Ehli beyt muhabbeti..

Ehli beyt muhabbeti..

ehl-i Beyt Muhabbeti
Doç. Dr. Osman Eğri
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in ailesidir. "Ey Peygamber’in Ehl-i Beyt’i! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip, tertemiz yapmak ister" âyeti nazil olduğunda, ashabın Peygamber Efendimiz’e Ehl-i Beyt’in kim olduğunu sormaları üzerine, Allah Resulü Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i yanına çağırarak, abasının altına almış ve onların Ehl-i Beyt’i olduğunu ifade etmiştir. Bu olay nedeniyle Ehl-i Beyt, "Al-i Aba" olarak da isimlendirilmektedir. Kültürümüzde ise Al-i Abâ, "beş esma" şeklinde telaffuz edilmiştir.

Onlar Hazret-i Peygamber’in hayatına yakından şahit olan, sürekli onun terbiyesi ve kontrolü altında yetişen ve sonuç olarak da Hazret-i Peygamber’in örnek ahlâkını en güzel şekilde yansıtan şahsiyetlerdir. Bu bakımdan Hazret-i Muhammed’e giden en kestirme yol Ehl-i Beyt’ten geçmektedir. Ehl-i Beyt’e sırtını dönen bir kişinin Allah Rasûlü’ne yüzünü dönmesi mümkün değildir. Onların en önemli özelliği ise yukarıdaki âyette Allah Teâlâ’nın buyurduğu üzere; kudret-i ilâhî eseri olarak pâk ve tertemiz bir nesil olmalarıdır. Öylesine paktırlar ki zenginlerin servetlerinin kiri olan zekât, fitre ve sadakayı kabul etmemişlerdir. Yemeyip yedirmenin, giymeyip giydirmenin ve yaşatma şevkiyle ölmenin sembolü olmuşlardır.

Hz. Ali, sağlığında Hz. Muhammed’in övgüsüne mazhar olmuş bir sahâbî, Hz. Peygamber’in amcasının oğlu ve damadıdır. "Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur Yâ Ali! Sen dünyada da âhirette de benim kardeşimsin" "Her Peygamber’in nesli kendisinden, benimkisi ise Ali’den olacaktır" hadîsleri, Hz. Ali’nin Hz. Peygamber tarafından ne kadar sevildiğini göstermektedir. Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi sadece övmekle kalmamış, kendisinden devam edeceğini söylediği nesli olan Ehl-i Beyt’ini, Kur’an’la birlikte insanlara mîrâs bırakmıştır.
Hz. Peygamber’in bu mesajı, tekke ve dergâhlarda iyi algılanarak, Hz. Ali’ye karşı derin ve güçlü bir muhabbet beslenilmiştir. Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi’ni derinden etkilemiştir. Onun ilmi, adaleti, ahlâkı, zühd ve takvası, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir. Gerek Bektaşî dervişleri, gerekse diğer tarikat erbabınca, Hz. Ali’ye "Şâh-ı Velayet", "Sultân’ül-Evliyâ" lâkabları uygun görülmüştür.

Âşık Vîrânî’ye göre, Hz. Ali’ye duyulan sevgi, Allah’ın inayetine sebeptir. Çünkü, velayet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allah’a giden yolların öğreticisi olmuştur:

Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velayeti.
Hakk’ın anadır çünkim bilesin inayeti.

"Haydar-ı Kerrâr", "Şâh-ı Merdân" sıfatlarıyla da anılan Hz. Ali, ilmi yanında cesaret ile de örnek alınmıştır. Onun İslâm’ın yayılması için canı ve malı ile gayret göstermesi, talip ve dervişlere örnek olmuştur. Özellikle savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, destanlaştırılarak Cenknâmeler’e konu edilmiştir. Yemînî, Fazîletnâme’sinde onun İslâm’ın yayılması İçin yaptığı fedâkârlık ve kahramanlıkları şöyle anlatır:

Nice putperest ehl- zünnâr (Hıristiyan)
Dîn-i Ahmed’e eylediler ikrar

Nice ger zât kişi ateşperesti
Yıkıp tahtın yüzünü yere bastı

Zülfikâr korkusundan ehl-i zünnâr Muhammed dînine etmiştir ikrar.
Hz. Ali İslâm’ı, doğduğu bölgenin dışına götüren bir îman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri’ye, bütün Gazî’lere ve Alp’lere örnek olmuştur.

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî, hikmetlerinde Ehl-i Beyt sevgisini işlemiş bir Hak âşığıdır. O, İslâm’ın yeryüzüne yayılması sürecine önemli katkılarda bulunan Hz. Ali’nin kahramanlıklarını şöyle destanlaştırmıştır:
Sıfat kalsam Ali şîr-i Hüdâ’dur, Ki şemşîr birle kâfiri kıradur. Ali islâm üçün kanlar yutadur, Ki İslâm tuğını muhkem tutadur.

Hadîs olarak rivayet edilen ve Hz. Ali’nin kahramanlığını anlatan; "Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr" metni
tekkelerde zevkle okunan Zülfikârnâme’lere "redif"
Yeniçeri Ocağı’nın sancağına "sembol" olmuştur.
"Fetâ (genç, yiğit, kahraman)" kelimesinden türetilmiş olan "fütüvvet", Hz. Ali’nin ilim, cesaret, kahramanlık ve ahlâkını sembolize eden bir kavramdır. Vîrânî Baba, Lâ fetâ illâ Ali redifli bir dörtlüğünde, haşir sırasındaki kurtuluşu, Hz. Ali’ye tâlib olmaya bağlamaktadır:

Gel dilersen tâlibseb bulmaya ömr-ü necat,
Görüne rûşen gözüne âlem içre müşkilât,
Hayy olasın haşr olunca içesin Âb-ı Hayât,
Vird edip söyle dilinde lâ fetâ illâ Ali,

Fütüvvetin sıfatları Allah’ın isimleri, yapraklan Peygamberlerin isimleri, yemişi mü’minin sıfatı, kökü vahdet, dalları hilim, meyvesi ilimdir.
Fütüvvetnâme ve Erkânnâme’lerde fütüvvetin on iki şartı olduğu ifade edilmiştir: 1. Eline, beline
2. Diline sahip olmak (edeb)
3. Aşına, işine
4. Eşine sahip olmak (erkân)
5. Küşâde-i Pîşânî
6. Küşâde-i dil
7. Küşâde-i hınca olmak
8. Hamûş olmak
9. Ayıp pûş olmak
10. Zehir nûş olmak
11. Sofrası, alnı ve gönlü açık olmak
12. Gazabını yutmak, gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek.
Bektaşî dervişi, fütüvvetin Peygamberlerde şu sıfatlarla tezahür ettiğini kabul eder ve Peygamberleri fütüvvetle alakalı davranışları açısından da örnek alır. Hz. Adem’de saf yüreklilik, Hz. Nuh’da kurtarıcılık, Hz. İbrahim’de cömertlik, Hz. Musa’da vefakârlık, Hz. Dâvud’da gerçeklik, Hz. Ya’kub’da gözü yaşlılık, Hz. Eyyûb’da sabırlılık, Hz. isa’da insanlık, Hz. Muhammed’de merhamet. Hz. Ali’de ise, ilim ve cesaret olarak tezahür etmiştir.

Hz. Ali’nin fütüvveti ile ile ilgili yaşanmış örneklerin sunulduğu en önemli eserler, kuşkusuz Cenknâme’lerdir.1 Cenknâmeler, tekke ve dergâhlarda yoğun bir şekilde okunmuş, Hz. Ali’nin İslâm’ın yayılması için yaptığı mücâdeleleri anlatan menkîbeler, dervişlerin zihin ve gönüllerine kazınmıştır. Dervişlerdeki cesaret, kahramanlık, fedâkârlık ve vefakârlık gibi duyguların gelişmesinde bu menkîbelerin tesiri büyük olmuştur. Bektaşî tekkelerinde, Hz. Ali ile ilgili olan ve çok okunan kitaplar şunlardır: Fazîletnâme (Hz.Ali’nin kerametleri anlatılmaktadır) Hutbetü’l Beyân (Hz. Ali’nin sözleri yazılıdır), Emirname (Hz. Ali’nin Mâlik bin Eşter’e yazdığı mektup)
Bektaşî dervişinin zihninde Hz. Ali, dîn ve îmanla özdeşleşmiştir. Onun ahlâkını örnek alanlar, örnek olmuşlardır.

Ehl-i Beyt’in diğer bir mensubu Hz. Fâtıma olup Hz. Peygamber’in en küçük kızıdır. Hz. Peygamber’e vahy gelmesinden beş yıl sonra, mîlâdî 615 yılında dünyaya gelmiştir. Ona, Fâtıma (kesilmiş) isminin verilmesinin sebebi, Allah’ın onu ve onu seven dostlarını ateşten (Cehennem’den) kesmiş olmasıdır. Hz. Muhammed, bir hadîsinde sevgili kızı Fâtıma hakkında şunlan söylemiştir: "Hakîkaten Allah, kızım Fâtıma’yı ve onun evlâtlarını ve onları sevenleri ateşten uzaklaştırmıştır." Kendisine "beyaz, parlak ve aydın yüzlü kadın" anlamına gelen "Zehra" da denilmiştir. "Betül" denmesinin sebebi ise, kendi zamanının kadınlarından fazîlet, din ve soyluluk yönünden ayrılmış (ve seçkinlik kazanmış) olmasıdır.
Hz. Peygamber, mü’minlerin gönlüne Hz. Fâtıma sevgisinin yer ermesinde önemli bir yeri olan bir başka hadîsinde de, şöyle söylemiştir: "Kızım Fâtıma, geçmiş, gelecek, bütün kadınlardan üstündür. O, vücûdumun bir parçası, gözümün nuru ve kalbimin meyvesidir."

Peygamberimizin soyu, Hz. Fâtıma’nın çocuklarıyla devam etmiştir. Hz. Hasan’in soyundan gelenlere; "şerîf", Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere ise "seyyid" denmiştir. Hz. Peygamber’in, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i çok sevdiğini ve bu sevgisini de açıkça ifade ettiğini kaynaklar nakletmektedir. Sık sık, Hz. Hasan’ı sağ yanına, Hz. Hüseyin’i de sol yanına alarak, onlarla birlikte namaz kılmış, namaz sırasında onların sırtına, omuzuna çıkmasına ses çıkarmamıştır. Selam verdikten sonra, onları kucağına alarak, öpüp koklamış; "Allah’ım! Ben bu ikiyi (Hasan ve Hüseyin’i) severim ve onları seven kimseyi de severim" buyurmuştur. Bir gün, Hz.Peygamber minberde hutbe okurken, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, düşe kalka mescide gelmişlerdir. Hz. Peygamber, konuşmasını yarıda keserek, aşağı inmiş, onları yanına oturtarak, konuşmasını kaldığı yerden sürdürmüştür. Ama ne acı ki, Peygamber çiçeği olan bu iki yiğit, fitne ve tefrikalara kurban edilerek şehit edilmişlerdir. Bununla birlikte, onların soyundan gelen seyyid ve şerîfler, Fâtıma ananın emânetleri olarak görülmüş, her zaman sevgi ve saygıya mazhar olmuşlardır.

Yunus Emre, gönlündeki Ehl-i Beyt sevgisini mısralara şu kelimelerle taşımıştır:

Şehîdlerin ser çeşmes
evliyanın bağrı başı,
Fatma ana gözü yaşı
Hasan ile Hüseyin’dir.

Hazret Ali babaları,
Muhammed’dir dedeleri,
Arşın iki gölgeleri
Hasan ile Hüseyin’dir.

Vîrânî Baba bir başka şiirinde ise yine Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’e olan sevgi ve bağlılığını şöyle dile getirmektedir:

Şehâdet vermişem ben Mustafâ’ya,
Gulâmım can u dilden Murtazâ’ya,
Ali evlâdının hak bendesiyem,
Muhibbem şah Hasan Hulk-i Rızâ’ya.

Alevî-Bektâşî geleneğinde Hazret-i Peygamber’in, ümmetinin selâmeti ve İslâm’ın evrensel değerlerinin devamı için Hazret-i Hüseyin’i kurban verdiğine inanılmaktadır. Bunun nedeni "Hazret-i Hüseyin zulme başkaldınp, adaleti temin etmek için Kûfe’ye yönelmeseydi İslâm bugünlere kadar ulaşamayacaktı" anlayışıdır. Herhangi bir nedenle kurban kesilirken (tığlanırken) okunan duada, Hazret-i Hüseyin’in ismi anılmaktadır. Bir kurban duası şöyledir: "Bismişâh Allah Allah. Tekbîr-i nida, fermân-ı Hüdâ, kurban-ı Muhammed Mustafâ, nûr-ı dîde-i Aliyye’l-Murtazâ, ciğerpâre-i Fâtımate’z-Zehrâ, can fedâ-yı şâh-ı Hüseyn-i Kerbelâ"

Sonuç olarak Hânedân-ı Ehl-i Beyt gönül sultanlarıdır. Onların Hazret-i Peygamber’in incelik, zerâfet, şefkat ve merhametini yansıtan hoş söz ve davranışları inanan ve inanmayan insanları derinden etkilemiş, pek çok insan İslâm’ın bu hoş meltemine kendisini bırakarak aşk ve şevk denizinde zevkli yolculuklara girişmiştir. Hesap ve kitaba gelmeyen, zaman ve mekâna sığmayan nice güzellikler Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisinin yaşandığı dönemlerde milletimizi ve insanlığı kuşatmıştır.

Hoca Ahmed Yesevî, Hacı Bektâş Velî, Seyyid Nesîmî, Yemînî, Hacı Bayram Velî, Mevlâna * Celâleddin-i Rûmî, Yunus Emre, Âşık Vîrânî ve Niyâzî Mısrî gibi Hak âşıkları bu gerçeği insanlara anlatmaya kendilerini adamışlar, bu mesleğe ömürlerini vermişlerdir. Onların Hak sözleri insanların gönül kilitlerini açmış, ulaştıkları coğrafyalarda kurtla kuzu kucaklaşmıştır. îmândan gümân ayrılmış, akıl tahtasından yapılan gemilerin yelkenleri aşk yeliyle dolunca, sulh ve sükûn sahillerine selâmet içerisinde ulaşılmıştır. Hayatlarının her anını Hakk’a doğru yürümekle geçiren Ehl-i Beyt nesli, cedlerinin dîni İslâm’ı yedi iklim dört kıtaya taşımışlar, vücûd şehirlerinin Ka’besi olan kalpleri kılıç kullanmadan fethetmişlerdir. Yazdıkları eserlerdeki aşk ve sevgiyi dile getiren cümleler, beyitler anlaşılmayı ve anlatılmayı beklemektedir.

Dipnotlar
Ahzâb. 33/33.
Tirmizî. Menâkıb, 3714.,
Tirmizî. Menâkıb, 3722.,
Taberânî, el-Mecmeu’1-Kebîr, no: 2630.
5 Bkz. Tirmizî, Menâkıb, 77, 3790.
Aşık Vîranî Divanı, s. 110.
Yemînî, Fazîletnâme, İsmail Ozmen, Alevî-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, c. II., ss. 52-100, s. 92.
Hoca Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet, haz. Hayati Bice, Ankara, 1993, T. D. V. Yayını, s. 56.
Hadîs olarak rivayet edilen bu metin hakkında yapılan tartışmalarla ilgili olarak bkz. el-Aclûnî, Keşfü’1-Hafâ, c. II., s. 363.,
Zülfikârnâme örneği için bkz. Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşîlik ve Alevîlik, cilt III., s. 257. ,
Âşık Vîranî Divanı, s. 84
Koca, Melâmî-Bektâşî Metaforunda İrşâd Paradigması Mürg-i Dil, s. 229.
Bkz. ibrahim Arslanoğlu, Yazarı Belli Olmayan Bir Fütüvvetnâme, Ankara, 1997, Kültür Bakanlığı Y,, s. 40.
Koca, a.g.e., s. 231.
Cenknâmeler hakkında bkz. İsmet Çetin, Türk Edebiyatında Hz. Ali Cenknâmeleri, Ankara, 1997, Kültür Bakanlığı Y
Bkz. Yemînî, Fazîletnâme, Veliyettin Ulusoy Özel Kütüphanesi.,
Hutbetü’l-Beyân ve Emirname, İmam Ali Buyruğu olarak bilinen eserin içinde bölümler halinde bulunmaktadır. Bkz. İmam Ali Buyruğu (Nehcü’l-Belâğa), haz. Abdûlbâki Gölpmarlı, İstanbul, 1972, Yeni Şark Maârif Kütüphanesi.
Bkz. el-Müttakîel-Hindî. Kenz’ül-Ummâl, c. VI, s. 219.
Bkz. en-Nihâye, "Betele" maddesi.
Meclisi, Bihârü’l-Envâr. c. 28, s. 37.
Bkz. el-Hindî, Kenzu 1-Ummâl, c. XIII, s. 648.
Yunus Emre Dîvânı, İstanbul, 1954. Maarif
18 19 20 21 22
Kitaphanesi. s. 274.
Âşık Vîranî Divanı, s. 31-32.

Reklamlar

Alevikutuphanesi hakkında

Neden Aleviyiz? Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz! Neden Aleviyiz? Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için, Serçeşmeden yoksun kalmamak için, Yoksul olmamak için Aleviyiz! Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ! ALEVİLİK inancımızdır

Ağustos 9, 2013 tarihinde KONULAR içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Ehli beyt muhabbeti.. için yorumlar kapalı.

Yorumlar kapalı.

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d blogcu bunu beğendi: