HZ. MUHAMMED SEVGİSİ

Muhammed Sevgisi

Kazım Çiçek Edebiyat Öğretmeni, Araştırmacı

Bir olan ve birlik olan canlar, tevhîd kelimesi olan Lâ ilahe illallah ‘ı hep birlikte büyük bir aşk ve heyecanla söylerken, Muhammed Mustafâ’nın ismi anıldığında, ellerini göğüslerine koyarak derin bir vecd ve saygı içerisinde ona salavât getirirler.
Zâkirlerin on iki imamların isimlerini okudukları düvaz imamlar İslâm Peygamber’inin evlâdına olan bağlılığı ve yakınlığı ifade etmektedir.

Mürşid durumundaki dede ve babalara bağlı bulundukları dergâh tarafından verilen ve irşâd için yetkili kılındıklarını belirten İcazetname ‘lerin hemen hepsinin başında "nasrun mina’llâhi vefethün karîb ve beşşiri’l-mü’minîn yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Alf’1 ifadesi yer alır. Bu İslâm’ın şiarı olan bu üç ismi dilde ve gönülde bir arada tutmak içindir. Yardımın Allah’tan geldiğini, fethin de yakında bulunduğunu ifade eden bu âyet, pîr ve mürşidlerin kilitli gönülleri açarken müracât ettikleri bir anahtar olmuştur. İcazetnamelerim ellerine alan, Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisini kalplerine yerleştiren gönül sultanları yedi iklim, dört kıtaya hakikat çerağını götürmüşlerdir. Fethi müjdeleyen âyetle birlikte telaffuz edilen yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Ali söylemi kalelerden önce gönülleri fethetmeyi başarmış, hakîkata susamış binlerce, milyonlarca gönül bu sayede İslâm’ın güzelliğiyle tanışma şerefine kavuşmuştur.

Seyyid Hüseyin Gâzî ve Seyyid Battal Gâzî’nin yolundan giden alp-eren ve gâzî-dervişlerin kaleleri fethetmek amacıyla gerçekleştirdikleri fütuhat hareketlerinde en başta gelen teşvik edici unsur hiç kuşkusuz aynı sevgidir. Milletimiz barış anında da, savaş anındada Hak-Muhammed-Ali aşkına yaşamış, bir olup birlik olup; ebed-müddet devam eden devletler kurmuş ve yaşatmıştır.

Allah adı ile başlayan Gülbânk-i Muhammedi’ler Hazret-i Peygamber’in nuru ve Hazret-i Ali’nin keremi üzerine inşa edilmiştir. Harp meydanlarında "ölürsem şehid, öldürürsem gâzî olurum" diyerek düşman üzerine yürüyen Yeniçeri’nin dilinde ve gönlünde Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi bulunmaktadır:

"Bism-i Şah, Allah Allah!… İllallah!… Baş üryan, sine püryân, kılıç al kan… Bu meydanda nice başlar kesilür, olmaz hiç soran. Eyvallah, eyvallah… Kahrımız, kılıcımız, düşmana ziyan, kulluğumuz pâdişâha ayan. Üçler, beşler, yediler, kırklar. Gülbank-i Muhammedi, Nûr-u Nebi, Kerem-i Alî, Pirimiz Hünkârımız Hacı Bektâş Velî demine devrânına Hû diyelim! Hû."
Bektaşîlikte altı çizilen en önemli kavramlardan birisi Hz. Muhammed sevgisidir. Tekke ve dergâhlarda dervişlere "rol modeli" olarak sunulan en önemli kişi; hiç şüphesiz İslâm Peygamberi, Hz. Muhammed olmuştur. Temel Bektaşî kaynaklarının hemen hepsi besmele, hamdele ve salvele ile başlamaktadır. Peygambere olan bağlılık, Hoca Ahmed Yesevî’den Yunus Emre’ye kadar pek çok mutasavvıfın işlediği önemli konular arasındadır.
Şeyh Safi Buyruğu’nda, Hz. Muhammed hakkında şu ifadeler yer almaktadır.
Yüz yirmi dört bin Nebi ‘ye Muhammed oldu ser, Üç yüz on üç mürseller içinde oldurur server, Yüz yirmi dört velînin evrendesidir ol Şah, Nice mürseller eşiğinde afitâb çeker.
O, bütün nebîlerin ve velîlerin başıdır.
Bir Bektaşî ıçin, üstün niteliklere sahip bir Peygamber’e ümmet olmak, övünç kaynağıdır. Hz. Peygamber’e duyulan bu coşku hâli, pek çok Bektaşî şâiri tarafından mısralara taşınmıştır. Tâlib ve dervişlerin ezbere bildikleri bu şiirler, Hz. Peygamber hakkındaki duygusal yakınlık, saygı ve sevgiyi sürekli canlı tutmuştur.

Vîrânî, Hz. Peygamber’e duyduğu sevgi ve bağlılığı şöyle ifade etmektedir:
İki âlemde sultandır Muhammed,
‘ Habîb-i nûr-u Rahman’dır Muhammed,
Muhammed’dir şefi’i mü ‘minânın,
Usûl-ü dîn ü îmandır Muhammed,

Muhammed’den iimîdin kesme dâim,
Cemi’i derde dermandır Muhammed,
Muhammed âlini kim sevmez ise,
Onlara külli düşmandır Muhammed.’

Niyâzî Mısrî, Hz. Peygamber hakkındaki düşüncesini daha da ileri boyutlara taşıyarak; insanlığı bir ağaca, diğer varlıkları yapraklara, Peygamberleri meyvelere, Hz. Muhammed’i ise ağacın tohumuna benzetmektedir:
Cihan bağında insan bir seçerdir gayriler yaprak, Nebiler meyvadır sen zübdesin yâ Rasûlallah.
Hz. Muhammed, iki âlemin şahıdır. Bütün güzelliklerin kaynağı olan Hz. Peygamber, Allah tarafından kullara vasıtasız olarak öğretilen ilim ve Allah’a ait sırlar anlamına gelen "ilm-i ledün"ün kaynağıdır. Alemin övüncü ve dînin şehsuvârıdır:

Fahri âlem şehsüvâr-ı mülk-i dîn,o
Mustafa hatm-i cemi-i mürselîn.

Hz. Peygamber, kaynaklarda sadece duygusal yönden konu edilmemiştir. Bilişsel boyutta da mesajlar verilerek, onun örnek kişiliğine dikkat çekilmiş; Bektaşî babaları, kendilerine ait eserlerde Hz. Peygamber’in şahsiyet özelliklerini ve ahlâkını da işlemişlerdir.
Mesela; Veli Baba
Menâkıbnâmesi’nde Hz. Peygamber, hilye-i şerîf (Allah Rasulü’nün dış görüntüsü)inden başlanarak örnek ahlâkı ile birlikte dervişlere tanıtılmaktadır. Burada dikkat çeken, Hz. Peygamber’in daha çok insan ilişkileri ve ahlâk açısından tanıtılıyor olmasıdır. Bunun nedeni, şu şekilde izah edilebilir: Bektaşî tekkelerinde psiko-sosyal hayatında uyumlu, verimli ve yüksek ahlâka sahip bir insan tipi yetiştirilmek istenmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in daha çok topluma yönelik olarak sergilediği örnek davranışları sözkonusu edilmektedir.
Veli Baba, Hz. Peygamber sevgisini Peygamber ahlâkı ile bütünleştirmiştir. Hz. Peygamber’in rüyada görülmesi konusunu anlatırken tarikatla ilgili ilkelere de dikkat çekmektedir: "Rasûlu’llah Efendimiz’i görmek, insanın içini her türlü fena huylardan temizlemesi, kalbini şehevî isteklerden arındırması ile mümkün olur. Nitekim Rasûlu’llah Efendimiz buyurmuştur ki; ‘insan cesedinde bir et parçası vardır ki; o et parçası sağlam (doğru) olduğu zaman, cesedin hepsi sağlam (doğru) olur. O et parçası bozulduğu zaman, cesedin hepsi bozulur. Ey ashabım! O et parçası, insanın kalbidir." " Bu nedenle Hasan ve Hüseyin soyundan gelen seyyidler, bu hadîs-i şerîfin hükmünü amellerinde ilke haline getirmişlerdir. Bütün güçlerini, Hak Subhanehû ve Teâîâ Hazretlerinin Rızâ’sım kazanmaya hasretmişler; Allah’tan başkasına meyletmemişlerdir. Tarîkleri, zikir, fikir, az yemek, az uyumak, az konuşmak, şöhretten çekinmek ve ‘eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin’11 Âl-i İmrân, 3/31. âyetine uygun olarak, Rasûlu’llah’a ittiba olmuştur. Rasûlu’llah’a ittiba O’nun yaptığı ibâdetleri yapmak, O’nun terkettiklerini terketmekle olur. Allah’a ulaşmak, Rasûlu’llah’a uyma şartına bağlanmıştır.

Veli Baba’ya göre Rasûlullah’a ittiba, zahirî ve bâtmî olmak üzere iki kısımdır. Zahirî ittiba, farzları yerine getirmek, haramlardan ve mekruhlardan kaçınmaktır. Muhammed ahlâkı ile ahlâklanıp, kulluğun gereklerini yerine getirmek ve dünyevî isteklerden vazgeçmektir. Allah’tan gayrına sevgi duymayı terk ederek uhrevî amelleri yapmak, fakirliği tercih etmek, âlimlere saygı ve insanlara sevgi göstermektir. Bâtınî ittiba ise, Allah’ın nimetlerini tefekkür etmek, Allah u Teâlâ’ya aşk ve muhabbet duyup O’na kavuşmayı istemektir. Korku ile ümit arasında olup, her halde Allah’a hüsn ü zan etmek, Rızâ’smı talep ve şükretmektir. Allah’a karşı gelmeme konusunda sebat ve istikâmet üzere olmaktır. Murakabe ile, mürşîdin güzel hallerini hatırlamaktır. Veli Baba, bu hal üzere devamlılık sağlayan ve Ehl-i Beyt’i seven bir kimsenin istidat derecesi ve kabiliyetine göre "Kim Allah ‘a ve Rasûlü ‘ne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği Peygamberlerle, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar" âyetine muhatap olacağını haber vermektedir. Veli Baba, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’e duyulan muhabbetin, onların yolundan gitme eylemini beraberinde getirmesi gerektiği görüşündedir. Aksi takdirde, âhirette onlarla birlikte olmak mümkün olmayacaktır:
"Şu halde Cenab-ı Allah’a istiğfar ve tazarrû edip günahlarından pişman olmalısın. Rasulu’llah Efendimiz’e ve Ehl-i Beyt’ine muhabbet etmeli ve salât ü selamlarına kemâl-i hırsla devam etmelisin. Emirlerini icra edip; nehyettiklerinden kaçınarak onların yolunda çalışmalısın ki; Rasulu’llah Efendimiz ve Ehl-i Beyt ile haşrolasm."
Bektaşî kaynaklarında Peygamber sevgisi ile birlikte Hz. Muhammed’in ahlâkı üzerinde de yoğun bir şekilde durulduğu görülmektedir. Bu anlatımlar sırasında, dervişlerin ahlâkî eğitimleri sürecinde, onlara yol gösterecek ahlâkî ilkelere ağırlık verilmiştir.

Gölgesi yere düşmezdi o şâh-ı cihanın,
Nur idi başdan ayağa o rûh-ıı musavver,
Kim kötülük ederse, ol ona iyilik ederdi,
Saklamazdı kalbinde kudret-i müsekker.

Kendisine kötülük edenlere bile iyilik eden Hz. Peygamber, Hz. Ali ile devam edecek olan fütüvvet mesleğinin kaynağıdır. Bektaşî Tarîkatı’mn en önemli erkânı olan dört kapı da, Hz. Peygamber’e dayandırılmaktadır:
Ol Muhammed Mustafâ’dır canımız, Rûz-ı mahşerde bizim Sultân imiz, Hem şeriat, hem tarikat kânımız, Ma ‘rifet sırrı hakikat canımız
Hak hepimizi Hz. Muhammed’in, Ehl-i Beyt’in ve Onik İmamların şefaatine nail kılsın; onların yolundan katarından ayır
Dipnotlar
Âyetin anlamı: "Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yatan bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele." Bkz. Saf, 61/13; âyet metninin geçtiği icazetnameler için bkz. Bir Bektaşî İcazetnamesi (Yazma Belge), Doğan Ulusoy (Hacı Bektâş Velî evladı) Öze) Kütüphanesi; Bir Bektaşî İcazetnamesi (Yazma Belge), Hüseyin Aygün Dede Özel Kütüphanesi.
Bkz. Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşîlik ve
Alevîlik, Ankara, 2000, Ardıç Y, s. 144.
Bkz. Menâkıb-ı Hacı Bektaş Velî, haz: Abdülbâki Gölpmarlı, İstanbul, 1958, İnkılâp Kitabeyi, s. 1; İmam Cafer-i Sâdık Buyruğu, haz: Adil Ali Atalay, İstanbul, 1998, Can Y., s.
11.
Şeyh Safî Buyruğu, çev: Mustafa Erbay, Ankara, 1994,AyyıldızY., s. 62.
Aşık Vîranî Dîvânı, haz: M. Halid Bayrı, İstanbul, 1957, Maarif Kitaphanesi., s. 33-34.
Niyazi’Dîvânı, İstanbul, Maarif Kitaphanesi, s. 72.
Şevki Koca, Melâmi-Bektâşî Meta/orunda İrşâd Paradigması Mürg-i Dil, İst, 1999, Nazenin Y., s. 12.
Feyznâme-i Misâlî Gülbaba (I.Bölüm), haz: Hacı Yılmaz, Hacı Bektaş Velî Dergisi, S. 15., ss. 95-105, s. 103.
Bkz. Velî Baba Menâkıbnâmesi, haz: Bedri Noyan, İstanbul, 1995, Can Y, s. 181-184.
10 Müslim, Müsâkât, 107. ,
11 Âl-iİmrân, 3/31.
12 Velî Baba Menâkıbnâmesi, s. 172-173.
13 Nisa, 4/69.
14 Velî Baba Menâkıbnâmesi, s. 177-178.
15 Bkz. a.g.e„ s. 1 78.
16 Şeyh Safî Buyruğu, s. 62.

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Ağustos 9, 2013 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. HZ. MUHAMMED SEVGİSİ için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: