerek şehit edilen yavrularıdır). b) Kuran-ı Kerim’in on dört kıraat (okunuşu) tarz ve usulü vardır. ON YEDİ: Hz. Ali, oğullarından on yedisine kemer bağlamıştır. Ayrıca on yedi savaşçı daha vardır ki, bunlara da kemer kuşatılmıştır. Bunlara 17 Kemerbest’ler derler. KIRK: Kırklar Meclisi’nde geçer. Bunlar, yeryüzünde her zaman var olduğuna inanılan ulu kişilerdir. RENKLER: Aleviler; beyaz rengi Hz. Muhammet’e, al rengi Hz. Ali’ye, siyahı Hz. Fatıma’ya, açık yeşil ve sarıyı Hz. Hasan’a, açık kırmızı, pembe ve yeşili Hz. Hüseyin’e bağlarlar. Hz. Muhammet cuma günleri yeşil, savaşta siyah, öteki günler beyaz sarık taşırmış. Hz. Ali, savaşta kırmızı, bunun dışında beyaz imame sararmış. Koyu sarı renk de, Fatıma Ana rengidir. Sarı, kız sembolü olarak kullanılır. Aleviler, mavi rengi sevmezler; bu rengi, melun Muaviye ve Yezit kullanırmış diye inanırlar. Kokular: Gül kokusu, Hz. Hüseyin’e, şebboy Hacı Bektaş Veli’ye, çeşitli güzel kokular da Hz. Muhammet’e, Hz. Ali’ye bağlanır… ——————————————————————————– Yakın bil ebced-ü burhandır Ali Beyan-ı tevhid-i Kuran’dır Ali Muhammed miraca vardığı gece Kapıda gördüğü aslandır Ali Çıkardı yüzüğün verdi nişane Hakikat gördü kim Sübhan’dır Ali Hak ile kıldı doksan bin kelam Otuzbin sır ile sırdandır Ali Yoğ iken yer ve gök arş ile kürsi Hakikat mizanın kurandır Ali Bu biçare Hatayi’nin penahı Devasız dertlere dermandır Ali Şah Hatayi Çifte Vavlar Dini ve milli özellikler taşıyan, çifte vavlar, Türk sanatı ve folklorunun, günümüz için unutulmuş bir tarafı sayılır. Eskiden “Çifte Hak”, “çifte kelime-i tevhit”, “Çifte Muhammed”, “Çifte Ali”ler yazıldığı gibi “Çifte minare”, “çifte kuş”, “çifte arslan” diye yazılardan düzenlenen resimler yapılırdı. Bunlar camiler, tekkeler, dükkanlarda, evlerde kısacası hemen hemen her yerde görülürdü. Birçok harflerde olduğu üzere vavların da gözleri kırmızıyla boyanır; bazen de buralara gerçek insan gözleri yapılırdı. Dolayısıyla iki gözlü harfleri insancıl bir halde görme “bu sadece süsleme isteğindendir” diyenlerin yanısıra bunu bir tanrısal sembol olarak görenler de vardır. Resim (1) de görülen çifte vav’a dikkat edilecek olunursa birçok çifte vavlardan ayrı özellikler taşıdığı bellidir. Bu vavların başlarında beliren gözler adeta bir aralıktan bakan insan gözleri gibidir. İki vav arasına sıkışan beyaz kandil de eserin dini bir mana taşıdığını açıklar. Levhanın sağında “Ya Müfettibülebvab” solunda “iftahlena heyrelbab” yani; “Ey kapılar açıcı Allah bize hayırlı kapını aç!” duası okunur. Eski dolap kapılarında bu yazı görülür. Bu iki vav’ın birleştiği dörtgen içinde “Hızır aleyhisselâm” diye bir yazı bulunur. İki vav içinde de bir dörtlük göze çarpar. “İşte bunlar cennetlerdir, siz de buraya ebediyen girin” diyen son mısra ile biter. (Aksel 1967: 39-40) Resim(1) İnsan gözlü çifte vav ve kandil: Bu kıymetli eser (İstanbul Belediyesi Müzesi’ndedir.) Sanatçı Hayri adını taşır (H. 1271) Schimmel; “Sayıların Gizemi” adlı kitabında, vav’larla ilgili şu açıklamayı yapıyor : “Bu motif 18.yy’ın başında itibaren süsleme yazıtlarında kullanılmıştır ve 66 sayısına (yani Allah) ya da 6+6=12 Şii İslamın 12 imamına bir anıştırma yapar. Sayısal değeri 6 olan vav harflerinin çifte kullanılışı. Bu 66 olarak yorumlanabilir, bu da Allah’ın 66’sına işaret eder. Başka bir seçenek de 6+6=12 olarak okunmasıdır, bu da Şii İslamın 12 imamına bir anıştırma yapar.” (Schimmel 1998: 281-82) Halk arasında bu çifte vavlarla ilgili; ikizlere benzediği için, birbirlerinden ayrılma-yanlara ve ikizlere “çifte vavlar” gibi derler. http://www.alewiten.com/aksel1-Dateien/image002.jpg resim(1) İnsan-ı Kâmil Resimlerihttp://www.alewiten.com/aksel1-Dateien/image016.gif Resim (10) İnsan-ı Kamil (İstanbul Belediye Müzesi’nden) Eski çağlarda, İslamiyette resim ve heykel put sayıldığından tüm güzel sanatlar da dine bağlı olduğundan Müslümanlık Tanrı’yı cisim gösteren bu sanatlardan, öncelikle camiyi korumuştur. Buna rağmen resim sanatı yine de unutulmuyordu. Bu kez de İslam sanatı dolaylı yollarla resim sanatına yöneldi. Böylece okunuşu zor, istifli, girift yazılar dini suretler yerine geçti. Resim (10) da, mavi zemin üstüne altın yaldızla çizilmiş bu yazı – resimde başta iki kaş arasında mihrapta “lillah” onun altında çifte “Ya Muhammed” , “Çifte Ömer” yazıları okunur. Harfler sözün resmi olunca insanın da resmi oldu. Hurufilikte insan harf biçimini aldı. Böylece dini inançlar harfler yoluyla resme geçti. Harfler üzerine türlü hükümler yürütüldü, elle yapılan harf görünür, ancak ateş su, yel vb. onu bozabilir. Gerçek harf ise bozulmaz. Ehl-i sünnete göre “Tanrı kelâmı ses ve harflerden ibaret olmayıp kendi zatıyla mevcuttur. Onunla emir ve yasak eder”. Bu nedenle harflerin maddi ve manevi iki yönü olduğuna işaret edilmiştir. Ancak yine de Kur’an görülen harflerle okunduğundan harfler her iki anlamda da kutsal sayılırlar. Fazl-ı Hurufi’nin “Cevidan-ı Kebir”ine göre; Hurufilikte Evren harflerden ibaret olduğundan evreni temsil eden insanda 28 harfin aynasıdır. Baş’da çifte Allah çevrelenmiş bu resimde omuz hizasında Hasan, Hüseyin Muhammet, Ali ayaklara doğru Fatma adı yeralır. Göğsün bir yanındaki nokta ise saâlik’in Allah (adının nurdan temsilidir. “ =Hu” zamiri Allah’ın bir diğer adıdır. ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Mehmet Yardımcı Geleneksel Kültürümüzde ve Âşıkların Dilinde Sayılar Türk kültüründe sayılar çok önemli bir yere sahiptir. Bunların büyük bir bölümü dini inanmalardan kaynaklanmaktadır. İnançlar yaşam biçimimizi doğrudan doğruya etkilemekte, bu etki, edebiyatımızda, sanatımızda, müziğimizde, halk oyunlarımızda kendini göstermektedir. Bazı sayıların kültürümüzdeki işlevi İslamiyet öncesi sosyal hayatımıza dayanmakta, kimi sayılar destan ve masallarımızda önemli ölçüde yer almaktadır. Edebiyatımızda da dinin etkisi çok fazladır. İslami inanışlar gerek halk, gerekse divan edebiyatında önemli ölçüde kendini hissettirmektedir. İslam dininde bazı sayılar kutsal bir özellik taşır. Bir, üç, dört, beş, yedi, dokuz, oniki, kırk vb. sayıların dini bakımdan çeşitli anlamları bulunmaktadır. Kutsal özellik taşıyan bu sayıların anlamları çeşitli yazarlarca nesir biçiminde işlenirken, âşıklar tarafından da şiirlerde sık sık dile getirilmiştir. Geleneksel kültürümüzde sayılar üzerine kurulan inançların kaynakları hem İslam dinine hem de Orta-Asya yaşayışına ve Şamanizme dayanmaktadır. Destanlarımızda, masallarımızda, hikâyelerimizde, şiirlerimizde ve günlük yaşayışımızda sık sık rastladığımız sayıları geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde şu şekilde belirlemek mümkündür. “Bir” Sayısı İslam dininde bir sayısı Allah’ı ifade eder. Allah birdir ve tektir. Dede Korkud’ta …… yerde geçen bir sayısı âşıklarımızın dilinde ve telinde: Onlar birdir bir oluptur Hak içinde sır oluptur Tecellide nur oluptur Allah bir Muhammet Ali (Pir Sultan Abdal) Şah-ı Merdan kullarıyız Biz biriz birkaç değiliz Kanaat ile yürürüz İllâ tokuz aç değiliz (Hatayi) biçiminde sıkça dile getirilmiştir. Üç” Sayısı Geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde en çok işlenen sayılardan biridir. H. Avni Yüksel, Şaman dininin esaslarına göre âlem üç bölümden meydana gelmiştir, deyip bunları: a) Yeryüzü (orta dünya) b) Yer altındaki karanlık dünya (aşağıdaki dünya) c) Gökteki nur âlemi (yukarıdaki sema) biçiminde açıklamaktadır.[1] Ziya Gökalp de: “Şamanizm, yukarıdaki semayı önce üç kat olarak tasavvur etmiştir. Oğuzun sağ kolu üç oktan oluştuğu için, yukarıdaki semanın üç oktan olması tabii olarak kabul edilmektedir. Yakutlar’daki ateşin üç çeşitten olmasının sebebi de, kâinatın üç bölümden meydana gelmesi yüzündendir.” demektedir.[2] Türk kültür tarihimizde ve geleneksel kültürümüzde “üç” sayısı ile ilgili hususlara çok değişik biçimde rastlanmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür: · Eski Türk efsanelerinde “üç” sayısına çeşitli motiflerde rastlanmaktadır. Türkler’e göre insan, evrenin üç önemli varlığından biri olarak kabul edilir. · Türk mitolojisinde de ilahlar Gök-Tanrı, Yer-Sular ve Yağız-Yer olmak üzere üçe ayrılır. · Bir Türk efsanesinde terazi burcu, üç ana yıldızla iki yan yıldızdan oluşmuştur. Üç yıldız göğe kaçan geyikleri, iki yıldız ise onları kovalayan avcı ile yayı olmuşlardır. Terazi burcunun üç yıldızı çoğu Türk efsanelerinde, usta bir avcı tarafından amansız bir şekilde kovalanan ve canlarını kurtarmak için kendilerini göğe atan “üç geyik” gibi tasavvur edilmiştir.[3] · Karluk Türkleri üç aşiretten meydana gelmiştir. · Oğuz menkıbesine göre Oğuz Han üç gün annesinin sütünü emmemiş, annesi üç gece gördüğü rüya sonucu rüyasında kendisine söylenilen şekilde hareket etmiştir. · Oğuz’un iki eşinden üçer tane oğlu olmuştur. İlk eşinden olan çocukları Gökhan, Dağhan, Denizhan Bozoklar’ı, ikinci eşinden olan Günhan, Ayhan, Yıldızhan da Üçoklar’ı oluşturmuştur. · Oğuz’un oğullarından biri bayrağında sembol olarak altın bir yay üzerine üç gümüş ok kullanmıştır. · Göç destanının İran rivayetinde Boğu Han’a Tanrı tarafından verilmiş üç karga bulunmaktadır. Bu kargalar memleketin her yerinde olup bitenden hakana haber getirmişlerdir.[4] · Çin Türklerinde düğün merasimi üç aşamada yapılır. Gelin kız kocasının evine geldikten sonra üç gün kocası, kaynanası ve kayın babasıyla karşı karşıya gelmesi yasaktır. Manas destanında da üç sayısının ön planda olduğu görülür. Manas’ta rastladığımız üç sayısı ile ilgili unsurlardan bazıları şöyledir. · Manas’ın elde tuttuğu yerlerden birinin adı Üç Koşay’dır. · Semetay üç gece aynı rüyayı görür. · Manas üç gün kimse ile konuşmaz. · Kırgızların ayrılmaz yiğitleri üç tanedir. · Manas’ın önüne üç kız gelip yüzlerini yırtarak ağıt söylerler. Dede Korkud hikâyelerinde de üç sayısının 43 defa yer aldığı görülmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir: · Bamsı Beyrek hikâyesinde Bey yiğit, düşmandan esir bezirgân ve malları kurtarınca karşılık olarak üç şey beğenir. · Dede Korkut’un yakarışı ile Deli Kaçar’ın eli yukarıda kalınca, bacısını vermeye razı olur ve üç kere ağzından ikrar eyler. · Çoban, sapan ile bir yere taş atınca o yerde üç yıl ot bitmez. · Dirse Han Oğlu Boğaç Han hikâyesinde Dirse Han’ın oğlu Boğaç, üç kabile çocuğu ile aşık oynar, üzerlerine gelen boğadan üç oğlan kaçar Boğaç kaçmaz. · Bayındır Han Begil’i üç gün av eti ile besler. “Üç” sayısı atasözlerimizde ve deyimlerimizde: · Er oyunu üçe kadar · Üç nal ile bir ata kalmak · Üçe beşe bakmamak · Üç aşağı beş yukarı · Balık ile misafir üç gün sonra kokmaya başlar biçiminde yer aldığı gibi bilmecelerimizde de: Üçü üçler çağıdır Üçü cennet bağıdır Üçü derer devşirir Üçü vurur dağıtır (Mevsimler) biçiminde rastlanmakta olup; masallarda da “üç gün üç gece, gökten üç elma düştü, padişahın üç oğlu, üç zaman sonra” gibi söyleyişlerle sık sık karşımıza çıkmaktadır. “Üç” sayısı Alevi toplumu için de çok önemli olup üçler sözü ile Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ifade edilmektedir. Semahlarda da üçler aşkına üç çift kalkıp samah oynar. Köroğlu destanında da önemli bir yeri olan “üç” sayısı için destanda Köroğlu’nun: Süremedim kara günün demini Giyemedim güveyilik donunu Üç gün oldu kır at yemez yemini Söylen Demircioğlu durmasın gelsin biçiminde söyleyişi görülmektedir. Âşıkların dilinde ise: İşte bu deme gelince Üç kez doğdum anneden Nice yavru uçurdum Nice âşiyâneden (Kaygusuz Abdal) Kudret tarafından üç melek geldi Cebrail emretti eflâke saldı Anda coşan nuru ikiye böldü Can, hasret kalemin çalandır Haydar (Sadık) “Dört” Sayısı “Dört” sayısı İslam felsefesinde ve halk inanışlarında bazı temel unsurları nitelendirmek için kullanılır. Bunlardan bazıları Dört unsur, Dört tabiat, Dört Kitap, Dört Melek, Dört Mezhep (Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî)’dir. Bektaşilikte tasavvuftan gelen Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat kavramları “Dört Kapı” ifadesiyle anlatılır. Âşıkların dilinde en çok kullanılan dört kapı kavramı: Dervişin dört yanında dört ulu kapı gerek Nereye bakar ise gündüz ola gecesi Bu Şeriat güç olur Tarikat yokuş olur Marifet sarplı durur Hakikattir yücesi (Yunus Emre) Tarikat iman gerek Bir tastik iman gerek Talip bu dört kapının Varından tamam gerek (Kul Himmet) deyişlerinde olduğu gibi sık sık dile getirilmiş, kimi zaman da: Açıldı Hak kapısı Sunuldu aşk dolusu O dört kapıdan içre Girenin canına hû (Kemterî) Yaratmıştır onsekiz bin alemi Cebrail arştan indirdi kelâmı Dört kapının yazıldığı kalemi Diyen bilmez bilen demez ne seyran (Derviş Mehmet) Dört kitap dört mezhep adem eşyadır Ol mahbubun ismi ruha gıdadır Söyleyen söyleten nutk-ı Hudâ’dır Tûti lisân eden kendidir kendi (Seyranî) Dört Melek halketti Hallak-ı cihân Birer hizmet üzre müekkil her an Mikâil’e Bârân Cibril’e Kur’ân Azrail’e ervâh İsrafil’e Sûr (Dertli) Dinleyip öğüdün almayan kişi Dinin tarikatin bilmeyen kişi Dört mezhep nedendir gömeyen kişi Harap olur nice kuldur efendim (Kul Himmet) deyişlerinde belirtildiği gibi dört kapının yanı sıra dört kitap ve dört mezhebi işaret edilmiştir. “Beş” Sayısı İslam inancında önemli bir yer tutan “beş” sayısı, çoğu kaynaklarda beş vakit namaz olarak gösterilir. Bunun dışında elde beş parmak vardır. Hattatlar Allah yazısını genellikle el şeklinde yazarlar. Ayrıca beş demekle Ehl-i Beyt kastedilir. Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir.Âşıkların dilinde: Vaiz olsan camilerde şakısan Beş vaktini kılmayana kakısan Dört kitabı ders eylese okusan Ali evliyadır bilmeyince fayda yok (Sefil Ahmet) deyişinde olduğu gibi kimi zaman beş vakit namaz olarak belirtilirken, kimi zaman da: Üçler beşler o kapıyı açtılar Muhabbete misk ü amber saçtılar Haklıyı haksızı orda seçtiler Suçlu olanlara yer bulunur mu (Sakine Bacı) Üçler dü âlemde birliğe yettin Beşler de onların dâmenin tuttu Birlik lokmasını yediler yuttu Dâmeni pâk olan pirler de billah (İlhamî) deyişlerinde olduğu gibi Ehl-i Beyt kastedilmektedir. “Yedi” Sayısı “Yedi” sayısı, Orta-Asya’daki Türk boylarından günümüze kadar Türk halk inançları ile günlük yaşamlarında en çok sözü edilen sayılardandır. “Yedi” sayısı, Anadolu’da ve bütün Türk boylarında kutsal sayılmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür. · Altay Türklerine göre ayın tutulması “yedi başlı dev” yüzündendir. · Kırgız Türkleri’nde Kutup Yıldızı’nda bulunan “Büyük Ayı”ya, “Yedi Bekçi” denir. · Orta Asya ve Anadolu Türklerine göre yer yedi kattır. · Kur’an-ı Kerim yedi harf üzerine inmiştir. · Mekke ile Medine arasında yedi kale vardır. · Kur’an-ı Kerim’de Yusuf Peygamber kıssasındaki rüyaya göre yedi besili ineği, yedi zayıf inek yer yorumunda yedi yıl kıtlık olur. · Hac’da Kâbe yedi kere tavaf edilir. · Kur’an-ı Kerim’de geçen Eshab-ı Kehf olayı, Yedi Uyurlar olarak bilinir. · Hz. Ebubekir Mushaf’ı yedi suret yazdırmıştır. · Cuma namazının yedi farzı vardır. · Süleymaniye camii yedi senede yapılmıştır. · Çile yedi yıl doldurulur. Yunus Peygamber Diyarbakır kalesinde yedi yıl oturmuş, Eyüp Peygamber, Harran’da bir mağarada yedi yıl çile doldurmuştur. · İstanbul yedi tepe üzerine kurulmuştur. · Bursa’da yedi Osmanlı türbesi vardır. · Osmanlı Devleti kurulduktan sonra yedinci asırda yıkılmıştır. · Dünyanın yedi harikası vardır. · Gökkuşağı yedi renklidir. · Başta yedi delik vardır. · Dilimizde sözcük türleri yedi tanedir. · Gökteki takım yıldızlarının en ünlüsü Ülker Yıldızı’na “Yedi kandilli Süreyya” denir. · Müzik notası yedi tanedir. · Ailede soy yedi göbeğe kadar çıkarılır. · Kefene yedi arşın bez de denir. · Mevlâna’nın mesnevisi yedi cilttir. · Anadolu’da düğünün en namlısı yedi gece, yedi gündüz olanıdır. · Çocuk yedi yaşında okula gönderilir. · Hafta yedi gündür. · Tehlikeli ve sağa sola zorla baskı yapanlara “yedi bela” denir. Âşıkların dilinde ve telinde de yedi sayısı: Seyrangâhı imiş arşın yücesi Düldül imiş Kanberi’nin hocası Server Muhammed’in Mi’rac gecesi Yedinci felekte arslan olan şah (Pir Sultan Abdal) Münkirin gıdası Hak’tan kesildi Nesimî yüzüldü Mansur asıldı Dünya yedi kere doldu ıssıldı Dolduran Muhammet eken Ali’dir (Pir Sultan Abdal) Musahipsiz yedi adım varılmaz İrfan olmayınca ağu yudulmaz Yularsız deve katara gelmez Hakk’ın bir ikrarın kime verdin sen (Teslim Abdal) Toprak yurt bulmaya güvercin uçtu Yedi yıl deryada hem kanat açtı Bir yeşil kubbeye kondu konuştu Bir avuç tûranın saçanıyız biz (Hüzeyin Fevzî) biçiminde dile getirilmiştir. “Dokuz” Sayısı Türklerde kutsal sayılan sayılardan biri de “dokuz” sayısıdır. Bu sayıya geleneksel kültürümüzün her aşamasında rastlamak mümkündür. Altay Yaratılış Destanı’na göre Tanrı yerden “dokuz dallı” bir ağaç bitirerek her dalın altında bir insan yaratmıştır. Bunlar dokuz insan cinsinin ataları olmuştur. Bu dokuz insana “Dokuz Dedeler” denmektedir. Bu durum destanda: Tanrı yine buyurdu: -Bitsin, dokuz dalı da! Dallar çıktı hemence, dokuzlu budağı da. Kimse bilmez Tanrı’nın düşüncesi ne idi Soylar türesin diye şöylece emir verdi. Dokuz kişi kılınsın, dokuz dalın kökünden Dokuz oymak türesin, dokuz kişi özünden![5] biçiminde görülmektedir. Âşıklarımızın dilinde: Sekizimiz odun çeker Dokuzumuz ateş yakar Kaz kaldırmış başın bakar Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz biçiminde örneklerine az da olsa rastlanan dokuz sayısı kültür tarihimizde oldukça önemli yer tutmaktadır. · Türk hakanlarının hakimiyet alameti davul ve tuğlar dokuz tanedir. · Altay Türkleri’nde Şamanların omuzlarında dokuz ok ve yay sembolü bulunmaktadır. · Ergenekon Destanı’nda da dokuz sayısı “Dokuz Oğuz” adı ile bir isim olarak yer almaktadır · Manas Destanı’nda sık sık rastladığımız dokuz sayısı Dede Korkud’ta da “Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim oğul” , “dokuz bazlam ile bir külah yoğurt” “Dokuz çoban” gibi ifadelerle görülmektedir. Halk takviminde “Mart dokuzu” deyimi olarak görülen dokuz sayısı atasözleri ve deyimlerimizde de sıkça kullanılmıştır. Bunlardan bazıları: · Dokuz at bir kazığa bağlanmaz. · Dokuz ölç bir biç. · Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer. · Güzellik ondur, dokuzu dondur. · Doğru söyleyeni dokuz köyden doğarlar. · Boğaz dokuz boğumdur. · Dokuz ay karnında taşımak. · Bir kaşık ile dokuz abdal geçinir. · Aca dokuz yorgan örtmüşler yine uyuyamamış. · Dokuz doğurmak. “Oniki” Sayısı “Oniki” sayısı halkımızca kutsal sayılan sayılar arasındadır. Bu sayı özellikle Alevi ve Bektaşiler tarafından kutsal bir sayı olarak bilinmektedir. Oniki sayısı oniki din büyüğünün adı için Oniki İmam deyimi olarak kullanılmaktadır. Birincisi Hz. Ali olan Oniki imamlar sıra ile şunlardır. l. Hz. Ali, 2. Hz. Hasan, 3. Hz. Hüseyin, 4. Muhammed Bâkır, 5. Zeynel Abidin, 6. Câfer-i Sadık, 7. Musa-i Kâzım, 8. Ali Rızâ, 9. Muhammed Takî, l0. Ali Nakî, ll. Hasan Askerî, l2. Mehdî . Edebiyatımızda Oniki imamın adının geçtiği şiirlere “Düvazdeh imam” ya da “Düvaz” denilmektedir. “Oniki” sayısı âşıkların dilinde ve telinde en çok dile getirilen sayıdır. Bunlardan bazıları: Oniki İmam’a niyaz eylerim Hasan Askerî’ye hâlim söylerim Muhammed Mehdî’ye tamam eylerim Cümle günahıma imamlar medet (Derviş Mehmet) Oniki İmam’ın demin görmüşüz Safine-i Nuh’a biz de binmişiz Muhammed Ali’ye ikrar vermişiz Güruh-i Nâcîyiz dönmeyiz geri (Hayriye) Gelin vaz geçelim biz bu gümandan Sakın çıkarmasın dinden imandan Şefaat umarız Oniki İmam’dan Onların atası Ali değil mi (Kul Himmet) Böyle bulmuş tadın her helvacılar Oniki İmam’dan okur nâciler Felekler semanın döner bacılar Nefsin başını biç üryan ol da gel (Seyranî) Kul Veli’yim Hakk’a niyaz ederim Hakk’ın buyurduğu yola giderim Dinim Hak’tır Hak kelâmı söylerim Oniki İmamlara ereyim deyu (Veli) Dedemoğlu görmüş idi düşünü Eğildi secdeye koydu başını Ali’ye pay çıkardılar döşünü Oniki İmamların kurbanıyım ben (Dedemoğlu) Pir Sultan Abdal coşkuna Gel otur gönül köşküne Oniki İmam aşkına Ben bu seri vere geldim (Pir Sultan Abdal) Hû diyelim gerçeklerin demine Gerçeklerin demi nurdan sayılır Oniki İmam katarına uyanlar Muhammet Ali’ye yardan sayılır (Hatayi) biçimindeki söyleyişlerdir. ——————————————————————————– Kırk” Sayısı Türkler tarafından, ilk çağlardan bu yana “kırk” sayısının kutsallığına inanılmaktadır. İslamiyette de Kur’an’dan bu yana önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Örneğin, Kırk erbain Kur’an’da 48 kez geçmektedir. Alevi ve Bektaşilerde Hz. Ali’nin başkanlık ettiği kırk kişinin meclisine “Kırklar Meclisi” denmektedir. Bu sayı geleneksel kültürümüzde de değişik biçimlerde görülmektedir. Bunların bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür: · Doğumdan sonra kırk gün içinde bulunan anne ve bebeğe “kırk” denir. Kırk çıkması, anne ve bebek için önemli bir olay olarak kabul edilir. · İnanışa göre, çocuk ayaklarını basmazsa ve gelişmezse buna “kırk bastı” denir. · Kırklı çocuğun elbise ve bezlerinin suyunun dışarı atılmayacağına inanılır. Oğuz Kağan ve Satuk Buğra Han Destanlarında, kırk sayısına sıkça rastlanır. · Oğuz, kırk günde yürür. · Manas Destanı’nda kırk sayısı 127 yerde kırk yiğit, kırk savaşçı, kırklar, kırk cura, kırk gelin, kırk alp, kırk güzel, kırk kulaç vb. biçimlerde görülmektedir. · Dede Korkud’ta da kırk yiğit, kırk namert, kırk er, kırk otağ, kırk gün kırk gece gibi ifadelerle yüz yerde karşımıza çıkmaktadır. Kırk yiğit motifinde olduğu gibi, kırk kız motifi de bütün Türk destan ve masallarında çok geçer. Bey ve beyin oğlunun kırk yiğidi bulunduğu gibi hanımların da kırk kızı bulunur. Anadolu’da yer isimlerinde de Kırkağaç, Kırklareli, Kırkpınar, Kırktepe, Kırkkuyu, Kırkkavak gibi rastlanmaktadır. Âşıklarımızın dilinde ve telinde ise “kırk” sayısı: Kırklar arzeyledi Elmalı şehri Boğazhisarında ol böldü nehri Bol yerde küffara eyledi kahrı Ol dem kılıç aldı pîrim eline (Geda Muslu) Sersem Ali vardı pîre dayandı Çırağımız kırk budaktan uyandı Mürşid olan her bir renge boyandı Hünkâr Hacı Bektaş pirim hû deyu (Sersem Ali) Payım gelir erenlerin payından Muhammet neslinden Ali soyundan Kırkların ezdiği engür suyundan Bir sen iç sevdiğim bir de bana ver (Kul Hüseyin) Pîr Sultan’ım eydür dünya fanidir Kırkların sohbeti aşk mekânıdır Kusura kalmayan kerem kânıdır Gönülde karası olan gelmesin (Pir Sultan Abdal) Kırklar meydanına vardım Gel beri ey can dediler İzzet ile selam verdim Gel işte meydan dediler (Hatayi) Üçler yediler sâkî görürsün Kırklardan bâdeyi bâkî görürsün Vücudun şehrinde Hakk’ı görürsün Seyranî bu şehre seyran ol da gel (Seyranî) biçiminde ifadelerle dile gelmektedir. Bunların dışında halkımız tarafından kutsallığına inanılan sayılar da bulunmaktadır. İnsan vücudunda 366 kemik bulunduğundan 366 sayısı kutsal sayılar arasında gösterilmektedir. Yetmiş iki milleti işaret ettiği için 72, Ondört mâsum-ı pâk için l4 sayısı, Allah’ın adlarını ve doksan dokuz Nebî’yi işaret ettiği için 99 sayısı da kutsal sayılar arasında gösterilmektedir. Kaynakça Sadettin Nüzhet Ergun: Bektaşi Şairleri. İstanbul l930. Afet İnan: “Türk Destan ve Masallarında Kırklar Motifi” Türk Dili Şubat l958. H. Avni Yüksel: “Türk Folklorunda Sayılar” Erciyes 3: 29-31. Orhan Acıpayamlı: Türkiye’de Doğumla İlgili Âdet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü. Erzurum l961. Bahattin Ögel: Türk Mitolojisi. Ankara. Turgut Koca: Bektaşi Nefesleri ve Şairleri. İstanbul l990 Halit Özdemir: Ardanuç ve Çevresinde Kırk Basması ve Kırkla İlgili İnanışlar, Türk Folkloru (l975) 72. Ziya Gökalp: Türk Töresi. İstanbul l963. ——————————————————————————– [1] H. Avni Yüksel: “Türk Folklorunda Sayılar” Milli Folklor l981. [2] Ziya Gökalp: Türk Töresi. İstanbul l963: l07. [3] Gökalp 1963: 41. [4] Nihat Sami Banarlı: Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C.2: 29. [5] Bahattin Ögel, Türk Mitolojisi. Ankara, s. 453.

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Eylül 14, 2013 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Alevilerde Sayılar, Renkler ve Kokular için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: