Günlük arşivler: Eylül 14, 2013

Alevi-Bektaşi Hukuk Sistemi

1. Giriş Bir toplumun oluşumundaki en önemli etkenlerden biri, o toplumun bireyleri arasındaki ilişkileri belirleyen normlardır. Dogmatik hukuk bilimi açısından, bireylerin birbirleriyle veya toplumla olan ilişkilerini düzenleyen, sınırlarını belirleyen, taraflara hak ve yükümlülükler yükleyen ve uyulması ise kamu gücü ile desteklenmiş normlar, “normatif hukuk sistemi” olarak çıkmaktadır. Buna genel anlamıyla, pozitif (yazılı) hukuk kuralları denmektedir. Burada bahsedilen kamu gücü, devletin gücüdür. Oysa ki, toplum içinde var olup da kamu gücü ile müeyyideye bağlanmamış diğer bazı toplumsal davranış kuralları (içtimai hattı hareket kaideleri) da vardır ki biz bunlara; • Ahlak kuralları, • Din kuralları, • Örf ve âdetler, gelenek ve görenekler (teamüller) diyoruz. Bu sebeple açıklamayı, sadece normatif hukuk açısından değil, sosyolojik boyutuyla da ele almak gerekmektedir. Yukarıda belirtilen toplumsal davranış kuralları -genellikle- birbirleriyle çelişmezler. Diğer bir değişle, örneğin; din kuralının haram veya yasakladığı bir fiil, hem pozitif ve hem de ahlak kuralları açısından yasak olabilir. Fakat istisnalar da mevcuttur. Örneğin, aç karnını doyurmak için yapılan “hırsızlık”, ahlaki açıdan fiile cevaz verilebilmesine karşın pozitif hukuk kuralları açısından “başkasına ait olan malı onun rızası dışında edindiği” için suç sayılarak müeyyidelendirilir. Alevi-Bektaşi toplumlarında ise uygulanan hukuk sistemi, yukarıda bahsedilen “toplumsal davranış kuralları”nın bütünüdür. 2. Alevi-Bektaşi Hukuk Sisteminin Kökeni 2.1 Kökeni Alevi-Bektaşi inanç sisteminin oluştuğu dönemlerde, Anadolu’yu egemenliğine alan ve hatta “İslam Halifeli”ğini de üstlenen Osmanlı Hanedanlığı, değerler sistemi “Ahiret”e yönelik “Sünni şeriat” (Sünni İslam Hukuku) sistemini kurmuştu. Oysa ki, Anadolu Alevi-Bektaşi inancı, her şeyi kendinde arayan, insanı “üst” kılan ve merkezlendiren bir felsefi anlayıştı. “Varoluş” gücünü farklı kaynaklardan alan bu iki değerler sistemini biribirlerinden ayırmak zorunluydu. Böylelikle, değerler sistemi insan merkezli olan Alevi-Bektaşi inancı mensupları Sünni İslam hukukuna göre yönetilemez ve yargılanamaz olmuştu ve olması da mümkün değildi. Bundan böyle Alevi-Bektaşi toplumu, merkezi otoritenin oluşturduğu hukuk sistemi şeklinde değil de “sosyal olgu” kimliğiyle “insan” merkezli sisteme bağlı bir “Hukuk Sistemi” ihdas etmiştir. Alevi-Bektaşi hukuk sisteminin menşei, insani değerleri yüce kılan, dinamik, aktif toplumsal ilkelerden alır. Soyut, genel olan bu ilkelerin ışığı altında “birey” bazında “olması gerekenleri”, “toplum” bazında ise “olan” hale getiren ve aynı anda yeni “olması gereken”leri yaratan teamülerden alır. Aynı zamanda, insan merkezli genel geçer doğru kabul edilen ilkelere, olgulara karşı kendisini sürekli yenileyebilmektedir. Dışarıdan yani merkezi otoriteden gelen baskılara karşı korunabilmenin şartı, insanların mutluluğu, selameti ve barış içerisinde yaşaması gerekliliği anlaşılmıştır. Bu vesileyle, kendisini sürekli yenilemiş ve yaşam gücünü toplumun “insanı üst değer” olan bireylerinden almıştır ve almaktadır. Bu haliyle Alevi-Bektaşi hukuk sistemine, bir varoluş normlar bütünüdür diyebiliriz. 2.2 Bağlayıcılığı: Toplumsal Sözleşme, İkrar Pozitif hukuk kuralları, çocukların veya yetişkinlerin hangi yasalarda ne gibi haklara sahip ve yükümlülükler altına gireceğini açıkça gösterir. Bu durum, genel anlamda, ergenlik çağı (buluğ çağı) denilen belirli bir yaşı belirtir. Bu yaş grubu, ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Ergenlik çağına gelen her birey, bazı istisnalar hariç cezai ve hukuki sorumluluk altına girer ve tasarruf yapabilme hakkını haiz olur. İnsanlar bu yaşın kendisine yüklediği yükümlülüklerden kaçınamaz ve bu bir zorunluluktur. İşte Alevi-Bektaşi hukuk sistemine göre ise ergenlik çağı diyebileceğimiz yaş haddi ikrara bağlıdır. İkrar ise; her Alevinin yola girmesi için, “İkrar cemi” ile yapılan tören neticesinde, toplumsal sözleşmeye kendi özgür iradesiyle tek taraflı olarak katılmasıdır. Diğer bir değişle “yol”a girmesidir.. Burada asıl olan ve üzerinde durulması gereken konu, kişinin tek taraflı iradesiyle bu sözleşmede taraf olmasının yanı sıra, böyle bir sözleşmeye ikrar vererek taraf olma zamanının da yine tek başına belirlemesidir. Yukarıda belirtilen “tek taraflı” ibaresinde, bir zorunluluğun olmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Zira her Alevi “can” bu yola girme mecburiyetindedir ve kendisini bunun dışında tutamaz. Nasıl ki bir devletin ülkesi sınırları içerisinde yaşıyan -istisnalar hariç-, her vatandaşın -yabancılara uygulanan yasal düzenlemeler hariç- bu ülkenin yasalarına uymak gibi bir zorunluluğu varsa, her Alevinin de ikrar vermek suretiyle, buluğ çağına geldiğini topluma deklare ederek uyma zorunluluğu vardır. İkrar vermek isteyen kişinin, ikrara hazır olup olmadığı, belirli bir süreyle denenir. Hazır olduğu kanaatine varılınca da “İkrar cemi” tertiplenerek ikrar vermesi sağlanmış olur. Hatta burada şunu da belirtmek gerekir ki, dede ikrar verecek olana, ikrar vermenin sorumluluklarını ve yükümlülüklerini defalarca anlatır ve hatırlatır. İkrar bir anlamda buluğ çağıdır. Diğer pozitif hukuk kuralları buluğ çağını belirli bir yaşa bağlamalarına karşın, Alevi-Bektaşi hukukunda ise bu ikrardır. Biri sadece fizyolojik olmasına karşın, diğeri aynı zamanda psikolojiktir. Yani kendini hazır hissetmesidir. 3. Anayasa Hükmünde İlkeler Alevi-Bektaşi toplumlarında, insan merkezli değerler aktif ve dinamik olduklarından zamana göre kendilerini yenileyebilmektedirler. Fakat kapalı toplum olduklarında yörelere göre bazı farklılıklar da arzetmektedirler. Bu yüzden burada belirteceğim ilkeler, etkilerini tüm Alevi-Bektaşi topluluklarında göstermiş olanlardan ibarettir. İlke şekline dönüşmüş olan bir çok vecize olmakla beraber, burada sadece asıl olanlar belirtilecektir. • Dört kapı, kırk makam • Üç sünnet, yedi farz ve oniki istek • Eline, Beline, Diline Hakim olmak 3.1 Dört Kapı, Kırk Makam Şeriat Kapısı: İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, haramdan uzaklaşmak, ailesine faydalı olmak, çevreye zarar vermemek, peygamberin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak ve yaramaz işlerden sakınmak. Tarikat Kapısı: Tövbe etmek, mürşidin öğütlerine uymak, temiz giyinmek, iyilik yolunda savaşmak, hizmet etmeyi sevmek, haksızlıktan korkmak, ümitsizliğe düşmemek, ibret almak, nimet dağıtmak ve özünü fakir görmek. Marifet Kapısı: Edepli olmak, bencil-kin ve garezden uzak olmak, perhizkârlık, sabır ve kanaat, haya, cömertlik, ilim, hoşgörü, özünü bilmek ve ariflik. Hakikat Kapısı: Alçakgönüllü olmak, kimsenin ayıbını görmemek, yapabileceği hiçbir iyiliği esirgememek, Allah’ın her yarattığını sevmek, tüm insanları bir görmek, birliğe yönelmek-yöneltmek, gerçeği gizlememek, manayı bilmek, tanrısal sırrı öğrenmek ve tanrısal varlığa ulaşmak. Dört kapı, kırk makam’da birincisi olan “Şeriat” kapısı, her canın uyulması zorunlu olan kuralları içermektedir. “Tarikat” kapısı, eğitmeyi ve öğrenmeyi yeğler. “Marifet” kapısı, iç hesaplaşmayı yani Şeriat kapısı olan özle, Tarikat kapısının olan tedrisatın birleşiminde oluşan yeni durumu Hakikat kapısı’na vardığımızda, bu iç hesaplaşmanın zorunlu sonucu, diğer bir değişle varılan sonucunu göstermektedir. Şeriat asıl, tarikat isteğe bağlı tali, marifet analiz, hakikat ise tortu yani sentezdir.3.2 Üç Sünnet, Yedi Farz ve Oniki İstek Üç Sünnet: • Dilini tevhid kelimesinden ayırmaya, • Gönlünden düşmanlığı gidere, kimseye kin ve kibir tutmamaya, kıskançlık etmemeye, hırsına uyup şeytana gönül vermemeye, • Sözü hakkın kudreti ola, kimseyle kavga etmemeye, düşmanlık yapmamaya. ,Yedi Farz: • Çok sır saklaya, • Talip binbir ise, bir otura ve bir dilden söyleye, • Hakkın terazisine itaat ede, yaptığı bir günaha bin özür ve niyaz eyleye, kimsenin gıybetini etmeye ve yalan yere and içmeye, yalan söylemeye, • Mürebbi hakkına itaat ede, emrine uya, • Kuşak kuşana, halifeden el alıp tövbe eyleye, • Müsahibini hakikatte hak cemiyetine eriştire, • Halifeden taç ve kisvet kabul eyleye. Özünü şeyhlere ulaştıra. Oniki İstek: Evvel kendi özünü hassas etmek, marifet tohumunu ekmek, şefkat beslemek, rıza ettiğini tutmak, hikmet sıfatını sem etmek, özünü hizmet hürmetin saklamak, özünü mukarribiyle hudetmek, özünü sabır ehline vermek muhabbet kilesiyle ölçmek, takva değirmende özünü arındırmak, su ile yuğurmak, ihlas sofrasına girmek ve özünü dervişlere sarfetmektir. 3.3 Eline, Diline, Beline Hakim Olmak Bu kurala her Alevi-Bektaşi canın yaşamı boyunca mutlak suretiyle uymak zorunda olduğu bir kuraldır. Eline bağlı olmak; eliyle koymadığını almamak, diline hakim olmak ise, dedikodudan uzak ve görmediğini söylememek, iftira-yalan söylememek, beline hakim olmak; eşinden başka kimseyle cinsel ilişkiye girmemek. Görüldüğü kadar basit değildir. tüm insani davranışların özünü oluşturan bir ilkedir. Yargılamalarda ilk uygulanan kural olma özelliği bakımından da önemlidir. 4. Yargılama Alevi-Bektaşi toplumunda yargılama sistemi, iki gruba ayırmak suretiyle izah edebiliriz. Birincisi, özellikle Osmanlı ve kısmen Cumhuriyet dönemlerinde dede önderliğinde uygulanan yargılama sistemi, diğeri ise her olaya ayrı uygulanmak suretiyle, olaydan sonra seçilen insanlarca yapılan yargılama şeklidir. 4.1 Dede Önderliğinde Yargılama Dede huzurunda ve onun önderliğinde gerçekleştirilen yargılama şekli “Cem”dir. İki etaptan oluşmaktadır: Birincisi, insanların bir yıl içerisinde yaptıklarıyla hesaplaşarak, bir anlamda yaptıklarının muhasebesini dede ve toplum huzurunda beyan etmeleridir. Bir nev’i otokritik de diyebiliriz. Aynı zamanda verdiği ikrara ne kadar bağlılığın da bir göstergesidir. Buradan çıkan sonuç, ikrarın tazelenmesidir. “Görgü Cem”i denilen cemlerde gerçekleştirilir. İkrar veren her canın mutlak suretle dar’a durması ve kendisiyle hesaplaşarak ikrarını yenilemesi gerekir. İkincisi ise doğrudan doğruya yargılanmadır. Burada suç işlediği veya kusurlu olan kişinin doğrudan doğruya yargılanmasına yöneliktir. Alevi-Bektaşi hukuk sisteminde kamu ve özel hukuk ayırımı olmadığı için, gerçekleştirilen doğrudan doğruya toplumun birliğine, dirliğine, barışa karşı yapıldığı varsayılarak kamu hukuku kapsamında değerlendirilir. Özel hukuku da kapsar niteliktedir. Suç kime karşı işlenirse işlensin, kamu davası diye tellaki edilen davanın sonuçlarını doğuracak şekilde yargılanır ve cezalandırılır. Mağdur da göz ardı edilmeden, yani onun da mağduriyetinin giderilmesine yönelik sonuç da dikkate alınır. Kamu davası nitelikli olması sebebiyle, suçlar şikâyete bağlı değildir. Yani re’sen de dede huzuruna getirtilip, yargılama yapılır. Verilen cezadan sonra dedenin toplumun vicdanına sorması, kararın herkes tarafından alındığı sonucunu doğurur. Kimlerin Cem’lere alınıp alınmıyacağı sorununa gelince genel anlamda şöyle sıralanır: Haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayanlar, haram kazanç elde edenler, yalancı şahitlik edenler, nefsine hakim olamayanlar, hırsızlık yapanlar, cana kastedenler, annesine-babasına evlatlık görevini ifa etmeyenler, çevresine-komşusuna rahatsızlık verenler ve toplumda sürekli huzursuzluk çıkaranlar, çalışanın ve yetim, fakir fukaranın hakkını yiyenler. Görüldüğü gibi, burada sayılan yasaklamalar aynı zamanda toplumda nelere uyulup uyulmayacağının da açıkça göstergesidir. Ceme alınmayanlar, yargılanıp cezaları infaz edildikten sonra ve yine toplumun ortak kararıyla ceme katılmaya hak kazanabilirler. Alevi-Bektaşi hukukunda buna “yoldan çıkma” denir. Genel anlamda ise, “düşkünlük” müessesi de denir.4.2 Seçilen İnsanlarca, Her Olaya Ayrı Uygulanmak Suretiyle Yargılama Bu yargılama şekli, özellikle Cumhuriyet’ten sonra uygulanan bir yargılama şeklidir. Pozitif hukuk kurallarında görülen “Hakem” olayına benzemekle beraber farkı, hakem sisteminde, olaydan önce taraflar, herhangi bir niz’a durumunda hakeme başvuracaklarına dair yazılı olarak fikir belirtmeleridir. Oysa burada, olay vuku bulduktan sonra, taraflarca seçilen kişiler tarafından yargılama yapılır ve ceza verilir. Bu yargılama şekli son dönemlerde, modern hukuk denilen hukuk sistemlerinde gün geçtikçe değer kazanmaktadır. Ve Avrupalıların dediği Mediation hukuku buna örnek verilebilir. Genel olarak; diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi, Alevi-Bektaşi hukuk sisteminde de cezaların artırılması, indirilmesi, affı, tehiri vs. gibi durumlarda söz konusudur. Ayrıca suçun kim tarafından gerçekleştirildiği, kime karşı gerçekleştirildiğinin de anlamı vardır. Bunların hepsi göz önünde bulundurulur. Cezaların şekline gelince, toplumdan topluma farklı uygulanmalarına karşın, burada birkaç tanesini belirtmekte fayda vardır: Belirli bir süreyle düşkün sayılma, cemlere alınmama, toplumsal ilişkilerin kesilmesi veya sınırlandırılması, askıya alınması, zararın ödetilmesi (mağdura veya herhangi bir dergâha veya fakirin birine), belli bir süreyle bakıma muhtaç olan birine bakma zorunluluğu, çözülen bir meselenin resmi otoriteye götürülmesi (mahkeme gibi), toplum dışına çıkarılması vs. daha da genişletilebilir. 5. Sonuç Birçok sonuç çıkarmakla birlikte, bir kaçına değinmeye çalışacağım. 1. İlk önce bu hukuk sisteminin uygulanmasının iki nedeni olabileceği düşünülmektedir: • Bunlardan birincisi: Osmanlı döneminde Alevi-Bektaşi toplumunun kendi hukuk sistemini oluşturmaları anlaşılmakla beraber, bugün yani Cumhuriyet’ten sonra da bu hukuk sisteminin uygulanması; kendi hukuk sistemlerinin daha adil olacağı ve sorunu kendileri yaşadıklarından, çözümünün ise yıllardır uygulayageldikleri hukuk sisteminin, tarafları memnun edeceği ve toplumda barışı sağlıyabileceği anlayışıdır. • İkincisi: Yıllardan beri devletin resmi organları tarafından uygulanan Sünni hukuk sisteminin tanınmaması neticesinde oluşmuş bir teammül veya alışkanlık olabilir. 2. Özellikle kamu davasını gerektirecek (bu durumda devlet olaya re’sen el koymak durumundadır) hallerde, failin devletin resmi organları -mahkemeleri- tarafından yargılanmasına karşın, ikinci bir defa da toplum veya dede önderliğinde yargılanması, sorun yaratabilir. Bu durumu göz önünde bulundurup, ona göre yargılamanın yapılması, diğer bir anlatımla bir suçtan dolayı iki defa yargılanmasının adil olmıyacağından, buna göre çözüm üretilme zorunluluğu hasıl olmaktadır. 3. Toplumda var olan ve uygulanan bu kuralların derlenip, toparlanması gerekmektedir. Alevi-Bektaşi ilkelere bağlı kalarak, çağdaş evrensel hukuk normlarını da göz önünde tutmak suretiyle belirli aralıklarla yeniden düzenlenmeleri zorunludur. Alevi-Bektaşi organizasyonları tarafından bir üst kurulun kurulması ve bu kurul tarafından çalışmaların yapılması zaruridir. 4. Hukuka aykırı fiilin suç, kabahat, kusur olup olmadığı net bir şekilde belirlenmelidir. Ve ona göre yaptırımlar uygulanmalıdır. 5. En önemlisi, bugün çağdaş hukuk sistemlerinin uygulamaya önem verdikleri Mediation veya hakemlik sisteminin, Alevi Bektaşi toplumları tarafından yıllardır uygulanıyor olmasıdır. Mehmet Yaman “Alevilik İnanç-Edeb-Erkân” adlı eserde alevilikte ceza konularını şu şekilde anlatır: “Alevilerin yaşam biçiminde tek evlilik esastır. Boşanan erkek ve kadın düşkündür. Yol düşkünü olur. Ceme alınmaz. Karısını boşayan erkeğe katı kurallar uygulanır. Oysa, kocasını haklı nedenlerle boşayan kadına daha hoşgörülü davranılırdı. Buna karşın çok eşliler azımsanmayacak sayıdadır. Yine de özü korumak boşanmamaktır. Kentlilik olgusu geliştikçe Aleviler de bu konularda daha hoşgörülü davranmaya başladılar. Alevilikte kadınları dövmek (ince ya da kalın çubukla) bir hak olarak görülmez. Alevilerde kadın dövülmez mi? Tabii ki dövüldüğüne rastlanır. Çünkü erkek egemen toplum birbirine benzer ve etkilenir. Bu, kültürel durumla aşılan bir konudur. Önemli olan şudur: Alevi erkeklerine kadınları dövme hakkı verilmemiştir. Düşkünler(haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hâkim olmayan, hırsızlık yapan, adam öldüren, vergi ve askerlik gibi vatan borcu ödemeyen, annesine-babasına evlâtlık görevi yapmayan, insanlara zarar veren, komşusunu inciten, işçi ve yetim hakkı yiyenler) Cem’e alınmazlar. Böylece Cem halkı(Alevi toplumu) zararlı insanlardan, yaramazlardan arınmış olur. “[1] [1] Mehmet Yaman “Alevilik İnanç-Edeb-Erkân”,sayfa 186 ALEVILERDE KI HUKUK SISTEMI ILE SERIAT HUKUK SISTEMI ARASINDAKI FARKLILIK Halk mahkemelerinin kurulus amaclarindan birisi de Alevilerin seriati kabul etmemeleridir.Seriat, bilindigi gibi Arap islam anlayisina göre yapilan yargilamayi,ceza vermeyi icerir.Oysa halk mahkemelerinde, seriat kesinlikle uygulanmaz.Osmanli mahkemelerinde, seriat hükümleri uygulanirken Aleviler daha o zaman bugünkü hukuk sistemine yakin bir hukuk sistemi gelistirmislerdir.Hatta bazi konularda, bugünkü hukuk sistemimizden daha ileri hükümler getirmislerdir. Asagida seriatin getirmis oldugu hukuk sistemi ile, halk mahkemelerinin getirmis oldugu hukuk sisteminin karsilastirilmasi bu konudaki temel farkliliklari gösteriyor. Islam hukukunda erkek birden fazla kadinla evlenirken, halk mahkemelerinin hukuk sisteminde böyle bir durum yoktur.Burada bir erkek ancak bir kadinla evlenebilir. Islam hukukunda erkek kadini kabaca istedigi zaman bosarken, halk mahkemelerinde erkek karisini istedigi zaman bosayamaz.Buna ancak mahkeme karar verebilir.(Koca hakli ise düskünlükten kurtulur) Karisini basayan bir erkek düskün olur. Yargilamada eger hakli ise düskünlügü kalkar.Bu da su anlama gelir. Kural bosanma yoktur Islam hukukunda miras kadina erkegin yaninda ücte bir,döertte bir ya da yarim hisseler oraninda verilirken, halk mahkemelerinde miras kadin ve erkek arasinda esit olarak paylastirilir. Isalam hukukunda ölüm cesasi varken halk mahkemelerinde, ölüm cesasi yoktur. Islam hukuku hirsizlik ve benzeri suclarda sanigin elin keserken, halk mahkemelerinde saniga, zararin yaninda hirsizlik konusu malin bir kac kati tazminat ve rencide edici ceza verilir. Islam hukukunda yargilamayi kadilar yaparken,halk mahkemelerinde yargilamayi direk halk yapar. Islam hukukunda kadinin mahkemede tanik olarak erkegin yarisi degeri varken, halk mahkemelerinde kadin ile erkek esittir. Islam hukukunda, islam dolayisi ile arap hukuk anlayisi hakimken, halk mahkemelerinde, Türk yada Kürt gelenekleri hakimdir.Halk mahkemelerinde, mahkeme hangi ulus insanlari icinde yapiliyorsa o ulusun adet,gelenek ve göreneklerine göre yargilama yapilir. islam hukukunda arapca agirlikta iken,halk mahkemelerinde Türkler Türkce yargilama, Kürtler de kürtce yargilama yaparlar.her ulus kendi dilinde yargilama yapar. KESIN VE SÜREKLI DÜSKÜNLÜK DOGURAN SUCLAR 1 Adam öldürmek 2 Zina 3 Müsahibin namusuna dolanmak 4 Talibi ile evlenmek 5 yoldan dönmek 6 ihanet ve ispiyonculuk etmek bu yukarida saymis oldugum suclar kesinlikle düskünlügü dogurur. Yaptirimlar sunlardir: -Düskünle kimse konusmaz -Kimse selam vermez ve almaz -Kimse malini katmaz -Kimse evine gitmez -kimse cayini icmez, yemegini yemez -kimse dügününe gitmez -Kimse bayramlasmaz -Ihtiyaci karsilanmaz -Alet ve arac verilmez -Hatiri sorulmaz -Ziyaret edilmez Hastasi sorulmaz Ölüsüne gidilir,Ölünün kirki cikana kadar konusulur, ondan sonra yaptirim yine devam eder -Kendisi ölmüsse, cenaze töreni yapilmaz öyle gömülür -yardimina kosulmaz -Sorunu cözülmez ,cözümü icin ugrasilmaz Irgat edilmez, imeceye alinmaz,ortak karara cagrilmaz .Kimse kizini vermez,ogluna kiz vermez,fakat oglu ve kizi ondan tamamen bagimsizsa ve ayrilarsa kapsam disinda tutulurlar. Alevi olmak kolay degildir ben Aleviyim demekle Alevi olunmaz.umarim canlara biraz yardimci olmusumdur. IHANET ve ISPIYONCULUK ETMEK Alevilerde ihanete cok ayri bir gözle bakilir. Bir insan adam öldürebilir, hatta hirsizlik dahi yapabilir,ama ihanet etmez.Suclar arasinda,Alevilerde adi ve asagilik suclarin icerisinde en baslarda tutulmustur.Yoldan dönme de bir tür ihanettir..Ama burda belirtilen ihanet türü,bugünkü, ihanet ve ispiyonculuk(Jurnalcilik) kavramina yakin bir anlamda kullanilmaktadir. Ihanetin farkli türlerine göre farkli cezalar verilir.Basit tür ihanetlerde normal cezanin bir kac kati cezalar verilirken,burada kullanacagimiz ve bugünkü ispiyonculuk ile es anlamda kullandigimiz ihanetlerde kesin ve sürekli düskünlük cezasi verilir.Bu tür ihanete örnek olarak, bir köyde yapilan mahkemeyi,bir dedenin veya Alevi örgütlendiricisinin,Oamanlilara ispiyonlanmasini verebiliriz.Bugün aradan asirlar gecmesine ragmen,halk hizir Pasanin ihanetini hala unutmamis ve onun adini andikca lanet okumustur.Bu acidan halk mahkemesinde ihanet ve ispiyonculuk yapanlar cok agir cezalara carptirilmistir.Bununlada kalinmamis, bu sucu isliyen kisiler eger suclari o kadar önemli degilse ve topluma tekrar dönmüslerse dahi,artik o toplumda bir daha yüz bulmalari mümkün olmamistir. saygilarimla

Reklamlar

Alevilerde Sayılar, Renkler ve Kokular

Alıntı : Karacaahmet Web Sitesi Alevilerde Sayılar, Renkler ve Kokular BİR: Yaratıcı, yaşatıcı olan Allah’tır, tektir. Vahdetin (birlik) sembolüdür. “Söz bir, Allah bir, yol bir” denir. ÜÇ: a) Üçlemedeki Allah, Muhammet, Ali. b) Bektaşi terbiyesindeki, “eline, diline, beline” formülü. c) Mürit-Rehber-Mürşit: (İstekli, yol gösterici, aydınlatıcı.) DÖRT: a) Dört kapı: Şeriat-tarikat-marifet-hakikat. b)Dört unsur: Toprak-Su-Ateş-Hava. c) Dört melek, Dört Resul, Dört Kitap… BEŞ: Pençe-i Âl-i aba: Ehlibeyt… Bir elin beş parmağı. Bu, Arap yazısıyla Allah biçimindedir. (Aslı, Penç-i Âl-i Aba’dır.) YEDİ: a) İmam Ali’de bulunan üstün özelliklerin sayısı. Hz. Muhammet, Hz. Ali’ye, “Ya Ali! Sende bulunan yedi sıfat, başkasında bulunamaz. Kimse sana ahrette, ‘Bizde de bu sıfat vardı’ diyemez.” buyurmuştur. b) Gaip erenlerden en önemli 7 kişi. c) Gökkuşağı. Fatma Ana kuşağı diye anılır, yedi renkli. SEKİZ: Cennet’in sekiz kapısı vardır, sekiz derece üzerindedir, sekiz adı vardır. ON İKİ: Bu sayıya altın zincir de denilir. a)Yolun altın zinciri olan On İki İmam’ı gösterir. b) Alevi tacı (külahı) On İki terklidir (dilimli). Tacın tepesinde hakikat noktasında (gül veya mühür denen yuvarlak) toplanması, Allah’ın birliğine işaret sayılır. c) Nasip alanın on iki huyu açık, on iki huyu kapalı gerek. d) Aylar on iki, burçlar on ikidir. ON DÖRT: a) On Dört Masumupak (Bunlar Oniki İmam’ın küçük yaşta zehirlenerek veya katledilerek şehit edilen yavrularıdır). b) Kuran-ı Kerim’in on dört kıraat (okunuşu) tarz ve usulü vardır. ON YEDİ: Hz. Ali, oğullarından on yedisine kemer bağlamıştır. Ayrıca on yedi savaşçı daha vardır ki, bunlara da kemer kuşatılmıştır. Bunlara 17 Kemerbest’ler derler. KIRK: Kırklar Meclisi’nde geçer. Bunlar, yeryüzünde her zaman var olduğuna inanılan ulu kişilerdir. RENKLER: Aleviler; beyaz rengi Hz. Muhammet’e, al rengi Hz. Ali’ye, siyahı Hz. Fatıma’ya, açık yeşil ve sarıyı Hz. Hasan’a, açık kırmızı, pembe ve yeşili Hz. Hüseyin’e bağlarlar. Hz. Muhammet cuma günleri yeşil, savaşta siyah, öteki günler beyaz sarık taşırmış. Hz. Ali, savaşta kırmızı, bunun dışında beyaz imame sararmış. Koyu sarı renk de, Fatıma Ana rengidir. Sarı, kız sembolü olarak kullanılır. Aleviler, mavi rengi sevmezler; bu rengi, melun Muaviye ve Yezit kullanırmış diye inanırlar. Kokular: Gül kokusu, Hz. Hüseyin’e, şebboy Hacı Bektaş Veli’ye, çeşitli güzel kokular da Hz. Muhammet’e, Hz. Ali’ye bağlanır… ——————————————————————————– Yakın bil ebced-ü burhandır Ali Beyan-ı tevhid-i Kuran’dır Ali Muhammed miraca vardığı gece Kapıda gördüğü aslandır Ali Çıkardı yüzüğün verdi nişane Hakikat gördü kim Sübhan’dır Ali Hak ile kıldı doksan bin kelam Otuzbin sır ile sırdandır Ali Yoğ iken yer ve gök arş ile kürsi Hakikat mizanın kurandır Ali Bu biçare Hatayi’nin penahı Devasız dertlere dermandır Ali Şah Hatayi Çifte Vavlar Dini ve milli özellikler taşıyan, çifte vavlar, Türk sanatı ve folklorunun, günümüz için unutulmuş bir tarafı sayılır. Eskiden “Çifte Hak”, “çifte kelime-i tevhit”, “Çifte Muhammed”, “Çifte Ali”ler yazıldığı gibi “Çifte minare”, “çifte kuş”, “çifte arslan” diye yazılardan düzenlenen resimler yapılırdı. Bunlar camiler, tekkeler, dükkanlarda, evlerde kısacası hemen hemen her yerde görülürdü. Birçok harflerde olduğu üzere vavların da gözleri kırmızıyla boyanır; bazen de buralara gerçek insan gözleri yapılırdı. Dolayısıyla iki gözlü harfleri insancıl bir halde görme “bu sadece süsleme isteğindendir” diyenlerin yanısıra bunu bir tanrısal sembol olarak görenler de vardır. Resim (1) de görülen çifte vav’a dikkat edilecek olunursa birçok çifte vavlardan ayrı özellikler taşıdığı bellidir. Bu vavların başlarında beliren gözler adeta bir aralıktan bakan insan gözleri gibidir. İki vav arasına sıkışan beyaz kandil de eserin dini bir mana taşıdığını açıklar. Levhanın sağında “Ya Müfettibülebvab” solunda “iftahlena heyrelbab” yani; “Ey kapılar açıcı Allah bize hayırlı kapını aç!” duası okunur. Eski dolap kapılarında bu yazı görülür. Bu iki vav’ın birleştiği dörtgen içinde “Hızır aleyhisselâm” diye bir yazı bulunur. İki vav içinde de bir dörtlük göze çarpar. “İşte bunlar cennetlerdir, siz de buraya ebediyen girin” diyen son mısra ile biter. (Aksel 1967: 39-40) Resim(1) İnsan gözlü çifte vav ve kandil: Bu kıymetli eser (İstanbul Belediyesi Müzesi’ndedir.) Sanatçı Hayri adını taşır (H. 1271) Schimmel; “Sayıların Gizemi” adlı kitabında, vav’larla ilgili şu açıklamayı yapıyor : “Bu motif 18.yy’ın başında itibaren süsleme yazıtlarında kullanılmıştır ve 66 sayısına (yani Allah) ya da 6+6=12 Şii İslamın 12 imamına bir anıştırma yapar. Sayısal değeri 6 olan vav harflerinin çifte kullanılışı. Bu 66 olarak yorumlanabilir, bu da Allah’ın 66’sına işaret eder. Başka bir seçenek de 6+6=12 olarak okunmasıdır, bu da Şii İslamın 12 imamına bir anıştırma yapar.” (Schimmel 1998: 281-82) Halk arasında bu çifte vavlarla ilgili; ikizlere benzediği için, birbirlerinden ayrılma-yanlara ve ikizlere “çifte vavlar” gibi derler. http://www.alewiten.com/aksel1-Dateien/image002.jpg resim(1) İnsan-ı Kâmil Resimlerihttp://www.alewiten.com/aksel1-Dateien/image016.gif Resim (10) İnsan-ı Kamil (İstanbul Belediye Müzesi’nden) Eski çağlarda, İslamiyette resim ve heykel put sayıldığından tüm güzel sanatlar da dine bağlı olduğundan Müslümanlık Tanrı’yı cisim gösteren bu sanatlardan, öncelikle camiyi korumuştur. Buna rağmen resim sanatı yine de unutulmuyordu. Bu kez de İslam sanatı dolaylı yollarla resim sanatına yöneldi. Böylece okunuşu zor, istifli, girift yazılar dini suretler yerine geçti. Resim (10) da, mavi zemin üstüne altın yaldızla çizilmiş bu yazı – resimde başta iki kaş arasında mihrapta “lillah” onun altında çifte “Ya Muhammed” , “Çifte Ömer” yazıları okunur. Harfler sözün resmi olunca insanın da resmi oldu. Hurufilikte insan harf biçimini aldı. Böylece dini inançlar harfler yoluyla resme geçti. Harfler üzerine türlü hükümler yürütüldü, elle yapılan harf görünür, ancak ateş su, yel vb. onu bozabilir. Gerçek harf ise bozulmaz. Ehl-i sünnete göre “Tanrı kelâmı ses ve harflerden ibaret olmayıp kendi zatıyla mevcuttur. Onunla emir ve yasak eder”. Bu nedenle harflerin maddi ve manevi iki yönü olduğuna işaret edilmiştir. Ancak yine de Kur’an görülen harflerle okunduğundan harfler her iki anlamda da kutsal sayılırlar. Fazl-ı Hurufi’nin “Cevidan-ı Kebir”ine göre; Hurufilikte Evren harflerden ibaret olduğundan evreni temsil eden insanda 28 harfin aynasıdır. Baş’da çifte Allah çevrelenmiş bu resimde omuz hizasında Hasan, Hüseyin Muhammet, Ali ayaklara doğru Fatma adı yeralır. Göğsün bir yanındaki nokta ise saâlik’in Allah (adının nurdan temsilidir. “ =Hu” zamiri Allah’ın bir diğer adıdır. ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Mehmet Yardımcı Geleneksel Kültürümüzde ve Âşıkların Dilinde Sayılar Türk kültüründe sayılar çok önemli bir yere sahiptir. Bunların büyük bir bölümü dini inanmalardan kaynaklanmaktadır. İnançlar yaşam biçimimizi doğrudan doğruya etkilemekte, bu etki, edebiyatımızda, sanatımızda, müziğimizde, halk oyunlarımızda kendini göstermektedir. Bazı sayıların kültürümüzdeki işlevi İslamiyet öncesi sosyal hayatımıza dayanmakta, kimi sayılar destan ve masallarımızda önemli ölçüde yer almaktadır. Edebiyatımızda da dinin etkisi çok fazladır. İslami inanışlar gerek halk, gerekse divan edebiyatında önemli ölçüde kendini hissettirmektedir. İslam dininde bazı sayılar kutsal bir özellik taşır. Bir, üç, dört, beş, yedi, dokuz, oniki, kırk vb. sayıların dini bakımdan çeşitli anlamları bulunmaktadır. Kutsal özellik taşıyan bu sayıların anlamları çeşitli yazarlarca nesir biçiminde işlenirken, âşıklar tarafından da şiirlerde sık sık dile getirilmiştir. Geleneksel kültürümüzde sayılar üzerine kurulan inançların kaynakları hem İslam dinine hem de Orta-Asya yaşayışına ve Şamanizme dayanmaktadır. Destanlarımızda, masallarımızda, hikâyelerimizde, şiirlerimizde ve günlük yaşayışımızda sık sık rastladığımız sayıları geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde şu şekilde belirlemek mümkündür. “Bir” Sayısı İslam dininde bir sayısı Allah’ı ifade eder. Allah birdir ve tektir. Dede Korkud’ta …… yerde geçen bir sayısı âşıklarımızın dilinde ve telinde: Onlar birdir bir oluptur Hak içinde sır oluptur Tecellide nur oluptur Allah bir Muhammet Ali (Pir Sultan Abdal) Şah-ı Merdan kullarıyız Biz biriz birkaç değiliz Kanaat ile yürürüz İllâ tokuz aç değiliz (Hatayi) biçiminde sıkça dile getirilmiştir. Üç” Sayısı Geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde en çok işlenen sayılardan biridir. H. Avni Yüksel, Şaman dininin esaslarına göre âlem üç bölümden meydana gelmiştir, deyip bunları: a) Yeryüzü (orta dünya) b) Yer altındaki karanlık dünya (aşağıdaki dünya) c) Gökteki nur âlemi (yukarıdaki sema) biçiminde açıklamaktadır.[1] Ziya Gökalp de: “Şamanizm, yukarıdaki semayı önce üç kat olarak tasavvur etmiştir. Oğuzun sağ kolu üç oktan oluştuğu için, yukarıdaki semanın üç oktan olması tabii olarak kabul edilmektedir. Yakutlar’daki ateşin üç çeşitten olmasının sebebi de, kâinatın üç bölümden meydana gelmesi yüzündendir.” demektedir.[2] Türk kültür tarihimizde ve geleneksel kültürümüzde “üç” sayısı ile ilgili hususlara çok değişik biçimde rastlanmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür: · Eski Türk efsanelerinde “üç” sayısına çeşitli motiflerde rastlanmaktadır. Türkler’e göre insan, evrenin üç önemli varlığından biri olarak kabul edilir. · Türk mitolojisinde de ilahlar Gök-Tanrı, Yer-Sular ve Yağız-Yer olmak üzere üçe ayrılır. · Bir Türk efsanesinde terazi burcu, üç ana yıldızla iki yan yıldızdan oluşmuştur. Üç yıldız göğe kaçan geyikleri, iki yıldız ise onları kovalayan avcı ile yayı olmuşlardır. Terazi burcunun üç yıldızı çoğu Türk efsanelerinde, usta bir avcı tarafından amansız bir şekilde kovalanan ve canlarını kurtarmak için kendilerini göğe atan “üç geyik” gibi tasavvur edilmiştir.[3] · Karluk Türkleri üç aşiretten meydana gelmiştir. · Oğuz menkıbesine göre Oğuz Han üç gün annesinin sütünü emmemiş, annesi üç gece gördüğü rüya sonucu rüyasında kendisine söylenilen şekilde hareket etmiştir. · Oğuz’un iki eşinden üçer tane oğlu olmuştur. İlk eşinden olan çocukları Gökhan, Dağhan, Denizhan Bozoklar’ı, ikinci eşinden olan Günhan, Ayhan, Yıldızhan da Üçoklar’ı oluşturmuştur. · Oğuz’un oğullarından biri bayrağında sembol olarak altın bir yay üzerine üç gümüş ok kullanmıştır. · Göç destanının İran rivayetinde Boğu Han’a Tanrı tarafından verilmiş üç karga bulunmaktadır. Bu kargalar memleketin her yerinde olup bitenden hakana haber getirmişlerdir.[4] · Çin Türklerinde düğün merasimi üç aşamada yapılır. Gelin kız kocasının evine geldikten sonra üç gün kocası, kaynanası ve kayın babasıyla karşı karşıya gelmesi yasaktır. Manas destanında da üç sayısının ön planda olduğu görülür. Manas’ta rastladığımız üç sayısı ile ilgili unsurlardan bazıları şöyledir. · Manas’ın elde tuttuğu yerlerden birinin adı Üç Koşay’dır. · Semetay üç gece aynı rüyayı görür. · Manas üç gün kimse ile konuşmaz. · Kırgızların ayrılmaz yiğitleri üç tanedir. · Manas’ın önüne üç kız gelip yüzlerini yırtarak ağıt söylerler. Dede Korkud hikâyelerinde de üç sayısının 43 defa yer aldığı görülmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir: · Bamsı Beyrek hikâyesinde Bey yiğit, düşmandan esir bezirgân ve malları kurtarınca karşılık olarak üç şey beğenir. · Dede Korkut’un yakarışı ile Deli Kaçar’ın eli yukarıda kalınca, bacısını vermeye razı olur ve üç kere ağzından ikrar eyler. · Çoban, sapan ile bir yere taş atınca o yerde üç yıl ot bitmez. · Dirse Han Oğlu Boğaç Han hikâyesinde Dirse Han’ın oğlu Boğaç, üç kabile çocuğu ile aşık oynar, üzerlerine gelen boğadan üç oğlan kaçar Boğaç kaçmaz. · Bayındır Han Begil’i üç gün av eti ile besler. “Üç” sayısı atasözlerimizde ve deyimlerimizde: · Er oyunu üçe kadar · Üç nal ile bir ata kalmak · Üçe beşe bakmamak · Üç aşağı beş yukarı · Balık ile misafir üç gün sonra kokmaya başlar biçiminde yer aldığı gibi bilmecelerimizde de: Üçü üçler çağıdır Üçü cennet bağıdır Üçü derer devşirir Üçü vurur dağıtır (Mevsimler) biçiminde rastlanmakta olup; masallarda da “üç gün üç gece, gökten üç elma düştü, padişahın üç oğlu, üç zaman sonra” gibi söyleyişlerle sık sık karşımıza çıkmaktadır. “Üç” sayısı Alevi toplumu için de çok önemli olup üçler sözü ile Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ifade edilmektedir. Semahlarda da üçler aşkına üç çift kalkıp samah oynar. Köroğlu destanında da önemli bir yeri olan “üç” sayısı için destanda Köroğlu’nun: Süremedim kara günün demini Giyemedim güveyilik donunu Üç gün oldu kır at yemez yemini Söylen Demircioğlu durmasın gelsin biçiminde söyleyişi görülmektedir. Âşıkların dilinde ise: İşte bu deme gelince Üç kez doğdum anneden Nice yavru uçurdum Nice âşiyâneden (Kaygusuz Abdal) Kudret tarafından üç melek geldi Cebrail emretti eflâke saldı Anda coşan nuru ikiye böldü Can, hasret kalemin çalandır Haydar (Sadık) “Dört” Sayısı “Dört” sayısı İslam felsefesinde ve halk inanışlarında bazı temel unsurları nitelendirmek için kullanılır. Bunlardan bazıları Dört unsur, Dört tabiat, Dört Kitap, Dört Melek, Dört Mezhep (Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî)’dir. Bektaşilikte tasavvuftan gelen Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat kavramları “Dört Kapı” ifadesiyle anlatılır. Âşıkların dilinde en çok kullanılan dört kapı kavramı: Dervişin dört yanında dört ulu kapı gerek Nereye bakar ise gündüz ola gecesi Bu Şeriat güç olur Tarikat yokuş olur Marifet sarplı durur Hakikattir yücesi (Yunus Emre) Tarikat iman gerek Bir tastik iman gerek Talip bu dört kapının Varından tamam gerek (Kul Himmet) deyişlerinde olduğu gibi sık sık dile getirilmiş, kimi zaman da: Açıldı Hak kapısı Sunuldu aşk dolusu O dört kapıdan içre Girenin canına hû (Kemterî) Yaratmıştır onsekiz bin alemi Cebrail arştan indirdi kelâmı Dört kapının yazıldığı kalemi Diyen bilmez bilen demez ne seyran (Derviş Mehmet) Dört kitap dört mezhep adem eşyadır Ol mahbubun ismi ruha gıdadır Söyleyen söyleten nutk-ı Hudâ’dır Tûti lisân eden kendidir kendi (Seyranî) Dört Melek halketti Hallak-ı cihân Birer hizmet üzre müekkil her an Mikâil’e Bârân Cibril’e Kur’ân Azrail’e ervâh İsrafil’e Sûr (Dertli) Dinleyip öğüdün almayan kişi Dinin tarikatin bilmeyen kişi Dört mezhep nedendir gömeyen kişi Harap olur nice kuldur efendim (Kul Himmet) deyişlerinde belirtildiği gibi dört kapının yanı sıra dört kitap ve dört mezhebi işaret edilmiştir. “Beş” Sayısı İslam inancında önemli bir yer tutan “beş” sayısı, çoğu kaynaklarda beş vakit namaz olarak gösterilir. Bunun dışında elde beş parmak vardır. Hattatlar Allah yazısını genellikle el şeklinde yazarlar. Ayrıca beş demekle Ehl-i Beyt kastedilir. Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir.Âşıkların dilinde: Vaiz olsan camilerde şakısan Beş vaktini kılmayana kakısan Dört kitabı ders eylese okusan Ali evliyadır bilmeyince fayda yok (Sefil Ahmet) deyişinde olduğu gibi kimi zaman beş vakit namaz olarak belirtilirken, kimi zaman da: Üçler beşler o kapıyı açtılar Muhabbete misk ü amber saçtılar Haklıyı haksızı orda seçtiler Suçlu olanlara yer bulunur mu (Sakine Bacı) Üçler dü âlemde birliğe yettin Beşler de onların dâmenin tuttu Birlik lokmasını yediler yuttu Dâmeni pâk olan pirler de billah (İlhamî) deyişlerinde olduğu gibi Ehl-i Beyt kastedilmektedir. “Yedi” Sayısı “Yedi” sayısı, Orta-Asya’daki Türk boylarından günümüze kadar Türk halk inançları ile günlük yaşamlarında en çok sözü edilen sayılardandır. “Yedi” sayısı, Anadolu’da ve bütün Türk boylarında kutsal sayılmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür. · Altay Türklerine göre ayın tutulması “yedi başlı dev” yüzündendir. · Kırgız Türkleri’nde Kutup Yıldızı’nda bulunan “Büyük Ayı”ya, “Yedi Bekçi” denir. · Orta Asya ve Anadolu Türklerine göre yer yedi kattır. · Kur’an-ı Kerim yedi harf üzerine inmiştir. · Mekke ile Medine arasında yedi kale vardır. · Kur’an-ı Kerim’de Yusuf Peygamber kıssasındaki rüyaya göre yedi besili ineği, yedi zayıf inek yer yorumunda yedi yıl kıtlık olur. · Hac’da Kâbe yedi kere tavaf edilir. · Kur’an-ı Kerim’de geçen Eshab-ı Kehf olayı, Yedi Uyurlar olarak bilinir. · Hz. Ebubekir Mushaf’ı yedi suret yazdırmıştır. · Cuma namazının yedi farzı vardır. · Süleymaniye camii yedi senede yapılmıştır. · Çile yedi yıl doldurulur. Yunus Peygamber Diyarbakır kalesinde yedi yıl oturmuş, Eyüp Peygamber, Harran’da bir mağarada yedi yıl çile doldurmuştur. · İstanbul yedi tepe üzerine kurulmuştur. · Bursa’da yedi Osmanlı türbesi vardır. · Osmanlı Devleti kurulduktan sonra yedinci asırda yıkılmıştır. · Dünyanın yedi harikası vardır. · Gökkuşağı yedi renklidir. · Başta yedi delik vardır. · Dilimizde sözcük türleri yedi tanedir. · Gökteki takım yıldızlarının en ünlüsü Ülker Yıldızı’na “Yedi kandilli Süreyya” denir. · Müzik notası yedi tanedir. · Ailede soy yedi göbeğe kadar çıkarılır. · Kefene yedi arşın bez de denir. · Mevlâna’nın mesnevisi yedi cilttir. · Anadolu’da düğünün en namlısı yedi gece, yedi gündüz olanıdır. · Çocuk yedi yaşında okula gönderilir. · Hafta yedi gündür. · Tehlikeli ve sağa sola zorla baskı yapanlara “yedi bela” denir. Âşıkların dilinde ve telinde de yedi sayısı: Seyrangâhı imiş arşın yücesi Düldül imiş Kanberi’nin hocası Server Muhammed’in Mi’rac gecesi Yedinci felekte arslan olan şah (Pir Sultan Abdal) Münkirin gıdası Hak’tan kesildi Nesimî yüzüldü Mansur asıldı Dünya yedi kere doldu ıssıldı Dolduran Muhammet eken Ali’dir (Pir Sultan Abdal) Musahipsiz yedi adım varılmaz İrfan olmayınca ağu yudulmaz Yularsız deve katara gelmez Hakk’ın bir ikrarın kime verdin sen (Teslim Abdal) Toprak yurt bulmaya güvercin uçtu Yedi yıl deryada hem kanat açtı Bir yeşil kubbeye kondu konuştu Bir avuç tûranın saçanıyız biz (Hüzeyin Fevzî) biçiminde dile getirilmiştir. “Dokuz” Sayısı Türklerde kutsal sayılan sayılardan biri de “dokuz” sayısıdır. Bu sayıya geleneksel kültürümüzün her aşamasında rastlamak mümkündür. Altay Yaratılış Destanı’na göre Tanrı yerden “dokuz dallı” bir ağaç bitirerek her dalın altında bir insan yaratmıştır. Bunlar dokuz insan cinsinin ataları olmuştur. Bu dokuz insana “Dokuz Dedeler” denmektedir. Bu durum destanda: Tanrı yine buyurdu: -Bitsin, dokuz dalı da! Dallar çıktı hemence, dokuzlu budağı da. Kimse bilmez Tanrı’nın düşüncesi ne idi Soylar türesin diye şöylece emir verdi. Dokuz kişi kılınsın, dokuz dalın kökünden Dokuz oymak türesin, dokuz kişi özünden![5] biçiminde görülmektedir. Âşıklarımızın dilinde: Sekizimiz odun çeker Dokuzumuz ateş yakar Kaz kaldırmış başın bakar Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz biçiminde örneklerine az da olsa rastlanan dokuz sayısı kültür tarihimizde oldukça önemli yer tutmaktadır. · Türk hakanlarının hakimiyet alameti davul ve tuğlar dokuz tanedir. · Altay Türkleri’nde Şamanların omuzlarında dokuz ok ve yay sembolü bulunmaktadır. · Ergenekon Destanı’nda da dokuz sayısı “Dokuz Oğuz” adı ile bir isim olarak yer almaktadır · Manas Destanı’nda sık sık rastladığımız dokuz sayısı Dede Korkud’ta da “Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim oğul” , “dokuz bazlam ile bir külah yoğurt” “Dokuz çoban” gibi ifadelerle görülmektedir. Halk takviminde “Mart dokuzu” deyimi olarak görülen dokuz sayısı atasözleri ve deyimlerimizde de sıkça kullanılmıştır. Bunlardan bazıları: · Dokuz at bir kazığa bağlanmaz. · Dokuz ölç bir biç. · Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer. · Güzellik ondur, dokuzu dondur. · Doğru söyleyeni dokuz köyden doğarlar. · Boğaz dokuz boğumdur. · Dokuz ay karnında taşımak. · Bir kaşık ile dokuz abdal geçinir. · Aca dokuz yorgan örtmüşler yine uyuyamamış. · Dokuz doğurmak. “Oniki” Sayısı “Oniki” sayısı halkımızca kutsal sayılan sayılar arasındadır. Bu sayı özellikle Alevi ve Bektaşiler tarafından kutsal bir sayı olarak bilinmektedir. Oniki sayısı oniki din büyüğünün adı için Oniki İmam deyimi olarak kullanılmaktadır. Birincisi Hz. Ali olan Oniki imamlar sıra ile şunlardır. l. Hz. Ali, 2. Hz. Hasan, 3. Hz. Hüseyin, 4. Muhammed Bâkır, 5. Zeynel Abidin, 6. Câfer-i Sadık, 7. Musa-i Kâzım, 8. Ali Rızâ, 9. Muhammed Takî, l0. Ali Nakî, ll. Hasan Askerî, l2. Mehdî . Edebiyatımızda Oniki imamın adının geçtiği şiirlere “Düvazdeh imam” ya da “Düvaz” denilmektedir. “Oniki” sayısı âşıkların dilinde ve telinde en çok dile getirilen sayıdır. Bunlardan bazıları: Oniki İmam’a niyaz eylerim Hasan Askerî’ye hâlim söylerim Muhammed Mehdî’ye tamam eylerim Cümle günahıma imamlar medet (Derviş Mehmet) Oniki İmam’ın demin görmüşüz Safine-i Nuh’a biz de binmişiz Muhammed Ali’ye ikrar vermişiz Güruh-i Nâcîyiz dönmeyiz geri (Hayriye) Gelin vaz geçelim biz bu gümandan Sakın çıkarmasın dinden imandan Şefaat umarız Oniki İmam’dan Onların atası Ali değil mi (Kul Himmet) Böyle bulmuş tadın her helvacılar Oniki İmam’dan okur nâciler Felekler semanın döner bacılar Nefsin başını biç üryan ol da gel (Seyranî) Kul Veli’yim Hakk’a niyaz ederim Hakk’ın buyurduğu yola giderim Dinim Hak’tır Hak kelâmı söylerim Oniki İmamlara ereyim deyu (Veli) Dedemoğlu görmüş idi düşünü Eğildi secdeye koydu başını Ali’ye pay çıkardılar döşünü Oniki İmamların kurbanıyım ben (Dedemoğlu) Pir Sultan Abdal coşkuna Gel otur gönül köşküne Oniki İmam aşkına Ben bu seri vere geldim (Pir Sultan Abdal) Hû diyelim gerçeklerin demine Gerçeklerin demi nurdan sayılır Oniki İmam katarına uyanlar Muhammet Ali’ye yardan sayılır (Hatayi) biçimindeki söyleyişlerdir. ——————————————————————————– Kırk” Sayısı Türkler tarafından, ilk çağlardan bu yana “kırk” sayısının kutsallığına inanılmaktadır. İslamiyette de Kur’an’dan bu yana önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Örneğin, Kırk erbain Kur’an’da 48 kez geçmektedir. Alevi ve Bektaşilerde Hz. Ali’nin başkanlık ettiği kırk kişinin meclisine “Kırklar Meclisi” denmektedir. Bu sayı geleneksel kültürümüzde de değişik biçimlerde görülmektedir. Bunların bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür: · Doğumdan sonra kırk gün içinde bulunan anne ve bebeğe “kırk” denir. Kırk çıkması, anne ve bebek için önemli bir olay olarak kabul edilir. · İnanışa göre, çocuk ayaklarını basmazsa ve gelişmezse buna “kırk bastı” denir. · Kırklı çocuğun elbise ve bezlerinin suyunun dışarı atılmayacağına inanılır. Oğuz Kağan ve Satuk Buğra Han Destanlarında, kırk sayısına sıkça rastlanır. · Oğuz, kırk günde yürür. · Manas Destanı’nda kırk sayısı 127 yerde kırk yiğit, kırk savaşçı, kırklar, kırk cura, kırk gelin, kırk alp, kırk güzel, kırk kulaç vb. biçimlerde görülmektedir. · Dede Korkud’ta da kırk yiğit, kırk namert, kırk er, kırk otağ, kırk gün kırk gece gibi ifadelerle yüz yerde karşımıza çıkmaktadır. Kırk yiğit motifinde olduğu gibi, kırk kız motifi de bütün Türk destan ve masallarında çok geçer. Bey ve beyin oğlunun kırk yiğidi bulunduğu gibi hanımların da kırk kızı bulunur. Anadolu’da yer isimlerinde de Kırkağaç, Kırklareli, Kırkpınar, Kırktepe, Kırkkuyu, Kırkkavak gibi rastlanmaktadır. Âşıklarımızın dilinde ve telinde ise “kırk” sayısı: Kırklar arzeyledi Elmalı şehri Boğazhisarında ol böldü nehri Bol yerde küffara eyledi kahrı Ol dem kılıç aldı pîrim eline (Geda Muslu) Sersem Ali vardı pîre dayandı Çırağımız kırk budaktan uyandı Mürşid olan her bir renge boyandı Hünkâr Hacı Bektaş pirim hû deyu (Sersem Ali) Payım gelir erenlerin payından Muhammet neslinden Ali soyundan Kırkların ezdiği engür suyundan Bir sen iç sevdiğim bir de bana ver (Kul Hüseyin) Pîr Sultan’ım eydür dünya fanidir Kırkların sohbeti aşk mekânıdır Kusura kalmayan kerem kânıdır Gönülde karası olan gelmesin (Pir Sultan Abdal) Kırklar meydanına vardım Gel beri ey can dediler İzzet ile selam verdim Gel işte meydan dediler (Hatayi) Üçler yediler sâkî görürsün Kırklardan bâdeyi bâkî görürsün Vücudun şehrinde Hakk’ı görürsün Seyranî bu şehre seyran ol da gel (Seyranî) biçiminde ifadelerle dile gelmektedir. Bunların dışında halkımız tarafından kutsallığına inanılan sayılar da bulunmaktadır. İnsan vücudunda 366 kemik bulunduğundan 366 sayısı kutsal sayılar arasında gösterilmektedir. Yetmiş iki milleti işaret ettiği için 72, Ondört mâsum-ı pâk için l4 sayısı, Allah’ın adlarını ve doksan dokuz Nebî’yi işaret ettiği için 99 sayısı da kutsal sayılar arasında gösterilmektedir. Kaynakça Sadettin Nüzhet Ergun: Bektaşi Şairleri. İstanbul l930. Afet İnan: “Türk Destan ve Masallarında Kırklar Motifi” Türk Dili Şubat l958. H. Avni Yüksel: “Türk Folklorunda Sayılar” Erciyes 3: 29-31. Orhan Acıpayamlı: Türkiye’de Doğumla İlgili Âdet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü. Erzurum l961. Bahattin Ögel: Türk Mitolojisi. Ankara. Turgut Koca: Bektaşi Nefesleri ve Şairleri. İstanbul l990 Halit Özdemir: Ardanuç ve Çevresinde Kırk Basması ve Kırkla İlgili İnanışlar, Türk Folkloru (l975) 72. Ziya Gökalp: Türk Töresi. İstanbul l963. ——————————————————————————– [1] H. Avni Yüksel: “Türk Folklorunda Sayılar” Milli Folklor l981. [2] Ziya Gökalp: Türk Töresi. İstanbul l963: l07. [3] Gökalp 1963: 41. [4] Nihat Sami Banarlı: Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C.2: 29. [5] Bahattin Ögel, Türk Mitolojisi. Ankara, s. 453.

Dort Kapı Kırk Makam

Dort Kapi Kirk Makam… Dört Kapi Kirk Makam seklindeki Kamil (olgun) insan olma ilkelerini Hünkar Haci Bektas Veli’nin tespit ettigine inanilir.Haci Bektas “Kul Tanri’ya kirk makamda erer, ulasir, dost olur.” buyurmuslardir. Bu ilkeler asama asama insani olgunluga ulastirir. Bir baska yoruma göre ise seriat anadan dogmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakki özünde bulmak yollaridir. Dört Kapı şunlardır: 1.Seriat 2.Tarikat 3.Marifet 4.Hakikat Her kapının on makamı vardır. Seriat kapısının makamları: 1. Iman etmek, 2. Ilim ögrenmek, 3. Ibadet etmek, 4. Haramdan uzaklasmak, 5. Ailesine faydali olmak, 6. Cevreye zarar vermemek, 7. Peygamberin emirlerine uymak, 8. Sefkatli olmak, 9. Temiz olmak ve 10.Yaramaz islerden sakinmak. Tarikat kapisinin makamlari 1. Tövbe etmek, 2. Mürsidin ögütlerine uymak, 3. Temiz giyinmek, 4. Iyilik yolunda savasmak, 5. Hizmet etmeyi sevmek, 6. Haksizliktan korkmak, 7. Ümitsizlige düsmemek, 8. Ibret almak, 9. Nimet dagitmak ve 10.Özünü fakir görmek Marifet kapisinin makamlari 1. Edepli olmak, 2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak, 3. Perhizkarlik, 4. Sabir ve kanaat, 5. Haya, 6. Cömertlik, 7. Ilim, 8. Hosgörü, 9. Özünü bilmek ve 10.Ariflik. Hakikat kapisinin makamlari 1. Alcakgönüllü olmak, 2. Kimsenin ayibini görmemek, 3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek, 4. Allah’in her yarattigini sevmek, 5. Tüm insanlari bir görmek, 6. Birlige yönelmek ve yöneltmek, 7. Gercegi gizlememek, 8. Manayi bilmek, 9. Tanrisal sirri ögrenmek ve 10.Tanrisal varliga ulasmak Dört kapı kırk makam şeklinde ilkeleşen ve insanı “insanı kamil” (olgun insan) olmaya götüren ilkeleri Hünkâr Hacı Bektaşı Veli tespit etmiştir. Bu ilkeler aşama aşama olup insanı olgunluğa götürür. Ulu Hünkâr Hacı (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) Bektaşı Veli bunları şöyle özetlemiştir: “Kul, Tanrıya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur. Bu makamların onu Şeriat içinde, onu Tarikat (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) içinde, onu Marifet içinde ve onu da Hakikat içindedir.” Sıradan bir insan bu dört kapı ve bu dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerek, ruhunu ve benliğini ergin hale getirerek Kamil insan olur. Kamil insan da ilâhi sırra erişendir. ŞERİAT MAKAMLARI: 1. İman etmek 2. İlim öğrenmek 3. İbadet etmek 4. Haramdan uzaklaşmak 5. Ailesine faydalı olmak 6. Çevreye zarar (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)vermemek 7. Peygamberin emirlerine uymak 8. Şefkatli olmak 9. Temiz olmak 10. Yaramaz işlerden sakınmak Şeriat kapısını ve Makamlarını şöyle özetleyebiliriz: Kendi öz benliğini kötülükten arıtmayan, gelişmemiş, olgunlaşmamış insanın, din kuralları ve yasalar zoruyla eğitilmesi, kişilere (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)ve topluma zarar verecek hareketlerde bulunmasına meydan verilmemesidir. TARİKAT MAKAMLARI: 1. Tövbe etmek 2. Mürşidin öğütlerine uymak 3. Temiz giyinmek 4. İyilik yolunda savaşmak 5. Hizmet etmeyi sevmek 6. Haksızlıktan korkmak 7. Ümitsizliğe (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) düşmemek 8. İbret almak 9. Nimet dağıtmak 10. Özünü fakir görmek Tarikat kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz: İnsanın kendi öz iradesiyle hiç bir dış zorlama olmadan her türlü kötülüğü benliğinden kovabilmesi, elinden gelebilecek tüm iyilikleri hiç kimseden esirgememesi aşamasıdır. MARİFET MAKAMLARI: 1. Edepli olmak 2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak 3. Perhizkârlık 4. Sabır ve kanaat 5. Utanmak 6. Cömertlik 7. İlim (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) 8. Hoşgörü 9. Özünü bilmek 10. Ariflik (kendini bilmek) Marifet kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz: Duygu ve ilimde en yüksek düzeye ulaşmak, tanrısal sırlara erişmektir. HAKİKAT MAKAMLARI: 1. Alçak gönüllü olmak 2. Kimsenin ayıbını görmemek 3. Yapabileceği hiç bir iyiliği esirgememek 4. Allahın her yarattığını sevmek 5. Tüm insanları bir görmek 6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 7. Gerçeğ (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)i gizlememek 8. Manayı bilmek 9. Tanrısal sırrı öğrenmek 10. Allahın varlığına ulaşmak Hakikat kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz: Hakkı görmek, zaman ve mekân içinde tanrısal demin gücü içinde erimektir. Yunus Emre Divanı’nda7 bu meratib-i erba’a’yı dört kapı olarak zikretmektedir. Dört kapıdan ilki şeriat, diğerleri sırasıyla tarikat, marifet ve hakikat’tir: Dört kapıdur kırk makam yüz altmış menzili var Ana irene açılur vilâyet derecesi (351/13) Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat marifet andan içerü (290/8) Evvel kapu şeriat geçse andan tarikat Gönül evi marifet ışk hakikat içinde Şeriat şirin olur işidene hoş gelür Ne kim dilerse kılur ol şeriat içinde Tarikat can yoldaşı can ile olur işi Tarika giren kişi dün-gün ibret içinde Marifet gönül ile dün ü gün zârıyıla Söylesen gelmez dile sırr-ı sıfat içinde (295/5-8) O’na göre hakikat, marifet denizi içinde bir incidir. Ona talip olan bahrî (dalgıç), şeriat gemisine binmedikçe o inciye ulaşamaz: Hakikat bir denizdir şeriat dur gemisi Çoklar gemiden çıkup denize talmadılar (38/2) Şeriat ile hakikatin vasfını eydem sana Şeriat bir gemidir hakikat deryasıdır (29/5) inci, derya, gemi teşbihinden başka şeriatı mumlu bala, tarikatı ise tortusuz yağa benzeterek bu ikisinin karışımından hasıl olan yiyeceği de hakikat olarak görmüştür: Mumlu baldur şerfat tortusuz yağdur tarikat Dost içün balı yağa pes niçün katmayalar (57/5) Görüldüğü gibi tasavvufun ifadesi oldukça güç bu görüşünü müteşabihleri olan gemi, derya, bahrî, bal ve yağ’la mücessem hale getirmiştir. Gerek Yesevî’nin ve gerekse Hacı Bektaş’ın mücerret ifadeleri Yunus’ta gayet müşahhas hale gelmiştir. Haddi zatında birbirinin aynı olan bu fikirlerin tek farkı üslûptur. Yunus Emre şiirlerinde dört kapı, kırk makamı zikretmekle birlikte bunları mufassal ve sistemli bir şekilde işlememiştir. Bu makamları şiirlerine ve beyitlerine serpiştirmiş ve sindirmiştir. Biz Yesevî ve Hacı bektaş’ın Dört Kapı, Kırk Makam’da zikrettikleri tasniflerde bulunan müşterekleri esas alarak yaptığımız tetkikat neticesinde bu makamların Yunus’taki tezahürlerinin şu şekilde olduğuna tesbit ettik: a) Şeriat Makamları: I. İman getirmek (Y/l-M/1): İmanın esaslarından olan Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe inanmak şeriatın esaslarındandır. Yunus bu esaslara tam bir iman getirmiştir. Ezelîden dilümde uş Tanrı birdür Hak’dur Resul Bunı böyle bilmez iken bir aceb mekandayım (168/2) Yoğıdı bu barigah varidi ol padişah Ah bu ışk elinden ah derd oldı derman bana (12/4) Dimesün kim müslümanam Çalap emrine fermanam Dutmaz ise Hak sözini fa’ide yok dünden ana (11/3) Tevrat’ıla İncil’i Zebur’da Furkan’ı Bunlardağı beyanı cümle vücudda bulduk (133/6) Yüz yigirmi dört bin hâsı dört yüz kırk dört tabakası Devlet makamında ol gün ulu hanedândayıdum (172/3) İsrafil sûrı ura yir yüzi divşürîle Harâb ola berr ü bahr çarh-ı felek yoyıla Kimse varmaya bunda cümlesi vara anda Ol padişah önünde Hak terazü kurıla Iyan ola cümle iş kurtılmaya yad-biliş Gel fülan İbn-i fülan her bir kula kıgrıla (306/1-3) 2. Namaz (Y/2-M/3) Yünü s’a göre namaz bütün sanatlardan üstün bir sanattır, insan namazını kılmadan işine gitmemelidir: Sanatun yigregi cün namaz imiş hoş pîşe Namaz kılan kişide olmaz yavuz endîşe (341/1) Allah buyruğın dutgıl namazın kılııb gitgil Namazun kılmayınca zinhar varmagıl işe (341/3) 3. Oruç (Y/3-M/3) Benden Öğüt ister isen eydivirem bildügümden Budur Çalab’un buyrığı tutun oruç, kılıun namaz (109/2), 4. Zekat (Y/4-M/3) Yunus, beş parmağın beşini de ağzına götürme, bîrini kes, miskinlere ver, diyor: Nefse uyup biş barmagun bir kezden iletme ağzuna Kes bîrisin vir miskine gerek ola unutmagıl (Timurtaş, 124/7) Ele getürdigini miskinlere harceyle Nice çok yaşarısan sonucu ölüm vardur (51/4) 5. Hac (Y/5-M/3) Yunus, şiirlerinde hacc’ın şeklî tarafıyla ilgili bir bahiste bulunmamakla birlikte hakikat makamında söylediği bazı şiirlerinde insan gönlünü kazanmayı Hicaz’a gitmekle eş tutar: İlm ü amel ne assı bir gönül yıkdınısa Arif gönül yapduğı beraber Hicaz ile (335/12) 6. İlim (Y/7-M/2) Allah ancak vehbî ilimlerle bilinebilir. Bu da “Men arafe nefsehu fekad arefe rabbehu” hadisinin işaret ettiği kendini bilmek’le mümkündür: İlim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür Sen kendüni bilmezsin ya nice okumakdur Okunıakdan ma’ni ne kişi Hakk’ı bilmekdür Çün okudun bilmezsin ha bir kurı emekdür (91/1,2) 7. Sünnete Riayet (Y/8-M/7) İnsan, Kıyamet gününde herkes “nefsî, nefsı” derken “ümmeti, ümmeti” diyen Hazret-i Muhammed’den utanmalı, onun sünnetine uymalı ve CTnun ahlakıyla ahlâklanmalıdır: Niçün sen nefs-i emmârı bu gafletden uyarmazsın Muhammed şer’i gülini senün yüzine urmazsın (235/1) Utanmazsın Habib’ünden o derdine tâbibünden Ne kim dilersen işlersin meğer Hakdan utanmazsın (235/6) Varlığın yağmaya virdi irdi ma’na-yı Resul Ol kapudan gir içerü yüri var kıl a hâzır 8. Emr-i ma’ruf (Y/9-M/10) 9. Nehy-i münker (Y/lO-M/10) Seri’at, kısaca özetlenmek gerekirse Allah’ın emrettiklerini yapma, yasaklarından kaçma olarak ifade edilebilir. Bu ise emr-i ma’ruf/nehy-i münker dir: Evvel kapu şeriat emrü nehyi bildürür Yuya günahlarunı her bi Kur’an hecesi (351/3) b) Tarikat Makamları; 1. Tevbe (Y/l-M/1) Tarikatte ilk makam bütün günahlardan halisane tevbe’dir. Bu samimi istiğfar ile nefs kal’ası yıkılır: Yunus gel âşıkısan tevbe eyle Nasuha tevbe ucı kutlu oldı (387/9) Toğrulık mancınığı istiğfar taşıyıla Toğrulık vardı atıldı yıkıldı nefs kal’ası (375/5) 2. El Almak (Y/2-M/1) Mürid ne kadar güçlü olursa olsun pirin himmeti olmadan Hakikat’e ulaşamaz. Bunun için mürşidden el almalıdır: Hak ere ben um didi varlığın ere kodı Erenlerim himmeti yirden göğe direkdür (84/5) Yunus bu himmeti erler eteğini tutmakta bulmuştur: İy yaranlar iy kardeşler görün beni n’itdüm ahî Ere irdüm eri buldum er eteğin duldum ahî (399/1) Anladum kendü halümî gÖzledüm toğrı yolumı Dutdum ulular eteğin Hazretle ben yitdüm ahî (399/5) N’itdi bu Yunus n’itdi bir togrı yola gitdi Pîrler eteğin tutdı Allah görelüm neyler (71/13) 3. Havf (Y/3-M/6) 4. Recâ (Y/4-M/7) Mümin havf ile recâ arasında olmalıdır. Yani korku ile ümit arasında olmalıdır. Ancak fena makamında bu halin önemi kalmaz: Dünyaya gelen kişiler yola bile gelmek gerek Ölümüm anubanı dün ü gün ağlamak gerek (137/1) Okursun tasnîf kitab nice bina vü i’râb Havf u recâ sende yok eyle ki Tatar’sın (248/4) Kaçan kim ben beni bildüm yakin bil kim Hakk’ı buldum Korkum anı buluncaydı şimdi korkudan kurtuldum (176/1) Havf u recâ nişe gelür varlık yokluk bıragana İlm ü amel sığmaz anda ne terazu ne hod sırat (17/7) 5. Pire Hizmet (Y/6-M/5) Hak âşıklarının erkanı pire hizmettir: Şeyh-i kâmil hizmetinde fariğ olma iy Yûnus Kulluk itmek pîrine erkânıdur âşıklarun (150/6) 6. Nasihat dinlemek (Sohbet) (Y/8-M/9) Istılah olarak bir mürşidin müritlerine yaptığı konuşmadır ki Hz. Peygamber’in sahabe ile yaptığı sohbetten gelir.Mürşit, o peygamber sohbetini valeyet nuruyla cezbedip velayet kemali ile nakleden kimsedir. Bu sebeble erenlerin sohbeti (nasihati) marifeti artırır: Erenlerün sohbeti arturur marifeti Bî-derdleri sohbetden herdem süresüm gelür (46/5) 7. Tecrid (Y/9-M/4) 8. Tefrîd (Y/10-M/4) Tecrid kalbi mâsivâdan arındırma, tefrid ise Allah’la birlik olma halidir: Aşıklarun ne kim varı tecrid gerekdür arada Her nesneye ol hükm ider yol içinde yolı var (32/4) Niçe bir tecrid ü tefrîd ü mücerred münferid Niçe bir cinni vü ins ya niçe şeytan olam (201/11) c) Marifet Makamları: 1. Fena (Y/l-M/8) Kul bu makamda kendinden ve sıfatlarından fani olarak Hakk’ın sıfatlarıyla baki olur. Yunus fena olmadan vuslatın olamayacağını ifade eder: Yûnus canunı berk it bildüklerini terk it Fena olmayan suret şahına vâsıl olmaz (110/8) Beni sorman bana bende değilem Suretüm boş gezer tondan içerü (290/3) 2. Tahammül (Sabr) (Y/3-M/4) Tahammül nefsin bir takım meşakkatlerine katlanmaktır. Bu belalar ilâhî bir imtihandır. Derviş sülukta bu belalarla uğraşır: Kimden Öğüt istersem sabır gösterür bana Sabrumun perdesini mahabbet odı yakdı (363/3) Miskin Yûnus sabr eylegil bu dünyanın zahmetine Dürlü cefaya katlanur sen Sultan’a iren kişi (372/12) 3. Helal ve Güzeli İsteme (Y/4-M/4) Yunus Emre helalin zıddı olarak haram mevzuunu ele almış, kişinin haramdan elini kesmesini helale yönelmesini istemiştir. O’na göre nefsini haramla toylayanın kıyamette yüzü kara olacaktır: Kesgil haramdan elün kesgil gaybetden dilün Azra’il el’irmedin bu dükkanı dir gider (35/4) Bunda zalimlik eyleyen nefsi haramla toylayan Yüzleri kara kopısar öz canları rahat degül (154/4) 4. Marifet Kılmak (Y/5-M/9) Gerçek arif Hakk’ı bilen Hak’tan haber alan kişidir. Marifet gönül hazinesidir. Bu hazine aşk ile ele geçer. Marifeti söz ile dile getirmek bir kibir alâmetidir. Bunlar marifet yoksuludur. Üçüncüsü marifet can gönül gözin açar Bak ma’ni sarayına Arş’a değin yücesi (351/5) Kişi Hakk’ı bilmek gerek Hak haberin almak gerek Bir sözi söylemek gerek kimse anı bilmez ola (327/7) Olmaz sözi dimezem ben marifet ehline Zira disem inanmaz ağacda bitdi karpuz (106/6) Söylerem ma’rifeti sâlûslanuram katı Miskinliğe dönmeğe gönlümden kibir gitmez (117/3) 5. Dünyayı Terk (Y/7-M/8) Dünya terki, ibadetlerin başıdır. Dünya terki, cihan terki, bildiklerinin terki, vücud terki, iki cihan terki, mal terki, kendini terk gibi adlar verdiği bu makamda söylediği muhtelif şiirlerinde Yunus,dünyayı terk etmiştir: Camım bu tene gireli nazarum yokdur altuna Düşdüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum (222/7) Dünyayı elden bırak olmagıl Hak’dan ırak Sermaye kendisi olmış varlıklar yuyanlara (331/4) İbadetler başıdur terk-i dünya Eğer mü’minisen ana inanasın (279/10) 6. Vücud Makamını Bilmek (Y/9-M/10) Vücud birbirine zıt, od, su, toprak ve yel’den ibaret olan “anasır-ı erbaa” nın terkibiyle ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu zıt unsurların birbirlerine muhalefetinden nefsin süfli faaliyetleri ortaya çıkar. Dört unsurun her birinin asıllarına gitmesi ile, yani teni terketmesiyle kişi fenâ’ya ulaşır. Fenâ’ya ulaşan kişinin vücudu ise aslî varlığı olan cevher’e (nur) rücu eder. Bu görüş dolayısıyla tasavvufta insan-ı kâmil’in vücudu kesretin tamamını bizatihi kendinde toplayan bir kül’dür. Yûnus bu sırra vakıftır: Ma’nâ bahrine talduk vücûd sırrını bulduk iki cihan ser-te-ser cümle vücûdda bulduk (133/1) Vücııddan gelmeyince kimse Hakk’ı bilmedi Bu vücûddan gösterdi dost bize didârını (397/4) d) Hakikat Makamları: 1. Alçak Gönüllülük (Tevazu) (Y/l-M/1) Tevazu şeytan ameli olan kibr’in zillidir. Şeytan, kibr’inden dolayı Adem’e (a.m.) Secde etmemiş, dolayısıyla cehennemlik olmuştur. Bu sebeble kibir, mutasavvıflarca hiç boş karşılanmaz. Buna mukabil tevazu yüceltilir: Korkarısan sen Tanrımdan gel alçak olgıl kamudan Ol güni ince sıratdan bil kamular geçmek gerek (137/5) İy bana eyü diyen benem kamudan kemter Şöyle mücrimem yolda mücrimler benden server (41/1) 2. Kendini ve Malını Hak Yoluna Sebil Etmek (Y/4-M/3) Hakka vasıl olan kişi dünyevi kayıtlardan kurtulur. Dolayısıyla mal, mülk gibi verilmesi nefse zor gelen şeyler Hak yolunda sebil edilmelidir. Her kim tarîka gire gerek mal terkin ura Yola toğrı can vire bu tarikat içinde Ger toğrı turmazısa mal terkin urmazısa Yola can virmezise tuymaz sohbet içinde (295/16, 17) Kanı buldum niderem ben ayruğı Yağmaya virdüm bugün dükkanımı (389/5) 3. Kimseyi İncitmemek (Y/5-M/4) Tasavvuftaki, gönül-kâbe münasebetiyle insana ve onun gönlüne hususi bir kıymet isnat edilir: Bir kez gönül yıkdumsa bu kılduğın namaz degül Yetmiş iki millet dahi elin yüzin yumaz degül (166/1) Ve hatta bu kişiden kendisine karşı oldukça büyük kötülükler gelmiş olsa bile yine de o kişiye kötülükle mukabele edilmemelidir. Yunus bu hoş görüyü şu şekilde dile getirir: Her kim bizi yerer ise Hak dileğin virsün ana Urmaklıga kasd idenün düşem öpem ayağını Her kim bize taş atarısa güller nisar olsun ana Çırağuma kasd idenün Hak yandursun çırağın (376/4-5) 4_ Seyr-i Sülük Kılmak (Y/7-M/7) Süluktan gaye Allah’a vasıl olmak için ahlâkı güzelleştirmektir. Süluk esnasında bir takım haller yaşanır, makamlardan geçilir. Bu haller Allah ile sâlik arasında bir sırdır. Bu manevî yolculuğu Yunus, Yol iletmek, sülük seyr etmek, kanatlanıp kuş olup uçmak, yolca yürümek, sefer kılmak, Hakk’a yol varmak gibi kavramlarla ifade eder: Levh ü kalem’de yazılan tertîb-i tevhid oluram İlm-i ledün seyr ü sülük güftâr iden gelsün beri (287/3) Kesildi nefs başı öldi fısk ü fesâd işler kaldı Hak’dan bana nazar oldı kanatlanıp uçar oldum (208/5) Ben bende seyr ideriken aceb sırra irdüm ahî Bir siz daha sizde görün dostı bende gördüm ahî (370/1) 5. Sır Saklamak (Y/8-M/8) Sır Allah’ın zatı ile alakalı bir kavramdır. Bu kavramın anlaşılması hal ve zevkle mümkündür. Bu hal ise dile gelmez, ilme kitaba sığmaz: Aşıklarun halini âşık olanlar bilür Işk bir gizlü hazinedür gizlü gerekdür esrar Korkaram söylemeğe şeri’at edebinden Yohsa eydeydüm sana daha ayruksı haber (26/7,8) Yûnus sen bir olgıl gönülde sır olgıl Ki derviş olanlar bu sırdan tuyalar (62/8) 6. Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat Makamını Bilmek ve Amel Kılmak (Y/9-M/7) Vuslat talebinde bulunan talib, bu dört makamı bilir ve ona göre amel kılarsa dervişlik ona helaldir. Aksi halde bu talep ona haramdır. Ve o kişi de tarikatte cahildir: Sualüm var tapuna iy dervişler ecesi Meşayıh ne buyurur yol haberi nicesi Virgil su’ale cevab tutalum olsun sevâb Şu’le kime gösterür ışk evinün bacası Evvel kapu şeri’at emr a nehyi bildürür Yuya günahlarunı her bir Kur’an hecesi İkincisi tarikat kulluğa bil baglaya Yolı togrı varanı yarlıgaya hocası Üçüncüsi marifet can gönül gözin açar Bak ma’ni sarayına Arş’a değin yücesi Dördüncüsi hakikat ere eksük bakmaya Bayram ola gündüzi Kadir ola gicesi Bu şeriat güç olur tarikat yokuş olur Marifet sarplık durur hakikatdür yücesi Dervişün dört yanında dört ulu kapu gerek Kancaru bakarısa gündüz ola gicesi Ana iren dervişe iki cihan keşf olur Anun sıfatın öger ol hacalar hocası Dört hal içinde derviş gerek siyaset çeke Menzile irmez kalur yol eri yuvacası (351/1-10) Dört kapudur kırk makam yüz altmış menzili var Ana irene açılur vilâyet derecesi (351/13)

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû