Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..5

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..5
Nitekim, Hak Taalâ kullarına yakındır ve kullarının tedbirindedir. Hem ten dahi can tedbirindedir. İmdi, şöyle bilmek gerek. Alemin islahlığı dahi can iledir. Nitekim Hak Taalâ’nın varlığı bilinir, niteliği bilinmez “… leyse kemislıhı şey’ün ve hüve’ssemiy’ul basıyr” (93). Pes, can dahi böyledir “… Yes’elûneke anirruh, kulirruhu min emri Rabbiy ve mâ ûtiytüm minel’ilmi illâ kaliylâ” (94) Ve dahi gönül varlığı bilünür. Ve lâkin niteliğin bilmede âdem acizdir. Ve gönülün “Tazî” dilince yedi adı vardır. Bunlardır: kalb, cenab, ruh, bâl, huld, zamir, fuad. Ve her adın yetmiş iki mânâsı var kim bir mânâsını bilmekte âlem acizdir. İmdi azizmen, Hak Taalâ’nın dahi kendiliğin bilmekte âlem acizdir. hemin adlarun bilürler. Pes, Tanrı Taalâ’nın Kur’ân içinde dört bin adı var. ——————————————————————————– Hem tende dahi beş nesne delil var Hak Taalâ’nın birliğine. evvel; Cebrail gelmekliği Muhammed’e. İkinci; Muhammed Mustafa yolu açdığına. Üçüncü; Muhammed Mustafa dostluğuna. Dördüncü; yaradılmış nesnelerin dirildüğüne. Beşinci; Hak Taalâ’nın varlığına. Hak Taalâ âdemi yoğiken var kıldı. Her bir kişinin iki resulü var; biri zahir, biri bâtın. Zahir resulü dil, bâtın resulü gönüldür. Dil, Muhammed’e benzer. Gönül, Cebrail’e benzer. Ve hem âdem yaratmağı Muhammed’in fazlına ve adı üzerine yaradı. Pes, baş, “mim” gibidir. İki el “hı” gibidir. Karın “mim” gibidir. İki ayak “dal” gibidir. Ve hem namaz buyurmaklığı “Ahmed” harfi üzredir. “Elif” kıyama benzer. “Hı” rükua benzer. “Mim” cücuda benzer. “Dal” tahiyyada benzer. “.. hıyne tümsûne ve hıyne tusbihûm velehû’l-hamdü fiyssemavâtî vel’ardı ve aşıyyen ve hıyne tuzhîrun” (95) Ve hem âdemde oğlanlık hali var, erte namazına benzer. Buluğat hali öğle namazına benzer. Ölüm hali yatsu namazına benzer. Uyuyup geru uyanmak, ölüp geri dirilmeğe benzer. Âdem beş parmaksız olur ve kadir besleyici olucak. Peygamberler Peygamberlik eder Hak Taalâ’yı yarî kılıcak. Mü’minler amelsiz kabul olur, Padişah bahane bulup inayet edicek. Ve hem dünyada gün doğar, uyakır ve lâkin marifet kangı gönülde doğsa ayrık uyakmaz. Ve dahi marifet âdem ilmünde beyan kılınur. Pes, Hak Taalâ celle ve celâle dünyada her nekim halk etti ise âdem oğlanında mevcuttur. Bilki, âdemde dahi artık vardır. Ve dahi Hak Taalâ’nın zahiri, bâtını vardır. Zahir bu cihandır. Bâtın ol cihandır. Lâkin bu cihan ahir harab olısardır “Yevme tebeddil-ül ardu gayrel’ardı..” (96) Hem ten dahi ahir harap olusardır “Küllî nefsin zaikatül mevti …” (97) Pes, bunun manası budur kim, ibrettir, bilenlere. Pes gökleri bu kadar kalınlığıyle direksiz şöyle turgurdu. Ve hem yıldızlar birle bezedi, zeynet eyledi. Gökleri yer ile ve havayı kuşlar ile. Ve tenleri zayıflık birle. Ve canları muhabbet birle. Ve âdem oğlanlarını birbirlerine berkitmek birle. Yüzü gözler birle. Ve elleri ayası birle. Dünyayı mihnet birle. Tamuyı zakkum birle. Ve âhireti beklik birle. Ve Hak Taalâ Hazretleri, kenduyi kulları birle. Ve sözleri Çalab Taalâ birle bezedi ve zeynetlendirdi. Zehî, lâtif kulkim Tanrı Taalâ rahmeti birle yad kılur idi. Ey kullar, gözünüzü açın, görün, eşidin; ol kadim-i lâyezel, Padişah-ı Lâyezel, Bîzeval eder kim; Ey ibretli kullarım! Eğer beni dinlerseniz, yere bakın, saniim görün. Göğe bakın, firasetim görün, feriştehlere bakın, sırlarım görün. Dağlara bakın, ambarım görün. Kıyamete bakın, hilkatim görün. Kur’ân’a bakın menşurum görün. Pes, sizlerisevdiğim için nice dürlü karametler verdim “Ve lekad kerremnâ beniy-âdeme..” (98) İmdi azizmen, Hak Taalâ dünyada her ne kim yardı ise sizlere verdi. ve hem kenduyi dahi sizlere verdi. Gökler örtünüz, yerler döşeğiniz, ay ve güneş çerağunuzdur. Yemişler nimetiniz, otlar görgünüz, ağaçlar yaraşuğunuzdur. Sizler birbirlerinize kardaşlarsınız. Benim kullarım, ben gafur Mevlâ sizinüm. Ve bunca dürlü nesneleri sizin için areste kıldım. Arştan ta saraya değin. Ne varsa hep sizlere bildirdim. Kaçan benü istesenüz, sizden isteyün. Bulasız. Zirakim tenünüz ve canunuzdan daha yakınum. Gözünüz görmediğinden, elünüz dutmağundan, ayağınız yürümeğinden dahi yakınım. Pes, her kim kenduyi bilse, bu âlemlerle hakikattırkim, kenduyi bildi “… hatta yatebeyyene lehüm ennehülhakk..” (99) Pes, kendözün bilmek, muhtasar yeter. Vallahü âlemi bissevap. XV. BÖLÜM BU BAB ADEM ALEYHİSSELAM’IN SIFATIN BEYAN EDER Haberde şöydirkim. Âdem aleyhisselâm zürriyetinden yayıldık. Ebul Fazl Cafer Sadık Radıyallahüanh eder; Hak Taalâ âdemi yaratmağı diledi. Ve feriştehlere bildirdi “Ve izkale Rabbüke lilmalâiketi inniy ca’ilün fiyl-ardı haliyfe…” (100) Âdem’in özünü Medine toprağından yaraddı. Başını Beytülmukaddes toprağından yaraddı. Kulağını, Tur toprağından yaraddı. Burnunu, Dımışk toprağından yarattı. Sakalını Uçmak, alnını Medine’nin mağribinden yana toprağından yarattı. Dilini, Buhara toprağından yaradı. Dudaklarını Berberiye toprağından yarattı. Dişlerini Harzem toprağından yarattı. Boynunu Çin mülkü toprağından yarattı. Kollarını Yemen Tayif toprağından yarattı. Sağ elini Mısır, sol elini Pers toprağından yarattı. Tırnaklarını Hıtay toprağından yarattı. Parmaklarını Sitan, göğsünü Irak, arkasını Hemedan, zekerini Hindistan, uyluklarını Türkistan, hayalarını Kostantiniye toprağından yarattı. Dizlerini Kırım, inciklerini Antalus, topuklarını Rum toprağından yarattı. Sonra kudret nuru birle can girdi. Gözlerini ibret nuur ile bezerdi. Alnını rücud nuru ile, dişlerini Muhammed aleysselamın nuru ile, dudağını tesbih buru ile, eğnini hulle nuru ile, topuklarını şevk nuru ile, karnını ilim nuru ile, arkasını genluk nuru ile, belini izzet nuru ile, serünü emanet nuru ile, uyluğunu emr-i nehi nuru ile, ayağını taat nuru ile, bağrını hoşnutluk nuru ile, ellerini sehavet nuru ile, dırnağını şefaat nuru ile, gönlünü tevhid nuru ile, imanını tazim nuru ile dizdi. Ve âdemin toprağını Azrail aleyhisselâmın eline verdi. Azrail aleyhisselâm, onu rahmet suyu ile yoğurdu. Marifet nuru ile depdi, etti. Allahü Tebareke ve Taalâ âdemi altmış dürlü topraktan yaradı. Eğer bir dürlü topraktan yaradsa âdemiler dügeli birbirine benzeyidi. demek olur. Âdemi Mekke ile Yemen, Tayif arasında yaradı “…Vettekullâh elleziy tesâelûne bihi, ve’l-erham…” (101) Pes, Hak Taalâ eder: “Âdemi topraktan yaradım ve hem nutfeden yaradım, der “… min salsâlin min hamein mesnûn” (102). Ve hem zülalden yaradım. Nesneyi sıkıp safrağdan çıkana zülal derler. Andan bir zaman yaddı. Hemain mesnun oldu. Yani kodular, kurudu, yarıldı. Kel’füccar oldu. Evvel toprak idi, sonra suret oldu bağlandı. Andan tas tas yarıldı. Hesapsız yıllar yattı. Sonra Azrail uğradı, belindi, ürkdü. Üstüne geldi. Biraz vakit baktı, acepledi, mütehayyir oldu. Eğildi, göğsünü kakıdı. Küp gibi öttü. Etti: “Ya ilahî, yas eydi, ya mevlaî içi kovukmuş. Bundan ne gele?… Bundan hiç hayır gelmeye” dedi. Pes, Padişah-ı âlem Tanrı’dan avaz geldi: “Ya Azrail! Ol kakıdığın göğüs benim hazinemdir. Kendi kudretimle doldurdum” dedi. Andan Hak Taalâ’bın emriyle âdem’in gövdesine can girdi. Ve feriştehlere buyurdu. Rıza suyu ile yudular. Ululuk ve görklülük tacın başına urdular. Ve keramet hil’atin giydirdiler. Ve yücelik kürsisi üzerine oturttular. Halife adını verdiler. Yerde, gökte halifesin, dediler. Pes, Hak Taalâ kendi lâfzı ile “Uçmak içinde hazinemsin” dedi. Velâyet menşurun verdi. Cümle nesnelerin adların öğretti “Ve alemle Âdemel’esmae küllehâ sümme aredahüm alel-melâiketi..” (103) Andan feriştehlere sücud kıldı “Ve iz kulnâ lil-melaiket’s-cüdû li-Âdeme fesecedû illâ ibliys..” (104) Andan can göğse girdi. Âdem aleyhisselâm kalktı, oturdu, dahi ahsırdı “Elhamdülillah rabbel âlemin âlâ küllü hal” (Her halimle Allah’a şükürler olsun) dedi. Pes, surette hareket ahsırmaktır. evvel dile gelen kelime budur. Andan ve Kadir-i Künfeyekün’den icabet geldikim, “Yerhamüke Rabbüke ya Âdem” (105) dedi. Andan Allah tebareke ve taalâ ettikim, Ya Âdem! İzim ve celâlim hakkıçün seni bu kelime için yaradım, dedi. Buyurdı, yukarı bak dedi. Âdem baktı. Arşa değin gördüki yazılır: “lâ ilahe illallâh, Muhammed resulullah”. Âdem etti: Ya ilâhi, Muhammed resulullah kimdir? dedi. Andan ol hayy ve kayyum Tanrı ederkim: Ol, benim habibim adıdır ve senin oğlundur. Andan Âdem sağ yanına baktı, üç lâtif gördü. Ettikim: Adınız nedir, makamınız ne yerdedir? dedi. Pes, birisi etti: Adım akıldır. Makamım başda, beyin üstündedir, dedi. Ve hem birisi dahi etti: Adım hayâdır. Makamım yüz üstündedir, dedi. Ve hem birisi etti: Adım ilimdir. Ve makamım göz içindedir, dedi. Anda Âdem aleyhisselâm etti: Gelin yerlü yerünüze girin, dedi. Ol saat üçü dahi yerli yerlerüne girdiler. Âdem rahat oldu. Andan sola baktı, üç şahıs gördü. Ürktü, Âdem etti: Adınız nedir, makamınız kandedir? Nehas kavimdensiniz dedi. Pes birisi etti: Adım öykedir. Makamım başdadır, dedi. Âdem etti: Baş akıl yeridir. Senin başda yerin yokdur. Andan ol şahıs etti: Ben gelicek akıl gider. Ve hem birisi etti: Adım tama’dur. Makamım yüz üstündedir. Andan Âdem etti: Yüz hayâ yeridir. Senin yüzde yerin yoktur, dedi. Pes, ol şahıs etti: Ben gelicek ol hayâ gider. Ve hem birisi etti: Adım hasettir. Yerim gözlerdir. Âdem eti: Göz ilim evidir. Ol şahıs eder: Ben gelicek ilim gider. İmdi azizmen, şöyle bilmek gerekkim: iman, rahman; güman , şeytandır. Pes, güman gelse iman gider. Ol demde Padişah-ı âlem dügeli canları hazretine arz kıldı. Mü’minler canın sağ yanına ve kâfirler canın sol yanına kodu. Andan Allah-ı Taalâ “Elesti birabbiküm” (106) dedi. Anlar Hakk’a lâyık idi. Kulaksız eşiddiler, dilsiz cevap verdiler. Bir nicesi “Beli” (107) dedi, bir nicesi “lâ” (108) dedi. Ve bir nicesi tınmadı. Hak tebareke ve Taalâ “Elesti birabbüküm” dedi. “Beli” diyenlerin bir nicesi “lâ” dedi ve bir nicesi tınmadı. Ve bir nicesi “Beli” dedi. Ve hem “lâ” diyenlerdin bir nicesi “Beli” dedi. Bir nicesi “lâ” dedi. Bir nicesi tınmadı. Ol kim iki kez “Beli” dedi, Müslüman oldu. Müslüman doğdu, Müslüman öldü. Ve olkim iki kez “lâ” dedi, kâfir dirildi ve toğdu ve öldü. Ol kim, evvelâ “lâ” dedi; sonra”Beli” dedi, kâfir toğdu Müslüman öldü. Ol kim “Beli” dedi, sonra “lâ” dedi. Müslüman toğdu, kafir öldü. Ol kim, iki kez dahi tınmadı, neuzubillâh ilkilerden dahi kemdir, azgındır “… ulâike kel’en’âmi belhüm adall…” (109) Ârâf suresinin bu âyeti, bunlar hakkında gelmiştir. Zira bunlar hayvan gibidir. Her çend ki âdem suretindedir, âdemlerin yerlerin daraldılar. Ve rızıkların eksüldüler. Bunların canları hiçdir. Şonlarki, âdemlerdir, görkim Hak Taalâ nice hil’atla bezedi. Ve nice ululuklara ergürdü, nice nur ile bezendirdi. Pes imdi, bunları görüp anlamayan veyahut âdemiler dirliklerini sevmeyen ilkidir, beklim ilkiden dahi kemdir. Zira kim, hak ehlini bilmeye ilkinden kemdir ve mertebesi belhümadaldur. Haberde gelmiştir kim, Hak Subhane ve Taalâ, Âdem aleyhisselâmın sol iyegüsünden Havva’yı yaradıkim, hem Âdem’e yar kıldı. Toksan, kız-oğlan doğurdu. Pes, Âdem varlığın Şît’e verdi. Toksan oğlu, kızı oldu. Mecnun halayıklar bunlardan yayıldı. Ve on oğlu, on kızı kaldı. Ve Heme ve Vebe ve Suva ve Yağus ve Yauk ve Nasr ve Abdünnasr ve Habil ve Kabil ve Salih “İnna halakne’l insan emin nutfetin emşacin nebteliyhi fecealnâhü semiy’an basıyra” (110) Pes, er suyuna nufte, avrat suyuna emşaç derler. Allahü Taalâ ferman birle iki feriştehler vardılar. Ol kulun toprağından bir avuç alup götürdüler ol iki suyu karıştırdılar. Yoğururlar. Kırk gün sağ elle depredürler, alek olur. Sol elle depredürler muzfa olur. Yine sağ elleriyle depredürler kırk gün, şöyle duru. Ta hatta saklarlar yigirmi güne değin. Haliya sözden terk yok. Cümle endamlardan önden yan söğüklerün yaradır. Ve hem öldükten sonra yan söğük toprak içinde güç çürür. İkinci gün tekbir parmağın yaradır sağ kolu ile. Üçüncü gün başın yaradı sol kolu ile. Dördüncü gün ellerin yardır. Beşinci gün sağ ayağın yaradır. Altıncı gün sol ayağın yaradır. Yedinci gün üç yüz altmış altı tamarların yaradır. Yarısından kan, yarısından yel olur. Kaçan deprenmez tamarlar teprense sayruluk olur. Sekizinci gün yediyüz kırk pare süğük yardır. Dokuzuncu gün yüz yigirmi dört bin kıl yardır. Andan Hak Taalâ dört ferişteh verir. Biri ecelin, biri bahtın, biri rızkın, biri başına gelecek vak’aların yazıcısıdır. Onuncu gün girer. Çünkün beş ay tamam ola. Kaçankim can girerse oğlan ana rahminde hareket eder deprenür. Haliya sözden terk yok. Can ile akıl geldiği gün Münşir, ol kulu tamam eyler. Amma, bunda üç manâ vardır. Bu üç manâ kimde olursa akıl tamamdır. Ve kimdeki olmazsa akıl yoktur. Ve hem canı uyur. Lâkin bu manâ ki kula taallûktur. Evvel: Kenduyi bilmek. İkinci: tabu kılmak. Üçüncü: Kabri yurt kılmak. Pes, bu dediklerim devletlü kişilere değer. Ve bir manâ da devlet, akl-ı lâtiftir. Bu üç nesne olduğu kimeseler devletlü kişilerdir. Kaalennebi: “Elaklü mizanün lillâhi filardı” Manası budurki akıl, yeryüzünde Tanrı’nın terazisidir. Yeryüzünde akıl terazisinden yeğ nesne yoktur. Zirakim, yeryüzünde her iyi nesneyi buyuran akıldır. Azizmen, akıl dört türlü nurdandır. evvel: Ay nurundan. İkinci; gün nurundan. Üçüncü; Sidretül münteha nurundan. Dördüncü; Arş nurundandır. Pes, suret içinde akıl sultan’dır. Gönül içinde rahatlıktır. Âdem aleyhisselâm’a bunca ululuk ve nur ve keramet ve hil’at kim Hak Taalâ verdi. Mecmu’u, akıl berekâtında idi. Pes imdi, kimin kim gönlünde akıl nuru yeğise, kenduye dahi hayrı yoktur. Ve hem dahi Tanrı Taalâ katında yeri yoktur.Haberde şöyle gelmiştir ki, Hak Taalâ, üç karanlığı üç dürlü nesne ile aydın eder; Dünya karanlığını ay, gün ve yıldızları ile aydın kıldı. Ve hem âdemi dahi üç karanlıktan yarattı. Gene üç nesne ile aydın kıldı. Evvel; Çar-anasır karanlığından yarattı, akıl nuru ile aydın kıldı. İkinci; Cehl karanlığından yarattı, ilim nuru ile aydın kıldı. Üçüncü; Nefs karanlığından yarattı, marifet nuru ile aydın kıldı. Pes imdi, marifet güne benzer. Akıl aya benzer. Ve ilim yıldıza benzer. Ve hem ay, gün doğar dolunur. İlim okunur. Fakat değme insanların hatırlarında kalmaz. Marifet kimin kim gönlünde olsa, ta hatta ölüp siyne girince değin hatırlarından gitmez. Beklim siyninde dahi faidesi olur. Pes imdi, güneş bir burçtan toğar. Kalan burçlar mahrum kalır. Ve akıllu gönüllerde üçyüz alymış burç var. Değme kal’anın yüzbin burcu var. Marifet cümlesinin üstünde müekkeldir. Dügeli burca erer. Bir burç mahrum kalmaz. Her çend kigün gökde doğar, nuru yere dokunur. Lâkin marifetlü gönüllerün nuru, oradan da öte gider. Allahü Taalâ eder; Ey kullarım, üzerünüz uçmakdır. Bekçiniz Rıdvandır. Hiçbir nesne harap olmaz, âsândır. Ve marifetlü gönüllerin bekçisi benven. Hiç ola mı kim, şeytan ana zafer bula. Zirakim marifetlü gönüller benim nazarğahımdır. Ettik kim; Akıl aya benzer. Hem artar, eksülür ve uyakır. Lâkin akıl tamam olucak ne artar ve ne eksilir. Ve ne uyakır. Ve hem ettik kim; İlim ılduza benzer. Açık olsa halayıklar ayakları yolun görürler. Kimin kim gerçek ilmi olsa Hak’tan yana yolu görürler. Ve hem ettik kim; İlim gözgüye benzer. Gözgüye bakan kendü suretün görür. Yani kişi oldurkim kendü aybın göre. Pes, kendü aybın gören kişi kinesne aybına dil uzatmaya. Dahi gökyüzü bulut olıcak, hayıklar ayak yolun görmezler. Pes, bir kimesnede kim akıl olmaya, marifet olmaya, ilim olmaya haktan yana yolun nice göre. İmdi azizmen, öyle ise uluları, âlimleri atadan anadan dahi yeğrek ağırlamak gerekir. Zira kim ata, ana ayalini çocuklarını dünya belâsından ve od’undan ve mihnetinden bekler. Lâkin âlimler, Müslümanları âhiret belâsından ve od’undan ve mihnetinden saklar. Muhammed buyurur; “İlim ehli, mecmu-ı avama ve hassa faidedir” Pes, Hak Taalâ eder; “Dilersenüz duanızı kabul kılayın “Emmen yüciyb-ül-muztarra izâ, de’ahû..” (111) Hak Taalâ eder; Benü ne ırakda ne yakında isten. Her kende olursanız benümle olun. Zirakim, sizlere sizden yakınım, der. Ve her kande olursanız bileyin, der. Her kim beni kenduye yakın bilse hergiz nevmid olmaya, der. Pes, kiminkim donu miske yakın olsa hoş kukusuz olmaya. Her kim ilme yakın olsa öğrenmekten mahrum kalmaya. Ve herkim, Hak Sübhane ve Taalâ’nın adını okuya, icabetten mahrum kalmaya. Ve dahi buyurur ki; Ey mü’minler bilmiş olasınız kim, bir nice kâfirler din düşmanıdır. Bir niceleri ten düşmanıdır. Ve bir niceleri de mal düşmanıdır. Ve kâfirlerden dahi katı düşman iblistir. Zirakim, kişiyi mutilikten çıkarır ve tamuya müstahak eder. Hemen elden geldikçe anınla uğraşub cenk ve cihad ve kıtal etmek gerek. Hem kâfirlerden ulu düşman, kişiye üç ulu düşman vardır. Evvel; Hevâ ü heves İkinci; Dalâlet ve kibir Üçüncü; Yalancılık ve kalleşlik İmdi hava dileği; baylık, beyliktir. Kibir dileği; toyunca yemek, giymek ve Hakk’a muti olmamaktır. Ve yalancılık dileği; gaybettir, kahkahadır, maskaralıktır, kendi aybın görmeyip başkaların aybın görmektir. Pes iblis dileğin görüp işiddik. Bu işler kimse ise iblistir. Ve kimdekim bu işler yogise hassa gibidir. Hak Taalâ buyurur kim; Havanızı terk edin kıyâmet korkusu için “Ve inminküm illâ vâridühâ..” (112) Ve Çalab dileğin işleyin tamu korkusu için “Ve inne cehenneme lemev’ıdühü ecma’ıyn..” (113) Vey şeytana uyman; onun iğvasını, vesvesesini kulağınıza koyman. Zira ol, sizin ulu düşmanınızdır “İnneşşeytane leküm adivvün…” (114) Ve hem mü’minler, dünya sevmelik ulu noksandır. Kaalennebi ; “Dünyayı terk etmek cem’i ibadetlerin başıdır.” Hak Sübhane ve Taalâ buyurur; “Fe’emmâ men tegaâ. Ve âse-raelhâyateddünya, Feinnelcehiyme hiyelme’va..” (115) İmdi, dünyayı sevmemek Hak Taalâ’nın hoşnutluğun bulmaktır “Ve emma men hafe mekaâme Rabbihi ve nehe’nnefse anil’l-hevâ. Feinn’elcennete hiye’lme’va” (Amma, kim makamından korkup nefsini kötülükten alıkoymuşsa, muhakkak ki, onun varacağı yer cennet olacaktır..) (Naziat 40-4) Bak’ı mübarek haberler ve hayırlar sözler, Kur’ân tefsirinde ve Peygamber aleyhisselâm’ın ehadisinde, tezkere’t-ül evliyâ ve mutavvel kitaplarında malûm ola. Temmetül kitap bi Makalat-ı Hacı Bektaş

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Ağustos 26, 2013 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Makalat-ı Hacı Bektaş Veli..5 için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: